MÜNAFIKLIK: SORUNSUZ İŞLEYEN ŞİDDET
Münafık figürü, etik açıdan bir “kötülük tipi” ya da bireysel bir ahlâk kusuru olarak değil,
etik askının reddi olarak okunmalıdır. Şizoid öznenin geri çekilerek teması askıya aldığı yerde, münafık özne temasın içinde kalarak etik içeriği boşaltır. Bu boşaltma, açık bir ihlâl ya da doğrudan bir şiddet eylemiyle değil;
uyum, iyi niyet ve ıslah söylemi aracılığıyla gerçekleşir. Böylece etik, sınır koyan ve şiddeti durduran bir eşik olmaktan çıkar, düzenin işleyişini pürüzsüzleştiren bir retoriğe indirgenir.
Siyasal düzlemde bu yapı, klasik düşman figüründen daha tehlikelidir. Münafık, iktidarla çatışmaz;
eleştiri üretmeden onu destekler, fakat aynı anda anlamını aşındırır. Şiddet burada doğrudan uygulanmaz;
normalleştirilir, gerekçelendirilir ve görünmez kılınır. Etik sorumluluk askıya alınmadığı sürece düzen yavaşlar; münafık özne bu askıyı ortadan kaldırarak düzeni hızlandırır. Bu nedenle münafıklık, şiddetin kendisi değil,
şiddetin sorunsuz işlemesini sağlayan bir ara yüz olarak işlev görür.
Bu bağlamda münafık, siyasetin kriz anlarında ortaya çıkan istisnai bir figür değildir; düzenin kurumsallaştığı her yerde yeniden üretilen
yapısal bir özneliktir. Etik sınırların iyi niyet, kamu yararı ya da ıslah adına sürekli ertelenmesi, münafıklığı bireysel bir sapma olmaktan çıkarır ve
yönetimsel bir norm hâline getirir. Böylece siyaset, kararın yükünü taşıyan özneyle değil, sorumluluğu dağıtan ve görünmezleştiren bir benlik örgütlenmesiyle işlemeye başlar.
Bu noktada şizoid özneyle münafık özne arasındaki fark belirleyici hâle gelir. Şizoid özne, etik–siyasal düzlemde
çekilerek sınır koyan bir figürdür. Düzenle kurduğu ilişki, uyum ya da çatışma üzerinden değil,
mesafe üzerinden şekillenir. Bu mesafe siyaseti dönüştürmez; ancak şiddetin ve iktidarın mutlaklaşmasını yavaşlatır. Şizoidin geri çekilişi etik bir ideal üretmez; buna karşılık, karar alma süreçlerinin hızını kesen
sessiz bir direnç işlevi görür. Bu nedenle şizoid özne, siyaseten etkisiz ama
etik açıdan düşük riskli bir konumda durur.
Münafık özne ise etik–siyasal alanda çekilmeyi değil,
uyumu seçer. Ancak bu uyum, sorumluluk alan bir taraf olma hâli değildir;
etik yükü boşaltan bir yakınlıktır. Münafık, düzenle arasına mesafe koymaz; aksine, düzenin dilini ve değerlerini sahiplenerek onları işlevsizleştirir. Böylece siyaset, çatışma ve eleştiri üretmeden akmaya devam eder; etik ise sınır koyan bir eşik olmaktan çıkarak
yönetilebilir bir söyleme dönüşür. Bu nedenle münafıklık, siyasette açık şiddetten değil,
sorunsuz işleyen şiddetten sorumludur.
Münafıklık, etiğin ihlâli değildir;
etiğin işlevsizleştirilmesidir. Bu nedenle şiddetin en sessiz, en kalıcı ve en tehlikeli biçimi, çoğu zaman
ahlâk diliyle konuşur.
Ertuğrul Tulpar