Gönderen Konu: Kaçınılmaz Bir Hata ve Suçluluk Üzerine  (Okunma sayısı 43 defa)

Berk Zafer Yıldırım

  • Newbie
  • *
  • İleti: 5
    • Profili Görüntüle
Kaçınılmaz Bir Hata ve Suçluluk Üzerine
« : 20 Şubat 2026, 10:57:47 ös »
Terapiye gittiğim son seferde eşcinsel ilişkinin ucundan döndüğüm bir arkadaşlığımı masaya yatırdık. Neler konuştuğumuza bir göz atalım.

Birbirimize sarılmayla başlayan bu arkadaşlık kucak kucağa oturmaya ve öpüşmeye kadar gitmişti. Öpüşmenin üzerine birbirimizin özel bölgelerine dokunmak da eklendi ve artık birinin buna dur demesi gerekiyordu.
Öyle de yaptım.
Ona bu ilişkiyi bitirmek ya da en azından aramızdaki samimiyeti minimuma indirmek istediğimi söyledim. Aklımca artık ondan tiksiniyordum ve onunla olan ilişkimi bitirdiğimde hem onu cezalandıracak hem de kendimi kurtaracaktım.
Fakat terapide bunları konuştuğumuzda çok daha farklı bir senaryoyla karşılaştım.
Çoktan kendine yeni bir kurban arayan bilinçaltımın benimle aynı fikirde olmadığını fark ettim.
Onu cezalandırıp kendimi kurtardığımı zannettiğim benim içimden şöyle bir haykırış yükseliyordu ona karşı: “Kaç kurtar kendini, artık özgürsün. Bu hikayenin yaratıcısı benim ve yaşananların müsebbibi de benim. Şimdi git ve mutlu ol, güzel dostlar edin. Ben ise aynı döngüyü yaşamaya devam edecek ve her bir ilişkimde biraz daha yıpranarak çökmeye kadar gideceğim.”

Bu sesi ilk duyduğumda neye uğradığımı şaşırmış ve bir yandan da kendimi nasıl kandırdığıma inanamamıştım. Bilinçaltım bir yandan haklıydı da, bu yaşananların sebebi gerçekten bendim. Hatalıydım.
Fakat hatalı olmak ve suçlu olmak arasındaki ince ayrımı görmek gerekir. Kendini suçlayan birey gelişim gösteremez ve ızdırap çekmekten başka bir şey yapamaz fakat hatalı olan bu hatalardan ders çıkararak yoluna çok daha güçlü ve bilinçli bir benlikle devam eder.

Şükür ki hatasını fark eden ben de bunu tekrarlamamak için elimden geleni yapmaya karar verdim. Ama nasıl?

İlk aşama: Bu hatayı neden yaptım?
Aslında bu soru pratikte karşılığı olmadığından ve düşünsel boyutta kaldığından zihnimi zorlasa dahi bedenen beni yormayacak ve bu özelliğiyle başa çıkması bir nebze daha kolay.
Eşcinsellik bir aile hastalığıdır, diyor Hüseyin Kaçın. Sahip olduğum aile beni ne kadar sevse de bunu doğru aktarmadığından veyahut aktaramadığından sevmenin ne demek olduğunu kavrayamayıp annesini rol model alarak anaç bir karakter inşa eden ve hayatında aktif bir baba figürü bulunmayan ben, bu özellikleri erkeklerle olan ilişkilerimde de ortaya koydum ve her birinde ipin ucunu kaçırdım.

İkinci aşama: Bu hatadan ne ders çıkarırım?
İlk aşamada verdiğim cevap aslında bu soruyu da yanıtsız bırakmıyor. Çıkarmam gereken ders şu: Anaç davranmamak ve bunun ışığında sağlıklı ilişkiler kurmak beni iyileştirecek. Çünkü anaç yapıyı kullanarak karşımdakini ayartmanın bana hüzünden ve acıdan başka bir getirisi yok.

Üçüncü Aşama: Şimdi ne olacak, ne yapacağım?
Bu soru biraz daha çetrefilli olsa bile hatayı fark etmekle cevabı neredeyse verilmiş oluyor. Bu yüzden bunu da cevaplayabiliriz. Şu andan itibaren kendimi suçlamayacak ve hatalı olduğumun bilinciyle yeni arkadaşlıklar kuracağım. Bu arkadaşlıklarda anaç tarafımın ortaya çıkmaması için gerekeni yapacak ve bir o kadar da eril yönümü güçlendireceğim. Arada iniş çıkışların olabileceğini göz ardı etmeyecek ve hayatıma bu şekilde devam edeceğim. Tıpkı olması gerektiği gibi.

Oluşturduğum bu kurtuluş planının ne kadar işe yarayacağını veya sürdürülebilir olduğunu kestiremesem de kontrol bana geçtiğinden ve artık oyunun kurallarını koyan taraf olduğumdan kendime güveniyor ve bunları yaşayarak doğruyu görebildiğim için şükrediyorum.

Yine de bilinçaltımı görmezden gelip sesini bastırarak hakikati görmeme engel olan her kimse ona da kızdığımı söylemeden edemiyorum. Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz yahu!