Gönderen Konu: Şizoid Yapı = Etik Sezgi  (Okunma sayısı 43 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Newbie
  • *
  • İleti: 3
    • Profili Görüntüle
Şizoid Yapı = Etik Sezgi
« : 13 Ocak 2026, 05:08:40 öö »

Şizoid Yapı = Etik Sezgi
Şiddetin Eşiğinde: İlişki Kapasitesi ve Askı

Şiddet, bu çalışmada dürtüsel bir taşkınlık ya da bireysel bir ahlâk sapması olarak değil; ilişki kapasitesinin çöktüğü eşiklerde devreye giren yapısal bir ikame olarak ele alınır. Şiddet ortaya çıktığında mesele artık niyetler ya da karakter değildir; ilişki taşınamaz hâle gelmiştir.

Psikanalitik açıdan bakıldığında, özellikle Guntrip ve Masterson’ın tanımladığı olgun şizoid hatta, özne şiddetten önce geri çekilir. Bu geri çekilme bir kaçış değil; ilişkinin yutucu, imha edici bir hâl aldığı noktada hem kendini hem ötekini koruma girişimidir. Şizoid yapı burada patolojik bir kopuşu değil, ilişkiyi zorla sürdürmeyi reddeden bir ahlâkî sezgiyi temsil eder.

Bu sezginin adı askıdır.

Askı, şiddetin fiile dönüşmediği; fakat ilişkinin de artık doğrudan taşınamadığı bir ara-hâldir. Ne uzlaşma üretir ne de çözüm vaat eder. Yalnızca şiddetin ertelendiği, öznenin ve düzenin hâlâ masumiyet iddiasında bulunamadığı kırılgan bir etik eşiği işaret eder. Bu eşik sürdürülebilir değildir; fakat şiddetin kutsallaşmadığı, düzenin henüz mutlaklaşmadığı son insanî alan tam da burasıdır.

Tam bu noktada etik, bir kural ya da norm olarak değil; geri çekilme refleksi olarak belirir.

Bu psikanalitik hat, Lacan’ın eksik ve arzunun kapanmaması kavrayışıyla keskinleşir. Lacan’da arzu, yapısal olarak eksik üzerine kuruludur ve bu eksik kapatılmaya çalışıldıkça şiddet üretir. Şiddet, yalnızca öfkenin ya da saldırganlığın sonucu değil; eksik olanın aceleyle doldurulmasına yönelik bir zorlamadır.

Askı, bu bağlamda, arzunun zorla tamamlanmasına direniştir. Öznenin eksikliği bastırmak ya da onu bir düzen, kimlik ya da mutlak hakikatle telafi etmek yerine, eksikle birlikte kalmayı göze almasıdır. Lacan’da etik tam da burada belirir: kapanıştan vazgeçme cesaretinde. Şiddet, eksik kapatıldığında başlar; etik eşik ise, kapanış ertelendiğinde görünür olur.

Bu nedenle askı, bir kararsızlık değil; arzunun şiddete dönüşmesini engelleyen bilinçli bir gecikme pratiğidir.

Bu çalışmanın temel iddialarından biri şudur:

Şizoid yapı, yalnızca bir kişilik örgütlenmesi değil; etik bir sezgi biçimidir.

Klinik literatürde şizoid yapı çoğunlukla geri çekilme, mesafe, duygusal ketlenme ve içe kapanma üzerinden tanımlanmıştır. Oysa Harry Guntrip ve James Masterson hattında yapılan daha derinlikli okumalar, şizoid yapının merkezinde bir eksiklikten çok aşırı duyarlılık bulunduğunu gösterir.

Şizoid özne ilişkiyi reddetmez; aksine, ilişkiye yönelik kapasitesi o kadar yüksektir ki, bu kapasitenin talep, özdeşleşme ve yutuculuk yoluyla bozulacağını sezdiği anda geri çekilir. Bu geri çekilme, ilişkinin inkârı değil; ilişkinin şiddete dönüşmesinin önlenmesidir.

Guntrip’in nesne ilişkileri kuramında şizoid yapı, “nesneyle temasın yokluğu” ile değil; nesneyle temasın tehlikeli hâle gelmesi ile şekillenir. Öznenin öğrendiği şey basittir ama ağırdır:

Yakınlık arttığında, kendilik tehdit altına girer.

Masterson bu durumu, şizoid yapının “gerçek kendiliği muhafaza etme” çabası olarak kavramsallaştırır. Gerçek kendilik, doğrudan ilişki içinde sürdürülemez; çünkü ilişki talepkâr, istilâ edici ve belirleyici hâle gelmiştir. Bu nedenle şizoid özne ilişkiyi tümden kesmek yerine, onu askıya alır.

Bu askı, ilgisizlik değil; zarar vermeme ilkesinin mekânsal karşılığıdır. Mesafe, etik bir işlev görür.

Bu nedenle şizoid yapı, ilişki kapasitesinin zayıflığıyla değil; ilişki kapasitesinin fazlalığıyla tanımlanmalıdır. Şizoid özne ilişkiyi taşıyamadığı için değil; ilişkiyi fazlasıyla ciddiye aldığı için geri çekilir.

Lacan’ın arzu kuramı bu noktada tamamlayıcı bir çerçeve sunar. Arzu doyurulmaz; askıya alınır. Bu askı tatminsizlik üretmez; etik bir frenleme işlevi görür. Şizoid yapı arzunun hızını düşürür, ilişkiyi yavaşlatır, kesinliği erteler. Bu bir donma değil; etik bir yavaşlatmadır.

Şizoid özne, haklılık, sahip olma ve tamamlanma arzularını bilinçli olarak törpüler.

Bu hattın olgun biçiminde şizoid yapı dünyadan kopmaz; dünyayla zarar vermeden temas etmenin yollarını üretir. Sanat, estetik, dil ve düşünce bu nedenle merkezi bir rol üstlenir. Bu alanlarda yakınlık vardır; fakat zorunluluk yoktur. Duygu vardır; fakat sahiplenme yoktur.

Bu bağlamda şizoid yapı, etik sezginin en erken ve en kırılgan biçimlerinden biri olarak okunmalıdır. Şiddetin, tahakkümün ve kutsallaştırılmış düzenlerin ortaya çıktığı yerde, şizoid yapı geri çekilerek bir kesinti üretir. Bu kesinti ne bir çözüm önerisidir ne de bir kurtuluş vaadi; yalnızca zarar vermemeyi önceleyen bir duruştur.

Ertuğrul Tulpar’ın çalışmasında görülen askı, tam olarak bu etik sezginin düşünsel formudur. Metin düzeni reddetmez; ama onu aklamaz. Şiddeti inkâr etmez; ama kutsamaz. İlişkiyi yıkmaz; fakat onu hızlandırmaz.

Bu nedenle burada şizoid yapı, bir patoloji değil; etik bir hassasiyet rejimi olarak iş görür.

Sonuç olarak bu çalışma, şizoid yapıyı klinik bir kategori olmaktan çıkararak, etik düşünmenin sessiz öncülü olarak yeniden konumlandırır. Şizoid yapı burada çözülmesi gereken bir sorun değil; şiddetin kaçınılmaz göründüğü bir dünyada, insan kalmanın son sessiz imkânıdır.
« Son Düzenleme: 13 Ocak 2026, 05:35:55 öö Gönderen: Ertugrul Tulpar »