Gönderen Konu: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK  (Okunma sayısı 9738 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
                                                                                                                                                                                   22.Mart.2014

Hüseyin Bey ile ikinci görüşmemizi yaptık.  Görüşmeler konusunda düşünme ve yazma işini biraz ciddiye almıyorum. İki gün geçti, görüşmenin sıcaklığı azaldı ve ben yeni başlıyorum. Aslında yıllardır beklediğim bir fırsat. Bir psikolog ile görüşüyorum, yeni bir işe ve yeni bir şehre başlayacağım, daha önemsemeliyim.
Görüşmeye ailemi değerlendirme ile devam ettik. Babamı anlattım. Çocukluğumdan bahsettik, ilişkilerimizden , annemle olan anlaşmamızdan da bahsettik. Doğrudan erkeklere olan uzaklık ve kadınların koruyuculuğu kısmını yakaladı.
Hiçbir şey hatırlamıyorum neler konuştuğumuza dair. Zaten genelde de ben anlattım. Bir takım kararlar aldık. Buna göre;
•   Ben erkeklerin dünyasına hitap etmiyorum. Bir erkeğin benim şu andaki halimle benimle iletişim kurması için hiçbir gerekçe yok. Bir takım konularda kendimi geliştirmeliyim. Erkeklerin dünyası; spor, politika, din, cinsellik dedi. Gerçekten de ben bu konularda fazla iyi değilim. Özellikle cinsellik konusunda -mış gibi davranmak zorundaymışım. İlişkileri koparıp koparıp durmamalıyım. Mesela bir futbol ve basket takımını destekleyebilirim, bir gazete okuyabilirim. Bir şekilde işin içine girmeliyim.

Kafamda bir takım belli belirsiz düşünceler var. Az önce de geldi. Mesela futbolla ilgilenirken, futbol konusunda sohbet ederken, bir erkeğin bana laf attığını hayal ettim saniyeler içerisinde; sen ne anlarsın be futboldan gibi. Bu gibi belli belirsiz düşünceler yüzünden kendimde bu konularda sosyalleşecek cesareti bulamıyorum ve bulamamış olmalıyım. Böyle bir şeyle karşılaştığımda ortamda tutunana kadar dişimi sıkmalı ve mücadele etmeliyim.

•   Anne ve Baba ilişkileri konusunda ise her ne yaşarsan yaşa; sana ait tüm sorumlulukları kendin almalısın dedi. Kendi evini kurarken bile yardım almayacaksın derecesinde. Hiçbir açıklama yapmak yok, kararlarını söyleyeceksin, onay ya da yorum ile zihnini etkilemelerine izin vermeyeceksin. Sen kendinle ilgili konuları biliyorsun. Daha az önce annemler aracılığıyla bir iş şansı kazandım. Çelişkili bir durum...  Ama diğer erkeklerde bu sektörde bunu yapıyor. Aileden şuradan buradan tanıdık devreye sokuyor. Evet belki gidip bağlantım ile kendim konuşmalıydım. Sorunları kendim çözmeliyim. Bu mesele hayata karşı cesaretimi arttıracak olmalı.


•   Terapide olanları dışarıya anlatmama konusu üzerinde de durduk. Bu sadece seni ilgilendiriyor çünkü dedi. Zaten anlatırken öyle bir anlatıyorum ki; ben aktif olduğumdan bencilmişim falan filan. Bakınnn benimde sizde olmayan farklı bişeyim var demek ihtiyacı bu, eşcinselleştirme aşamasının esası.

•   En önemli mesele ise Eşcinselleştirme konusu… Tüm eşcinseller ve ben hayatı eşcinsel gözlüğü ile görüyoruz. Olaylara yaptığımız yorumlar, hayallerimiz hep bu yönde… Gerçekten de bu çok doğru bir nokta. Ablamda bu konuda beni eleştirdi. O kadar çok bu konunun içerisine girmişsin ki her şeye bu gözlükle bakıyorsun dedi.

Kütüphanedeki çocukların yanında yaptığım yorumu hatırladım. Son derece gereksiz bir şekilde acaba Tayyip Erdoğan ile Melih Gökçek arasında eşcinsel bir ilişki mi var demiştim de ikisi de hiç yorum yapmamıştı. Bunu hangi akla hizmet söyledim bilmiyorum. Böyle bir şeyi söylerken ne düşünüyorum. Siz heteroseksüellersiniz bense eşcinselim; farklı bir bakış açım var, bunu görüyorsunuz değil mi; benimde farklı bir özelliğim var meselesi…

Erkeklerin hayatında var olmaya tutunmaya çalıştım yıllarca ve bunun bir yolunu bulamadım. Çünkü gerçekten de erkeklerin dünyasında tedavülde olan değerler açısından pek bilgi sahibi değilim. Bunu gidermek için de yeni değerler yaratıyorum aklımca kolay yoldan. Sanırım hayal gücümdeki bunca aptalca unsur da bunu gösteriyor. Ben zaten farklıyım, ben kopmuşum yaa, dünyanın en absürt insanı, deli işte ne yapsa yeridir… Bunların hepsi erkeklerin arasında tutunamamla ilgili. Kendimi küçümseterek de olsa o dünyaya adım atmaya çalışıyorum.  O garip futbol yorumlarını yapmanın asıl sebebi ne, erkekleri güldürmek değil mi, erkekleri güldürmeye çalışmak da onların ilgisini çekmeye çalışmak değil mi… Şu yeni dünyayı keşvetmem lazım. Erkeklerin dünyasını.

•   Bir yerlere yeni ortamlara girme konusu… Bir yerlere yazılmamı istedi. Bunun mantığı davranışlarımı gözlemlemek, hatalarımı ortaya çıkarmak ve erkeklerin dünyasında alıştırma yapmak olmalı. Kütüphanedeki yeni arkadaşlarımdan aslında konuların gözlemini yaptım ve şu eşcinselleştirme hatasını da buldum.

