İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Berk Zafer Yıldırım

Sayfa: [1]
1
Güvenlik benim için kapıyı açıyor.

Karşımda uzun bir koridor. Bu koridoru ilk defa görüyorum. Uçsuz bucaksız görünüyor. Hiç bir şey düşünmeden yürümeye başlıyorum. Saatler geçiyor fakat koridor bitmiyor, yürüdükçe yürüyorum. Ayaklarım ağrımaya, topuklarım acımaya başlıyor. Kırık parkelerden birine takılıp düşüyorum. Tavandaki ışıklar gözlerimi kamaştırıyor. O anda kendimi kaybediyor ve derin bir uykuya dalıyorum.

Gözlerimi açıyorum. Güvenlik bana kapıyı tekrar açıyor.

Karşımda uzun bir koridor. Bu koridor bir yerlerden tanıdık geliyor. Tereddütle yürümeye başlıyorum. Ayaklarımın ne zaman ağrımaya başlayacağını biliyor, yürüdükçe yürüyorum. Bu sefer kırılan parkelere basmıyorum. Biraz daha yürüdükten sonra çok yoruluyor ve bir kapıya yaslanıyorum, açılıveriyor. Büyük bir gürültüyle yere düşüyorum ama bu sefer kapının koluna tutunuyor ve kendimi kaybetmiyorum. Hızla başladığım yere dönüyorum.

Kapı hâlâ açık. Güvenlik buruk bir gülümsemeyle bana bakıyor.

Karşımda uzun bir koridor. Bu koridoru tanıyorum. Heyecanla yürümeye başlıyorum. Ayaklarım ağrımaya başlamadan biraz dinleniyor, yola öyle devam ediyorum. Yürüdükçe yürüyorum. Bu sefer durup soluk almam gerektiğinde bir kapıya değil, sağlam bir duvara yaslanıyorum, iyi hissettiriyor. Yine de tembelliğe vakit yok, zira önümde uzun bir koridor var. Yürümeye devam ediyorum. Biraz etrafı inceleme fırsatı buluyor, duvarlardaki resimlere göz gezdiriyorum. Güzellikleri gözlerimi kamaştırıyor, onlardan başka yere bakamıyorum. Koridorun sonu gözüküyor ama ben artık bu koridorda ne yaptığımı ve asıl amacımın ne olduğunu unutuyorum. Bakakaldığım tablolardan birinin önüne çömeliyor ve onu hayranlıkla izlemeye devam ediyorum. Tablo aniden yere düşüp paramparça oluyor. Kırıkları toplayayım derken ellerim kesiliyor. Yere damla damla akan kanların kokusu başımı döndürüyor, midemi bulandırıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ayağa kalkıyor ve amaçsızca koşmaya başlıyorum. Cam kırıkları her yerime batıyor, bitap düşmüş dizlerim çözülmeye başlıyor. Bir o yana, bir bu yana savruluyorum. Daha önce kapısına tutunduğum odaya dalıyor ve yardım istiyorum, kimse beni duymuyor. Odadan çıkıp yürümeye başladığım tarafa bakıyorum. Güvenliği ve kapıyı görüyorum.

Karşımda uzun bir koridor. Sonunu, daha doğrusu başını görüyorum çünkü artık ters yöne doğru gidiyorum. Kapı hâlâ açık, güvenlik göz yaşları içinde bana bakıyor, sanki yardım etmek istiyor. Gülümsüyorum ve ona doğru koşmaya başlıyorum. Koştukça koşuyorum. Ayaklarımdan akan kanları ya da yorgunluğumu hiç ama hiç umursamıyorum. Artık ne yapmak istediğimi biliyorum. Güvenliğe yaklaşıyorum, aramızda yalnızca birkaç adım var ve ben, ona doğru gidiyorum.

Kapı kapanıyor. Güvenlik kapıyı kapatıyor.

Karşımda kapalı bir kapı. Bu kapıyı unutmak istiyorum. Ona sırtımı çeviriyor ve ileriye bakıyorum.

Karşımda uzun bir koridor.

2
Basamakların üzerinden gelen bir ses
Bir çığlık, sevinç dolu ve heyecan.
Bir haykırış, mutluluğun, enerjinin sembolü
Işıkların üzerinden duyduğum bir ses
Önce dört duvar arasında yükseliyor
Sonra yavaş yavaş merdivenleri iniyor
Odama girdikten sonra dahî durmak bilmiyor
Sinsice kalbime yakın, göğsüme saplanıyor.
Derinlerden, yürekten gelen bir ses
ve o anda
Biri diğerine bakarken gülümsüyor
Kimisi diğerini kolları arasına alıyor
Bazısı ise üzgün, fakat tesellisiz kalmıyor
Bu muhakkak benden gelmeyen bir ses
Bilmediğim, duysam da benimseyemediğim bir ses
Bu sesi hissetmek istiyorum.
Yatağımdan kalkıyor ve gidiyorum.
İnsandan doğan ve insana dokunan o sese
Sana doğru geliyorum.

