Gönderen Konu: ANNEMİN RAHMİNDEN RUHUMU DOĞURDUM : AĞLARSA ANAM AĞLAR GERİSİ YALAN AĞLAR  (Okunma sayısı 8563 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3460
    • Profili Görüntüle
30 yaşından sonra anneden kopmak
Bunca sene o kadar mücadele verdim, itildim kakıldım, küçümsendim, korktum, hayal kırıklığına uğradım ama böyle bir yürek yangını hatırlamıyorum
7 aydır görmediğim, deli gibi özlediğim annem, 2.5 ay terapinin ardından tam gönlümü bir kadına kaptırmaya yakınken kalkıp İstanbul'a geldi
uzun ayrılıkların ardından kavuşmalarımızda sarıldığımızda, içimden bir parça kopar, gözlerim dolardı
bu sefer annem yine sarılıp ağlamaya başladı, ben çok tuhaf oldum, sanki ona yabancılaşmıştım
7 ayın ardından, onca özlemimle, sarılmakla sanki kavuşamadım, tatmin olamadım
daha önce memlekete gittiğimde, hep allak bullak olurdum
eşcinselliğim had safhaya yükselir, daha memleketten ayrılmadan İstanbul'dan birini bulur, döner dönmez bir şeyler yaşardım
elimde bavulla birinin evine gittiğimi hatırlıyorum
bu durumu babamı görmeme bağlıyordum şimdiye kadar
iş güç sahibi olunca, ben gidemez oldum, kendini ayarladıkça babam kardeşim annem İstanbul'a geliyor artık
babam tek başına İstanbul'a geldiğinde bir şey yoktu
ama bu annemin ilk defa İstanbul'a tek gelişinde anladım ki, benim düğüm noktam, beni alt üst eden annemmiş
geldiği günden itibaren altüst oldum, bütün dengem şaştı
8-9 haftadır terapilerde sağladığım istikrar, iyilik ve düzen hali uçtu gitti
içimdeki sadist 10 kat güçlenerek meydana çıktı
terapiye başladığımda, telefonumdaki bütün gaylerin telefonlarını silmiştim
aralarında sadece 1 tanesini unutmuşum ve unuttuğum kişi de mazoşistin tillahı
sadistliğim öyle bir yükselişe geçmiş olacak ki, enerjimle adamı çektim, aylar sonra bana yazdı
işin tuhafı oturduğu yer de iş yerimin dibinde
akşam boyunca telefonda konuştuk, şöyle kırarım, böyle parçalarım, bdsm fantezileri havada uçuştu
ertesi gün iş çıkışı gitmeyi kafama koymuştum, öyle bi gözüm döndü ki
sonra neyse ki sabah uyanınca, bi dakika dedim, napıyorum ben, aynı tuzağa tekrar düşemem dedim ve vazgeçtim
bir sonraki gün işe gitmedim, anneme İstanbul'u gezdirdim, her şey iyi hoştu
bütün gezdik yedik içtik yorulduk, en son metroya bindik
metroda benim dövme yaptırma muhabbetim açıldı
aramızda şöyle bir diyalog geçti;

