Gönderen Konu: Bağımlı Olan Yalnız Kişi Değildir; Bazen Ailenin Kendisi de Çözülmektedir  (Okunma sayısı 35 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 93
    • Profili Görüntüle
Bağımlı Olan Yalnız Kişi Değildir; Bazen Ailenin Kendisi de Çözülmektedir
◆ ◆ ◆

Uyuşturucu bağımlılığına çoğu zaman yanlış yerden bakılır. Kimi onu sadece bireyin irade zaafı sayar; kimi de meseleyi yalnızca kimyasal bir hastalık gibi ele alır. Oysa gerçek tablo daha karışıktır. Bağımlılık, tek bir bedende görünen ama çoğu zaman bir ilişkinin, bir ev ikliminin, bir aile geriliminin içinden büyüyen düğümdür. Maddeyi kullanan kişi birdir; fakat o maddenin etrafında bozulan şey çoğu zaman bütün ailedir.

Bazı ailelerde bağımlı birey, yalnızca “sorun çıkaran kişi” değildir. O, ailenin konuşamadığı şeylerin dili, bastırdığı öfkenin taşıyıcısı, gizlediği utancın açık yarası haline gelir. Evde yıllarca biriken gerilim, sevgisizlik, tutarsızlık, sınır erozyonu, korku ve çaresizlik bazen tek bir kişi üzerinden patlak verir. Böylece aile, kendi içindeki yarığı görmek yerine bütün meseleyi “o çocuk bozuldu”, “o adam mahvoldu”, “o kadın yoldan çıktı” diye tek kişiye yükler. Oysa bazen bağımlı kişi sadece düşen değildir; aynı zamanda ailenin çöken yapısını üzerinde taşıyandır.

Burada ince bir ayrım vardır. Elbette her bağımlılık doğrudan aile suçudur denemez. Bu kadar kolay bir hüküm doğru olmaz. Genetik yatkınlık vardır, travma vardır, çevre vardır, yoksulluk vardır, yanlış arkadaşlıklar vardır, maddeye erişim kolaylığı vardır. Fakat bütün bunlar arasında aile, çoğu zaman ilk huduttur. O hudut zayıfsa, çocuk sevgiyi güven olarak değil; belirsizlik, korku ya da ihmal olarak yaşamışsa, ev dediğimiz yer sığınak olmaktan çıkıp gerilim alanına dönüşmüşse, bağımlılık yalnızca dışarıdan gelen bir zehir değil; içeride çoktan kurulmuş çözülmenin dışavurumu haline gelir.

Bağımlı ailelerde sık görülen şey, yalnızca acı değil; bozuk merhamettir. Anne kurtarmaya çalışır, baba saklamaya çalışır, kardeş utanır, eş katlanır, herkes “idare edelim” der. Ama tam da bu idare etme biçimi hastalığı besler. Borç kapatılır, yalan örtülür, kriz normalleştirilir, rezalet gizlenir. Aile bunu sevgi sanır; oysa çoğu zaman bu, sevginin hudutsuzlaşmış ve çürümüş biçimidir. Merhamet sınırla birleşmediğinde, şefkat tedavi değil, çöküşe ortaklık üretir.

Bağımlılığın olduğu evlerde roller de bozulur. Baba baba gibi duramaz, anne anne gibi kalamaz, çocuk çocuk olmaktan çıkar. Kimi evde çocuk ebeveynleşir; kimi evde ebeveyn çocuklaşır. Biri sürekli kurtaran olur, biri sürekli yutan, biri susan, biri patlayan, biri de herkesin yükünü sırtlanan görünmez hamal. Böylece aile dediğimiz yapı, üyelerini taşıyan bir düzen olmaktan çıkar; herkesin birbirinin krizine gömüldüğü bir bataklığa döner. Artık ev, barınak değil; gerilimin mekânıdır.

