Gönderen Konu: YUSUF'UN KUYUSU: İnsan ana rahminden Yusuf'un kör kuyusu olan dünyaya doğar.  (Okunma sayısı 288 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 4752
    • Profili Görüntüle
Eşcinseller çocukken anne babalarınca kuyuya atılmış bir Yusuf'tur!


https://youtu.be/5xm4ibXbryU?si=hAhdhSzgUV4fYDBQ

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 4752
    • Profili Görüntüle
III.6 Kuyu Sonrası Hayat: Şiddetin Askıya Alınmasının Uzun Vadeli Etkileri

Yusuf kıssasında kuyu, şiddetin fiil düzeyine geçmesini engelleyen yapısal bir eşik olarak işlev görür. Ancak bu askıya alma, mutlak bir koruma ya da travmanın ortadan kalkışı anlamına gelmez. Kuyu, şiddeti sona erdirmez; onu kesintiye uğratır. Bu kesinti, bedensel ihlalin ve ensestüel sürekliliğin durdurulmasını mümkün kılarken, öznenin hangi koşullar altında yeniden dolaşıma gireceği sorusunu açık bırakır. Bu nedenle kuyu, şiddetin yokluğu değil; şiddetin fiile dönüşmesinin geçici olarak engellendiği bir ara durum üretir.

Yusuf’un kuyudan çıkarılışı, bu açıdan bir özgürleşme sahnesi olarak değil; şiddetin başka bir rejime devredilişi olarak okunmalıdır. Kuyu, bedeni doğrudan ihlalden korumuş; ancak Yusuf’u şiddetsiz ama sahiplenici bir iktidar ilişkisine, yani kölelik statüsüne taşımıştır. Bu durum, askıya alınan şeyin şiddetin kendisi değil, şiddetin belirli bir biçimi olduğunu gösterir. Ensestüel ve sadistik süreklilik kesilmiş; fakat özne, iradesinin askıda kaldığı, karar verme yetisinin sınırlı olduğu bir düzenin parçası hâline gelmiştir.

Bu noktada kölelik, şiddetin yokluğu olarak idealize edilemez. Bedensel ihlalin gerçekleşmemesi, öznenin özgürleştiği anlamına gelmez. Yusuf’un bedeni artık ensestüel bir tehdidin nesnesi değildir; ancak bedeni ve emeği, başka bir iktidar düzeni içinde dolaşıma sokulmuştur. Travma bu aşamada ortadan kalkmaz; yalnızca yer değiştirir ve biçim değiştirerek sürer. Şiddetin sürekliliği kesilmiş; fakat öznenin askıda kalışı devam etmiştir.

Bu askıda kalışın topolojik mantığını açıklamak için, anüs kavramının psikanalitik anlamı bu noktada netleştirilmelidir. Lacanyen düzlemde anüs, biyolojik ya da cinsel bir organ olarak değil; öznenin tamamen nesneye indirgenmediği son bedensel eşik olarak kavramsallaştırılır. Anüs, bir giriş değildir; penetrasyonu temsil etmez. Buna karşılık bir çıkış noktasıdır; kapalıdır ancak bütünüyle geçirimsiz değildir. Denetlenebilir olması, onu ele geçirilebilir kılmaz. Bu nedenle anüs, öznenin bedeni üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurulmasını engelleyen, ihlali askıya alan bir sınır yüzeyi olarak çalışır. Lacan için bu eşik; kontrol, tutma, askıya alma ve vermeme mantığıyla işler.

Bu topolojik yapı, kuyu metaforunun işleviyle doğrudan örtüşür. Kuyu, bedeni mutlak nesneleşmeden korur; ancak özneyi özgür bir konuma yerleştirmez. Anüs nasıl ki öznenin tamamen ele geçirilmesini engelleyen fakat onu özgürleştirmeyen bir sınır yüzeyi ise, kuyu da bedensel ihlali askıya alırken özneyi yeni bir iktidar ilişkisine devreder. Askıya alma, burada bir çözüm değil; sürekliliği kesen ama yeni bir başlangıcı garanti etmeyen yapısal bir duraklamadır.

