Son İletiler

Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
81
III. Ensestüel Yapı Neden Bazen Fiile Dökülür, Bazen Dökülmez? Klinik ve Kuramsal Bir Karşılaştırma

Ensestüel yapı kavramı, bu çalışmada fiilî cinsel eylemlerden ziyade; aile içinde sınırların çözüldüğü, kuşaklar arası ve yatay ilişkilerin bulanıklaştığı, öznenin nesneleştiği bir ruhsal iklimi ifade etmektedir. Ancak klinik gözlemler ve kuramsal literatür, bu tür yapıların her zaman fiilî cinsel şiddete dönüşmediğini; buna karşın benzer psikodinamik koşullara sahip bazı ailelerde bu dönüşümün gerçekleştiğini göstermektedir. Bu bölüm, söz konusu ayrışmanın nedenlerini tartışmayı amaçlamaktadır.

3.1. Ensestüel Yapı ile Fiil Arasındaki Eşik

Ensestüel yapı ile ensest fiili arasındaki fark, çoğu zaman etik bir kararın sonucu olarak değil; simgesel düzenin ne ölçüde işlevsel olduğuyla ilişkilidir. Klinik literatürde, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıktığı ailelerde ortak bir özellik göze çarpar: yasa koyucu simgesel otoritenin çöküşü. Bu çöküş, yalnızca babanın yokluğu ya da güçsüzlüğüyle değil; yasak koyma işlevinin aile içi ilişkilerde geçersizleşmesiyle ilgilidir.

Yusuf kıssasında baba figürü ayrıştırıcı bir sevgi üretmekle birlikte, simgesel yasayı tamamen askıya almaz. Bu durum, ensestüel iklimin oluşmasına rağmen, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıkmamasında belirleyici bir rol oynar. Yasa zayıflamıştır; fakat bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Bu kırılgan denge, şiddetin simgesel düzeyde kalmasını sağlar.

3.2. Utanç Affektinin Düzenlenişi

Ensestüel yapılarda belirleyici bir diğer faktör, utanç affektinin nasıl işlendiğidir. Utanç, aile içinde tolere edilebildiğinde; yani konuşulabildiğinde, sınırlandırılabildiğinde ve simgesel olarak temsil edilebildiğinde, yıkıcı sonuçlar üretmeyebilir. Ancak utanç bastırıldığında ve dile getirilemediğinde, çoğu zaman saldırganlık ve ihlal biçiminde dışa vurulur.

Yusuf kıssasında kardeşler utanç yaşar; fakat bu utanç doğrudan Yusuf’un bedenine yönelmez. Bunun yerine, Yusuf simgesel olarak ortadan kaldırılır. Bu durum, utancın fiilî şiddete dönüşmediği; ancak dışlayıcı bir çözüme kanalize edildiği bir yapıyı gösterir. Klinik örneklerde ise, utancın hiçbir simgesel çıkış yolu bulamadığı durumlarda, bedenin hedef hâline gelmesi daha olasıdır.

3.3. Öznenin Konumu: Nesneleşme Derecesi

Ensestüel yapının fiile dönüşüp dönüşmemesinde, mağdur konumundaki öznenin aile içindeki temsil kapasitesi belirleyici bir rol oynar. Öznenin tamamen nesneleştirildiği; sesinin, anlatısının ve sınırlarının bütünüyle yok sayıldığı ailelerde, fiilî ihlalin gerçekleşme olasılığı artar. Buna karşılık, öznenin her şeye rağmen bir temsil alanına sahip olduğu yapılarda, şiddet çoğu zaman simgesel düzeyde kalır.

Yusuf kıssasında Yusuf, kuyuya atılmasına rağmen özne konumunu tümüyle kaybetmez. Metin, Yusuf’un iç dünyasının ve ilahi hitabın varlığını koruduğunu vurgular. Bu durum, Yusuf’un yalnızca bir nesneye indirgenmediğini; dolayısıyla ensestüel yapının fiile dönüşmesinin önünde bir sınır bulunduğunu gösterir.

