Gönderen Konu: LUT: DÜZENİN ÇÖKTÜĞÜ KIRILMA  (Okunma sayısı 22 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Newbie
  • *
  • İleti: 13
    • Profili Görüntüle
LUT: DÜZENİN ÇÖKTÜĞÜ KIRILMA
« : 09 Ocak 2026, 04:04:30 ös »
Kıssayı teleolojik (kurtuluş/zafer anlatısı) olarak değil, etik askının sınırlarının aşıldığı, askının dahi sürdürülemez hâle geldiği bir kırılma/çöküş olarak okuyorum.
Şiddet burada artık bireysel/kamusal infaz ya da yönetilebilir bir düzen unsuru değil; toplumsal anlamın, misafirperverliğin, fıtratın ve düzenin bütünüyle çöküşü şeklinde beliriyor.
Büyük Öteki’nin yokluğu burada en radikal biçimde ortaya çıkıyor: İlahi uyarı (Lût’un tebliği) bile toplumu durduramıyor; azap, bir “cezalandırma” değil, anlamın kendisinin imkânsızlaştığı bir son hâline geliyor.
Medine’den sonra bu, “etik askının siyasal düzene devredildiği” yerden, askının tamamen patladığı ve düzenin “kendi kendini yok ettiği” bir eşik olarak konumlanıyor.

LÛT: DÜZENİN ÇÖKTÜĞÜ KIRILMA

Yûnus kıssasında medeniyet askıda tutulmuş, Medine’de ise etik askı siyasal düzene (polis/devlet) devredilmişti. Ancak bu devir, askıyı kalıcı kılmıyordu; yalnızca şiddet yönetilebilir hâle getiriliyordu. Lût kıssası ise bu hattın son durağı değil; hattın bittiği, eşiklerin aşıldığı ve askının kendisinin dahi taşınamaz hâle geldiği bir kırılmadır.
Burada mesele artık şiddetin askıya alınması ya da yönetilmesi değildir. Şiddet, toplumsal düzenin iç mantığının çöküşü olarak belirir. Kavim, kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yaklaşmakla kalmamış; bu fiili bir yol (sünnet, adet) hâline getirmiş, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir aşırılık (fâhişe) olarak kurumsallaştırmıştır (A’râf 7/80-81; Neml 27/54-55). Ancak Kur’an’ın vurgusu yalnızca bu fiilin kendisi değil; onun toplumsal ölçekte normalleşmesi, misafirperverliğin ihlali (melek/elçilere toplu saldırı girişimi), yol kesme, alenî edepsizlik ve fıtratın bütünüyle tersine çevrilmesidir.

Lût’un kavmi, Hz. Lût’un “Ey kavmim, Allah’tan korkmaz mısınız?” (Şuarâ 26/161 vd.) çağrısına karşı “Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin azabı getir!” (A’râf 7/82 vd.) diye meydan okur. Bu meydan okuma, artık bir inkâr ya da direniş değil; hakikatin kendisini hiçe sayan bir körlüktir. Tebliğ, askı mekanizmasını işletemez; çünkü kavim, askıyı gerektirecek bir gerilim bile taşımaz hâle gelmiştir. Şiddet burada gizli (kuyu) ya da kamusal (ateş) değildir; toplumsal varoluşun kendisi şiddetli bir anlam çöküşüne dönüşmüştür.

Misafirlik ve düzenin çöküşü
Kur’an’da en çarpıcı detay, elçilerin (meleklerin) Lût’un evine gelişidir (Hûd 11/77-81). Kavim, misafirleri zorla elde etmek ister; bu, yalnızca cinsel bir saldırı değil, misafirperverliğin, evin, ailenin ve toplumsal bağın kökünden yok edilmesidir. Lût’un “Bunlar benim kızlarım, en temiz olanı onlarla evlenmektir” (Hûd 11/78-79) teklifi, çaresiz bir çığlıktır: Kavim, fıtratı (kadın-erkek ilişkisi) terk ettiği gibi, toplumsal normu (misafir hakkı) da terk etmiştir. Bu terk ediş, düzenin artık askıda tutulabilir olmadığını gösterir; düzen, kendi kendini yok eden bir çöküşe evrilmiştir.
Azap: Cezadan çok, anlamın imkânsızlaşması

Azap, “güneş doğarken onları korkunç bir ses yakaladı, yer altüst oldu, üzerlerine taş yağdı” (Hûd 11/82-83; Hicr 15/73-74) şeklinde anlatılır. Bu, klasik tefsirlerde “ceza” olarak okunur; ancak bizim okumamızda azap, düzenin kendi iç mantığının patlamasıdır. Ateş yakar ama yakmaz (İbrâhim), azap ertelenir (Yûnus), ceza kurumsallaşır (Medine); ama Lût kavminde askı patlar. Geriye kalan, anlamın çölüdür: Şehir altüst olur, taş yağar; düzen, şiddet ve medeniyet birbirine karışır.
Bu çöküşte Büyük Öteki’nin yokluğu en çıplak hâline gelir. Hiçbir otorite, hiçbir yasa, hiçbir ilahî uyarı toplumu durduramaz; çünkü toplum, hakikati konuşmayı değil, hakikati yok etmeyi seçmiştir. Askı burada “hakikatin yerini koruma” olmaktan çıkar; yer, hakikatle birlikte yok olur.
Lût kıssası, önceki eşiklerin sonu değil; onların sınırının aşılmasıdır.

Kuyu: Şiddet askıda kalır (tamamlanmaz).
Ateş: Şiddet kamusal olarak sahiplenilir ama askıya alınır.
Medine: Şiddet yönetilir ama askı sürer.
Lût: Askı patlar; şiddet, düzen ve medeniyet birbirini yok eder.

Bu kırılma, Kur’an anlatısında bir uyarıdır: Etik askı sonsuz değildir. Düzen, kendi şiddetini yönetebilecek kadar olgunlaşmazsa; şiddet, düzeni yok eder. Medeniyet, masumiyetini koruyamazsa; kendi çöküşünü hazırlar.
Bu eşik, yeni bir düzen önermez; yalnızca şunu hatırlatır: Askı korunmazsa, geriye yalnızca taş yağmuru kalır. Ve taşlar, düzenin enkazıdır.
« Son Düzenleme: 09 Ocak 2026, 04:10:18 ös Gönderen: Ertugrul Tulpar »