•   Bencillik konusu ve mekanikleşmiş ilişkiler konusu üzerine konuştuk. Bencil olduğumu biliyorum. Aktif eşcinsellerde bu konu olabiliyormuş. Sinan sana yardımcı olmaya çalışırken sen çok soğuktun ve kendinden hiç bahsetmedin, ona kötü davrandın dedi. Evet geçen hafta rahatsız oldum. Bir eşcinselle konuşmak iyi hissettirmiyor. Eşcinselleri ve eşcinselliği sevmiyorum. Erkeklerin dünyasına giriş için yeni değer oluşturacağım zaman yüceltmeyi de biliyorum ama. Bunu tespit etmek beni durdurabilecek mi? Tam olarak ne yaparsam bu huyumdan vazgeçerim. Erkeklerin dünyasındaki değerleri kazanıp harcayarak bunu yapmalıyım. Erkeklerin dünyasını öğrenmek için plan yapmalıyım.
« Son Düzenleme: 29 Aralık 2014, 02:53:57 ös Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME
« Yanıtla #1 : 16 Nisan 2014, 11:36:37 ös »
05.04.2014
Bugün 3. Görüşmemizi gerçekleştirdik. Anne-Baba ilişkilerimden devam ettik.  Annem,  babam ile aramızdaki ilişkiye giriyor ve beni erkeklerin dünyasından uzaklaştırıyor. Ona kalırsa erkeklerin dünyası salt bir terbiyesizlik. Babamsa beni erkeklerin dünyasına çekemediği gibi, inadımı kırıp benimle bir aktivite yapmıyor. Ailemin oldukça bilinçsiz bir aile olduğunu ortaya çıkardık.
Annemdeki mükemmeliyetçilik takıntısının bizleri aşırı stres altına soktuğunu ve evde bireyselleşmemize uygun bir ortam oluşamamasına neden olduğundan konuştuk. Annem el alem bizlere ne der, en mükemmel ben olmalıyım diyerek obsesif bir kişiliğe sahip olduğunu ortaya koyuyordu. Bu tavırları babamda destekliyor ve kendisi de bu takıntılara ortak oluyordu. Eve arkadaş çağırmak yok, kırılıp dökülen olur, misafir gelecekse köle gibi detaylı temizliklerde bir erkek çocuğu olarak bana da bir hayli görev düşmesi ki ablamın bile bu eziyeti çekmesine gerek yokken…
Aslında annem çocuk psikolojisiyle ilgili bir takım kitaplar okuyordu fakat sanırım hayata geçirmedi. Zaten Hüseyin Bey’de bunu abartmamak gerektiğini, kitaplardan gelen kuralcılığın çocuğa olumsuz yansıyacağını ve doğal anne-babalığı tüketeceğini söyledi.
Çocukluğumdan kalan anılarımda evde birlikte temizlik yapıp mola verdiğimizde içtiğimiz çay kahveler var. Bu anlardan çok keyif alırdık. Herhalde tüm aile üyeleri birlikte bir aktivite yapıyoruz diye böyle mutluydum. Evimizde sosyallik görevlerle ve sorumluluklarla örtüşüyordu, yani bir taşla iki kuş vuruyorlardı. Ama annemle babamın daha bilinçli olup bir erkek çocuğuna ya da kız çocuğuna uygun düşen aktiviteler planlamaları ya da bir şekilde bu geçişi sağlamaları gerekirmiş. Ergenlik çağımın ilk yıllarında babamın her dediğine hayır deyip, istisnasız onu şiddetle reddetmem geliyor aklıma. Artık erkeklerin dünyasına ve babama yabancıydım ki hayırdan başka söz çıkmıyordu ağzımdan.
Ergenlik çağına girmeden önce kadın olmak, kadınsı olmak gibi tutkularım yoktu. Kendimi çelimsiz ve güçsüz görürdüm. Bu eksiklikleri bir şekilde kendi kendime giderirdim.  Genç erkekleri, abilerimi görünce onlara özenirdim. Büyüdüğüme onlar gibi olacağıma inanırdım. Erkekliğin çabalanarak elde edilen bir şey olduğunu bilmiyordum. Diğer erkek çocukları bunu biliyorlar mıydı, ya da bir şekilde hissetmişler miydi merak ediyorum. Sanırım onların da hatırlamadıkları zamanlarda babalarıyla bağları kurulmuş ve girdikleri her yeni ortamda bende basketbol oynayabilir miyim, bende araba kullanabilir miyim gibi şeyler düşünüyorlardı. Ben tuhaf bir şekilde erkeklerin ortamları ile ilgilenmiyordum. Düşmanlığım yoktu ama ilgim alakam sıfırdı. Saftirik gibi bir çocuktum.
Bugüne baktığımızda yine ailem ile olan ilişkilerimizde pek de değişen bir şey yok.  Onlar benden uzaktayken arayıp sormak gelmiyor içimden, özellikle babama karşı olan öfkem su yüzüne çıkıyor. Ancak tekrar görüştüğümüzde bütün bunlar gidiyor; onlar için üzülüyorum. İstemeden bana büyük bir zarar verdiler diyorum.  Bu konu ile ilgili olarak aile ile bir süre görüşmeme, görüşülürse de fazla bilgi verici olmama kararı aldık. Sonradan her iki taraf için de normalleşecek bu durum.  Şimdi yapılan görüşmeler beni normal olmayacak şekilde duygusallaştırıyor, tek taraflı bir fayda sağlıyorlar.
İnsanlara acımayı bir kenara bırakıp, bencilleşmek zorunda olduğumu söyledi. Böyle acıyarak kimseye bir faydam olmadığını ve kendi sorumluluğumu alamadığımı söyledi. Bazı danışanlarla dilenciye 1 TL bile vermeme kararı almışlar, ne ilginç. Zaten acımak gerçek anlamda bir duygu da değilmiş, bunu açıklayacak bakalım; ne demekmiş göreceğiz.
Aile hakkında konuşurken arada kişiliğimden de konuştuk. Kural koyma taraftarı olmam, şüpheci olmam, mükemmeliyetçi olmam gibi konulardan bahsettik. Mükemmeliyetçilik ve şüphecilik biraz daha sonrasına ait bir konu olarak kaldı. Kurallardan söz ettik. Kuralcılık konusunda ilk olarak iş hayatında kuralcılığın başarıyı getirdiğini ancak özel hayatta kuralcılığın başarıyı getirmediğini söyledi. Kabul edilebilir makul bir düşünce. Özel hayat deyince aklıma nedense sadece evdeki tertip ve düzen geliyor. Hâlbuki diğer insanlarla olan ilişkiler gelmeli, ama öyle biri yok ki. Galiba evi derleyip toplamaktansa dışarı çıkıp arkadaş bulmam ve onunla kurallara dayanmayan, akışına bırakılmış bir ilişki kurmam lazım ki olumlu olumsuz tecrübeler edinebileyim. Bu nokta çok zorlayıcı, bazı erkekleri eşcinsel olmamalarına rağmen yakın buluyorum, sosyal, kültürel sebeplerle. Umarım öyle birilerine denk gelirim ve kendimi kabul ettirebilirim. Yoksa tecrübe edineceğim, hayatın tokadını yiyeceğim diye hırbo gibi insanlarla takılmak istemiyorum ben.
Diğer erkeklerle olan ilişkilerime baktığımızda pek ilerleme kaydedemediğimi görüyoruz. Çünkü bir defa aşık olmadığım bir erkekle vakit geçirmek ister miyim hiçbir fikrim yok. Sanırım ortak bir şeyler yapabilseydim isterdim. Ancak ilişkiler ilerledikçe daha fazla özel hayat paylaşımı yaşanır. Benim burada yumuşak karnım olan kızlarla ilişkiler ve eşcinsellik konusunda son noktayı koymuşluğum vardır.  O konuya yaklaşılınca alarm veriyorum.  Bu noktada ise yapmam gereken şey cinselliğe konu gelse bile yalan söyleyerek vs. geçiştirmem, aksi halde erkeklerden uzaklaşmaktan başka seçeneğim kalmıyor. Derinliği olmayan bir yığın erkek arkadaşım oluyor böylelikle. Erkeklerin bir birleriyle geçirdikleri zaman o kadar önemli ki, okuldan kaçmaları ya da disipline gitmeleri bile kişiliklerini geliştiriyormuş. Ben gene kız arkadaşlarımla kaçardım, yani tam aksine. Ama hiç pişman değilim, nerden bilebilirdim ki psikolojinin bunca detayını. İyi ki kaçmışım. İnek inek ne halt yiyecektim o okulda.
Ardından aşık olduğum erkeklerden bahsetmek istedim. Çünkü duygu yoğunluğu yaşadığım alanlardan biri de buydu. Kaygı, korku, öfke gibi duyguların yanında aşk da hissettiğim bir duygu sonuçta. Lise aşklarımdan konuyu açtım. Bana bugüne kadar kaç kişiye aşık oldun diye sorulsa iki derim. Ancak eşcinsel duygular hisseden erkek, bilir ki bir asıl eleman vardır, bir de diğerleri. Asıl elemanlarım iki tane oldu, diğerleri ise duygusal-cinsel karışımı fantezilerde var oldular. Bu çocukların nelerini beğendiğimi sordu, düşündüm. Bakımlı olmaları, başarılı olmaları, sportif olmaları, ortam çocuğu olmakta başarılı olmaları, eşcinsel olmamaları, erkeklerin olduğu o ortamda bir şekilde var olabilmeleri, giyinmeyi bilmeleri (bu daha ziyade maddi durumla ilgilidir ki buna da önem veriyorum) gibi nedenleri var. Sence erkek olmak bunlar mı sorusu geldi, elbette değil. Ama erkek olmak nedir dense üç aşağı beş yukarı verilen cevaplarda bunlar da olur. Elbette kendinden emin olma, tuttuğunu koparma, kodumu oturtma gibi yönleri de vardır erkeklerin, ve güzel özelliklerdir. Ama benim aşık olduğum iki çocukta bunlar belirgin değildi. Üniversitede tanıştığım bir abi vardı ki uzunca bir süre de aklımdan çıkmamıştır; sayılan tüm özelliklere sahipti, o aklıma gelince attığı yumruk ve kasları geliyor ve tabi karnımdaki aptal duygu da ortaya çıkıyor.
Üniversite’de liseye kıyasla daha az aşık olduğumu görüyoruz. Üniversiteye başladığımda aldığım bir takım kararlarla ilgili olabilir bu durum. Başarılı olmamak için bir neden yok, hep çabalamalıyım, erkeklerle aynı yurtta kalıyorsam anlaşabilmeliyim (onlarla arkadaş olamadım, onları sindirdim), çocukluğumdan beri şeklen hayatımda var olan ve klasik aile dayatmasının neticesi olan dini hayatımdan resmen çıkarmam, daha sosyal olmaya çalışmam (aptal kızlardan öteye geçmedi) gibi kararlar var.
Hüseyin Bey’in görüşüne göre tanrıya isyan etmem, babaya isyan etmemi ifade ediyor ve bu süreçte kendimi ortaya koyabilip bir nebze de olsa katılaşabilmiş, erkekleşebildiğimi gösteriyor; üniversite aşklarının da daha az yer tutması bununla ilgili dedi. Mantıklı görünüyor. İlerleyen süreçte baba ile ve tanrı ile barışma neticesinde de iyileşmeler yaşanacağını ekledi. Sanırım üniversitenin ikinci yarısında tanrı ile barışma sürecim gerçekleşti. Ben bugün tanrıya düşman değilim, inananlara saygım vardır. Tanrı yoktur din kandırmadır diye hiddetlenmektense, isteyen istediğine inanmakta özgürdür; ben bu tür konuların insan beyni ile kavranamayacağına inanıyorum diyebiliyorum, benin yolumda bu. Kesinlikle bir öfke ve düşmanca reddediş yok. Babama karşı ise tam olarak bir affetme sürecim olmadı.
Baba tanrının dünya üzerindeki elidir dediğinde aklıma Omnis potestas a deo geldi, yani egemenliğin kaynağı tanrıdır. Ortaçağ Avrupa’sında feodal beyler halkı yıllarca böyle kandırmışlar. Babalarımızın da bizler üzerinde bu şekilde bir otorite sahibi olduklarını ifade etti sanırım. Ama bu otorite feodal beylerinki gibi düzmece bir kaynağa sahip olmamalı, çocuk babasını gördükçe kendi o otoriteyi istiyor olmalı galiba. Freud çocukluk yıllarında bir babanın himayesine duyulan ihtiyaç kadar büyük bir ihtiyaç düşünemiyorum der; galiba Hüseyin Beycesi de bu. Yanlış anlamış da olabilirim, anlamadım demiştim terapide zaten.


psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME
« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2014, 11:37:34 ös »
12.04.2014
Hüseyin Bey ile 4. Görüşmeyi gerçekleştirdik. Bende henüz hiçbir değişim olmadı. Çünkü hayatımda hiçbir şeyi değiştirmedim henüz. Yani, yapmadıklarımı yapmadım. Bugünlerde yeni bir düzen kurmaya çalıştığım için durum bu şekilde. Geçelim görüşmeye;
Görüşmeye insanların bana neden siz dediği ile neden sen demediği ile başladık. Hüseyin Bey bana ilk görüşmede artık sana siz demeyeceğim sen diyeceğim demişti, ancak bu görüşmede bir baktım yine siz diyor. Hayatımda hep böyle oldu, insanlar bana siz diyor, yaşıtlarım bile. Bu beni kendilerinden farklı gördükleri anlamına geliyor, bundan hiç hoşlanmıyorum. Hüseyin beye bunu neden yaptığını sordum. Farkında olmadan, ses tonundan ya da konuşmandan sınır, kural koyduğunu görüyorum dedi. Yani benim bu yaptığımı ben farkında olmadan yapıyorum. Kendisi de farkında olmadan böyle davranıyor. Ben karşımdakine bunu hissettiriyorum;  yakınımda değilsin, mesafeli ve resmi bir ilişkimiz var, bana özenli davranmanı istiyorum... Ben bu resmi ilişkiyi dayatıyorum. Bunun nedeni ilişkilere duygu katamamammış. Doğru bir tespit olduğunu düşünüyorum. Ben hiçbir duygumu çocukluğumdan beri aileme anlatamadım. Ailemden utanırdım, ağlamamak için kendimi ne kadar zorladığım günlerimi hatırladım. 5-6 yaşlarında bir çocukken bile boğazımdaki düğümlenmeye rağmen ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu biliyorum.  Sosyal ilişkilere duygu katılmazsa ilişkiler derinleşmez ve devamı gelmez, sendeki bağlanma sorununun nedeni bu dedi. İlişkilerimin derinleşemediğini bende farkındaydım. Ama nasıl olurda duygularımı açıklarım. Hepsi kötü. Birilerine imrenmek, özenmek, değersiz hissetmek, ezilmek, eşcinsel bağlılık… Çocukluğumda bu hisler daha olgunlaşmamışken de başka duygularımı söyleyemezdim. Bir şeyi istediğimi ya da istemediğimi, üzüldüğümü vs. Ağlamayı bile bastırmıştım. Bunları en azından ifade etmem gerekli. Yani normal ilişkilerde yapmak istemediğimi söylemem, ağlayabilmem, eşcinsellikle ilgili olmayan şeyleri anlatabilmem gerekli. Bir şekilde duygularımı anlatabilmenin bir yolunu bulmam lazım. Yapmadıklarını yap: Duygularını ifade et, konuşarak ya da ağlayarak ya da başka bir şekilde.
Neden kural koyma eğiliminde olduğumu düşündüm. Kuralları her zaman sevmişimdir ama kendi koyduklarımı. Çünkü bir ilişkinin gelişiminde hakkım yensin istemem, ama yenirse de sesimi çıkaramam. Çünkü sen haksızsın dediğimde karşımdaki bana benim düşünemediğim bir şeyi söyleyip benim yanıldığımı gösterirse mahcup olurum. Ben mükemmeliyetçiyim, hata yapmamam gerektiğini düşünüyorum. Hata yapmak ve mahcup olmak ölümle eşdeğer… Aklımla herkes hata yapar, hata yapmaktan korkma diyebilirim ama bu benim hislerime çok aykırı. Hata yapmamak için asla adım atmam, hayata karşı da. Bu mahcubiyeti yaşamamak adına sürekli kural koymak gibi bir eğilimim var. Ben mahcup olmaktan hep korktum. Yapmadığım neyi yaparsam bunu yenerim? Biriyle tartışmaya girmeliyim, yüz yüze. Belki yanılan ben olmam ama olursam o andaki duygularımla başa çıkmayı öğrenirim.
Bir şeyleri yapmamak adına sürekli o şeyleri yapmamayı rasyonelleştiriyorum yada ahlakileştiriyorum. Örneğin ne gerek var futbola, boş yere dünyanın parasını kazanıyorlar. Yok bu Galatasaraylılar cemaatçiymiş. Sanane öyleyse, cemaatçi kız arkadaşımla oturup sohbet etmeyi biliyorum ama. Cemaatçi olması umurumda değil. Ben garip bir şekilde bakın ben bunu yapmıyorum ama akıllıca veya ahlaki bir gerekçesi var deme eğilimindeyim. Ayrıca bu yazdığıma bakarsak birilerine kendimi kanıtlama eğilimindeyim de. Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğü neden bu kadar önemli? Bu sorunun cevabını bulmayı ve mümkünse değiştirmeyi çok istiyorum.
Ardından başka bir konuya geçtik. Ben kendimi bir şeylerden mahrum etme eğilimindeyim. Staj yapılan yerlerde insanlar para da alırlar az da olsa. Ben, para teklif edilse gidip de almamazlık edebilirim. Kendimi bir şeye layık bulmam için mükemmel şartların gerçekleşmesi gerekiyor. Sen bir tecrüben olmasa da orada mesai harcayacaksın, ücret bunun için veriliyor dedi. Bense bir iş yaparsam bana verilmeli diye düşünüyordum. Dedikleri mantıklı geldi. Parasal konular dışında da bu böyle. Çocukken bir futbol formasını giymeye bile utanırdım. Sen futbolu biliyor muşunda bunu giyiyorsun, üstünde birde futbolcu adı yazıyor, sen kendini o mu sanıyorsun kimsin diye düşünüyordum. Marka şeylere özenirdim ama alınsa sanırım rahatla giyemezdim. Çünkü ben layık değildim. Giyenler, yapanlar, edenler mükemmeller; gerçek birer erkekler, evlerinde futbol izliyorlar, sohbetlerinde konuşuyorlar, dışarıda oynuyorlar tabi ki forma giyebilirler ama ben giymemeliyim. Ne olur ki sanki giysem, sanki hepsi biliyor mu her şeyi... Bilmeden yapsam ne olur? Benden küçük çocuklar bana abi dediğinde ürperirim, biri bana oğlum dediğinde ürperirim. Ben bu sıfatlara layık değilim. Bir erkek gibi konuşmaya utanırım, gerçek bir erkek miyim ki? Bir eşcinselsin dolayısıyla bunları yapmaya hakkın yok gibi şeyler değil bunlar. Daha eşcinsel olduğumu bilmediğim zamanlarda da bu aşağılık kompleksini hissederdim. Ama ben çocukken bir abi olacağım zamanın gelmesini çok istedim. Ama sonuç böyle oldu. Düşük benlik dedikleri bu mu acaba? Emek vererek yaptığım şeylere kendimi layık görürdüm. Ben bunu paramla almadım, yaptım. Ama zamanla oda gitti, başkasında bu yoksa emek vermediğinden değil, o çocuk kendini geliştirecek kadar şanslı değildi, emek verse de yapamazdı, sen emek verip de yaptıklarına da layık değilsine geldi mesele… Bir kız gibi davranınca hiç sorgulamıyorum, sen kız gibi davranmaya layık değilsin, bir kız değilsin diye; ben kızların erkeklerden aşağı olduğunu mu düşünüyorum. Bunu düşünüyor olabilirim, çünkü babamla annem hep kavga eder ve annem babamı bastıramaz. Hep onun babamı bastırmasını çok istemişimdir, bugün bile. Hayat mükemmel bir yer değil, bir şeylere layık olmak için mükemmel şartların gerçekleşmesi gerekmiyor. Kimse seni formayı giydin diye yargılamaz, yargılasa bile önemli olan senin düşüncen. Bu cılız cümleler korkunç negatif bilinçaltıma dayanabilecekler mi merak ediyorum. Cılız cümle dediklerim aklımın silahları ve elimde sadece bu var ne yazık ki.
Kendimi düşüncelerimde sürekli aşağılama erkekleri ise yüceltme eğilimdeyim, aradaki mesafe hızla açılıyor. Aynı konu üzerindeki görecelilik o kadar ki, erkek için yaşadıklarına o zor hayatına rağmen benle aynı yerde, bense her şeyi boşa harcadım da buradayım diyorum. Mesela kazandığım okulun keyfine hiç varamadım. Yücelttiğim kişiyi de az da olsa tanıma fırsatım olunca öfkeleniyorum ona karşı. Bu muymuş diye… Ama kendimi alı koyamıyorum, hep yapıyorum bunu. Nasıl durduracağımı bilmiyorum. Sonuçta o kişiden ya çok soğuyorum ya da kestirip atıyorum ilişkiyi yada unutuyorum. O çocuk mükemmel olmak zorunda değil, bunu anlıyorum ama uygulayamıyorum.
İstemeyi beceremiyorum. Bir insanla arkadaş olurken onun mükemmel olmasını bekliyorum. Ahlaki özelliklerinden, kararlarına, başarısından, görünüşüne kadar… Örneğin bir takım tutsam onunda mükemmel olmasını beklerim herhalde. Çünkü o benim bir unsurum, ben yetersizliğimi dışarıdan bir şey alarak telafi etme eğilimindeyim.  Yetersizlik hissim bana anormalce istetiyor. Sonuçta o kişi düşündüğüm gibi çıkmayınca soğuyorum. Kızlar içinde böyle erkekler içinde. Bir arkadaş edineceksem onu tüm özellikleriyle mükemmel olarak beklememeliyim. Yalnız kalmayacağın kadar muhabbet edebileceğin kadar ilişkin olsun yeter diyebilmem lazım.
En çok üzerinde durduğum konulardan biri, utangaçlık özelliğimden dolayı kendime sahte bir benlik geliştirdim, insanlar buna maske de diyorlar. Eşcinselliğim anlaşılmasın diye anormal yönlerimi insanların ilgilerini başka şeye çekerek dağıtmama dayanıyor. Yok ya eşcinsel olduğundan değil kendi absürdlüğünden böyle bu densin diye. Uzun süredir bunu yapıyorum, ancak artık bundan keyif de almaya başladım. Kişliğime iyice işledi. Çünkü insanlar bu yaptıklarıma gülüyorlar ve benden sonra birbirlerine keyifle anlatıyorlar, beni böyle sevenler de var. Bu maske benle aşırı derecede bütünleşti ve bundan kurtulmak en çok istediğim şeylerden. Yeni karar alarak kurduğum ilişkilerde bunu yapıyorum farkında olmadan. Kendimi duygularımla ortaya koysam geriler mi bu saçmalık, yada erkeklerle başka şeyler yapabilsem bu aptallığı yapar mıyım... Çünkü bu sahte benliğin içinde kendimi aşağılayan bir yön de var. Bu bir kişilik bozuluğu, hem de eşcinselliğin dışında. Sahte kişilik derhal kesilmeli, çünkü insanlar beni böyle tanıyıp ona göre davranıyorlar, buda ortamı germeme sebep oluyor. İlişkileri kestirip atıyorum.
Bir ortama girdiğimde çoğu zaman eşcinsel olmayan bir erkekle ilk konuşmam güzel geçer, sonradan ya çocuk benden uzaklaşır yada daha yaygın şekilde ben uzaklaşırım. Ama bu dediğim birebir ilişkilerde geçerli. Bir ortamda birden fazla erkek varsa, gerilim yaşarım. Sesimi komik buluyorlar mı, konuşmamdan şüphelenecekler mi, anlattıklarına zaten uyamıyorum çoğu zaman… Zaten anlatacak fazla bir hayatımın olmaması da çabası.  Bu gerçeklere rağmen ilişki kurmam gerekiyormuş, deneyeceğim. Umut olan her şeyi deneyeceğim.
Hissedebildiğim pek fazla duygu yok. Bir çok acılı hikayeyi neden bir şey hissetmeden dinliyorum diye düşünürdüm. Hüseyin beyden geldi cevap, ilişkilere duygu katmazsan hayatta var olamazsın, başkalarıyla duygusal olarak denk olmazsan onları anlayamazsın gibi bişey dedi. Bebek sevinci yaşayan aileye kayıtsız kalmam gibi. Bu teoriyi doğrular şekilde Hüseyin beyin forumunda okuduğum eşcinselliği yenen öğretmenin hikayesini okurken çok etkilendim ve ertesi gün de etkisinde kaldım. Çünkü bende bu konumdayım yani duygusal dengim.

