Gönderen Konu: Gökkuşağı Masum Değildir  (Okunma sayısı 608 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 93
    • Profili Görüntüle
Gökkuşağı Masum Değildir
« : 24 Nisan 2026, 01:25:58 öö »
Gökkuşağı masum değildir.
İnsan göğe bakıp renklerin açılışını görür ve buna güzellik der. Oysa güzellik dediğimiz şey, çoğu zaman varlığın yarılmış hâlinin parıltısıdır. Gökkuşağı, toplu ve sessiz bir birliğin değil; ayrışmış, sınır kazanmış, birbirinden koparak belirlenmiş çokluğun görünür oluşudur. Her renk, ötekinden ayrıldığı ölçüde kendisi olur. Demek ki orada estetik bir şenlik yoktur; farkın ilk yarığı, sınırın ilk çizgisi, başkalığın ilk hükmü vardır. Gökkuşağı bu yüzden masum renkler topluluğu değildir; ayrılığın gözle görülür hale gelmiş biçimidir.

Ve ayrılık varsa, kötülüğün imkânı da vardır.
Çünkü kötülük önce kan dökmek, yıkmak, ezmek olarak başlamaz. Kötülükten önce mesafe vardır. Mesafeden önce fark vardır. Farkın olduğu yerde “ben” ile “öteki”, “yakın” ile “uzak”, “bende olan” ile “bende olmayan” ayrımı doğar. İşte haset, mahrumiyet, özlem, dışlama, kayıp ve çatışma bu sahada mümkün olur. Birlikte bunlar yoktur; çünkü birlikte henüz ayrışmış kaderler yoktur. Ama çokluk açıldığında her renk kendi hududuna çekilir. İşte o hudut, hem varoluşun şartı hem yaranın başlangıcıdır. Gökkuşağı bu anlamda kötülüğün kendisi değil; kötülüğün nefes alabildiği ontolojik iklimdir.

İnsan bu hakikati görmek istemez; çünkü gökkuşağını sevmek daha kolaydır.
Renge bakar, yarığı unutmak ister. Çoğulluğu kutlar, onun bedelini konuşmaz. Oysa her belirlenim bir eksilmedir. Kırmızı kırmızıysa, başka renk olmadığı için değil; başka renk olmadığı halde kendini onlardan ayırmak zorunda olduğu için kırmızıdır. Kimlik dediğimiz her şey, bir vazgeçiş ve dışlama mantığı taşır. İşte kötülüğün metafizik tohumu burada yatar: ayrışmak zorunda olanın, aynı anda mahrum kalmak zorunda olması. İnsan dünyasında da böyledir. Sevgi varsa kayıp vardır. Yakınlık varsa ayrılık acısı vardır. Adalet varsa çatışan talepler vardır. Varlık açıldığında yalnız imkân değil, yara da açılır.

Bu yüzden gökkuşağına çocukça bakmamak gerekir.
O, göğün neşesi değil; varoluşun trajik bildirgesidir. Bize şunu söyler: çokluk güzeldir, ama güvenli değildir; fark zengindir, ama masum değildir; beliriş parlaktır, ama aynı anda kırılgandır. Gökkuşağı, kötülüğün kaba simgesi değil; kötülüğün de içinden çıktığı ayrışmış varoluşun zarif ama acımasız nişanesidir. İnsan o renkleri seyrederken aslında kendi kaderini seyreder: birlikten çıkmış, sınıra mahkûm olmuş, başkasıyla karşılaşmadan yaşayamayacak ama başkasıyla karşılaşınca da yaralanmadan kalamayacak bir varlığın kaderini. Gökkuşağı bu yüzden sevimli bir tabiat olayı değil; ontolojik gerilimin gökte yazılmış halidir.
« Son Düzenleme: 24 Nisan 2026, 01:54:23 öö Gönderen: Ertugrul Tulpar »