3.4. Zaman, Ayrışma ve Müdahale İmkânı

Fiilî ensestin ortaya çıktığı ailelerde sıklıkla gözlemlenen bir diğer unsur, zamanın donmasıdır. Travmatik yapı tekrar eder; kuşaklar arası aktarım kesintiye uğramaz. Buna karşılık, ensestüel yapının fiile dönüşmediği örneklerde, çoğu zaman bir ayrışma, kopuş ya da dış müdahale söz konusudur.

Yusuf’un kuyudan çıkarılması ve aile bağlamından fiziksel olarak uzaklaşması, bu tür bir müdahalenin simgesel karşılığı olarak okunabilir. Kuyu her ne kadar travmatik bir mekân olsa da, aynı zamanda Yusuf’un ensestüel aile yapısından kopuşunu mümkün kılan bir eşik işlevi görür. Bu kopuş, fiilî şiddetin önlenmesinde belirleyici bir rol oynar.

3.5. Kuramsal Sonuç

Bu karşılaştırma, ensestüel yapının fiilî cinsel şiddete dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığını; ancak belirli koşullar altında bu dönüşümün mümkün hâle geldiğini göstermektedir. Yusuf kıssası, ensestüel yapının fiile dönüşmediği; fakat aynı psikodinamik mantıkla işlediği bir sınır vakası sunar. Bu yönüyle kıssa, yalnızca ahlaki bir anlatı değil; aile içi şiddetin hangi eşiklerde farklı biçimler aldığını anlamaya yönelik güçlü bir psikanalitik model önerir.
82
Emre Furkan SARAÇ / AKIL HASTALIĞI YOKTUR!
« Son İleti Gönderen: trakya 05 Ocak 2026, 12:52:51 öö »
AKIL HASTALIĞI YOKTUR!

Kapitalizm psikoloji ve psikiyatrinin icat ettiği hastalık yaftalarıyla insan zihnini kuşku ve vehim sarmallarına sokarak esir alır. Toplumsal ilişkilerin ihaneti sonucunda ortaya çıkan ruhsal hastalıkların imtihanından başarıyla kurtulmuş insanlar kölelikten kurtulup ruhsal özgürlüklerini kazanırlar.


İnsan ruhu uhrevi düşüncelerden uzaklaştıkça dünyevi arzuların etkisiyle sapkınlaşır. Kapitalizm sapkınların dünyasıdır. Sahte bir cennet yaratarak müntesiplerini başarı para ve seks  vaadiyle baştan çıkartır ve büyüler.

Elbette ki insan ruhunun yükünü taşırken zaman zaman bocalar binaenaleyh bu bir yardım çağrısı merhamet isteğidir dolayısıyla insanın hastalandığı anlamına gelmez.

Kapitalizm asla insana yardım etmez daima sömüren bir yapıdır. Efendilerin yönettiği kölelerin çalıştığı adaletsiz bir düzendir.

Bilinçaltımızın derinlerinde peygamberlerin hayatlarından ilham alarak Tanrı'nın sesini işittiğimizde ruhumuzun sırrına erişiriz. Aslolan ruhumuzun özgürlüğüdür.
83
ENSESTÜEL AİLE YAPISI
Yusuf kıssası, aile içi ensestüel-şiddet yapısının psikanalitik mantığını metaforik düzeyde açığa çıkarır.

Soru: Yusuf kıssası doğrudan “kardeşler arası cinsel taciz/tecavüz” anlatısı mıdır?

Bu soru çok ağır, ama aynı zamanda meşru ve akademik olarak sorulabilir bir soru.

Cevabı kısa “evet / hayır” ile geçiştirmek hem etik olmaz hem de meseleyi basitleştirir. O yüzden net, katmanlı ve dikkatli gideceğim.

Kısa ve Net Çerçeve

Hayır:
Yusuf kıssası doğrudan “kardeşler arası cinsel taciz/tecavüz” anlatısı değildir.

Böyle bir iddia, metnin lafzını aşar ve teolojik olarak savunulamaz.

Ama evet:
Kıssa, aile içi cinsel şiddetin psikodinamik yapısını anlamaya elverişli güçlü metaforik bir zemin sunar.

Yani:

olayı anlatmaz ama mekanizmayı anlatır

Bu ayrımı çok net koyalım.

