Gönderen Konu: YOK-UN KIYISINDA: HAKİKAT İLE DANS  (Okunma sayısı 173 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Jr. Member
  • **
  • İleti: 55
    • Profili Görüntüle
YOK-UN KIYISINDA: HAKİKAT İLE DANS
« : 11 Şubat 2026, 10:42:39 ös »
YOK-UN KIYISINDA
Hakikatle Dans

Hakikat kelimesi çoğu zaman güvenli bir ışık gibi kullanılır.
Sanki karanlığı dağıtacak bir projektörmüş gibi.

Oysa belki hakikat ışık değil, karanlığın ta kendisidir.

Heidegger, insanın “dünyaya atılmış” olduğunu söyler. Atılmışlık, bir başlangıç bilmemektir. Nereden geldiğimizi seçmedik; nereye gittiğimizi de bilmiyoruz. Arada bir yerdeyiz. Bir boşlukta. Bir açıklıkta. Ama bu açıklık aydınlık değildir; çoğu zaman sisli, çoğu zaman uçurum kenarındadır.

Belki de hakikat arayışı, bu atılmışlığın yarattığı ürpertiye verilen bir cevaptır.
Bir sistem kurmak isteriz.
Bir çerçeve çizmek.
Bir zemin bulmak.

Zemin.

Ama ya zemin yoksa?

Ya “varlık” dediğimiz şey, sağlam bir kaya değil de, sürekli açılan bir yarıksa?
Ya hakikat, kapatılacak bir denklem değil de, içine düşülebilecek bir boşluksa?

Kierkegaard’ın uçurumu burada başlar. Ona göre insan, sonsuzluk ile sonluluk arasında gerilmiş bir varlıktır. Bu gerilim kaygı üretir. Kaygı, uçurumun kenarında durduğunu fark etmektir. Aşağıya bakarsın. Düşebilirsin. Ama aynı zamanda atlayabilirsin de. Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir.

Hakikatle temas belki de tam burada olur.

Zihin hakikati kavramak ister. Kavram, tutmaktır. Tutmak, düşmemektir. Ama uçurumun kenarında tutunacak bir dal yoksa? Kavramların dili karanlığa çarpar. “Bilinemez” kelimesi, zihnin duvara tosladığı andır.

Ve o anda iki yol vardır:

Ya geri çekilirsin.
Ya bir adım daha yaklaşırsın.

“Yok-un” kıyısına.

Yokluk, çoğu zaman olumsuzluk gibi anlaşılır. Oysa Heidegger’in “Hiç”i (das Nichts), varlığın arka planıdır. Hiçlik, var olanların anlamsızlığı değil; anlamın açıldığı boşluktur. Kaygı anında dünya sıradanlığını yitirir; nesneler geri çekilir; insan çıplak varoluşuyla kalır.

Kan ve gül burada tekrar belirir.

Kan: faniliğin sertliği, yokluğa yazılmış beden.
Gül: bu faniliğin içinde filizlenen anlam.

Ama diken?
Diken, yokluğun sürekli hatırlatmasıdır.

Hakikatle dans etmek, yokluğu ortadan kaldırmak değildir.
Yokluğu inkâr etmek hiç değildir.
Yokluğun üzerinde yürümeyi öğrenmektir.

Zihinsel olmayan temas belki de budur:
Uçurumu kapatmaya çalışmadan kenarında durabilmek.
Düşme ihtimaliyle birlikte nefes alabilmek.
Belirsizliğin içinden kaçmadan var kalabilmek.

“Bilmem anlatabiliyor muyum?”

Belki anlatılamaz. Çünkü anlatmak, sınır çizmektir. Oysa uçurumun sınırı yoktur; sınır bizizdir. Biz geri çekildiğimizde kenar belirir; bir adım attığımızda silinir.

Hakikat, belki de bilginin ötesinde bir çıplaklıktır.
Zihnin çözüldüğü ama delirmediği bir eşik.
Kontrolün gevşediği ama kaybolmadığı bir an.

Dans burada başlar.

Dans, düşmemek için kasılmak değil;
dengeyi hareket içinde bulmaktır.

Müzik durabilir.
Zemin kayabilir.
Ama adım atılır.

Hakikat bir cevap değilse,
bir uçurum olabilir.

Ve insan, o uçurumun kenarında,
kan ve gül arasında,
yok-un kıyısında,
nefes almayı seçebilir.

Peki öyle olsun.

Ertuğrul Tulpar
11 - Şubat - 2026