3
Terapiye gittiğim son seferde eşcinsel ilişkinin ucundan döndüğüm bir arkadaşlığımı masaya yatırdık. Neler konuştuğumuza bir göz atalım.

Birbirimize sarılmayla başlayan bu arkadaşlık kucak kucağa oturmaya ve öpüşmeye kadar gitmişti. Öpüşmenin üzerine birbirimizin özel bölgelerine dokunmak da eklendi ve artık birinin buna dur demesi gerekiyordu.
Öyle de yaptım.
Ona bu ilişkiyi bitirmek ya da en azından aramızdaki samimiyeti minimuma indirmek istediğimi söyledim. Aklımca artık ondan tiksiniyordum ve onunla olan ilişkimi bitirdiğimde hem onu cezalandıracak hem de kendimi kurtaracaktım.
Fakat terapide bunları konuştuğumuzda çok daha farklı bir senaryoyla karşılaştım.
Çoktan kendine yeni bir kurban arayan bilinçaltımın benimle aynı fikirde olmadığını fark ettim.
Onu cezalandırıp kendimi kurtardığımı zannettiğim benim içimden şöyle bir haykırış yükseliyordu ona karşı: “Kaç kurtar kendini, artık özgürsün. Bu hikayenin yaratıcısı benim ve yaşananların müsebbibi de benim. Şimdi git ve mutlu ol, güzel dostlar edin. Ben ise aynı döngüyü yaşamaya devam edecek ve her bir ilişkimde biraz daha yıpranarak çökmeye kadar gideceğim.”

Bu sesi ilk duyduğumda neye uğradığımı şaşırmış ve bir yandan da kendimi nasıl kandırdığıma inanamamıştım. Bilinçaltım bir yandan haklıydı da, bu yaşananların sebebi gerçekten bendim. Hatalıydım.
Fakat hatalı olmak ve suçlu olmak arasındaki ince ayrımı görmek gerekir. Kendini suçlayan birey gelişim gösteremez ve ızdırap çekmekten başka bir şey yapamaz fakat hatalı olan bu hatalardan ders çıkararak yoluna çok daha güçlü ve bilinçli bir benlikle devam eder.

Şükür ki hatasını fark eden ben de bunu tekrarlamamak için elimden geleni yapmaya karar verdim. Ama nasıl?

İlk aşama: Bu hatayı neden yaptım?
Aslında bu soru pratikte karşılığı olmadığından ve düşünsel boyutta kaldığından zihnimi zorlasa dahi bedenen beni yormayacak ve bu özelliğiyle başa çıkması bir nebze daha kolay.
Eşcinsellik bir aile hastalığıdır, diyor Hüseyin Kaçın. Sahip olduğum aile beni ne kadar sevse de bunu doğru aktarmadığından veyahut aktaramadığından sevmenin ne demek olduğunu kavrayamayıp annesini rol model alarak anaç bir karakter inşa eden ve hayatında aktif bir baba figürü bulunmayan ben, bu özellikleri erkeklerle olan ilişkilerimde de ortaya koydum ve her birinde ipin ucunu kaçırdım.

İkinci aşama: Bu hatadan ne ders çıkarırım?
İlk aşamada verdiğim cevap aslında bu soruyu da yanıtsız bırakmıyor. Çıkarmam gereken ders şu: Anaç davranmamak ve bunun ışığında sağlıklı ilişkiler kurmak beni iyileştirecek. Çünkü anaç yapıyı kullanarak karşımdakini ayartmanın bana hüzünden ve acıdan başka bir getirisi yok.

Üçüncü Aşama: Şimdi ne olacak, ne yapacağım?
Bu soru biraz daha çetrefilli olsa bile hatayı fark etmekle cevabı neredeyse verilmiş oluyor. Bu yüzden bunu da cevaplayabiliriz. Şu andan itibaren kendimi suçlamayacak ve hatalı olduğumun bilinciyle yeni arkadaşlıklar kuracağım. Bu arkadaşlıklarda anaç tarafımın ortaya çıkmaması için gerekeni yapacak ve bir o kadar da eril yönümü güçlendireceğim. Arada iniş çıkışların olabileceğini göz ardı etmeyecek ve hayatıma bu şekilde devam edeceğim. Tıpkı olması gerektiği gibi.

