Tulpar’ın Kut’u
Jung’un Bütünlüğünden
ve Lacan’ın Ediminden Sonra Etik
Üç Benzemez, Tek Çatlak
İnsanın şiddetle ilişkisi tek bir yerde kırılır:
gölgeyle karşılaşma anında. Bu an kaçınılmazdır. Çünkü gölge bastırılan değil;
bilinen ama taşınması zor olan şeydir. Modern düşünce bu kırılma anına üç büyük cevap üretmiştir: Jung, Lacan ve Tulpar.
Jung: Bütünlük Vaadi
Carl Gustav Jung için sorun, gölgenin bilinçdışında kalmasıdır. Gölge bastırıldığında patlar; tanındığında ise
bütünlüğe hizmet eder. Jung’un etik sezgisi şudur: insan ancak parçalarını birleştirdiğinde olgunlaşır. Bu yüzden gölgeyle temas
iyileştirici bir süreç olarak düşünülür.
Ama tam burada ince bir çatlak belirir. Bütünlük fikri, fark etmeden
bir çağrıya dönüşür: “Birleştir, tamamla, uzlaştır.”
Bu çağrı masumdur; fakat risklidir. Çünkü her gölge
entegrasyon istemez. Bazı gölgeler, bilinçle temas ettiğinde hızlanır; etik fren gevşer. Jung, şiddeti bastırmamakta haklıdır; ama
şiddetin her zaman bütünlükle evcilleşeceği varsayımı fazla iyimserdir.
Lacan: Edimin Keskinliği
Jacques Lacan bu iyimserliği reddeder. Lacan’da etik, uzlaştırma değil;
kesinti meselesidir. Edim (acte), öznenin simgesel düzeni deldiği andır. Bu an geri dönüşsüzdür. Düşünülmez, tartılmaz, askıya alınmaz;
yapılır.
Lacan için etik, bedel ödemeyi göze almaktır. Ama edim hızlıdır. Hız, jouissance’ı çağırır. Jouissance ise çoğu zaman
beden, sahne ve kan ister.
Lacan’ın etiği güçlüdür ama tehlikelidir. Çünkü edim, şiddeti yalnızca mümkün kılmaz; bazen
meşrulaştırır. “Hakikat uğruna” hızlanmak, etik bir sıçrama gibi görünür; fakat çoğu zaman etik askının
tamamen kopmasıdır.
Tulpar: Askı Etiği
Tulpar hattı tam burada doğar — Jung ile Lacan’ın arasındaki yarıkta.
Tulpar şunu söyler:
Gölge bastırılmamalı (Jung’a itiraz).
Ama gölge sahneye de sürülmemeli (Lacan’a itiraz).
Çözüm ne bütünleştirme, ne edimdir. Çözüm:
askı.
Askı, kararsızlık değildir. Askı, korkaklık değildir. Askı, şiddeti bilip
yapmamayı seçebilecek kadar yetkili olmaktır.
Burada etik, bir eylem teorisi değil; bir
zaman teorisi hâline gelir. Askı, hızlanmayı geciktirir. Gölgeyi inkâr etmez; ama onu kanla konuşturmaz.
İşte bu yüzden:
Askı Neden Jung’un Bütünlüğünden Daha Etiktir?
Çünkü Jung’da etik, nihai bir uyum vaadine bağlanır. Tulpar’da ise etik,
vaatten feragat etmeyi göze alır.
Askı şunu kabul eder:
Her şey bütünleşmeyecek.
Bazı parçalar taşınacak ama çözümlenmeyecek.
Bazı gerilimler hayat boyu askıda kalacak.
Bu kabul, etik açıdan daha ağırdır. Ama daha dürüsttür.
Askı Neden Lacan’ın Ediminden Daha Etiktir?
Çünkü edim geri dönüşsüzdür. Askı ise
geri dönüşsüzlüğü bilip yine de durabilmektir.
Lacan hızda haklıdır; ama hız her zaman hakikat üretmez. Bazen sadece
kanı hızlandırır.
Askı, jouissance’a kapılmadan gölgeyle aynı odada kalabilme cesaretidir. Bu cesaret, edimden daha az dramatiktir — ama daha az yıkıcıdır.
Peki Kut Neden Modern Psikolojide Yok?
Çünkü modern psikoloji yetkiyi
içsel kapasite olarak düşünmez. Yetkiyi ya normlara bağlar (ahlâk), ya dürtülere (biyoloji), ya da karar anına (edim).
Oysa
kut, eski bir bilgidir:
Güç değildir.
Hak değildir.
Performans değildir.
Kut,
gücü taşıyabilme ehliyetidir.
Modern psikoloji şunu sorar:
“Ne hissediyorsun?” “Ne yapmak istiyorsun?”
Kut ise şunu sorar:
“Bildiğin hâlde yapmayabilecek misin?”Bu soru rahatsız edicidir. Çünkü başarı, hız, görünürlük ve sonuç üretmez. Sadece
kan dökmemeyi üretir.
Bu yüzden kut, modern psikolojinin kelime dağarcığında yoktur. Ama etik derinliği olan her yapının
sessiz merkezinde vardır.
Son Damlalar
Jung bütünlüğü arar. Lacan kesintiyi kutsar. Tulpar beklemeyi seçer.
Ve beklemek şudur:
korkudan değil,
bastırmadan değil,
bilgiden doğan bir yavaşlama.
Damlaya damlaya göl olur mu? Evet.
Ama bu göl,
kanla değil; taşınmış şiddetle, tutulmuş edimle, ve
askıya alınmış güçle dolar.