Hayatta stratejiler var bunları öğreneceksin ve sessiz sessiz de olsa haksızlık yapan kişinin üstesinden gelebilirsin, sen şikayet ediyorsun dedi. Evet şikayeti savunmayacağım. Ama bir erkek gibi tavrımı sertçe gösteremeden arkadan arkaya iş çevirmem benim erkek kimliğime zarar vermez mi? Ben erkekler bu işi böyle hallediyor bense sinsiyim demez miyim, derim.
Çocukluk tekrar yaşanmaz, ancak bazı ödevler edinerek telafi edebilirsin dedi. Bu telafi kelimesi o kadar güzel ki. Doğru olduğuna inanmak istiyorum ve umarım telafi edebilirim. Yeni ödevleri uygulamaya kabul de bu yapışkan sahte benliklerden nasıl kurtulurum hiç bilmiyorum.
Bugüne kadar yaptığım şeyler eşcinselliği çok da giderici değildi, kendi kendime uğraşıp zaman kaybetmişim. Bu yıl asıl bir başlangıç olacak benim için. Yıl sonuna ne noktaya gelirim diye merak ediyorum. Yazdıklarımın bu yüzden bir tarihi var.



psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME
« Yanıtla #3 : 28 Aralık 2014, 02:36:10 öö »
27.12.2014