annem: ne gerek var dövmeye, hiç güzel durmuyor bence
ben: bence çok güzel, yaptırcam, hep şu abdest olayı yüzünden yaptıramıyordum ama diyanet fetva verdi, abdest olmaz diye bir şey yok
annem: olsun yaptırma gene de, niye böyle bi riski alasın ki
ben: farkındaysan izin almıyorum, haber veriyorum
annem: çok mu önemli yani dövme yaptırmak
ben: evet çok önemli
annem: hayır önemli değil, sırf inadından böyle söylüyosun
ben: hayır, istemediğim şeyi sırf inat için neden yaptırıyım, gerçekten önemli
annem: (dalga geçer gibi gülerek) neymiş önemi
ben: obsesyonlarımı yenmek için iyi bir fırsat
annem: ne alakası var
ben: psikolog tavsiyesi, bence çok alakası var
annem: boş ver sen psikologu
(ben burda koptum, neden bu kadar nevrimin döndüğünü hala anlamış değilim, belki de bahane arıyordum, aslında gelmeden, o kadar zaman geçti, gelsin elini soğuk sudan sıcak suya sokturmam planları vardı)
ben: ne demek boş ver psikologu, boş ver dediğin adam beni hayal edemeyeceğim noktaya taşıdı, görmüyo musun, ne kadar mutlu enerjik bi insan oldum, hayatımı kurtardı sayılır, senin siktiğin hayatımı
annem: (şaşkınlıkla karışık) bi daha sakın öyle terbiyesiz şeyler söyleme bana
ben: (metroda onca kalabalığın içinde bağırarak) HAYATIMI SİKTİN, duymak zoruna mı gitti, bu kadarını duymak zoruna gidiyosa, nelerle uğraştığımı bilsen herhalde uyku uyuyamazdın

annemin o suskunluğu ve yüz ifadesi, ömür boyu hafızamdan silinmeyecek
büyütüp bu yaşa getirdiği, işini gücünü kurup patron olmuş oğlunun gününü seyretme hayalleriyle geldiği İstanbul'da karşılaştığı manzara ve yüzüne yerleşen hayal kırıklığı
totalde 1 saate yakın yolu , tek kelime etmeden, yanımda bile yürümeden, arkamdan beni takip ederek tamamladık
eve geldik, sus pus televizyonu açıp seyretmeye başladı
ben de yorgunlukla uzandım yan profilden ona bakıyorum
içimden o kadar çok şey geçti ki
annem yanıbaşımda oturmasına rağmen, sanki uzansam dokunamayacakmışım kadar uzak görünüyodu
yıllardır, "herkes gidebilir, annem olsun bana yeter" dediğim kadın, sanki bir başkasıydı, sanki dizine yattığım, sarılınca içimde fırtınalar koparan kadın gitti, yerine herhangi bir kadın geldi
o an kalkıp, sarılıp özür dileyip, sarılıp ağlamak istedim ama içgüdüsel olarak yaşadığım bu patlamayı mahvedeceğini biliyodum
çaresizce sırtımı döndüm ve gözlerimden yaş gelmeye başladı
o gece hayatımın en uzun gecelerinden biriydi
1 dakika bile uyuyamadım, sabah olmadı, güneş doğmadı
tüm gece boyunca ağladım, öyle tarifsiz bir yangın alev aldı ki yüreğimde, gece bir ara kalkıp, annem nefes alıyor mu diye kontrol ettim ☹
nasıl saplantılı, hastalıklı bir ilişki bu ki ona "hayatımı siktin" dediğim için öldüğünü düşündürecek
hiçbir şeyin geriye dönüşü olmayacağı aşikardı, hatta gece arasında bir ara uykuya dalmaya yakın, sanki ruhum bedenimden yükseldi ve bir şey kaçmamı engelliyordu
göbek bağı gibi bir kordon, içerde yatan anneme bağlıydı ve ben çekiştirdim, birisi gelip, o kordonu kesti ve ben yükselerek uyandım
ertesi gün iş yerinde akşama kadar ağladım, sebebini bilmediğim şekilde, sürekli tuvalete girerek krizlere girdim
hayatım boyunca toplamda, şu son 1 haftada ağladığım kadar ağlamamışımdır
içimde ne aktif ne pasif ne biseksüel ne sadist hiçbir kişilik kalmadı
sadece kesintisiz ağlamak isteyen bir çocuk vardı
öyle bir sancı ki, tarifi mümkün değil
tam olarak neye ağladığımı bile bilmiyorum ama anladığım çok çok acı bir gerçek var
yıllarca heteroseksüel erkekleri küçümsedim, düz mantık, ruhsuz, bizim çektiklerimiz yanında hayat onlara kolay dedim
şimdi anlıyorum ki asıl eşcinsel olmak kolayı seçmekmiş, ZOR OLAN ERKEK OLMAKMIŞ
bir sonraki gün de terapiye gelene kadar annemden özür dilemedim, sarılmadım, üzüldüğümü ona belli etmedim ve terapiye geldim ve Hüseyin Kaçın'dan duymak istediğim
"herşeye rağmen bu kadar da değil sen abartmışsın, özür dile" demesiydi
tabiki "az bulurum fazla bulmam, daha da abartabilirsin" dedi
annemle normal normal konuşmaya başladık ama sürekli sevgi böceği gibi sarılma koklaşma olayımı bitirdim
şu an sanki ölmüş de arkasından yasını tutuyomuşum, gülen yüzü gözümün önünden hiç gitmiyormuş gibi hissediyorum :/
annemden kopmam gerektiğini, bunun beni zorlayacağını tahmin ediyordum ama uzaktayken kolay olur sanmıştım
bu kadar beni zorlayacağını, yoğun ıstıraplara sürükleyeceğini tahmin edemezdim
yurtdışına gittiğimde 1 sene görmediğim bazen 1-1.5 ay telefonla bile aramadığım oldu ama bu bambaşka bir şey
bu kadar abarttığım ve acı çektiğim şeyin tam olarak ne olduğunu bile kestiremiyorum
daha önce terapiye gelen, şimdi askerde olan arkadaşım benzer bir deneyimini paylaşmıştı, içimden " amma abarttı" demiştim
şimdi çok daha iyi anlıyorum, kafamda hep Sezen Aksu'nun "kolay olmayacak" şarkısı çalıyor
sanki annemle benim için yazmış gibi

