Sanatçı Figürü Olarak Askı: Zeki Müren Hattı
Zeki Müren, Türkiye kültür tarihinde yalnızca bir müzisyen ya da sahne figürü değildir; o, yakınlık ile mesafe arasında kurulmuş son derece hassas bir etik düzenlemenin cisimleşmiş hâlidir. Bu düzenleme ne doğrudan itirafla ne de tam bir geri çekilmeyle işler. Tam tersine, Zeki Müren figürü şizoid yapının olgun formuna özgü bir “askı estetiği” üretir.
Zeki Müren’de dikkat çeken ilk şey, duygunun yoğunluğu ile temasın mesafesi arasındaki çelişkisiz birliktir. Ses aşırı derecede duyguludur; sözler aşk, hasret, kırılganlık ve kayıp yüklüdür. Ancak bu yoğun duygulanım, hiçbir zaman izleyiciyi yutmaya ya da kendini izleyiciye dayatmaya dönüşmez. Yakınlık vardır; fakat sahiplenme yoktur. Açıklık vardır; fakat ifşa yoktur.
Bu tam da **Guntrip–Masterson hattında tanımlanan olgun şizoid pozisyon**dur.
Şizoid yapı, ham hâlinde ilişkiden kaçar; çünkü ilişki yutucu ve istilâ edicidir. Olgun formunda ise şizoid yapı, ilişkiyi dolaylı, simgesel ve estetik kanallar üzerinden yeniden kurar. Zeki Müren’in sahnesi, bu anlamda, bir kaçış alanı değil; etik olarak düzenlenmiş bir temas alanıdır.
Burada sanat, ilişkinin yerine geçmez; ilişkinin şiddete dönüşmesini engelleyen bir aracı yapı işlevi görür.
Zeki Müren figüründe:
– Duygu vardır ama talep yoktur.
– Yakınlık vardır ama sahiplenme yoktur.
– Arzu vardır ama fetih yoktur.
Bu nedenle Zeki Müren, ne klasik anlamda “itiraf eden” bir sanatçıdır ne de bastıran bir figür. O, arzuyu askıda tutar. Lacancı anlamda eksik kapatılmaz; Jungcu anlamda anima fethedilmez; Guntrip–Masterson çizgisinde gerçek kendilik korunur.
Zeki Müren’in kamusal imgesi de bu askı estetiğinin bir uzantısıdır. Cinsiyet, arzu, yönelim ve kimlik soruları hiçbir zaman doğrudan ilan edilmez; fakat hiçbir zaman inkâr da edilmez. Bu, bir belirsizlikten çok, etik bir mesafe kurma biçimidir. Toplumsal düzenle çatışmadan, fakat onun normlarını da içselleştirmeden var olabilme becerisi, şizoid yapının olgun formuna özgüdür.
Bu nedenle Zeki Müren figürü, ne isyanın ne de uyumun temsilidir. O, askının estetikleşmiş hâlidir.
Sanat burada bir maske değildir; etik bir regülasyon mekanizmasıdır. Şizoid yapı, doğrudan ilişkiye girmediği yerde sanatı devreye sokar. Sanat, öznenin hem kendisini hem ötekini koruduğu bir ara-zemin üretir. Ne içeri alınır ne dışlanır; temas askıda tutulur.
Bu açıdan bakıldığında Zeki Müren:
– şizoid yapının patolojik formunu değil,
– onun etik ve estetik olarak işlenmiş olgun hâlini temsil eder.
Ertuğrul Tulpar'ın Çalışması'nda “askı”nın siyasal, etik ve psikanalitik bir ilke olarak işlev görmesiyle, Zeki Müren’in sanat pratiği arasında derin bir akrabalık vardır. İkisi de aynı şeyi yapar:
Şiddeti üretmeden duyguyu taşımak.
Sonuç olarak sanatçı figürü –Zeki Müren hattında– şunu gösterir:
Şizoid yapı dünyadan kopmak zorunda değildir. Doğrudan ilişkiyi askıya alarak, estetik ve simgesel düzeyde daha insani bir temas rejimi kurabilir.
Ve bu, Ertuğrul Tulpar'ın temel teziyle bire bir örtüşür:
Askı, kaçış değil; insan kalma biçimidir.