Gönderen Konu: Anlam Arayışının Erken Çocukluk Kökeni: Baba Figürü, Şizoid Yapı ve Metafizik  (Okunma sayısı 120 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 55
    • Profili Görüntüle
Anlam Arayışının Erken Çocukluk Kökeni:

Baba Figürü, Şizoid Yapı ve Metafizik Sistem Kurma Arzusu

Giriş

“Tanrısal hakikat” arayışı çoğu zaman teolojik ya da felsefî bir eğilim olarak yorumlanır. Ancak psikanalitik perspektiften bakıldığında, anlam arayışı yalnızca entelektüel bir yönelim değil; erken çocuklukta kurulan (ya da eksik kalan) simgesel yapının bir devamı, hatta telafisi olabilir.

Bu metnin temel tezi şudur:

> Metafizik sistem kurma arzusu, baba işlevinin erken dönemdeki kuruluş biçimiyle yakından ilişkilidir; şizoid yapı ise bu arzunun soyut ve sistematik formunu besleyen özel bir psikodinamik zemin sunar.

I. Baba Figürü: Yasa, Sınır ve Simgesel Düzen

1. Freud: Otorite ve Yasak

Freud’da baba figürü, Oidipal yapı içinde yasa ve yasakla özdeşleşir.[^1]
Baba, çocuğun ilk mutlak arzusuna (anneyle bütünlük) sınır koyan figürdür. Bu sınırlandırma yalnızca bastırma değil; aynı zamanda kültüre ve dile geçiştir.

Dolayısıyla baba:

Arzunun düzenleyicisi

Yasanın temsilcisi

Toplumsal dünyanın kapısıdır

Baba işlevi zayıf ya da tutarsız olduğunda, çocuk iki uçtan birine kayabilir:

Ya otoriteyle özdeşleşerek katı bir üst-ben geliştirir,

Ya da yasa boşluğunu içsel kurgularla doldurur.

2. Lacan: “Babanın Adı” ve Büyük Öteki

Lacan, baba figürünü biyolojik değil, simgesel bir işlev olarak kavrar.[^2]
“Nom du Père” (Babanın Adı), çocuğu imgesel bütünlükten simgesel düzene geçirir. Bu geçiş, anlamın garantörü olan “Büyük Öteki”nin kuruluşudur.

Ancak Lacan’ın radikal katkısı şudur:

> Büyük Öteki eksiktir.

Yani simgesel düzen hiçbir zaman mutlak değildir; her yasa yapısal bir boşluk içerir.

Eğer bu eksiklik tolere edilemezse, birey ya:

Büyük Öteki’yi mutlaklaştırır (dogmatik yapı),

Ya da tamamen çözer (psikotik yapı).


Olgun yapı ise eksikliği kabul eder.

3. Kohut: Kendilik ve İdealize Edilmiş Ebeveyn İmgesi

Kohut’a göre baba figürü, çocuğun kendilik organizasyonunda “idealize edilmiş ebeveyn imgesi” olarak işlev görür.[^3]

Çocuk, güçlü ve güvenilir bir figüre yaslanarak kendilik bütünlüğünü kurar. Bu figür yeterince istikrarlı değilse, yetişkinlikte “idealize edilecek” aşkın bir nesne arayışı ortaya çıkabilir.

Bu noktada Tanrısal Hakikat arayışı, kendilik bütünlüğünü stabilize eden aşkın bir referans işlevi görebilir.

II. Şizoid Yapı ve Metafizik Eğilim

Şizoid organizasyon, nesne ilişkileri kuramında içsel geri çekilme ve yoğun iç dünya yatırımı ile tanımlanır.[^4]

Temel özellikler:

İç alanın genişliği

Duyguların zihinselleştirilmesi

Mesafe ile güvenlik

Derin soyutlama kapasitesi

Eğer baba figürü:

Duygusal olarak erişilmez,

Ya da aşırı kontrolcü ise,

çocuk erken dönemde kendi iç yasasını kurmaya yönelebilir.

Bu durum yetişkinlikte:

> Metafizik sistem kurma arzusu

şeklinde ortaya çıkabilir.

Bu patoloji değildir; yüksek sembolik kapasitenin ürünüdür.
Ancak sistem kurma arzusu şu noktada risk taşır:

Hakikate yönelmek ve ya Hakikatle özdeşleşmek

İkincisi narsisistik ya da psikotik kayma riskini içerir.

III. Tanrısal Hakikat, Güven ve Esaret Fobisi

Metafizik arayışın duygusal çekirdeği çoğu zaman “güven”dir.