Selam Hüseyin Bey,
Terapiden geldim, ortam da müsait olduğu için hemen yazmaya başladım. Önceleri terapide yazılacaklar gözümde büyüyor diye hemen yazmaya başlardım. Bu kez yazımın mümkün olduğunca samimi ve duygulu olmasını istiyorum. Ama bir yandan da kendimi içinde suyu olmayan bir limon gibi hissediyorum. Olmayan bir şeyi nasıl çıkarıp yazacağım diye endişeleniyorum. Bu güne kadar ki yazılarımda beni çok mahcup eden ya da epey sorgulayıp düşündüğüm konuları yazdım. Benim için samimi olmanın örtüştüğü kavram bu. Şimdi ne yapacağımı aslında bende pek anlamadım.
Duygularla ifade etmeye çalıştığımız şeyi yakalayabilmek istiyorum. Bugün geçtiğimiz iki yazımdan örnek verdiniz mesela; kendimden bir şey katmamı olumlu bulmuşsunuz. Bunlar derin duygular olmasa da bana ipucu verdi. Sanırım şu nesnel, makale tarzımdan vazgeçip, öznel söyleşi, deneme gibi bir tarzı denemem gerekiyor. Hatta baştan savma salak salak bir yazı da yazabilirim belki ileride; şöyle düzensiz, kendini çok önemseyen, ben anlatmış olayımda karşımdaki beni çözmeye çalışsın dercesine bir yazı…
Aslına bakarsanız insanların kendinden bir şey kattığı şeylerden pek hoşlanmam, özelliklede aşk şiirlerinden. Erkeklerin aşk şiirleriyle uğraşmalarından tiksinmişimdir. Banane senin buhulu gözlerinden, senin içindeki hislerden bize ne, herkes doğası gereği aynı şeyleri yaşar, kendini neden önemseyip de bu saçma dizeleri yazmış ki falan derdim kendi kendime. Ama tabi bir takım Türk Sanat Müziği eserleri bu düşünceyi yıktı bugün. Öyle bir parça var ki elimde, sanki benim için yazılmış. Sanat insanın içindeki yalnızlığı giderebiliyor, içimdeki kaosu düzene sokabiliyor. Hatta böyle bok gibi bir hayat yaşadım, keşke bende geriye bir şiir bırakabilsem diye düşündüm. Belki ileride yazarım. Bu arada o sanat müziği parçası bir erkek tarafından yazılmış, ne kadar da aynıymışız.
Erkek denen varlık düşünsel boyutu ağır basan duygusal zaaflarına ket vurması gereken bir varlıktır. Hep böyle düşünmüşümdür. Bugün bile bu anlayışımı tam anlamıyla terk ettiğimi söyleyemem. Babam sevgisini pek göstermezdi, ciddi meselelerle ilgilenen ciddi biridir. Galiba ben bu nedenle bunu doğru bildim. Kendim tam anlamıyla öyle olamasam da, bir derece bende ciddi biriyimdir. Bizim kızlarla dağıttığımız zamanlar hariç, o anlarda geyiğin dibine vururduk. Karakterim açısından sakıncasını konuştuğumuzdan beri bunu devam ettirmiyorum; fakat onları çok özlüyorum. Ama onlarda çocuk kalamaz bende, bu değişiklikler ve kararlar onlar içinde benim içinde olması gerekendi. İstemesemde büyüyeceğim. Bu erkeklik yaşı bir şekilde 4’ün üzerine çıkmalı. İnanamıyorum sadece 4 yaşımdayım. Yani bir erkek olarak gerizekalıyım. Bu erkeklik yaşı da benim uydurduğum bir şey. 40 yaşında bir insanın kemik yaşının 17 çıkması gibi. Bir erkek olarak ne kadar var olabildiğim ve ne tecrübeler edindiğime göre artan bir yıl hesabı var, yani 365 atması gerekmiyor. Zaten öyle olsa 4 yaşımda olmam. Dört !!!
Geçen terapide Mehmet ile tanıştım. Bahsettiğim gibi fazla uyuşmadık, fakat saygı duyduğum, sorunumu anlatabileceğim biri. Fakat vereceği cevap konusunda ne kadar uzlaşma sağlarız ayrı bir mesele. Neden saygı duydum, çünkü bir takım gözlemlere, düşüncelere dayandırdığı bir tarzı var. Gücünü benim aksime dininden alıyor, fakat yaklaşım tarzını benimsedim. - Bu arada yeri gelmişken belirtmek de isterim, Müslüman eşcinseller iyileşmek istiyor başlıklı bir yazınız var; bu biraz beni düşündürdü. Ben neyim? Bir insanın eşcinsel olmak istememesi için Müslüman mı olması gerekir, beni saymıyor musunuz? 4 yaşında biri olduğumdan fasulye miyim yoksa? -  Ben gücümü tamamen bu dünyadan alıyorum. Buraya geldim, neden geldim bilmiyorum. Ama burayı seviyorum. Sınırlı vaktimi denenmiş yollardan edinilen tecrübeler ile değerlendirmek istiyorum. Modern eşcinsel hayatın doğruluğu yada yanlışlığı tartışmasına girmeksizin; kendi hayatımı, kendi vaktimi en güzel şekilde geçirme hayalindeyim. Yani doğdum, bilincim açıldı; ve elimizde bir erkek var, ona ait hormonlar, ona ait vücut, ona ait duygular… Erkek ve kadın gerçeği var. Hayat bana bunları gösterdi. Haliyle eşcinsellik benim hayatımda, elimdeki erkeğin sürecinin tıkanmasını ifade ediyor. Yeni bir cinsiyeti değil. Grip olup da hapşırmak gibi bir şey bu… Mikroptan kurtulup hayatıma devam etmeyi, hapşırmak da güzeldir, hapşırarak yaşayın akımına yeğledim. (Burada eşcinselliği mikroba değil hapşırmaya benzettim, mikrop erkeklik yaşımın 4 olmasının nedeni olan içime kapanışlarım, çekinikliklerim. Açıklamayı LGBTİ biri okur diye yapıyorum. Gereksiz alınganlıklara alıştım)  Şu anda fark ettim ki ben yine teoriler, makaleler eksenine saptım.


Bir takıntım vardı; bir erkek ile arkadaşlık kuracaksam onun beni eşcinsel olarak bilmesi gerekir diye düşünürdüm. Hatta 4 elemanı kitlemiştim bu konuda. Çünkü istesem de, istemesem de ben böyleyim. Karşımdakine kendimi yanlış tanıtırsam ona haksızlık etmiş olurdum. Mehmet’in bu anlamda bir işlevi oldu. Benim kusurumu biliyordu, hem de derinlemesine bir şekilde. Fakat bilmesine pek de gerek yokmuş. Yani diğer erkek arkadaşlarımla olan ilişkilerimden pek de farklı hissettirmedi bana bilmesi. Bu anlamda bana yardımı dokundu. Bir arkadaş edindiğimde her şeyi ile birbirimizi tanıyacağız, çocukluktan gelen bir hayal, diş perisi gibi… Evlensem de içimde kendi taşımam gereken bir özel olacak, en yakın dostuma bile; bu kendime karşı bir sorumlulukmuş. Bunu öğrenmekle belki de 5 yaşıma geçmişimdir. Tabi düşünceler ve davranışlar hemen paralellik göstermez. Bakalım ne zaman defosuz hissedip bir arkadaş bulacağım.
Hastalığı yaşayarak iyileştirmemiz gerekiyor. Bugünün en çarpıcı anlarındandı. Bir anda tırı vırı bişeymiş gibi söyleyiverdiniz ama çok önemli bence. Ben birine aşık olduğumda kesinlikle yüzüne bile bakmak istemem. Eşcinsellik öyle aşağılık öyle iğrenç bir şey ki, ben aşık oldum diye elimi kolumu sallaya sallaya gidemem birinin yanına, gidemedim de. Ben Batuhan’a 8 yıldır aşığım. Hala da onu çok özlüyorum. Emre’yi bile bastırdığı oluyor. Bunca zaman sanal ortamda bile cesaret edip söyleyemedim. Zaten sizde söyleme ama arkadaşı ol dediniz. Şimdi düşünüyorum bir gay bana aşık olsa yada bir kız bana aşık olsa, benimle arkadaş olsa asla kızmam, öyle arkadaşlarım da var. Yani kıza kızmam, gayi istemem. Ben kızlara sevecen yaklaşıyorum sanırım. Tabi kendi kendime gelin güvey olmuyorsam. Bende birine aşık olduğumda gidip arkadaşı olabilirim. Ama nedense bu muhakemeyi yapmadan çok korkunç bir haksızlık ediyormuşum gibime geliyor. Eşcinsellikten çok tiksiniyorum, ne kadar şanssızlık da olsa. Tiksindiğim oranda da kendimi yargılıyorum. Abdullah’ı da yargılamıştım aynı şekilde. Demek doğru olanı yapıyormuş. Bir ara konuşmam gerekecek galiba bu konuda. Yarayı kanatmamak için yapılacak bir şey bu. Ama yapamayacağım galiba, karnım ağrıyor yazarken. Ölsemde gidemem, sanki normal bir insanmışım gibi, arkadaşı olabilecekmişim gibi. İğrenç iğrenç iğrenç !!!
Gelelim Rıza’ya… Hüseyin Bey, tekrarlıyorum; sadece size yazıyorum. Rıza konusu benim içimde bir yara açtı. Çünkü eşcinsellik bir şanssızlık ve güçlüysek, iradeliysek ama herşeyden önce maddi durumumuz varsa iyileşeceğiz. Rıza’nın maddi durumunun yetersiz olması, sanki onu bu işi başaramayacakların kümesinde bırakıyor. Bu nedenle ondan rahatsız olup yargıladığım oranda üzüntü hissediyorum. Çok yanlış bir yol izlediniz, emrivaki yapıp da telefonlarınızı alın dememeliydiniz. Başıma bela oldu bu durum. Çelişki yaşıyorum. Hiç mutlu değilim onu yüz üstü bıraktığım için ama ölsem de gebersem de delirsem de onla arkadaş olmam. Daha yüzyüze gelmeden facebook üzerinde ona ait fake bir hesaptan konuşmuş ve hoşlanmayıp uzaklaşmıştım. Yüzyüze konuşma esnasında ise iyice soğudum. Bir başka fake hesaptan, babamla ilgili çok zor günler yaşarken kendini psikolog olarak tanıtıp hikayemi aldı. Terapide bende dürüstlük takıntısı var derken ben onun yüzüne bakıyordum. Hangi dürüstlük takıntısı… Dini yönüne rağmen yaptığı bu ve konuştuğumuz başka davranışları içimdeki islamafobiayı homofobim ile birleştirdi. Kendimi tuttum ama merak etmeyin. İnanın yapabildiğim tek şey mesajlarına oldukça nesnel, kitap cümleleri ile cevap yazmaktı. Hakaret etmedim, küçümsemedim. Sadece, seninle takılabiliriz dediğinde ben yalnızlığı seviyorum, yalnızlığımı paylaşmak pek hoşuma gitmez dedim. Başka hiçbir şey söylemedim. Birde eşcinselliği bilirsiniz aktifseniz pasiflerin bir önemi yoktur. Gerçekten de onu önemsemedim. Ben kamil bir insan olmak, ne bileyim bir Mevlana olmak kapasitesinde değilmişim. Yapamayacağım dedim ve engelledim, sildim. Lütfen bir daha böyle bir sınav vermek istemiyorum.
Terapi sürecinin başka danışanlarla paylaşılması yüzyüze yada telefonla konuşulması tedaviye gelme iradesini güçlendiriyor diye konuştuk. Gerçekten de öyle. Rıza, Mehmet ve Fırat ile bunu deneyimledim. Çıkışta Fırat ile yemek yedik. Uzun uzun konuştuk. Çok akıllı bir çocuk, kendine ait düşünceleri var. Bunlar sadece ona ait olan kendinin geliştirdiği düşünceler, bu çok güzeldi. Sağda solda okuduğunu satan insandan hiç hoşlanmam, özgün bir kafası var. Duyguları konusunda hiçbir fikrim yok. Anlattıysa da ben fark etmedim. Bence kesin sonuç alacak. Şahsen kendimden önde buldum. Numarasını almayı unuttum. Ama illaki karşılaşırız.
Duyguların yaşandığı sosyal ortamı olmazsa bir insanın elinde sadece erotizm kalır dediniz. İyi dediniz. Güzel dediniz. Sosyal hayvan olan insanın, sosyal yanını yok edersek hayvan kalır dedim bende. Bende iyi dedim. Saz alıp atışsak anca böyle güzel otururdu. Asosyal insanın neden mastürbasyon yaptığını cevaplar bu konuşma. Bu konu sınavın en zor kısmı bence… Hangi erkeği nerden bulucam da duygusunu fark edip kendiminkini de katıcam? Bir şey diyemiyorum bu konuda.