Oluşturduğum bu kurtuluş planının ne kadar işe yarayacağını veya sürdürülebilir olduğunu kestiremesem de kontrol bana geçtiğinden ve artık oyunun kurallarını koyan taraf olduğumdan kendime güveniyor ve bunları yaşayarak doğruyu görebildiğim için şükrediyorum.

Yine de bilinçaltımı görmezden gelip sesini bastırarak hakikati görmeme engel olan her kimse ona da kızdığımı söylemeden edemiyorum. Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz yahu!

4
Ben bir erkeğim.

En azından dışarıdan öyle gözüküyor. Bunu söylerken farklı bir cinsiyette hissettiğimi falan kast etmiyorum. Yalnızca ben, kendimi erkeklerle aynı kefeye koyamıyorum.

Erkekler hayatıma girer, beni severler. Bana sarılmak ve beni öpmek için can atarlar.

Bir erkek neden başka bir erkeği öpmek ister?

Bunu onlara soramam çünkü bu soruyu duymak onların ilişkiyi anında kesmesi anlamına gelebilir. Bu yüzden susarım.

Erkekler hayatıma girer, bana iyelik ekleriyle dolup taşan hitaplarla seslenirler.

Bir erkek niye başka bir erkeği sahiplenmek ister?

Bunu onlara soramam çünkü erkekler iş duygulara geldiğinde ürkektirler ve bu soru afallamalarına veya araya mesafe koymak istemelerine neden olabilir. Bu yüzden susarım.

Erkekler hayatıma girer, beni diğer erkeklerden kıskanır ve onlarla paylaşmak istemezler.

Bir erkek niye bir diğerini başkalarından kıskanır?

Bunu onlara soramam çünkü kıskançlığın bir erkekle olan ilişkilerinde de ortaya çıkması onların akıllarını kaçırmalarına sebep olabilir. Bu yüzden susarım.

Erkekler hayatıma girer, beni mutlu eder ve beni hiç bırakmayacaklarına dair sözler verirler. Onların böyle davrandığını görünce ben de karşılık veririm. Kalbimdeki sevgiyi tümüyle onlara yönlendirir hatta hayatımı onları merkeze alarak şekillendiririm.

Sonra bir şey olur. Bir şeyler değişir.

Erkekler, bir başka erkekten duygusal bir yanıt aldıklarında arıza sensörlerini açık konuma getirirler. Ne yapacaklarını şaşırır ve anlaşılmaz bir buhrana sürüklenirler.

Öncesinde heyecanla hayatıma giren erkekler bu krizle karşı karşıya kaldıklarında aniden çekip giderler.

Erkekler hayatımdan çıkar, beni yarı yolda bırakır ve hazin düşüncelere mahkûm ederler. Bir gece kendimi onların fotoğraflarına bakarken veya anılarımızı zihnimde canlandırırken bulurum. Kendileri ise hiçbir şey olmamış gibi yola devam ederler.

Bir erkek neden başka bir erkeği yüzüstü bırakır?

Bunu onlara soramam. Çünkü bu soru, varoluşsal bir sorgunun kapısını aralar.

Erkekler, hayır! Onlar bunu kaldıramazlar.

Bense kaldırabilirim.

Ve ben bir erkeğim.

5
Anaokuluna başlayana kadar dünyayı göremedim. Gözlerim epey bozuktu ve ailemin bundan haberi yoktu. Belki de erkekler ile kızların birbirlerinin aynısı hatta aynı cinsel organlara sahip olduklarını düşünmemin sebebi de buydu. 6 yaşındayken ilk gözlüklerimi taktım ve etrafı tüm ayrıntılarıyla görmeye başladım.

Anaokuluma dair pek fazla anım yok, ama orada dahi bir erkekle oynadığımı hiç hatırlamıyorum. Yemeğini ilk yiyen parka erken çıkarılırdı. Ben de yemeğimi hep herkesten önce bitirir ve sessizliğin içinde herkesin kapmak için uğraştığı salıncağı kapar, düşüncelere dalardım. O küçücük halimle dahi düşünürdüm. Zannediyorum ki futbola ve içerisinde top barındıran oyunlara antipatim de anaokulumdaki parkın kaydırağından tam kayacakken kafama gelen futbol topunun gözlüğümün yüzümden düşüp parçalara ayrılmasına neden olmasıyla başladı. Gözlüğün birkaç parça halinde ve trajikomik şekilde kaydıraktan kayışı hala aklımda.