Erken bağlanma literatürü, güven duygusunun temel psikolojik düzenleyici olduğunu gösterir.[^5]

Ancak şizoid yapı için güven her zaman ambivalans içerir:

> Güven = Yakınlık
Yakınlık = Yutulma riski

Bu nedenle Tanrısal Hakikat:

Güven kaynağı olabilir,

Ama mutlak yasa olarak hissedildiğinde esaret korkusu doğurabilir.

Bu ambivalans psikotik değil; olgun bir gerilimdir. Psikotik yapı ambivalansı taşıyamaz.

IV. Anlam Arayışı ve İnsan İlişkilerinin “Yetersizliği”
Derin metafizik yoğunluk yaşayan bireylerde, insan ilişkileri:

Gerçek ama sınırlı,

Anlamlı ama sonlu

hissedilebilir.

Bu durum iki biçimde yorumlanabilir:

1. Ontolojik üstünlük pozisyonu (riskli)

2. Katman farkı bilinci (olgun)

Olgun yapı şunu kabul eder:

> İnsan ilişkileri sonludur;
Hakikat arayışı sonsuzdur;
Biri diğerini geçersiz kılmaz.

V. Sonuç: Metafizik Sistem Kurma Bir Savunma mı?

Metafizik sistem kurma arzusu:

Kaosu yapılandırma çabası olabilir,

Baba işlevinin telafisi olabilir,

Kendilik bütünlüğünü stabilize eden aşkın referans olabilir.

Ancak şu koşullarda sağlıklıdır:

Şüphe korunuyorsa,

Gerçeklik testi bozulmuyorsa,

İnsan ilişkileri değersizleşmiyorsa,

Hakikat sahiplenilmiyor, yöneliniyorsa.

Olgun mistik pozisyon, Lacan’ın ifadesiyle, Büyük Öteki’nin eksikliğini tolere edebilen pozisyondur.

Bu pozisyonda:

Güven vardır,

Ama kesinlik yoktur,

Saygı vardır,

Ama özdeşleşme yoktur.

Ertuğrul Tulpar
13 - Şubat - 2026

---

Dipnotlar

[^1]: Freud, S. (1923). The Ego and the Id.
[^2]: Lacan, J. (1957–1958). The Seminar, Book V: The Formations of the Unconscious.
[^3]: Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self.
[^4]: Fairbairn, W.R.D. (1952). Psychoanalytic Studies of the Personality.
[^5]: Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss.

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 55
    • Profili Görüntüle
Tanrısal Hakikat arayışı ile Lacan’ın “Büyük Öteki’nin eksikliği” tezi arasındaki gerilimi sistematik biçimde açarsak

---

VI. Tanrısal Hakikat ile Büyük Öteki’nin Eksikliği

(Mutlak Güven Arayışı ile Yapısal Boşluk Arasındaki Gerilim)

1. Problem: Mutlak Hakikat Mümkün mü?

Metafizik arayış çoğu zaman “mutlak” bir referans noktası talep eder. Tanrısal Hakikat:

Nihai güven zemini,

Anlamın son garantörü,

Kaosa karşı aşkın düzen


olarak düşünülür.

Ancak Lacan’ın temel iddiası şudur:

> Büyük Öteki yoktur (il n’y a pas d’Autre de l’Autre).[^1]

Bu ifade, Tanrı’nın yokluğu anlamına gelmez; simgesel düzenin kendi içinde yapısal bir eksiklik taşıdığı anlamına gelir. Yani hiçbir yasa, hiçbir anlam sistemi, hiçbir sembolik yapı kendini mutlak olarak temellendiremez.

Bu noktada metafizik arayış ile psikanalitik yapı arasında bir gerilim doğar.
---

2. Büyük Öteki’nin İşlevi ve Çöküş Riski

Lacan’da Büyük Öteki:

Dilin alanıdır,

Yasanın kaynağıdır,

Anlamın referans noktasıdır.[^2]


Çocuk, anlamın dışarıdan geldiğini varsayarak simgesel düzene girer. Ancak yetişkin özne için kritik soru şudur:

> Anlamın garantörü gerçekten var mı?

Eğer birey Büyük Öteki’yi mutlaklaştırırsa:

Dogmatik sistemler ortaya çıkar.

Hakikat kapalı bir yapıya dönüşür.

Şüphe tehdit olur.

Eğer Büyük Öteki tamamen çökerse:

Anlam dağılır.

Gerçeklik testi zayıflar.

Psikotik kırılma riski artar.[^3]

Olgun pozisyon ise bu iki uç arasında durur:

Büyük Öteki vardır — ama eksiktir.
---

3. Tanrısal Hakikat ve Eksikliğin Tolere Edilmesi

Teolojik düşüncede Tanrı genellikle:

Tam,

Mutlak,

Eksiksiz

olarak tasarlanır.

Psikanalitik perspektif ise şunu sorar:

Bu “tamlık” temsili öznenin hangi ihtiyacını karşılıyor?