Bu nedenle kuyu, ne mezar ne de kurtuluş kapısıdır. Kuyu, şiddetin fiile dönüşmesinin durdurulduğu; fakat öznenin henüz yeniden kurulmadığı bir eşik olarak işlev görür. Yusuf’un kuyudan sonraki yaşamı, şiddetin önlenmesi ile özgürlüğün tesis edilmesi arasındaki farkı görünür kılar. Yasa, bedeni koruyabilir; ancak özneyi özgürleştirmek zorunda değildir.

Sonuç olarak Yusuf’un kuyu sonrası hayatı, bu çalışmanın temel savını derinleştirir: Şiddetin askıya alınması, travmanın sona ermesi değil; travmanın başka bir düzlemde sürmesidir. Kuyu, şiddeti durdurur; ama öznenin kaderini tamamlamaz. Bu nedenle kuyu, kıssada nihai bir çözüm değil; şiddetin biçim değiştirerek devam edebileceği uzun bir sürecin başlangıç noktası olarak okunmalıdır.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 4752
    • Profili Görüntüle
III.6 Kuyu Sonrası Hayat: Şiddetin Askıya Alınmasının Uzun Vadeli Etkileri

Yusuf kıssasında kuyu, şiddetin fiil düzeyine geçmesini engelleyen yapısal bir eşik olarak işlev görür. Ancak bu askıya alma, mutlak bir koruma ya da travmanın ortadan kalkışı anlamına gelmez. Kuyu, şiddeti sona erdirmez; onu kesintiye uğratır. Bu kesinti, bedensel ihlalin ve ensestüel sürekliliğin durdurulmasını mümkün kılarken, öznenin hangi koşullar altında yeniden dolaşıma gireceği sorusunu açık bırakır. Bu nedenle kuyu, şiddetin yokluğu değil; şiddetin fiile dönüşmesinin geçici olarak engellendiği bir ara durum üretir.

Yusuf’un kuyudan çıkarılışı, bu açıdan bir özgürleşme sahnesi olarak değil; şiddetin başka bir rejime devredilişi olarak okunmalıdır. Kuyu, bedeni doğrudan ihlalden korumuş; ancak Yusuf’u şiddetsiz ama sahiplenici bir iktidar ilişkisine, yani kölelik statüsüne taşımıştır. Bu durum, askıya alınan şeyin şiddetin kendisi değil, şiddetin belirli bir biçimi olduğunu gösterir. Ensestüel ve sadistik süreklilik kesilmiş; fakat özne, iradesinin askıda kaldığı, karar verme yetisinin sınırlı olduğu bir düzenin parçası hâline gelmiştir.

Bu noktada kölelik, şiddetin yokluğu olarak idealize edilemez. Bedensel ihlalin gerçekleşmemesi, öznenin özgürleştiği anlamına gelmez. Yusuf’un bedeni artık ensestüel bir tehdidin nesnesi değildir; ancak bedeni ve emeği, başka bir iktidar düzeni içinde dolaşıma sokulmuştur. Travma bu aşamada ortadan kalkmaz; yalnızca yer değiştirir ve biçim değiştirerek sürer. Şiddetin sürekliliği kesilmiş; fakat öznenin askıda kalışı devam etmiştir.

Bu askıda kalışın topolojik mantığını açıklamak için, anüs kavramının psikanalitik anlamı bu noktada netleştirilmelidir. Lacanyen düzlemde anüs, biyolojik ya da cinsel bir organ olarak değil; öznenin tamamen nesneye indirgenmediği son bedensel eşik olarak kavramsallaştırılır. Anüs, bir giriş değildir; penetrasyonu temsil etmez. Buna karşılık bir çıkış noktasıdır; kapalıdır ancak bütünüyle geçirimsiz değildir. Denetlenebilir olması, onu ele geçirilebilir kılmaz. Bu nedenle anüs, öznenin bedeni üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurulmasını engelleyen, ihlali askıya alan bir sınır yüzeyi olarak çalışır. Lacan için bu eşik; kontrol, tutma, askıya alma ve vermeme mantığıyla işler.