Kolay olmayacak elbet üzüleceğim
Mutlaka bir iz bırakacak
Belki de çocuk gibi sana küseceğim
Seneler sonra utanarak

Dokunup birer birer sevdiğin eşyalara
Hatta belki ağlayacağım
Acı çektiğim doğru ama sen bana bakma
Ne olursa olsun seni unutacağım

Seni sevdiğimi unut
Sevişmelerimiz yalan
Unut beni de her yalan gibi unut

O sevgiler ki yoktular onlar ümitlerimizdi
Ne ümitler yaşlandı gel zaman git zaman
Ayrıldığımızı unut yalnızlıklar zaten yalan
Unut beni de her yalan gibi unut


bütün bunlar içinde, sanki herşeyi bırakıp geriye dönmek istiyorum
düşünebildiğim tek şey anneme sarılıp, herşey eskisi gibi olabilsin diyebilmek ama artık ne mümkün
ne biseksüellik kaldı, ne huzur ne heyecan, ne özgüven, ne mutluluk
bu hafta ise artık adeta gün içinde 3-4 defa kişilik değiştiriyorum
Beyza'nın Kadınları filmindeki gibi;  filmin sonunda bir yüzleşme sahnesi vardı
o sahnede olduğumu düşünmek istiyorum ve artık bu son direniş ve çıkış olsun istiyorum
aynen ordaki gibi alter egolarımı sandaldan denize bırakmak istiyorum
Beyza'nın alt benlikleri
Rabia: kendimle en çok özdeşleştirdiğim alt kimliğim, obsesif dindar kişilik
Dilara: ateist hayat kadını (benim eşcinsel kimliğim, birnevi orospu)
Ayla   : tecavüze uğramış çocuk karakter (bende bu kişiliğe karşılık gelen  sadist kimliğim var)