1. Psikanalitik Okuma: “Cinsel” Olan Nedir?

Psikanalizde “cinsel” her zaman genital değildir.

“Cinsel” şu anlamlara gelir:

beden sınırlarının ihlali mahremiyetin zorla açılması öznenin bir nesneye indirgenmesi utanç üretimi güç asimetrisi

Bu anlamda bakarsak, Yusuf’a yapılan şey cinsel yapıya sahiptir.

Ama bu:

“Fiilî ensest oldu”
demek değildir.

Bu:

Ensestüel bir iklim vardı
demektir.

2. Kardeşler Arası Dinamik: Ensestüel Yapı

Ensest yalnızca cinsel eylem değildir.
Ensest, sınırların çöktüğü aile yapısıdır.

Yusuf kıssasında:

-Baba sevgiyi ayırt eder -Simgesel sınırlar bozulur
-Kardeşler birbirinin rakibi hâline gelir
-Kardeşlik bağı erotize olur (rekabet + arzu + nefret)

Bu yapı, psikanalitik literatürde ensestüel atmosfer olarak adlandırılır.

Bu atmosferde:

biri “fazla görünür” biri “fazla seçilmiş” diğerleri “fazla utançlı”dır

Bu, cinsel şiddetin önkoşuludur.

3. “Kuyuya Atma” = Cinsel Şiddet Metaforu Olabilir mi?

Metaforik düzeyde evet.

Çünkü kuyu:

-karanlıktır
-kapalıdır
-aşağıdadır
-bedeni yutar
-sesi dışarı vermez

Travma anlatılarında:

kuyu
mağara
bodrum
karanlık oda

çok sık cinsel travma metaforlarıdır.

Ama tekrar net olayım:

Bu, Yusuf’a cinsel şiddet uygulanmıştır demek değildir.

Bu, cinsel şiddetin ruhsal mantığı anlatılıyor demektir.

4. Yusuf’un “Masumiyeti” Neden Bu Kadar Vurgulanır?

Bu çok önemli bir nokta.

Metin Yusuf’u:

güzel saf seçilmiş korunaksız

olarak çizer.

Cinsel şiddet anlatılarında da:

mağdurun masumiyeti
ısrarla vurgulanır.

Çünkü toplum şunu yapmak ister:

“Bu olan şeyin mağdurun suçu olmadığını” garantiye almak.

Bu da yapısal bir benzerliktir.

5. Ama Kritik Bir Fark Var

Cinsel travma anlatılarında çoğu zaman:

-mağdur benliğini kaybeder
-bedenle ilişki bozulur
-zaman donar

Yusuf’ta ise:

benlik dağılmaz, beden parçalanmaz, zaman akar

Bu fark şunu gösterir:

Yusuf kıssası, cinsel travmanın kendisini değil;
onun simgesel eşdeğerini anlatır.

6. Tehlikeli Ama Dürüst Cümle

Şunu açıkça söyleyelim:

Yusuf kıssası, aile içinde yapı olarak ensestüel olan ama fiilen cinsel olmayan bir şiddeti anlatır.

Bu tür yapılar:

gerçek hayatta çok sık cinsel şiddete dönüşür ama her zaman dönüşmez

Kıssa, dönüşmeyen ama aynı mantıkla işleyen bir durumu sahneler.

7. O Zaman Kardeşler Yusuf’a Gerçekte Ne Yaptı?

En derin cevap şu:

Yusuf’un bedenine değil,
mahremiyetine saldırdılar.

Onu:

nesneleştirdiler susturdular
görünmez kıldılar *simgesel olarak “altlarına” attılar*

Bu, cinsel şiddetin psişik çekirdeğidir.

Son Net Cümle

Yusuf kıssası, kardeşler arası cinsel istismarı anlatmaz.

Ama aile içi cinsel şiddetin mümkün olduğu ruhsal iklimi,
bütün çıplaklığıyla ifşa eder.
84
Hüseyin KAÇIN / YUSUF'UN KUYUSU
« Son İleti Gönderen: trakya 04 Ocak 2026, 11:52:18 ös »
YUSUF'UN KUYUSU

İnsan ana rahminden Yusuf'un kör kuyusu olan dünyaya doğar. Leyla'nın çöllerinde aşka doğru yürümek içindir çektiği çileler.
Üzüm suyu değil dünya dertleridir insan ruhunu sarhoş eden.
Canımıza can katan dayanmaz acılarla yüreklerimizi yakan.
Hüzünlü şarkılar dinledikçe insan ruhu da dinginleşir.