Eğer Tanrısal Hakikat:

Yapısal boşluğu kapatma girişimi ise,

Belirsizliği ortadan kaldırma çabası ise,


bu durumda metafizik sistem savunmaya dönüşebilir.

Ancak Tanrısal Hakikat:

Ele geçirilemeyen,

Tüketilemeyen,

Simgesel temsile sığmayan


bir aşkınlık olarak kavranırsa, o zaman eksiklik korunur.

Bu, mistik geleneğin apofatik (negatif teoloji) hattına yakındır:
Tanrı hakkında en doğru söz, O’nun tam olarak temsil edilemeyeceğidir.
---

4. Güven, Eksiklik ve Esaret Fobisi

Metafizik arayışın duygusal çekirdeği çoğu zaman “güven”dir.

Ancak güven iki farklı biçimde kurulabilir:

1. Kapatıcı Güven

Boşluk yoktur.

Sistem tamamdır.

Hakikat nettir.

2. Açık Güven

Eksiklik kabul edilir.

Belirsizlik tolere edilir.

Hakikat yönelimdir, sahiplik değil.

Şizoid yapı için ikinci form daha sürdürülebilirdir. Çünkü şizoid özne:

Özerkliğe değer verir,

Yutulma korkusuna hassastır.


Mutlak ve total bir Tanrı temsili, esaret hissini tetikleyebilir.
Ancak gizemli ve aşkın bir Tanrı temsili, hem güven hem özgürlük sağlayabilir.
---

5. Mistik Olgunluk: Eksik Büyük Öteki ile Yaşamak

Olgun mistik pozisyon şu üç özelliği taşır:

Hakikat vardır.

Ama temsil edilemez.

Ama yine de yönelim mümkündür.


Bu yapı, Lacan’ın “eksik Büyük Öteki” tezini teolojik düzleme tercüme eder:

Tanrı, simgesel düzende temsil edilemeyen fazlalıktır.

Bu noktada özne:

Hakikatle özdeşleşmez,

Hakikati sahiplenmez,

Hakikat karşısında saygı duyar.


Bu “varoluşsal saygı”, eksikliğin inkârı değil; kabulüdür.
---

6. Klinik Sonuç

Tanrısal Hakikat arayışı, şu koşullarda sağlıklıdır:

Şüphe sürdürülebiliyorsa,

İnsan ilişkileri değersizleşmiyorsa,

Gerçeklik testi korunuyorsa,

Sistem kapalı hâle gelmiyorsa.


Eksik Büyük Öteki’yi tolere edebilen özne:

Ne dogmatik olur,

Ne psikotik çöker,

Ne de nihilist dağılır.


Bu pozisyon, metafizik arayışın psikodinamik olarak en stabil formudur.

Ertuğrul Tulpar
---

Dipnotlar

[^1]: Lacan, J. (1960). Subversion of the Subject and Dialectic of Desire.
[^2]: Lacan, J. (1964). The Four Fundamental Concepts of Psychoanalysis.
[^3]: Fink, B. (1995). The Lacanian Subject.
« Son Düzenleme: 14 Şubat 2026, 11:13:04 öö Gönderen: Ertugrul Tulpar »

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 55
    • Profili Görüntüle
“Tanrısal Hakikat ile Büyük Öteki’nin eksikliği” tartışmasını klasik Sünnî kelâm (özellikle Eş‘arî ve Mâturîdî çizgi) ontolojisiyle çaprazlayacak biçimde bakıyoruz. Amaç, psikanalitik “yapısal eksiklik” ile teolojik “ilahî kemâl” arasındaki gerilimi sistematik olarak düşünmektir.
---

VII. Eksik Büyük Öteki ile İlâhî Kemâl Arasında

(Lacanyen Yapısal Boşluk ile Eş‘arî–Mâturîdî Ontolojisinin Çapraz Okuması)

1. Ontolojik Başlangıç Noktası: Eksiklik mi Kemâl mi?

Lacan’da Büyük Öteki yapısal olarak eksiktir.[^1]
Bu, simgesel düzenin kendini temellendirememesi anlamına gelir. Yasa, anlam ve otorite her zaman bir boşluk içerir.

Klasik kelâmda ise Tanrı:

Vacibü’l-vücûd (zorunlu varlık),

Mutlak kemâl sahibi,

Zâtında ve sıfatlarında eksiklikten münezzeh


olarak tanımlanır.[^2]

Burada ilk bakışta radikal bir karşıtlık vardır:

Lacan   Kelâm

Simgesel düzen eksiktir   İlâhî varlık tamdır
Anlamın garantörü yoktur   Hakikat Allah’ta sabittir
Boşluk yapısaldır   Eksiklik yaratılmışlara aittir


Ancak dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur:

Lacan’ın eksik dediği şey Tanrı değil, simgesel düzendir.
Kelâmın kemâl atfettiği şey ise simgesel temsil değil, aşkın varlıktır.