İki hafta önce, sürpriz bir şekilde başından sonuna kadar bir kız ile mastürbasyon yaptım. Günün konusu bu farkındayım ama hala hissedemedim. Duygularımın olmasını şu anda çok istedim. Bir heteroseksüel mastürbasyondu bu, tekrar yapabilir miyim bilemedim. Üzerine birkaç gün sonra erkekle mastürbasyon yaptım onu da söylemeliyim. Şimdi burda homoseksüel mastürbasyon ile heteroseksüel mastürbasyonda ne fark yaşadım bunu açıklamalıyım. Homoseksüel mastürbasyonda erkeği hayal ederim, ama kendimi o hayale dahil etmem, yani penisi ağzıma almam yada becermem, becerilmem. Sadece hayran kalınası vücudu ile karşı karşıyayım. Zaten AP garip bir yapım var. Fakat heteroseksüel mastürbasyonda kendime olan tutkum da vardı. Bir kadın algısının yanısıra kendimde ordaydım. Hissettiğim homoseksüellikte olduğu gibi eriyip gitmek değil bir patlamaydı sanki yani düşüncelerden uzak sadece sorumsuzca ben vardım ve cinsel ilişki yaşamış oldum. Düşüncelerden uzak olmak çok tuhaftı. Ütopya gibiydi. Olmayacağını bile bile yaptığımı hissettim ama olmayacağını bilmem hayatın gerçeği değil benim kısıtlı tecrübemdi. Yani öğrenilmiş çaresizlik. Bunu kırdım ama yine oluştu. Yine yapamam gibi sanki. Fakat bu dürtüye sahip çıkmak gerek. Duman belli belirsiz ortaya çıktı ama ateşi göremedik.
Şimdi bu olaydan iki hafta sonrada bir kıza duygusal şekilde kıpırtı hissettim. Buda aniden oldu. Konuşması çok güzeldi. Kendisi de sevimliydi. Yetersizlik hissi de yoklamadı değil tabi. İlginç olan kız geçmişte hiç hoşlanmadığım bir başka kıza çok benziyordu. Takdir ettiğim yönleri olan bu kızın çok da zaafı vardı. Ne diye gidip onu buldum anlamadım. Bu mastürbasyon ve duygu konusunda kendi kendimi kandırıyormuş gibi hissettim. Mehmet beni bu konuda uyardı sağolsun, size ancak öyle açtım konuyu. Yoksa ben daha bekleyecektim, emin olayım biraz diye. Hamile olduğunu müjdeleyen kadın gibi hissettim. Bu derin şüphelerin varlığı iyileşme sürecini gösterir, şüpheler üzerlerine gidilerek gerçek ortaya çıkacak dediniz, umut verici. Teşekkür ederim.


http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1561.0


yazının devamını okumak için linki tıklayınız
« Son Düzenleme: 29 Aralık 2014, 05:47:03 ös Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #4 : 29 Aralık 2014, 04:11:24 ös »

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #5 : 17 Mayıs 2016, 12:41:17 öö »
Bu hafta güzel ve umutla başladı fakat kötü sonuçlandı derken hafta sonu durumu toparladık. Cuma günü işimden ayrıldım. Patronumla anlaşamadık. Fakat etrafımdaki kişiler, daha ziyade onun problemli olduğunu düşündü. Sıkıntılarının olduğunu bende kabul ediyorum. Ancak olay yaşanırken ben nedense sadece onun haklı olduğunu düşündüm. Yani ben ve benim haklı olduğum noktalar yoktu sanki sadece eksikliklerim vardı. Bu problem daha önceleri de tekrarlamıştır hayatımda, yani ben haklıyken haksız pozisyonuna düşmüşümdür. Aklım karışıyor, birden kendimi suçlamaya başlıyorum, beni suçlamalarına izin veriyorum, karşıdakinin hatası yokmuş ya da benimkinin yanında ufak tefekmiş gibi. Ben birisi beni suçladığında kendimi savunamıyorum, çünkü kendimden emin olamıyorum. Karşımdaki kişiyi suçlamak için şartlar bir türlü olgunlaşmıyor. Bu şartlar nedense bana OKKB’yi anımsatıyor, yani bir takım unsurlar, şartlar, ilkeler bu takıntılı düşüncelerimde var. Fakülteden bana miras kaldı. Tabi salt eğitim değil bana bunu yaptıran. Ben buna ihtiyaç duyduğumdan bu bakış açısını benimsedim. Yani problem, benim insanların davranışlarını doğru bir şekilde anlamlandıramam, bunu sağlamak içinde bir takım kriterlere ihtiyaç duymam. O gün konuşup aldığımız kararları karıştırdım, yanlış hatırlıyorumdur diye düşündüm, ama haklı olan bendim. Ayrıca o kadar fazla şey anlatmıştı ki bir çoğu da aklımdan çıktı. Yeni başlayan birine iş göstermeden bu şekilde patlamaya hazır bomba gibi işleri yığması sakıncalıydı. Zaten dosya düşüm sürelerini aylarca işlem yapmaksızın geçirmesi kendi kusurlarının kanıtı. Ama ben haklıyken haksız pozisyonuna düştüm. Kendimi bildim bileli hep eksik hissettim, yani bu terapiler eşcinselliğin tedavisi değil benim için, bu eksiklik hissinin tedavisi. Benim hayatımdaki en asli sorunum budur. Bir tartışmada haklı çıkmam için elimin güçlü olması gerekli, çünkü eksik hissediyorum, bir işe giriştiğimde donanımlı olmam gerekir, örneğin bir eğitim süreci ideal ya da ona yakın tamamlanmış olmalı yoksa ben eksik hissederim. Lisedeki wolleyball maçını hatırlıyorum, yeterince iyi değilim diye katılmamıştım maça fakat oluşturulan takım başarısızdı. Ben onlardan daha iyi bir oyuncuydum. Avuçlarının içi ile falan vuruyorlardı topa. Ama kendilerini yeterli buluyorlardı ve pat diye işe olaya giriveriyorlardı. Çok düşünmüşümdür hayatım boyunca bazı arkadaşlarım için, bu çocuk kendini ne sanıyor diye. Kendimi eksik hissedip onların çok farklı hayatlar yaşadığını sanmıştım. Defalarca gözümün önünde hatalar yapmışlardı, bense şaşkınlıkla izlemiş, onların benden iyi olmadıklarına buna rağmen inanamamıştım. Çünkü benim eksikliklerim başkalarının yüksekliği yalanından kaynaklanmıyor, başka bir sorunum var. Bilinçaltımda bana doğduğum günden beri eksik hissettiren bir şey. Bu nedenledir ki ben hiç mutlu olamadım diyebilirim rahatla, çünkü her zaman giderilmesi gereken eksiklikler vardı, en iyi anlarda bile. Bu konuda da şüphelendiğim en önemli sebep, bebekliğimde beyinsiz babamın bana tuvalet eğitimi vermek için beni azarlaması. Bir diğer neden olarak da annemin ve ablamın bana sürekli kol kanat germesi ve benim tecrübe edinememem var tabi. Fakat neden beni korudular, çünkü ben güçsüzdüm, eziktim. Yani başlangıçtaki ezikliğin nedeni değil bir sonucu olmalı onlar. Benim kişiliğim gelişmedi, bir yerlerde takıldım kaldım. Nasıl ki cinsel hayatımda yokluk hakim, sosyal hayatımda

