Kuyu – Ateş – Medine: Kur’anî Dizinin Dehliz Okuması
Kur’an’daki kuyu – ateş – Medine dizisi, kronolojik bir anlatıdan çok, topolojik bir dönüşüm hattı kurar. Bu hat, şiddetin, düzenin ve iktidarın farklı rejimlerini birbirine bağlar. Aynı hat, modern siyasal yapılarda ortaya çıkan vesayet – dehliz – küresel eklemlenme şemasıyla birebir örtüşür. Bu örtüşme tesadüf değildir; çünkü her iki dizide de mesele “kim haklı?” sorusu değil, öznenin nerede durduğu sorusudur.
1. Kuyu — Askı, Kesinti ve Henüz Dehliz Olmayan Boşluk
Kur’an’da kuyu, Yusuf kıssasında şiddetin fiile dönüşmesini engelleyen bir askı mekânıdır. Kuyu öldürmez; fakat hayatı durdurur. Ne içeridedir ne dışarıda. Bu ara konum, şiddeti geçici olarak askıya alır, fakat onu ortadan kaldırmaz. Kuyu, henüz bir dehliz değildir; çünkü yön yokluğu bilinçli değildir. Kuyuya düşen özne dolaşmaz; bekler.
Bu aşama, modern siyasal düzlemde vesayet rejimine karşılık gelir. Vesayet de öldürmez; fakat siyaseti askıya alır. Seçilmiş iktidar vardır, ama belirleyici değildir. Karar alınır, fakat sorumluluk dağılmıştır. Vesayet, tıpkı kuyu gibi, şiddeti ve iktidarı askıda tutan bir ara rejim üretir. Henüz gizli geçitler yoktur; fakat zeminin yumuşadığı açıktır.
2. Ateş — Eşik, Dönüşüm ve Geri Dönüşsüzlük
Ateş, Kur’an’da basit bir ceza aracı değildir. Ateş, bir eşiktir. Ateşe giren özne ya dönüşür ya yok olur. Bu yüzden ateş geri dönüşsüzdür. İbrahim’in ateşi bu eşiğin en açık örneğidir: Ateşe girilir, fakat ateş dönüştürülür. Burada ateş, nurla ilişkili hâle gelir; yakmaz, ayırır; yok etmez, saflaştırır.
Ancak Bakara suresinde anlatılan ateş bambaşkadır. Münafıklar ateş yakar; fakat o ateşle aydınlanamazlar. Ateş yanar, çevre aydınlanır gibi olur; sonra Allah onların nurunu alır. Burada kararan ateş değil, öznenin yönüdür. Bu, nursuz ateştir: yönsüz, geçici, yanıltıcı. Ateşe girilmediği için dönüşüm olmaz; ateş sadece gürültü ve parıltı üretir.
Bu aşama, modern düzlemde dehlize karşılık gelir. Dehlizde ateş yakılır; ama ateşe girilmez. Risk ertelenir, sorumluluk ötelenir. Dehliz, ateşle yaşar; fakat ateşin kararına girmez. Bu yüzden dehlizde üretilen her aydınlanma, kısa ömürlüdür. Nur özneye yerleşmez.
3. Medine — Düzen, Yüzey ve Dehlizin Ortaya Çıkışı
Medine, Kur’an’da düzenin, yasanın ve kamusal alanın ortaya çıktığı yerdir. Tam da bu yüzden münafıklık Medine’ye aittir. Mekke’de münafık yoktur; çünkü içeriden delinecek bir yüzey yoktur. Medine’de ise yüzey vardır, merkez vardır, yasa vardır. Ve tam bu noktada dehliz mümkün hâle gelir.
Mescid-i Dırar hadisesi, bu yapının ap açık örneğidir. Açık bir düşmanlık yoktur. İbadet dili vardır. Merkezî yapının yanında, ona benzeyen ama onu içeriden oymayı hedefleyen bir yapı kurulmuştur. Bu, kuyunun askısından ateşin eşiğine geçemeyen öznenin Medine’de yeraltına yerleşmesidir. Dehliz artık bireysel değil, kurumsaldır.
Bu aşama, modern bağlamda paralel yapının ortaya çıkışına birebir karşılık gelir. PDY/FETÖ tam olarak bu noktada konumlanır: Açık isyan değil, açık itaat de değil; merkezin yanında ama merkezle yüzleşmeden var olma stratejisi. Dehlizlerden çıkan yollar devlete, bürokrasiye, yargıya, eğitime bağlanır. Ancak bu yollar hiçbir zaman yüzeye çıkmaz; çünkü yüzeyde kalmak, ateşe girmeyi gerektirir.
Neden Çıkamazlar?
Dehlizde yaşayan yapı için yüzeye çıkmak mümkündür; fakat bedeli vardır. Yüzeye çıkmak, ateşle karşılaşmayı göze almaktır. Ateşle karşılaşmak ise ya dönüşmeyi ya yok olmayı kabul etmektir. Münafık yapılar bu bedeli taşıyamaz. Bu yüzden dehlizden çıkamazlar.
Çıkabilselerdi, nur onları parlatırdı. Nur parladığında ise dehliz görünür hâle gelir; karanlık kaybolur, gizli geçitler çöker. Bu yüzden münafıklık, karanlığı sevdiği için değil; nurun sonuçlarından korktuğu için yeraltında kalır.
Kur’anî dizi bu noktada kapanır: Kuyu askıdır, ateş eştir, Medine yüzeydir. Dehliz ise bu üçü arasında yanlış yerde kalma ısrarıdır. Vesayet kuyudur, dehliz ateşten kaçıştır, paralel yapı Medine’de yeraltına yerleşmedir. Ancak dizinin sonu nettir: Ateşi yakıp ona girmeyenler, sonunda kendi yaktıkları ateşin yakıtına dönüşürler.
Bu nedenle mesele, bir yapının ne söylediği değil; nerede yaşadığıdır. Dehlizden çıkamayanlar karanlıkta kalmaya mahkûm değildir; fakat çıkmamakta ısrar edenler için ateş, ister kendi yaktıkları olsun ister başkasının, sonunda hep kara ateş olarak kalır. Nur ise ancak yüzeye çıkanları aydınlatır.
Ertuğrul Tulpar
21 - Ocak - 2026