Gönderen Konu: ENSEST OLARAK ATEŞ: SORUNSUZ İŞLEYEN ŞİDDET  (Okunma sayısı 57 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Newbie
  • *
  • İleti: 14
    • Profili Görüntüle
ENSEST OLARAK ATEŞ: SORUNSUZ İŞLEYEN ŞİDDET
« : 18 Ocak 2026, 11:34:45 ös »
ENSEST OLARAK ATEŞ
Sorunsuz İşleyen Şiddet

Etik, bizim burada kullandığımız kavramsal dilde bir erdemler toplamı ya da normatif bir kural dizisi değildir; etik, her şeyden önce mesafe koyabilme kapasitesidir. Bu “dil”, gündelik Türkçeyi değil; Kuyu–Ateş–Devlet hattında kurulan teorik okuma rejimini ifade eder. Mesafe, temasın askıya alınmasıdır; askı, şiddetin durmasıdır. Şiddet ancak temas mutlaklaştığında, yani aralık ortadan kalktığında başlar. Bu nedenle etik, “iyi olmak”tan önce, yakınlaşmaya direnebilme yeteneği olarak düşünülmelidir.

Mesafenin çöktüğü yerde ortaya çıkan yapı, dar anlamda cinsel bir ihlâl olarak değil, yapısal bir ensest olarak kavranmalıdır. Ensest burada, ben ile öteki arasındaki ayrımın, içerisi ile dışarısı arasındaki sınırın, temas ile mesafe arasındaki gerilimin çökmesidir. Ensestiyöz olan, bedenlerin değil; sınırların karışmasıdır. Tam da bu nedenle ensest, şiddetin en “doğal”, en görünmez ve en meşru biçimidir: çünkü mesafe yoktur ve mesafe yoksa durdurma da yoktur.

Kur’an’da bu mesafesizliğin temel metaforu ateştir. Ateş, şiddetin kendisi değildir; ateş, mesafesizliğin görünür hâlidir. Ateş yaklaşmayı kaldırmaz, aralık tanımaz, dokunduğunu ya dönüştürür ya da yok eder. Bu yüzden ateş, ensestin metaforu olarak çalışır. Ateşin yakıcılığı değil, yakınlık dayatması belirleyicidir.

Münafık figürü tam bu noktada belirir. Münafıklık, bir inanç eksikliğinden ya da bireysel bir ahlâk kusurundan önce, etik askının reddidir. Şizoid öznenin geri çekilerek teması askıya aldığı yerde, münafık özne temasın içinde kalarak etik içeriği boşaltır. Bu boşaltma açık bir ihlâl, görünür bir zorbalık ya da çıplak bir şiddetle gerçekleşmez; tam tersine, uyum, iyi niyet ve ıslah dili aracılığıyla işler. Böylece etik, sınır koyan bir eşik olmaktan çıkar ve düzenin işleyişini pürüzsüzleştiren bir söyleme indirgenir.

Bu işleyiş, Bakara Suresi 2:17 ayetinde çarpıcı bir metaforla sahnelenir:

Arapça:
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ

Latin transkripsiyon:
mathaluhum ka-mathali alladhī istawqada nāran, falammā aḍā’at mā ḥawlahu dhahaba llāhu binūrihim wa tarakahum fī ẓulumātin lā yubṣirūn

Türkçe anlam (özet):
“Onların durumu, ateş yakan kimse gibidir. Ateş çevresini aydınlatınca, Allah onların ışığını alıverir ve onları karanlıklar içinde bırakır; artık göremezler.”

Burada kritik olan fiildir: istawqada — ateşi kendisi yakmak, bilinçli olarak tutuşturmak. Münafık ateşi kendisi yakar. Bu ateş gündüz yakılan, yön gösteren bir ateş değildir; gece yakılan, geçici bir aydınlatma üreten, ardından daha derin bir karanlık bırakan ateştir. Ateş burada hakikati açmaz; karanlığı yönetilebilir hâle getirir. Münafıklığın yaptığı tam olarak budur: ensesti “ışık” gibi sunmak, mesafesizliği “ıslah” diye adlandırmak, şiddeti “düzen”in doğal işleyişi hâline getirmek.

Bu nedenle münafıklık, klasik düşman figüründen daha tehlikelidir. Münafık iktidarla çatışmaz, eleştiri üretmez, karşı durmaz; aksine düzenle uyumlanır ve onu hızlandırır. Şiddet burada doğrudan uygulanmaz; normalleştirilir, gerekçelendirilir ve görünmez kılınır. Etik askı sürdüğü sürece düzen yavaşlar; münafık özne bu askıyı kaldırarak düzeni hızlandırır. Münafıklık bu yüzden şiddetin kendisi değil, şiddetin sorunsuz işlemesini sağlayan ara yüzdür.

Şizoid özneyle münafık özne arasındaki fark da burada belirginleşir. Şizoid, geri çekilerek mesafe koyar; bu mesafe siyaseti dönüştürmez ama şiddetin mutlaklaşmasını yavaşlatır. Şizoidin geri çekilişi bir etik ideal üretmez; buna karşılık, karar alma süreçlerini aksatan sessiz bir direnç işlevi görür. Münafık ise çekilmeyi değil, uyumu seçer. Ancak bu uyum sorumluluk alan bir yakınlık değildir; etik yükü boşaltan bir mesafesizliktir. Münafık, düzenin dilini ve değerlerini sahiplenerek onları işlevsizleştirir; etik, sınır koyan bir eşik olmaktan çıkar ve yönetilebilir bir söyleme dönüşür.

İbrahim kıssasında ateş vardır, fakat ateş mesafeye zorlanır. Ensestiyöz şiddet ilahi müdahaleyle askıya alınır; ateş serinliğe çevrilir. Münafık anlatısında ise ateş vardır ama onu mesafeye zorlayan hiçbir şey yoktur. Bu yüzden biri etik bir kesinti üretirken, diğeri sorunsuz işleyen bir süreklilik üretir. Mesele ateşin varlığı değil, ateşin mesafeye zorlanıp zorlanmamasıdır.

Sonuçta münafıklık, etiğin ihlâli değildir; etiğin işlevsizleştirilmesidir. Şiddetin en sessiz, en kalıcı ve en tehlikeli biçimi, bağırarak değil, ahlâk diliyle konuşarak işler. Etik, ateşi söndürmek değildir; etik, ateşi mesafeye zorlayabilmektir. Ensestin karşısında duran şey masumiyet değil, aralıktır. Ve aralık kaybolduğunda, ateş artık sadece yakmaz; düzen hâline gelir.

Ertuğrul Tulpar
« Son Düzenleme: 18 Ocak 2026, 11:38:06 ös Gönderen: Ertugrul Tulpar »