Bu ayrım, iki hattın mutlak çelişmediğini gösterir.
---

2. Eş‘arî Ontolojide Hakikat ve İrade

Eş‘arî kelâmında Tanrı’nın iradesi mutlak belirleyicidir.[^3]
İyilik ve kötülük, ontolojik olarak Tanrı’nın yaratmasına bağlıdır.

Bu modelde güven:

İlâhî kudrete teslimiyetle kurulur.

Anlamın garantisi Tanrı’dır.


Ancak Eş‘arî modelde epistemik sınırlılık kabul edilir:

> İnsan aklı ilâhî hikmeti bütünüyle kavrayamaz.

Bu nokta Lacan’ın eksiklik teziyle ilginç bir paralellik taşır:

Simgesel temsil eksiktir.

İlâhî hakikat aşkındır.

İnsan kavrayışı sınırlıdır.


Dolayısıyla kemâl Tanrı’ya, eksiklik insana aittir.
---

3. Mâturîdî Çizgide Akıl ve Sorumluluk

Mâturîdî geleneğinde insan aklı daha güçlü konumlandırılır.[^4]

İyilik ve kötülük aklen kavranabilir.

İnsan fiilleri sorumluluk alanı içindedir.

İlâhî adalet vurgulanır.


Bu model, eksik Büyük Öteki fikrine karşı daha sağlam bir ontolojik zemin sunar:

Anlam yalnızca aşkın bir iradeye değil, aklî düzenliliğe de dayanır.

Bu, psikodinamik açıdan daha stabil bir güven formu üretir:

Hakikat vardır.

Ama insan aklı onu kısmen kavrayabilir.

Belirsizlik nihilizme dönüşmez.
---

4. Eksiklik Nerede Konumlanır?

Psikanalitik perspektifte eksiklik öznenin yapısındadır.
Kelâmî perspektifte eksiklik mahlûkatın yapısındadır.

Bu iki konum arasında kritik bir fark vardır:

Lacan: Eksiklik yapısaldır ve kaçınılmazdır.

Kelâm: Eksiklik ontolojik olarak yaratılmışlara aittir; Tanrı mutlak kemâldir.

Ancak her iki yaklaşım da şu noktada birleşir:

İnsan, mutlak hakikati bütünüyle kuşatamaz.

Bu, metafizik sistem kurma arzusunu sınırlayan önemli bir ilkedir.
---

5. Tanrısal Hakikat ve Esaret Fobisi: Kelâmî Perspektif

Şizoid yapı açısından Tanrı’nın mutlak yasa koyucu olarak tasviri, esaret korkusu üretebilir.

Ancak klasik kelâmda Tanrı yalnızca Kahhâr değil;

Rahmân,

Hakîm,

Adl


sıfatlarıyla dengelenir.

Eş‘arî–Mâturîdî sistemde Tanrı’nın kemâli:

Total kontrol değil,

Hikmet ve adaletle dengelenmiş kudret


olarak kavranır.

Bu, metafizik güveni totaliter bir yasa olmaktan çıkarıp ahlâkî bir zemine oturtur.
---

6. Çapraz Sonuç: Eksik Simgesel, Tam Aşkınlık

Çapraz okuma şu sonucu üretir:

Simgesel temsil eksiktir (Lacan).

İlâhî hakikat aşkındır ve kemâldir (Kelâm).

İnsan bilgisi sınırlıdır (her iki hat).


Bu üçlü yapı şunu mümkün kılar:

> Hakikat vardır.
Ama temsil edilemez.
Ama yönelim mümkündür.

Bu, hem psikanalitik eksikliği hem kelâmî kemâli aynı çerçevede düşünmeye izin verir.
---

7. Klinik-Teolojik Stabilite Noktası

Metafizik sistem kurma arzusu şu koşullarda dengede kalır:

Tanrı mutlak kemâl olarak kavranır.

Ama hiçbir insanî sistem Tanrı’yla özdeşleştirilmez.

Simgesel düzenin eksikliği kabul edilir.

İlâhî hakikat aşkın bırakılır.


Bu pozisyon:

Dogmatizmi önler.

Psikotik mutlaklaşmayı engeller.

Nihilizme düşmez.

Şizoid özerkliği korur.

Ertuğrul Tulpar
---

Dipnotlar

[^1]: Lacan, J. (1960). Subversion of the Subject and Dialectic of Desire.
[^2]: Eş‘arî, el-İbâne; Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd.
[^3]: Watt, W.M. (1973). The Formative Period of Islamic Thought.
[^4]: Rudolph, U. (2015). Al-Māturīdī and the Development of Sunni Theology.