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #6 : 17 Mayıs 2016, 12:42:14 öö »
da böyle. Ben yok derecede yetersizim. Bana edilen iltifatlar karşısında rahatsız oluyorum, utanıyorum adeta. Çünkü kendimi tek bir yönümle tanıttım, göremediler tam olarak diyorum. Tam olarak görseler eksiğim yani. Bu eksiklik hissi kendime akıl yolu ile bakmamdan kaynaklanıyor, daha fazla sosyal ilişkiye girersem, bu eksikliği aşabilirim. Çünkü insanların gün içinde o salak bile yaptıysa ben yaparım gibi ölçüler kullandığını görüyorum. Sosyal ilişkiler işe yarayabilir. Tabi bu noktada OKKB sıkıntım bu faydayı engelleyebiliyor. Ben kendimden aşağı gördüğüm kişiler ile pek vakit geçirmeyi sevmiyorum. Üst gördüğüm kişilerde zamanla gözümden düşüyor. Genel olarak sosyal ilişkileri sevmiyorum çünkü. Bir ilişkide eksikliğimi gidermekten başka gayem olmuyor. OKKB olarak sürekli iş gözü ile hayata bakıyorum, yani bir gelişim süreci gibi hayata bakınca doğal olarak, düşenlere ilgim kayboluyor. Onları küçümsemek değil, en iyilerine sahip olsunlar, kötü bir şey istemiyorum ama benim ilgimi çekmiyorlar. Yani şu ilgisiz kesimden birilerini bulup vakit geçirmeye çabalamam gerekiyor. Olmayan bir ilgiyi uyandırmak çok zor.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #7 : 17 Mayıs 2016, 12:42:42 öö »
İşimde yaşadığım bu kriz sonucunda bir sorun daha gözlemledim. Yanında çalıştığım kişi, hiç evlenmemiş bir bayandı. Daha önceden de o işe girip çıkanlar çok olmuş, onları da yetersiz bulmuş kendi anlattığına göre. Beni de yetersiz buldu, beni yumuşak karnımdan vurmuş oldu. Eğitim sistemimizdeki boşluktan ötürü de benim kadar olmasa da başka arkadaşlarım da derin yetersizlik hissediyorlar. Fakat bazıları oldukça sağlıklı bir şekilde, sistem bu, bizim hatamız değil deyip, tökezlemeden yola devam edebiliyorlar. Neyse anlatacağım şey farklı. Kadın herkesi yetersiz bulmuş, çünkü işler gerçekten zora sokulmuş. Yani işlerin mahiyeti gereği bir zorluk değil bu. Kendisi yanlış kararlar verdiğinden işler çıkmaza girmiş, aklınca bazı planlar yapıp bize anlatacaktı, bizde işleri yetiştirecektik, ama evdeki hesap çarşıya uymadı.  İşlerin çıkmaza girmesinin nedeni önemli… Kadın sosyal sorumluluklar üstlenmiş, avukat kimliğini topluma ücretsiz olacak bir şekilde hasretmiş, fakat bürosunda bekleyen işler için bir plan geliştirmemiş. Ayrıca büro düzen olarak alt üst olmuş bir durumda, bilgisayarlar karman çorman, dosyalar karman çorman, mutfakta çürük sebzeler ve pislik boka dönüşmüş resmen, tuvaletler tıkalı ve kullanılmıyor, toz, toprak, gübür… Geçmişte işine adamış kendini, başarılı biri olduğu belli fakat iş dışında bir şeye yönelmemiş. Yani bunca problem, çözümü getirilemeyecek problemler değil ancak artık sistem donmaya başlamış kadında bu nedenle ilerleyemiyor. Zaten konuşma yeteneğinde de hasar var, kekeleyerek konuşuyordu zaman zaman, cümleleri anlamsız ve devrik olabiliyordu. Bu yaşananlarda şunu gördüm, onun yerinde bende olabilirdim. Çünkü eğilimlerimi incelediğimizde, bende tek bir işe kendimi adayabilirim, konuşmamda kekeleme ve devriklik gibi problemlerim var, özel hayatımda bende yalnızım. Bazen düşünüyorum, herşeyle bağını kes ve işine gücüne odaklan diyorum. Bunu yapınca mutluluk ve başarı gelmiyormuş bunu gördüm. Yani obsesif bir şekilde tek bir alanda var olmak gerçekten sakıncalı. Yani işim dışında da kendimi verebileceğim faaliyetlerin önemini gözlemledim.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #8 : 17 Mayıs 2016, 12:43:29 öö »
Bu konu ile ilgili üçüncü çıkarımım ise, yaşadığımız olay sonrasında benim yenilgi psikolojisine girmem ve bunu fark etmemem oldu. Hüseyin Bey bunu siz fark etmiştiniz. İşten ayrıldığımda kendimi toparlayıp yeni kararlar aldım. Aslında kendimi toparladığımı sanmıştım. Kadının bana tavsiyelerde bulunmuştu, sen serbest avukat olmamalısın, kurum avukatlığı, hakim-savcılık düşün, bu şekilde olması mümkün değil vs. Etrafımdakilere göre bu sözleri söylemesine izin vermemeliydim. Fakat ben, durup dinledim yalnızca, çünkü ona saygı duyuyordum, kendimi yetersiz hissediyordum ve bu nedenle de söylediklerinin doğru olduğunu düşünmüştüm. Askere gitmeye ve belki de memleketime dönmeye karar verdim. Ailemle konuşmasam bile hiç değilse orada kendi evimde olur, öylesine bir işe girerim diye düşünmüştüm. Yani yenilgi psikolojisindeydim. O işten ayrıldıktan sonra, yenisini aramayı düşünmedim. Çünkü kadının sözleri birer kanundu adeta. Benim kişiliğim öylesine zayıf ki, zorlukla karşılaşınca onu aşmaya değil, yolumu değiştiriyorum. Benim problemlerimden birisi de bu. Kendine güvenen biri olsam, kadın konuşurken ya tamam haklılık payı olabilir ama abartıyor diyebilirdim, işten ayrılıp yenisini zorlayabilirdim. Mesleğim zor bir meslek, fakat herkes için zor. Bazı azınlıklar için böyle değil. Kolayca ve keyifle yapıyorlar ya da işleri hazır. Fakat büyük çoğunluk ile aynı yoldayım ve onlar da ilerliyorlar. Ne kadar zayıf olsam da ya da olmamama rağmen öyleymişim gibi hissetsem de güçlüklerle karşılaştığımda toparlanmam gerektiğini hatırlamam gerekli. Fakat bunun çözümünü bulamıyorum, insan her an uyanık olamıyor. İnsan onca koşuşturmanın içerisinde sorunu çözmeyi değil tespit etmeyi bile beceremeyebiliyor. Tabi benim kafam genelde karışıktır, biraz zamanla kendimi toparlar ve berraklaşır aklım. Yani yeni işe başladığım zamanlarda bu karmaşaların arasında ortaya çıkan krizleri yönetmek vermem gereken bir sınav. Karşılaşmadan da bir şey geliştirmek mümkün değil.
Askere gitmeye karar vermiştim. Fakat bunun yanlış olduğunu düşündük. Mesleki gelişim açısından, kişilik gelişimim açısından bazı adımlar attık. Süreç başladı kısacası. 6 aylık bir ara pek mantıklı değil. Tabi doğru dürüst bir mesleki gelişim için araya yüksek lisansımı alıp, tecilimi iyice uzatmam gerekir diye düşünüyorum bir yandan da. Belki de askere gitmem, bedelli yaparım. Çünkü bu işi daha baştan halletmediğim için çok olumsuz bir zamana ötelendi. Askerlik beni geliştirir, Türkiye’de  askerlik sosyal anlamda bir basamaktır diye düşünürdüm ama, arada kaldım. Bu konuya ilerleyen terapilerde vakit ayırmamız gerekiyor, çünkü içimde kaygı ve belirsizlik yaratıyor. Kişilik gelişimi açısından da yakaladığımız bazı algılarımız var. Bu dürtülere sahip çıkıp büyütmek gerekiyor. Buda süreç istiyor.
İşten ayrıldığım gün, eski işyerimde çalışanlarla da bir olay yaşadım. Benden bir konuda yardım istediler ve bende çok zor bir pozisyona düştüm. Onların bir işlemini yapmayacaktım sadece yardım edecektim. Ancak, durum böyle olmadı. Adliyede çalışanların bana karşı içlerinde şüphe oluştu. Mayına basmadım ama basarken ayağımı çektim. Obsesif kişiliğim beni bir kez daha korudu. Yani kılı kırk yaran, şüpheci yapımdan kurtulmak istesem de bir işe yaradı. Bu konuyla ilgili bana eski işyerindekiler ile görüşmek sakıncalıdır dediniz. Yani öylesine sakıncalı ki, sosyal hayatta, duygusal boyutta ilişkilerin olmaması gerekirmiş. Bu pek mümkün gelmedi bana. Günün yarısından çoğunu işyerinde geçirmek zorundayız. Başka nerede sosyalleşeceğiz. Mutlaka birine bir derdimizi anlatacağız yada dinleyeceğiz. İşyeri duygu kaldırmaz diyoruz ama duyguların da bir yerlere akması lazım. Benim gibi hiçbir çevresi olmayan biri için bu biraz zor. Yani bütün gün orada vakit geçireceğim sonra da duygusal ilişki kurmayacağım. Ama benim iyileşmem için sosyalleşmem gerekiyor, kendimi gözlemlemem gerekiyor. Burada zaman bakımından bir hata var, fazla ideal düşünüyorsunuz gibime geliyor. Yani psikoloji olarak doğrudur ama uygulama kabiliyeti var mı buna bakmak gerekir. Ayrıca yaptığım hata beni hayrete düşürüyor, ben insanlarla duygusal ilişki kuramıyorum, duygularımı açamıyorum derim hep. Burada resmen istirmar edildim. Böyle bir hata benim tarafımdan nasıl yapıldı. Ben sadece yardımcı oldum yardım istediler diye. Belki de duygular konusunda çok tecrübesizim. Yani tecrübeli olsam sizin gibi düşünebilirim. Yaşadığım kötü şeye rağmen hala yanlış yaptım, beni ateşe