Rabia yani dindar ben, birebir kendimle özdeşleştirdiğim, aynı obsesif dindar tavırları gösterdiğim - hayat kadınına dokunduğu için, elini dezenfektanla yıkayan- ben. Eşcinselliğimi keşfedene kadar içinden hiç çıkmadığım,
"annenize, babanıza yaşlandıklarında öf bile demeyin" ayetini yanlış yorumlamış, annesine babasına öf derse cehenneme gideceğini düşünen ben. Gaybarlarda naptığını hatırlamayacak kadar içki içip, esrar çekecek yaşa gelene kadar  lisede içki içen arkadaşlarıyla ilişiğini kesen ben. Her gece "Allahım eşcinsel olarak yaşayacaksam, öleyim daha iyi" diye dua edip, ettiği laflar bir bir yutturulan ben. Daha ilkokula başlayıp Türkçe okuma öğrenmeden, Kuran-ı Kerim okumayı öğrenen, 10 yaşında gece teheccüt namazına kalkan, o yaşta Kuran'ın büyük kısmını ezberleyen ben. Abdest almak için girdiğim tuvalette, namaz kabul olmaz diye kanatana kadar temizlik yapan, banyodan çıktığında kulaklarını iyi yıkamış mı diye annanesi tarafından kontrol edilen, her tuvalet çıkışı elini kolonyoyla dezenfekte etmesi tembih edilen ben. Daha 8-9 yaşında burnumu karıştırırken yakalanınca sanki adam öldürmüşüm gibi çığlık atan bir annenin elinde, kökten suçluluk duygusu ve obsesyonu aşılanmış ben. Bütün bu önlemlerin yanında, babamın en büyük korkusunun düğünümde ilahi yerine davul zurna çalmasının olduğu, annanem ve  teyzelerimin sürekli "Allah esirgesin, içki falan içiyon mu","bi çocuk varmış, bi kızın sex teklifini geri çevirmiş, cennetlik olmuş" diye alttan verdikleri mesajlarla uyardıkları beni, ışıklar içinden gelen bir Romeo baştan çıkarıyor ve Beyzanın Dilara'sı benim tabir-i caizse orospu kişiliğime dönüştürüyor

En özgür, mutlu ve korkusuz olduğum   benliğim. Bu kimliğimde hissettiğim en belirgin duygu ateistlik
Allah mı, o da kim? "Öğretmen elini kızın içine sokarken nerdeydi Allah?" diyor ya, tam olarak duygularımın ifade biçimi olan bu cümle hafızama kazınmış.
Cehennemde yanmak? Hangi cehennem? Bir insan bedeni daha ne kadar yanabilir. Ben zaten cehennemi yaşıyorum, hangi ateş canımı daha çok acıtabilir, daha ne kadar yanabilirim.
İslam?
Kabe diye adlandırdıkları üst üste yığdıkları taşların etrafında yatıp yatıp kalmaktan başka hiçbir boktan anlamayan, hiçkimseye bir faydası olmayan  müslümanların, kendi yaptıkları helvalara tapıp sonra onları yiyen putperestlerden, İsa'ya ihanet edip, sonra da ona  Allah'ın oğlu diyen hristiyanlardan ne farkı var.
Bazen evli ve yakışıklı yan komşuma "eğer karın başım ağrıyor falan derse gece bana gel" demek istiyorum.
Ya da normalde konuşmaya bile korktuğum izbandut gibi bir hemcinsimin yolunu kesme cesaretini kendimde bulabiliyorum.
En çok da içimden, seviştiğim anlarda Allah'a, "erkek olarak yarattığın bedene neler yapıyorum görüyo musun" diye bağırmak geliyor.
Erkekleri nasıl ayartabildiğimi, "ne efendi çocuk, maşallah" dedikleri çocuğun neye dönüştüğünü herkes görsün istiyorum
Ruhumu şeytana nasıl sattığımı, elindeki tasmayı boynuma geçirmesine nasıl izin verdiğimi herkes bilsin.
Hatta bir Holywood filminde şeytani bir eşcinseli canlandırıp, Oscar alayım, alayım ki tüm dünyaya adımı bu yeteneğimle duyurduğumu hayal ediyorum.
Bu hislerimle eşcinsel sex üzerine yazdığım yazıyı tekrar eklemek istiyorum;

