KÜRESEL DEHLİZİN KARTOGRAFİSİ: ATEŞ, ENERJİ VE DOLAŞIM
Bu noktada “küresel dehliz” soyut bir metafor olmaktan çıkar; haritalanabilir, izlenebilir ve işleyişi okunabilir bir yapıya dönüşür. Aşağıda yer alan jeopolitik çevreleme haritası, klasik anlamda bir dünya haritası değildir. Devlet sınırlarını, bayrakları ya da ideolojik blokları göstermekten çok; ateşin nerede yakıldığı, ışığın nerede kesildiği ve dolaşımın hangi geçitlerden aktığını görünür kılar. Bu nedenle bu harita, küresel dehlizin kartografisidir.
Haritada belirgin olan şey cepheler değil, geçitlerdir: boğazlar, kanallar, üsler, denizaltı devriyeleri, enerji hatları ve veri merkezleri. Güç, artık doğrudan çatışma alanlarında değil; dolaşımın askıya alınabildiği, yönlendirilebildiği ya da boğulabildiği eşiklerde yoğunlaşmaktadır. Bu yapı, ne tam anlamıyla barışa ne de açık savaşa karşılık gelir. Aksine, her iki durumu da sürekli erteleyen bir yeraltı iktidarı üretir. Küresel dehliz tam olarak budur: savaşmadan kuşatan, aydınlatmadan yakan, karar almadan yönlendiren bir düzen.
Bu kartografi, ateşin mahiyetini de açığa çıkarır. Burada ateş, cephede yakılan bir savaş ateşi değildir; enerji üretimi, yapay zekâ altyapıları, çip tedariki ve veri akışları üzerinden büyüyen nursuz bir ateştir. Yanma vardır, fakat yön yoktur. Isı vardır, fakat aydınlanma yoktur. Kur’an’daki Bakara metaforu bu düzeyde küresel bir karşılık bulur: ateş yakılır, çevre kısa süreli aydınlanır gibi olur; sonra nur alınır ve karanlık derinleşir. Küresel dehliz, işte bu kararmanın mekânıdır.
KÜRESEL DEHLİZ VE YEREL DÜĞÜM: FETÖ
Bu küresel kartografi, yerel münafıklık biçimlerini dışarıdan üretmez; onları içeriden dolaşıma sokar. FETÖ bu anlamda istisnai bir yapı değil, küresel dehlizin yerel bir düğümüdür. Örgütün ne açık bir cephe kurması ne de net bir ideolojik manifesto üretmesi tesadüftür. FETÖ, varlığını tam da bu küresel dehlizin sunduğu gri alanlarda sürdürebilmiştir: egemenlik boşlukları, hukuki ara bölgeler, finansal geçitler ve söylemsel meşruiyet parıltıları.
FETÖ’nün stratejisi, ateşe girmek değil; ateşi yakmaktır. Eğitimden medyaya, bürokrasiden ekonomiye uzanan mekanizmalar, dönüştürücü bir yüzey üretmemiş; geçici aydınlanmalarla yönsüz bir ısı yaratmıştır. Bu yapı, ne açık bir isyan ne de açık bir inkâr üretmiştir. Tam tersine, düzenin dilini konuşmuş; fakat düzenin içine yerleşerek onu içeriden oymuştur. Dehliz burada bir metafor değil, örgütsel bir mimaridir.
15 Temmuz bu açıdan ateşe girilen bir an değil; ateşin artık saklanamaz hâle geldiği bir eşiktir. Küresel dehlizin sunduğu geri dönüşlü geçitler daraldığında, yerel münafıklık ateşi yönetemez hâle gelmiş; yakılan ateş özneyi de içine almıştır. Tahrîm suresinde tarif edilen topolojik son burada gerçekleşir: ateşi yakan, sonunda ateşin yakıtına dönüşür. Bu bir ahlaki ceza değil, mekânsal bir sonuçtur.
SONUÇ: DEHLİZ, ATEŞ VE AÇIKLIK
Küresel dehlizin kartografisi bize şunu gösterir: kararma ateşten değil, dehlizden bulaşır. Ateş her zaman yakar; fakat nur ancak açık mekânda yön verir. Dehlizde kalan özne için ateş, ister kendi yaktığı olsun ister başkasının yaktığı, ister İbrahim’in ateşi olsun, sonunda kara bir ateşe dönüşür. Çünkü kararan ateş değil, bakıştır. Nurun alınması, ateşin sönmesi değil; yön verme kudretinin kaybıdır.
Bu nedenle münafıklık ne bireysel bir ahlak sorunu ne de tarihsel bir sapmadır. Münafıklık, yeraltına yerleşmiş bir varoluş biçimidir. Küresel ölçekte bu, dehlizlerin haritalanmasıyla; yerel ölçekte ise FETÖ gibi yapılarla görünür olur. Dehlizden çıkmak mümkündür; fakat bunun bedeli vardır. Dehlizden çıkmak, tek yöne razı olmayı; tek yöne razı olmak ise ateşe girmeyi göze almayı gerektirir. Aydınlanma ancak bu riskle mümkündür.
Açık düşmanlar düzeni sarsar.
Dehlizde yaşayanlar onu çürütür.
Ertuğrul Tulpar
22 - Ocak - 2026