Anaokulundan mezun olurken öğretmenimiz bir gösteri yapacağımızı söyledi ve uzun boylu olmam sebebiyle beni dans gösterisi için değil de asker gösterisi için seçti. Annem benim için bir asker kıyafeti dahî almıştı ama bunu o kadar istemiyordum ki annemle konuştum ve beni dans ekibine aldılar. O zaman bu tercihi yaparken çok garip duygular hissetmiş, belki de pişmanlık duymuştum. Yine de etkinlik gününde Gökçe-Tuttu Fırlattı eşliğinde harika bir dans sergilediğimi hatırlıyorum.

İlkokula gelince... Erkeklere karşı büyük bir imtina ile başladım. Ne gariptir ki benim de bir erkek olduğum hiç aklıma gelmezdi. O küçücük yaşımda “Küfür kötüdür, erkek küfür eder, o halde erkek de kötüdür.” şeklindeki felsefi yöntemimle kendimi tamamen kızlara yönelttim. Herkesin deyişine göre erkek güzeli ve yakışıklı olduğumdan olacak ki kızlarla samimiyet kurmak zor olmuyordu. Erkeklerden uzak durmadan sonra gelen en önemli kuralım uslu olmaktı. Sınıfta birileri bir kabahat işediğinde en çok ben başımı öne eğer ve onların yerine utanırdım. Öğretmenim “Bakın, şu beyefendi çocuk bile sizin yüzünüzden nasıl utanıyor.” dediğinde hissettiğim tatminlik duygusu tarif edilemezdi. İlkokul yılları da böyle geçti.

Ortaokula kadar babamla iyi anlaşırdık ama pek yakın olduğumuz söylenemezdi. Annemse benim her şeyimdi. Bir düğünde onun yanında olmalıydım, babama ve diğerlerine karşı onu savunmalıydım. Bir yere giderken onu takip etmeli ve kurallarını harfiyen uygulamalıydım; abimler her gta oyununu açtığında anneme “Abimler silahlı oyun oynuyor.” diye bağırmamın sebebi de buydu. Belki de onları kıskanıyordum, çünkü o silahlı oyunlardan birine annemin yandaşı olan beni çağırmaya cesaret ve tenezzül edebilen kimse yoktu.

O zamanlardan aklımda kalan bir anıyı paylaşacağım. Herhangi bir günün herhangi bir vaktinde sinsice evin giriş katına iniyorum. Hedefime kitlenmiş şekilde terlik dolabını açıyor ve annemin kıpkırmızı topuklu ayakkabılarına uzanıyorum. Sanatçı kişiliğimden ötürü sahip olduğum ince parmaklarımı ve işçiliğimi kullanarak ayakkabıların içine sokulmuş ve ayakkabının beklediği yerde bozulmasını engelleyen aparatları bozmadan çıkarıyorum. Kalkıyor ve ayaklarımı bir bir ayakkabılara sokuyorum. Gelin görün ki normalde her şeyi düşünen benin aklına o anda bunu neden yaptığını sorgulamak gelmiyor veya geliyorsa da bir şey bunu baskılıyor. Ayakkabıları giydikten sonra yaşadığım heyecan ve biri gelip beni görecek korkusu çok farklı hissettiriyor. Tak tuk sesler çıkararak bir sağa bir sola yürüyorum ve hevesimi alamasam bile -ah bu huyum- mükemmeliyetçiliğim ve müthiş temkinliliğimden dolayı ayakkabıları özenle ilk aldığım hallerine getiriyor ve yerlerine yerleştiriyorum. Yanlış hatırlamıyorsam bir keresinde ayakkabının desteğini kırmış ve onun yerine peçeteler sokmuştum, annem bunu fark etmemiş olamaz. Ama nedense hiç ayakkabıları kim bu hale getirdi diye sormadı, belki de almaktan korktuğu cevaplar vardı.

Ortaokul benim için daha durgundu. Kendimde garip bulduğum tek özelliğim hepsi erkek olan kankalarımın sürekli yanaklarını sıkmak, bundan pek keyif almaktı. Korona virüs çıktığında arkadaşımın ona dokunmamı istemediğini söylemesiyle afallamıştım. Sahi ben neden milleti annemin bizi sevdiği gibi sevme arzusu duyuyordum?

