Gönderen Konu: GEÇMİŞİN HAYALETLERİYLE YÖNETİLEN ÜLKE  (Okunma sayısı 246 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 82
    • Profili Görüntüle
GEÇMİŞİN HAYALETLERİYLE YÖNETİLEN ÜLKE
« : 18 Nisan 2026, 02:35:30 ös »
Geçmişin Hayaletleriyle Yönetilen Ülke

Türkiye’nin meselesi hiçbir zaman sadece rejimin adı olmadı; asıl mesele, geçmişin bugünün üstünden elini çekmemesiydi. Bu ülkede tarih, düşünülmesi gereken bir tecrübe olmaktan çok, bugünü esir alan bir gölgeye dönüştü. Osmanlı diye bağıran da, cumhuriyet diye hiddetlenen de çoğu zaman aynı hastalığın içindeydi: geçmişi bırakamamak. Biri mazinin ihtişamına sığındı, öteki dokunulmazlaştırılmış kurucu ikonların tapınağına kapandı. Böylece siyasal akıl, geçmişle yüzleşmek yerine geçmişin içinde debelenen bir refleksler toplamına dönüştü.

15 Temmuz gecesi işte o geçmiş, silahlı bir hayalet gibi milletin üstüne son kez yürüdü. O gece kırılan şey yalnızca bir darbe teşebbüsü değildi; millet üstünde vesayet kurma hakkını kendinde gören kurucu kibrin meşruiyeti de ağır bir yara aldı. Tankların, jetlerin ve cuntacı hırsın gerisinde yalnızca bir iktidar mücadelesi yoktu; devletin milletle ilişkisini yukarıdan kuran eski vesayet aklının son büyük yoklaması vardı. O yoklama kırıldı, fakat onun ürettiği zihinsel tortu bütünüyle tasfiye edilemedi.

Ne var ki Türkiye, 15 Temmuz’un açtığı eşiği gereği gibi düşünemedi. Çünkü bu ülkede birçok insan hâlâ geçmişi anlamaya değil, ona sığınmaya çalışıyor. Onu aşmak yerine onunla kavga ederek yaşamayı tercih ediyor. Böyle olunca da rejim tartışmaları hakikat arayışına değil, tarihî kimliklerin yeniden tahkimine dönüşüyor. Mesele hukuk, adalet, temsil ve hürriyet olmaktan çıkıyor; yerini kurucu kültlere, sloganlara ve siyasal putlaştırmaya bırakıyor.

Bugün biri Osmanlı diyerek konuşuyor, öteki cumhuriyet diyerek öfkeleniyor; ama ikisi de çoğu zaman bugünü kurmuyor. Biri mazinin dinî-siyasal ihtişamını bugüne taşıyarak çözüm arıyor, öteki isimler ve heykeller etrafında örülmüş resmî kutsallığı sorgulanamaz sanıyor. Oysa isimler üzerinden yürüyen bu kavga, Türkiye’ye ne adalet üretir ne de hürriyet. Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca “saltanat mı, cumhuriyet mi” sorusu olmadı. Mesele, devletin insanı ezen bir aygıta mı dönüşeceği, yoksa insan haysiyetini koruyan bir çerçeveye mi zorlanacağı meselesidir.

Bu yüzden Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir slogan değil, yeni bir siyasal berraklıktır. Geçmişi kutsayarak da, geçmişi lanetleyerek de bir yere varamayız. Osmanlı’yı erişilmez bir altın çağa çevirmek de, cumhuriyeti resmî putlar ve kurucu kültler üzerinden savunmak da aynı düşünce ataletinin iki ayrı biçimidir. Bize gereken şey, rejimleri tabelalarıyla değil; adaletleriyle, hudutlarıyla, hukuklarıyla ve insan hayatında açtıkları nefes alanıyla tartışmaktır. Çünkü bir rejimin adı değil, insan üzerinde kurduğu hayat belirleyicidir.

Bir toplum, geçmişini elbette hatırlar; fakat geçmişinin içine gömülerek yaşayamaz. Türkiye uzun zamandır tarihini omzunda taşımıyor, tarihinin enkazını sırtında sürüklüyor. Bu enkazın bir yanında tarihî romantizm, öte yanında dokunulmazlaştırılmış kurucu semboller var. Bir yanında nostalji, öte yanında resmî dogma. Böyle bir yerde ne sahici muhasebe doğar ne de sahici gelecek.

15 Temmuz gecesi görünen şey sadece bir darbe teşebbüsü değildi; geçmişin, millete rağmen yeniden hükmetme arzusuydu. Bu yüzden o geceden çıkarılacak asıl ders, yalnızca darbeye karşı direnmiş olmak değildir. Asıl ders şudur: Milletin üstüne çöken hiçbir vesayet, hiçbir kurucu kibir, hiçbir resmî ya da gayriresmî kutsallık artık meşru değildir. Türkiye ya geçmişin putlarını kıracaktır ya da o putların enkazı altında kalacaktır. Başka bir yol yoktur.

Ertuğrul Tulpar
18 - Nisan - 2026