Şeytan, tılsımlı melodilerle başlıyor dansına
Yılanı ininden çıkaran bir kaval gibi  gönderiyor, ah seslerine karışacak uğultuları
gözleri ışıl ışıl parlıyor
imkan ihtimal olsa şeytanı bile atardım yatağa
eminim, ateşten bedeni çok güçlüdür
Bütün varlığım bu an için, yaşama sevincim, nefes alma ümidim
Etrafımdaki tüm erkekleri içime çekmek istiyorum
nefes alır gibi
Bu isteğimi birinde bastırsam, birinde volkan gibi patlıyorum
sanki mıknatıs gibi çekiyor, şuursuz bedenimi
Güçlü kollar ve nefes nefese kalmaktan teri terine karışmış bedenlerin, her zerresinin keşfedildiği,
çocukluğumdan beri süregelen karanlığın birden tozpembeye ,
konuşmaya bile korktuğum hemcinsimin  güvenli kollarına bırakıyorum kendimi
Kapalı kapılar ardında
korkunun yerini rahatlamaya,
acının  zevke
yalnızlığın, ensende hissettiğin sıcak bir nefese bıraktığı
günahkar inlemelerin göğü kapladığı, cennet ve cehennemin unutulduğu,
paramparça olayım ki, her bir hücrem bu ana tanık olsun,
her bir hücrem bu hazzı yaşasın,
yer titresin, kıyamet gününde ah seslerim göğü kaplasın
yıllarca aşağılanan ruh, bir an olsun bulduğu özgürlük ve haykırdığı 'tek gerçeklik bu' nidalarıyla.
ellerim bağlı kancalarla asılıyken tepeden, cehennem ateşi yalasın bedenimi, beynimi kurtlar kemirsin, belki kısacık bir an sessizlik olur diye
ruhum bedenimden  ayrılsın ve yükselsin
yükselsin ki bedenimden akan kan yattığım yatağı sulasın, adeta bir türlü açamamış sevgi çiçeğini sular gibi

sex yapmayı bu denli yücelten ve bir törene dönüştüren bu kişiliğimden

üstüste yapılan sexlerle  uzaklaşarak ruhsuz ve sadist bir kişiliğe bürünüyor ve Beyza'nın Aylasına geçiş yapıyorum

bu benliğimde hissettiğim en belirgin duygu, can yakmak istemek
manevi ve fiziksel olarak
birden bire en sevdiğim arkadaşlarıma karşı duygusuz bir mantık insanına dönüşüp, en hoşlanmayacakları gerçekleri pat pat suratlarına vuruyorum
en ufak bir eleştri tahammülsüzlükte de, 10 yıl emek verdiğim bir arkadaşlığı tek kalemde silip atabiliyorum
cinsel olarak aktif ve romantizmden uzak BDSM oyunlarına kadar varacak derecede, karşımdakini aşağılayıcı ve acı çektirecek fantaziler geliştiriyorum
öyle ki bu zamanlarda şiddet içermeyen cinsellikle ereksiyon bile olamadığımı bilirim
bu durumdayken
hiçkimse, benim bişeye sevindiğimi, üzüldüğümü, heyecanlandığımı, korktuğumu ve özellikle kızdığımı anlayamaz
bazen kendim bile anlayamıyorum, gerçekten böyle birşey var
depresyon uykusuzluk halsizlik mutsuzluk en çok bu kişiliğimin belirgin özelliği ve genelde fiziksel rahatsızlıklara dönüştüğü bile oluyor
birinin kızacağım ya da kırılacağım bişey yapmasıyla genelde içimden çıkan bu canavarla, baş dönmesi, gözlerimin etrafında şimşekler çakması, kalbimin çarpıntı yapması ve özellikle göz kapaklarımın ağırlaşması gibi

umuyorum ki artık alt benliklerimi sandaldan suya atıp gerçek Beyza'ya, kendime ulaşmama adım kalmıştır
doğumgünüme günler kala, belki de yeniden doğacağım, Nisan'ın uyanışı benim de uyanışım olacak
bu doğumgünümde ana rahminden çıkıp, yeniden hayata gözlerimi açacağım belki
kimbilir


http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1748.0

yazının devamını okumak için linki okuyunuz

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3460
    • Profili Görüntüle