RIZIK, ADALET VE ŞİDDET
(Rezzâk – Âdil – Şedîd)
Bu metin, Kur’an’da sıkça birlikte anılan fakat modern okumalarda birbirinden koparılan üç alanı — rızık, adalet ve şiddet — yeniden yan yana getirmeyi amaçlar. Bu üçlü, Kur’an’da bir sistem oluşturmaz; aksine her sistemleşme girişimini kesintiye uğratan bir etik gerilim hattı üretir.
Kur’an, rızkı dağıtılacak bir hak, adaleti kurulacak bir düzen, şiddeti ise uygulanacak bir araç olarak sunmaz. Tam tersine, bu üç alanı sürekli olarak insanın talep, itiraz ve hüküm verme arzusunu askıya alan bir eşik olarak işler.
1. Rızık (Rezzâk): Hak Değil, AskıKur’an’da rızık, emek–karşılık ilişkisiyle kurulmaz.
“Allah dilediğine rızkı açar, dilediğinden kısar” ifadesi, keyfî bir dağıtım ilkesi değildir; insanın adalet talebini Tanrı’ya yöneltmesini engelleyen bir kırılma noktasıdır.
Rızık:
Bir hak değildir,
Talep edilebilir bir alacak değildir,
Hesaplanabilir bir dağıtım planı değildir.
Rızık, tam tersine, insanın şu cümleyi kurmasını askıya alır:
“Bunu hak ediyorum.”Bu askı noktası kritik bir işlev görür:
Adalet talebi Tanrı’ya yöneldiği anda, şiddet meşrulaşma riski kazanır. Kur’an, rızkı bu nedenle hesapsız olarak tanımlar. Hesap, insanın elinden alınır.
2. Adalet (Âdil): Eşitlik Değil, KesintiKur’an’da adalet, modern anlamda bir eşitlik ilkesi değildir.
Ne ekonomik bir model, ne de siyasal bir programdır.
Adalet (ʿadl):Paylaştırmaz,
Dengelemez,
Sistem kurmaz.
Adalet, Kur’an’da şiddetin gerekçelendirilmesini kesintiye uğratan bir ilke olarak çalışır. Bu nedenle adalet, sonuç üretmez; sınır üretir.
Kur’an’ın adaleti şunu yapar:
“Haklı olsan bile, hüküm vermekte acele etme.”Bu yüzden Kur’an’da adalet, çoğu zaman ertelemeyle, sabırla ve hükmün Allah’a bırakılmasıyla birlikte anılır. Adalet, insanın hüküm verme iştahını törpüler.
3. Şiddet (Şedîd): Yok Edilmeyen, Askıya AlınanKur’an, şiddeti bütünüyle ortadan kaldırmaz.
Şiddet (şedîd), Kur’an’da potansiyel olarak hep vardır.
Ancak bu şiddet:
Sürekli uygulanmaz,
Norm hâline getirilmez,
İnsan eliyle mutlaklaştırılmaz.
“Allah şedîd’ül-ikabtır” ifadesi, insanın şiddet yetkisini kendine mal etmesini engelleyen bir ifadedir. Şiddet Tanrı’ya nispet edildiği ölçüde, insanın elinden çekilir.
Bu nedenle Kur’an’da şiddet:
Bir yönetim aracı değil,
Bir etik uyarıdır.
Mülk – Emlâk – Mâlik – Melik(Sahiplikten Hükümranlığa)Kur’an’da mülk, modern anlamda bir özel mülkiyet rejimi değildir.
Mülk: Geçici tasarruf alanı
Emlâk: Elden çıkabilir olan
Mâlik: Sahip olduğunu sanan
Melik: Hükmü elinde tutan
Kur’an, insanı mâlik olarak tanımlar; melik olarak değil.
Bu ayrım kritiktir: İnsan sahip olabilir, ama hüküm veremez.
“Allah mülkün sahibidir” ifadesi, mülkiyeti kutsallaştırmaz; tam tersine insanı mutlak sahiplik iddiasından mahrum bırakır.
Sistem Değil, AskıRızık, adalet ve şiddet; Kur’an’da bir ekonomik-siyasal düzen kurmaz.
Kur’an’ın yaptığı şey şudur:
İnsan, elindeki farkı
hak,
elindeki gücü
adalet,
elindeki şiddeti
meşruiyet saymasın diye
her birini askıya alır.Bu nedenle Kur’an, bir düzen kitabı değil;
düzen kurma arzusunu sürekli bozan bir metindir.
Ertuğrul Tulpar26 - Ocak - 2026