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #9 : 17 Mayıs 2016, 12:43:54 öö »
attılar diyemiyorum. Yani bundan emin olamıyorum. Başkası olsa belki gerçekten amaçları ateşe atmak olmasa bile, kendine verdiği değerden sanki öyleymişçesine öfkelenir. Ama ben çok şüpheciyim, suçlayamıyorum bizzat. Bu beni savunmasız, kullanmaya açık bir hale getiriyor.
Kendimle ilgili bir sıkıntım var. Bunu yıllardır düşünmüşümdür. Açıklaması güç bir sıkıntı. Normal bir insan bir şeyi tecrübe edip bunu hayatına aktarma kabiliyetine sahiptir. Ben bunu yapamıyorum. Son olayımda bile, kötü bir tecrübem oldu, ama sanki bir kez daha hiç yaşanmamış gibi bunu tekrarlayabilirim. Sanki birileri benim yerime bir şeyleri yapmakla görevli gibi. Kendi hayatımın dizginlerini ele alma dürtüm gelişmemiş, bunu uyanık tutamıyorum. En hayati kararlardan tutun da en önemsiz kararlarda bile ben bunu hissediyorum. Mesela yalnız yaşadığım bir evim vardı ve ben orayı idare edemedim. 1 hafta belki doğru dürüst yemek yapmışımdır. Sorunları tespit edip adımlar atmam için çok çaba sarf etmem gerekiyor. Bu birçok insanda otomatik gelişen bir şey… Sorumluluk sahibi olmamaktır belki de bu problem. Bugüne kadar çoğu sorumluluğum ailem tarafından üstlenildiği için. Bunu nasıl çözebilirim ben, tamam sorumluluklarımı üstleneceğim diye karar alsam da bir zaman sonra yine her şey eskisi gibi devam ediyor. Böyle olduğu sürece de kendimi değiştiremem.
Terapilerimden bahsedelim biraz. Her süreç aşamasında kriz yaratıyorum. Bende eşcinsellik ile başladık, eşcinsel bir yaşantım olmadığı için üzerinde fazla durmadan ikinci sürecimiz olan enseste geçtik. Ensestten sonra da Obsesif Kompulsif bozukluğa geçtik. Bir ara gündemimizi TMS oluşturdu. Kadın algısı belirdi. Yani bir sürece geçtiğimizde motivasyonum kırılıyor. Sonra bunu rasyonelleştiriyorum, habire yeni bir problem çıkıyor, hiç bitmeyecek benim bu sıkıntılarım diyorum. Hüseyin Bey çok abartıyor her sorunun üzerine gidiyor diyorum. Sonra gelmiyorum terapiye ya da terapilerden kopmuş bir halde gelebiliyorum. Değişime ayak uyduramamam sürecime sahiplenmeme engel oluyor. O çok beğendiğim evrim teorisi, ne en zeki olanın nede en güçlü olanın hayatta kalacağını söyler,

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #10 : 17 Mayıs 2016, 12:44:32 öö »
değişime en iyi ayak uyduran hayatta kalır der. Değişimin en zayıf noktam olması ne kötü… Bu kadar inatçı olmaktan nefret ediyorum.
Ödevler konusunda inat ediyorum. Terapi verimlerini süper düşüren birşey bu. Bu nedenle gerekli yada gereksiz tüm ödevlerin yapılması gerektiğine karar verdik. Yani direncin kırılması için.  O dilekçeleri yazınca ne hissedeceğimi merak ediyorum. Hayatta plansızca yapılan şeylerin insana kazandırdıkları da olabilir tabi.
Masturbasyon konusuna ödev koymak istedim, iki ay boyunca el ile gibi. Ama bunu yapmadık. Obsesif yapıyı buraya mı taşımak istedim. Penisi özgür bırakacağız dedik ama şimdi katılmıyorum buna. Bazen belli ölçüler kullanabiliriz, daha verimli olmak adına. Bunları bir ritüel haline getirirsek obsesyonlar burada başlıyor. Yani ben bu mastürbasyon konusunda zorlanıyorum, hiç yapmak istemiyorum nerdeyse. Bu süreçten verim almak için bu konuda hedefler ve ödevler belirlemek istiyorum ben. Benim terapilerimin asıl tıkanıklıklarından biri de bu zaten, problemi tespit ediyoruz ama nasıl çözüleceği konusunda somut bir şeyimiz yok.
Obsesyonlarımın hayatımın her alanına sıçramış olmasından dolayı başarısızlıklar yaşadım. Mükemmeliyetçilik takıntımdan dolayı çalışmalarımı tamamlayamıyorum, tam hedefe ulaşamadığım için de kendimi başarısız hissediyorum. Stajımı düzgün yapmadım diye garson mu olsam diye düşünüyordum bir ara. İdealize ettiğim şablona ulaşamadığım için iş bulmak imkansız mı olacak yada bulduğum işte çözümü getiremeyecek miyim? İnternette nasıl başarılı olunur gibi araştırıyoum sonra bunları muhakkak yapmalıyım diye dayatıyorum. Onları öğrenmeliyim ama yapmadığımda başarısız oldum dememeliyim. Yapmadan da başaranlar var. Bu Okkb şöyle bişey, kafamda bir şablon oluşuyor, ideal bişey bu, ona ulaşamayınca başarısızım diyorum. Böyle olmaz elimde 10 üzerinden 4 de olabilir. OKKB çıkmaz noktam ne yaparım bilmiyorum. Meliyim malıyım tarzı cümleleri çok olur diyorlar, benim yazımda bundan geçilmiyor.

Herşeye de OKKB dememek gerekiyor. Neden çünkü mesela okuma meselesinde saat tutabilirim,bunu herkes yapar bazı şeyler öyle yapılmalı verim için. Ama bir iş böyle yapılır diye kurallaştırmak yada standardize etmek OKKB yaratır. Yani obsesyon sanmamak gerek herşeyi. Yani bir işi ezbere belli standartlarla yapmamak gerek. Ben bunu nasıl yaparım diye baştan düşünmek gerek. Standardize etme ve mümkün mertebe tekrardan kaçınmalıyım, bir defada bitsin diye.
Terapilerde genç bir ergen arkadaşla konuştum. Çocuk benimle konuşurken kafa sallıyor ve çok utangaç bir şekilde davranıyordu, bunu yapmaktansa konuşsa, yanlış yada eksik de olsa birşeyler söylese, kendine güvenerek bunu yapsa, kişilikli bir davranış olur. Yani mesele içerik değil şekil. Hatalı ve eksik şeyler anlatsa susup onaylamasından daha iyi puan toplar. Bu problem bende de var. Kendimden üstün bulduğum kişi karşısında böyle bir tavır sergiliyorum. Birde sesim içime kaçıyor sanki.
Selamlar.


psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #11 : 13 Aralık 2016, 10:34:56 öö »
..

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #12 : 21 Şubat 2017, 10:33:35 ös »
..

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #13 : 21 Şubat 2017, 10:38:53 ös »
...

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Ynt: EŞCİNSEL KİMLİK : EŞCİNSELLEŞTİRME ve DUYGUSAL YOKSUNLUK
« Yanıtla #14 : 21 Kasım 2018, 01:16:55 ös »
..