En yıkıcı şeylerden biri de inkârdır. Çünkü bağımlılık çoğu zaman önce bedeni değil, hakikati tahrip eder. Aile gerçeği görmek istemez. “Aslında kötü çocuk değil”, “isterse bırakır”, “bir dönem geçiyor”, “bizim yüzümüzden değil”, “rezil olmayalım” gibi cümleler, gerçeğin üstüne çekilmiş örtülerdir. Fakat unutulmamalıdır: Hakikatin üzerini örten her aile, bir süre sonra bağımlının değil, bağımlılığın ailesi haline gelir.

Psikodinamik açıdan mesele daha da derindir. Çünkü bazı bağımlılar gerçekten de ailenin bastırdığı çatışmanın belirtisi gibi iş görür. Evde kimsenin dillendiremediği öfke, değersizlik, kırgınlık, reddedilmişlik, hatta kuşaklar arası aktarılmış aşağılanma duygusu, bir kişide semptom haline gelebilir. O kişi maddeye gider; ama aslında oraya yalnız gitmez. Evdeki suskunluk, bastırılmış saldırganlık, sevgi açlığı ve tanınmama hissi de onunla gider. Madde bazen keyif için değil; içteki dağılmayı tutmak için, ruhsal gürültüyü susturmak için, eksiklik duygusunu uyuşturmak için kullanılır.

Tam da burada şunu söylemek gerekir: bağımlı kişi çoğu zaman “ahlâksız” değildir; ama çoğu zaman hudutsuzdur. Ve hudutsuzluk, yalnız onun kişisel kusuru değil, çoğu kez aile yapısının dağılmış olmasının sonucudur. Çocuk, sınırı sevgiyle öğrenememişse; yasak ile nefret, ilgi ile kontrol, şefkat ile tahakküm birbirine karışmışsa, sonra hayatta önüne çıkan ilk sahte sığınak olan maddeye tutunması şaşırtıcı değildir. Çünkü madde, kısa süreli bir sahte tutrak sunar: acıyı susturur, boşluğu örter, kaygıyı bastırır. Ama bedeli ağırdır; özneyi ayakta tutmaz, tersine içeriden çözer.

Yine de bütün mesele karanlık değildir. Çünkü aile yalnızca bağımlılığı üreten yer değil, bazen iyileşmenin de başladığı yerdir. Fakat bunun için aile önce kendine yalan söylemeyi bırakmalıdır. Kurtarmak ile kolaylaştırmak arasındaki fark görülmelidir. Sevgi ile gevşeklik, merhamet ile suç ortaklığı, destek ile teslimiyet ayrılmalıdır. Aile yeniden hudut kurmayı öğrenmeden bağımlılık döngüsü kolay kolay kırılmaz. Çünkü bazı durumlarda tedavi, önce bağımlının değil ailenin gerçekle tanışmasıyla başlar.

Sonuç olarak uyuşturucu bağımlılığı, tek kişinin düştüğü bir kuyu değildir. Bazen o kuyu çok önceden aile içinde kazılmıştır. Maddeyi kullanan kişi sadece ilk görünen çöküştür. Bu yüzden meseleyi sadece bireye yüklemek de, bütünüyle aileye yıkmak da yanlıştır. Doğru olan şudur: bağımlılık, biyolojik, ruhsal ve toplumsal bir bozukluktur; ama aile, bu bozukluğun ya çoğaldığı ya da durdurulduğu ana eşiktir. Hudut çökerse madde içeri girer. Hakikat bastırılırsa bağımlılık kök salar. Aile gerçeğe döner, sınır koyar, inkârı bırakır ve sahte merhameti terk ederse, bazen çöküşün içinden bile bir çıkış yolu açılabilir.

◆ ◆ ◆

Ertuğrul Tulpar
29 Nisan 2026
« Son Düzenleme: 29 Nisan 2026, 10:08:39 ös Gönderen: Ertugrul Tulpar »