Ortaokulun sonunda dershaneye yazıldım. Erkek model fotoğraflarına bakmaya başladığım dönemdi bu aynı zamanda. O anlarda kendimi suç işliyormuş gibi hissederdim ve ayaklarım tir tir titrerdi. Bir yandan erkeklere ilgi duyarken bir yandan da bir kızdan hoşlandım. Gün geçtikçe çok yakın arkadaş olduk ve her şeyimizi birbirimizle paylaştık ama onun beni arkadaş olarak gördüğünü söylemesi ve çok kavga etmemiz sebebiyle bu hikaye sonlanmış oldu, liseyi kazandım ve hayatımda yepyeni bir dönem başladı.

Artık baktığım modellerin iç çamaşırları görünürden kalkmaya başlıyordu. Önce elimi cinsel organlarını gizlemek için üzerine koyarak baktığım erkekler, daha sonra kısa olmasından ötürü daha az suçlu hissettiren homoseksüel porno gifleri, bir yerlerde bunun yaşandığını hissettirdiğinden oldukça tetikleyici olan gay sex hikayeleri ve daha nicelerinin tarafımca tüketimi gittikçe artıyordu. Bu böyle devam ederken yeni arkadaşlar edindim. Bir kankam oldu ve sonra yanına bir diğeri eklendi. İlkini yavaş yavaş ihmal etmeye başladım. Hazırlık sınıfının sonunda yurt dışına gitmesiyle bağlarımız tamamıyla koptu ve ikinciyle olan yakınlığım gittikçe arttı. Yazın sonuna doğru ikinciyle birbirimize sürekli sarılmaya ve birbirimizi dudaklarımız dışındaki kafa bölümlerinden öpmeye başlamıştık. Ona her dokunduğumda cinsel organım sertleşiyor, sarıldığımız anda iç çamaşırıma meni bulaşıyordu. Bunu her hissettiğimde ve tuvalette gördüğümde yaşadığım üzüntü, çaresizlik ve suçluluk tarif edilemezdi. Hazırlık sınıfı bitti ve dokuzuncu sınıfın başında ikinci, artık birbirimize temas etmememiz gerektiğini söyledi. Bunu kabullenemedim ve bir süre sonra beni derinden yaralayan kavgalarla arkadaşlığımız bitti. Son mesajlarında bana dışlanmayı hak ettiğimi ve çekilmez olduğumu söylemişti. Onu o kadar seviyordum ki bunun doğru olduğunu sandım ve gerçekten dışlanan bir çocuk profiline büründüm. Kimseyle konuşmuyor ve yalnız takılıyordum. İkincinin olduğu tarafa kafamı dahi çeviremiyordum. Çok zor bir dönemdi, her gün ağlıyor, eski fotoğraflara ve mesajlara bakıyordum. Terapi sürecim de bu dönemde başladı.

Sonradan üçüncü geldi ve benimle muhabbetler kurdu. Değerli olduğumu hissettim. Sınıflar birleştirildi, iki yeni dostla daha tanıştım. Sınav döneminde daha önce sattığım birinciyle sosyalleştim ve ona ikinciyle olanları anlattım. Bu yeni bir arkadaşlık serüvenini yeşerten ilk adımdı. Her geçen gün birinciyle ikincide de olduğu gibi yakınlaşmaya başladık. Öpmeye kadar gitmese dahi sarılarak film izliyor, çok sırnaşık davranıyorduk. Ben de bir yandan erekte olmaya devam ediyordum, pornografi izlemeyi epey arttırmıştım ve terapistim de değişmişti. O zamanki tecrübesiz terapistim 10. Sınıfın başında bana birinciyle olan bu yakın ilişkimi bitirmemin sağlıklı olacağını söyledi ve ben de öyle yaptım. Kavga gürültü olmadan vedalaştık ve bu hikaye de böyle bitmiş oldu. Terapistime güvenerek bu arkadaşlığı bitirmiştim ama hoşlandığım bir erkekle olan ilişkimi bitirmemin çok ama çok yanlış olduğunu ve aslında doğru olanın bu kişiyle olan dostluğu güçlendirmek ve üzerine gitmek olduğunu ne yazık ki çok sonradan anlayacaktım.

Artık yalnızca en son edindiğim iki dostum vardı hayatımda. Onlarla kardeş gibi olduk ve birlikte çok keyifli vakitler geçirdik. 10. Sınıf bu şekilde geçip gitti. Bir süre terapilere devam ettim. Farklı bir terapiste daha gittim ve toplamda 3 kişiyle görüşmüş oldum ama hiçbirinden kalıcı bir fayda sağlayamadım. 11. sınıfın sonunda Hüseyin hocayı bulduk ve hayatımda yepyeni bir dönemin kapısı aralandı: iyileşme dönemi.

Sayfa: [1]