Gönderen Konu: YENİ TÜRKİYE SİYASETİ: Kentçi Akla, Küresel Vesayete ve Sahte Muhalefete Karşı  (Okunma sayısı 13 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Newbie
  • *
  • İleti: 33
    • Profili Görüntüle
YENİ TÜRKİYE SİYASETİ
Kentçi Akla, Küresel Vesayete ve Sahte Muhalefete Karşı

Bu bölüm bir uzlaşma arayışı değildir.
Bir sentez denemesi hiç değildir.

Bu bölüm, Türkiye’de kendini muhalif sanan fakat düzenin kavramlarıyla konuşan bütün siyasal akıllarla açık bir hesaplaşmadır. Çünkü bugün Türkiye’de siyaset, ideolojik kamplara ayrılmış görünse de aynı mekânsal ve iktisadî dilin içinde dönüp durmaktadır.

Sağ da sol da, dindar da seküler de aynı kelimeleri tekrar etmektedir:
kalkınma, büyüme, kentleşme, merkezileşme.

Bu nedenle Türkiye’de İslamcı siyaset dahi kalkınmacı olduğu ölçüde Kemalisttir.
Ve Türkiye’de sol, kentçi olduğu ölçüde sermaye düzeninin taşeronluğunu yapmaktadır.

Aralarındaki çatışma gerçek değildir.
Aynı kentin içinde, farklı sloganlar atan iki hizbin gürültüsüdür yalnızca.

Kent ve Şehir Ayrımı: Siyasetin Gizli Eşiği

Bu noktada temel bir ayrımı netleştirmek gerekir: şehir başka, kent başkadır.

Şehir;
mesafeyi koruyan,
mahremiyeti tanıyan,
hukuku mekândan büyük bilen
dişil bir düzen imkânıdır.

Kent ise;
mesafeyi kapatan,
her şeyi görünür ve dolaşır kılan,
bedeni, emeği ve inancı aynı pazara süren
eril bir tahakküm makinesidir.

Kent, yakınlık üretir; fakat bu yakınlık sevgi değildir.
Bu, yakıcılıktır. Nar’dır.

Kentte aile çözülür, mahalle dağılır, beden metalaşır.
İnanç vitrine çıkar, emek anonimleşir.
Her şey birbirine fazla yaklaşır ve bu aşırı yakınlık, sınırları yok eder.

Bu nedenle kent siyaseti ensestiyözdür.
Her şeyi birbirine karıştırır,
her sınırı ihlal eder,
her mesafeyi “özgürlük” adına yakar.

Ensestiyöz siyaset, kenti şehir zannederek dişil olanı yakar;
geriye yalnızca eril bir güç gösterisi kalır.

Türk Solu’nun Yapısal Çıkmazı: Kent Tapıncı

Türkiye’de sol, uzun süredir ilericilik iddiasını kent üzerinden kurmaktadır.

Kent = özgürlük
Kent = modernlik
Kent = eşitlik

Bu denklikler yanlıştır.

Kent, sermayenin en rafine mekânıdır.
Emeğin en görünmez olduğu yerdir.
Yoksulluğun en iyi gizlendiği sahnedir.

Solun “kent hakkı” dediği şey, gerçekte kente sığma hakkıdır.
Yaşama hakkı değil; borçla, kirayla, güvencesizlikle tutunma hakkı.

Köyü gericilik sayan,
taşrayı aşağılayan,
göçü kaçınılmaz kader gibi sunan sol söylem,
sermayenin işini kolaylaştırmıştır.

Bugün kentte işçi mülksüzdür.
Kiracı köleleşmiştir.
Genç borçla disipline edilmiştir.
Kadın vitrine sıkıştırılmıştır.
Çocuk yalnızdır.

Buna rağmen sol hâlâ “şehirli bilinç” anlatmaktadır.
Bu bilinç özgürleştirici değildir; seküler bir kafestir.

Küreselcilik: Yeni İmparatorluk Mantığı

Küreselcilik kendini barış diliyle sunar.
Ancak bu dil masum değildir.

“Küresel entegrasyon” adı altında önerilen şey;
ulusların ölçek kaybı,
halkların siyasal etkisizleşmesi,
yerelin sökülmesidir.

Küreselcilik devletleri küçültürken sermayeyi büyütür.
Bu nedenle ulus-devlet eleştirisi çoğu zaman sermaye lehinedir.
Sınır eleştirisi emeğin aleyhinedir.
Kimlik çözülmesi yönetilebilirliğin aracıdır.

Türkiye’de küreselci sol, emperyalizme karşı olduğunu söyler;
ama emperyal mekânı, yani kenti kutsar.

Bu bir çelişki değil, yapısal bir uyumdur.

Göçer-Evli Uygarlık: Karşı Siyasetin İmkânı

Yeni Türkiye Siyaseti, kentçi, merkezci ve küreselci aklın karşısında konumlanır.

Bu siyaset, yerleşik imparatorlukların dikey ve konik tahakküm düzenine karşı
Göçer-Evli Uygarlık tecrübesini hatırlatır.

Bu tecrübe merkezsizdir ama dağınık değildir.
Devletlidir ama devleti kutsamaz.
Hukukludur ama betona teslim olmaz.
Hareketlidir ama kaotik değildir.

Göçer-Evli düzen;
şehri yürütür,
hukuku taşır,
mesleği korur,
mesafeyi ahlâk sayar.

Bu nedenle bu siyaset kenti durdurur.
Şehri yeniden kurar.
Sermayeyi sınırlamayı bilir.
Devleti tanrılaştırmadan hakem yerine koyar.

Sonuç Yerine: Kopuş Hattı

Bugün Türkiye’de temel ayrım sağ–sol değildir.
Laik–dindar değildir.
Modern–gelenekçi değildir.

Asıl ayrım şudur:
kentçi olanlar ile
şehri savunanlar.

Kentçi olanlar farklı ideolojilere sahip olabilir.
Sonuç değişmez: aynı kafesin bekçiliği.

Yeni Türkiye Siyaseti bu kafesi reddeder.

Bu bölüm bir davet değildir.
Bir müzakere çağrısı hiç değildir.

Bu, siyasal bir kopuşun kaydıdır.

Kentle barışan herkesle,
hangi ideolojiden olursa olsun,
hesaplaşma kaçınılmazdır.

Yeni Türkiye gelmiyor.
Kent çökerken zaten ortaya çıkıyor.

Ve bu sefer dil yumuşamayacak.

Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026
« Son Düzenleme: 23 Ocak 2026, 10:29:36 ös Gönderen: Ertugrul Tulpar »