Gönderen Konu: ATEŞ, NAR VE NUR: AYNI ATEŞİN ÜÇ AYRI TECRÜBESİ  (Okunma sayısı 12 defa)

Ertugrul Tulpar

  • Newbie
  • *
  • İleti: 33
    • Profili Görüntüle
ATEŞ, NAR VE NUR: AYNI ATEŞİN ÜÇ AYRI TECRÜBESİ
« : 23 Ocak 2026, 11:27:58 öö »
Ateş, Nar ve Nur: Aynı Ateşin Üç Ayrı Tecrübesi

Kur’an’da ateş tek anlamlı bir imge değildir. Aynı ateş, farklı öznel konumlarda bambaşka tecrübeler üretir. Bu nedenle ateşi tek başına ele almak yanıltıcıdır. Asıl belirleyici olan ateşin ne olduğu değil, ateşle kurulan ilişkidir. Bu ilişki üç kavram üzerinden açılabilir: ateş, nar (yakıcılık) ve nur.

Ateş, bu metinde bir unsur ya da nesne değil; bir eşiktir. Ateş, öznenin bulunduğu yerden çıkıp geri dönüşsüz bir karara girdiği topolojik sınırı temsil eder. Ateşe girmek, bir bedel ödemeyi; yanmayı göze almayı ve dönüşmeyi kabul etmeyi gerektirir. Bu yüzden ateş arındırıcı olduğu kadar tehlikelidir. Ateş farkı kapatır. İç ile dış, önce ile sonra, eski ile yeni arasındaki mesafeyi yakar. Bu yönüyle ateş, geri dönüşsüzlük üretir.

Ancak ateşin yakıcılığı, ateşin zorunlu özü değildir. Kur’an bunu İbrahim kıssasında açıkça gösterir. İbrahim ateşe atıldığında, ateş vardır; fakat nar (yakıcılık) askıya alınmıştır. Ayette ateşe “serin ve selametli” olması emredilir. Bu, ateşin söndürülmesi değildir. Ateş yanmaya devam eder; fakat yakmaz. Başka bir deyişle, ateşin nar’ı alınmıştır. İbrahim’in girdiği ateş, nursuz değil; narsızdır. Bu yüzden ensestiyöz değildir. Çünkü ensestiyözlük, ateşin varlığından değil, ateşle kurulan mesafenin kapanmasından doğar.

Burada kritik ayrım ortaya çıkar:
Ateş her zaman vardır; fakat nar ve nur aynı anda bulunmak zorunda değildir.

Nur, ateşin aydınlatıcı yönüdür. Nur, ateşten doğabilir; ama ateşle özdeş değildir. Nur, yön verir. Yol açar. Ayrım üretir. Ateşin içinde kaybolmayı değil, ateşten geçmeyi mümkün kılar. Bu yüzden nur, yalnızca fiziksel bir ışık değil; istikamettir. Kur’an’da nurun alınması, ateşin sönmesi anlamına gelmez. Ateş yanmaya devam eder; fakat artık yön vermez.

Münafıklık tam da bu noktada ortaya çıkar. Münafık ateşe girmez; ama ateş yakar. Bu ateş, İbrahim’in ateşi değildir. Münafığın yaktığı ateş, nur üretmez. Yakar, gürültü çıkarır, parıltı üretir; fakat istikamet vermez. Bakara suresinde anlatılan sahnede ateş yakılır, çevre kısa süreli aydınlanır gibi olur; ardından “Allah onların nurunu alır ve geriye daha koyu bir karanlık kalır.”

Ayetin grameri açıktır: alınan şey ateşin nuru değildir; münafıkların nurudur. Ateş yerinde durur, yanmaya devam eder. Eksilen ateşten değil, öznenin idrakinden eksilendir. Bu nedenle burada kararan ateş değil, bakıştır. Nurunu kaybeden özne için ateş artık yön veren bir ışık değil, yalnızca nar (yakıcılık) olarak tecrübe edilir.

Bu noktada önemli bir terslik oluşur:
İbrahim’in ateşi narsızdır ama nurludur;
Münafığın ateşi ise nursuzdur ve yalnızca nar’dır.

Kur’an’ın zulümât ifadesi bu durumu tamamlar. Zulümât, tek bir karanlık değil; katmanlı ve yönsüz karanlıklar demektir. Bu, münafıkların yaşadığı dehlizlerin topolojisiyle örtüşür. Yeraltı geçitleri ışığı bütünüyle söndürmez; fakat onu büker, dağıtır ve istikametsizleştirir. Dehlizde yaşayan özne, ışığın kaynağını değil yalnızca kırıntılarını görür. Bu yüzden münafık için ateş, ister kendi yaktığı olsun ister başkasının yaktığı, ister İbrahim’in ateşi olsun, sonunda kara bir ateşe dönüşür. Oysa ateşin özü kara değildir; bakış kararmıştır. Kara olan ateş değil, nurunu kaybetmiş idraktir.

Bu durum münafığı trajik bir yere sürükler. Ateşe girmediği için dönüşemez; ateşten uzak duramadığı için de sürekli yakılır. Yanmaz; ama yakılır. Nur olmadığı için ateş yalnızca nar olarak kalır. Bu nedenle münafık, kendi yaktığı ateşin yakıtına dönüşür. Tahrîm suresinde ateşin yakıtı olarak “insanlar ve taşlar”ın zikredilmesi, bu topolojik sonun kapatılmasıdır. Burada artık özne yoktur; yalnızca yakıt vardır.

Sonuç olarak ateş, nar ve nur aynı sahnenin farklı katmanlarıdır. Ateş eşiktir. Nar, bu eşiğin yakıcılığıdır. Nur ise bu eşikten geçerken yön kaybetmemeyi mümkün kılan istikamettir. Münafıklık, ateşi inkâr etmek değil; ateşi yalnızca nar olarak yaşamakta ısrar etmektir. İbrahim’in farkı ateşten kaçması değil; ateşe girerken nurunu kaybetmemesidir. Münafık ise ateşten kaçar; ama nurunu dehlizlerde çoktan yitirdiği için, ateşi nereye koysa karanlık çoğalır.

Ateş aynı ateştir.
Fark, ateşin değil, öznenin yerindedir.


Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026
« Son Düzenleme: 23 Ocak 2026, 11:33:14 öö Gönderen: Ertugrul Tulpar »