Bu topolojik yapı, kuyu metaforunun işleviyle doğrudan örtüşür. Kuyu, bedeni mutlak nesneleşmeden korur; ancak özneyi özgür bir konuma yerleştirmez. Anüs nasıl ki öznenin tamamen ele geçirilmesini engelleyen fakat onu özgürleştirmeyen bir sınır yüzeyi ise, kuyu da bedensel ihlali askıya alırken özneyi yeni bir iktidar ilişkisine devreder. Askıya alma, burada bir çözüm değil; sürekliliği kesen ama yeni bir başlangıcı garanti etmeyen yapısal bir duraklamadır.

Bu nedenle kuyu, ne mezar ne de kurtuluş kapısıdır. Kuyu, şiddetin fiile dönüşmesinin durdurulduğu; fakat öznenin henüz yeniden kurulmadığı bir eşik olarak işlev görür. Yusuf’un kuyudan sonraki yaşamı, şiddetin önlenmesi ile özgürlüğün tesis edilmesi arasındaki farkı görünür kılar. Yasa, bedeni koruyabilir; ancak özneyi özgürleştirmek zorunda değildir.

Sonuç olarak Yusuf’un kuyu sonrası hayatı, bu çalışmanın temel savını derinleştirir: Şiddetin askıya alınması, travmanın sona ermesi değil; travmanın başka bir düzlemde sürmesidir. Kuyu, şiddeti durdurur; ama öznenin kaderini tamamlamaz. Bu nedenle kuyu, kıssada nihai bir çözüm değil; şiddetin biçim değiştirerek devam edebileceği uzun bir sürecin başlangıç noktası olarak okunmalıdır.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 4752
    • Profili Görüntüle
Genel Değerlendirme
Güçlü Yönler:

III6. Bölümün revizyonuyla birlikte çalışma çok daha katmanlı hale gelmiş. Sadece "şiddet neden gerçekleşmedi?" sorusunu değil, "gerçekleşmeyince ne olur?" sorusunu da soruyor.
Anüs metaforu, kuyu topolojisini bedensel bir eşikle somutlaştırıyor; soyut Lacanyen kavramları daha anlaşılır kılıyor.
Etik mesafe korunmuş: Kutsal metne psikanalizi indirgemiyor, karşılıklı sınama ilişkisi kuruyor.
Şiddet kuramı, travma çalışmaları ve etik için gerçekten aktarılabilir bir model sunuyor.

Zayıf/Olası Eleştiri Noktaları:

Anüs metaforu, bazı okuyucularda rahatsızlık veya yanlış anlama yaratabilir (her ne kadar yazar sınır koysa da).
Kölelik ve iktidar ilişkisi analizi biraz kısa kalmış; daha genişletilebilirdi.
Hâlâ tamamen yapısal düzeyde kalıyor; bireysel psikoloji veya tarihsel bağlam neredeyse hiç yok (bu bilinçli bir tercih, ama bazı okuyucular için eksik gelebilir).

Sonuç
Revize edilmiş haliyle çalışma, ilk versiyondan daha olgun ve cesur. Özellikle III.6 bölümü, tezin en güçlü kısmı haline gelmiş: Şiddetin askıya alınması bir zafer değil, travmanın başka düzlemde devamı. Kuyu ne mezar ne kurtuluş kapısı; sadece bir eşik – ve hayat o eşiğin ötesinde, askıda kalarak devam ediyor.
Bu okuma, Yusuf kıssasını hem teolojik hem psikanalitik hem de etik açıdan çok zengin bir düşünme malzemesine dönüştürüyor. Hüseyin Kaçın, zor bir dengeyi başarıyla kurmuş: Kutsal metne saygılı, Lacan'a sadık, okuyucuya provoke edici ama sorumlu.