Kutsal kitaplarda adı anılan her peygamberi ruhumuzda yeniden yenilenerek yaratırcasına  doğurmadıkça yaşantılamadıkça dertlerimizin dermanına erişmemiz asla mümkün olmayacaktır.

Leyla'sı olmayanın ne dini ne de imanı vardır. Zira Leyla'sı olanın Allah'ı vardır.

4 Ocak 2026
23:50
İstanbul
85
Yusuf Kıssası – Temel Ayetler

1. Babanın Yusuf’u daha çok sevmesi → Kıskançlık

Yusuf Suresi 12/8
“Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz güçlü bir topluluğuz. Şüphesiz babamız apaçık bir yanılgı içindedir.”

👉 Kıskançlığın kaynağı:
Sevginin eşit dağılmadığı algısı.
Bu, Kaçın’ın metnindeki “sevilenin hedef hâline gelmesi” fikriyle birebir örtüşür.

2. Kardeşlerin komplosu
Yusuf Suresi 12/9
“Yusuf’u öldürün ya da onu bir yere atın ki babanızın ilgisi yalnız size kalsın.”

👉 Sevgi sıfır toplamlı bir şey gibi algılanıyor:
Onun varlığı = benim yokluğum.

3. Kuyuya Atılma (Ruhsal Çöküş Metaforu)

Yusuf Suresi 12/10
“Onu öldürmeyin; kuyunun dibine atın da bir kervan onu alsın.”

👉 Kuyu, klasik İslami tefsirde:
terk edilme
görünmezlik
korunaksızlık
anlamlarına gelir.

Psikolojik okumada:
Ruhun kör kuyuları
Kaçın’ın kullandığı metafor tesadüf değil, doğrudan burası.

4. Yusuf’un Kuyuda Yalnızlığı ama Yok Oluşu Değil

Yusuf Suresi 12/15
“Onu götürüp kuyunun dibine bıraktıklarında, biz Yusuf’a: ‘Andolsun sen, onların bu yaptıklarını bir gün kendilerine haber vereceksin’ diye vahyettik.”

👉 Bu ayet çok kritik:
Kuyu son değil
Yalnızlık yok edici ama kurucu
Ruh, tamamen terk edilmiyor

Bu, Kaçın’ın metnindeki şu cümleyle derin bağ kurar:

“Ayrılık sancılarını aşabilen ilişkiler ruhumuzda mayalandıkça…”

🧠 Metinle Derin Bağlantı (Psikolojik Okuma)

Kaçın’ın metni aslında şunu yapıyor:
Yusuf = sevilen özne
Kardeşler = utanç + kıskançlık taşıyan özneler

Kuyu = ruhsal yalnızlık / terk edilme

Nefret = utancın savunmaya dönüşmesi

Şu cümle:
“Bu utanç zamanla bir tehdit algısına dönüştükçe sevdiklerimizin nefretine muhatap oluruz.”

→ Yusuf kıssasının psikodinamik özeti gibi.

⚠️ Çok Önemli Bir Nokta (Eleştirel Derinlik)
Kur’an kıssasında:
Yusuf kuyuya atılır
ama kuyuda kalmaz
kurtuluş ilişkiyle değil, zamanla, sabırla ve anlamla gelir

Bu noktada Kaçın’ın metni, kıssayı etik bir sevgi çağrısına çeviriyor:
“Başkasını kendinden çok sevmek kurtarır.”
Ama Yusuf kıssası şunu da fısıldar:

Bazen sevgi seni kurtarmaz, seni kuyuya atan da sevginin yarattığı kıskançlıktır.
Bu gerilim çok verimli.


https://youtu.be/5xm4ibXbryU?si=l0hYg5bWnFoxyXSB
86
"SANA RUHTAN SORUYORLAR..."

İnsan çocukluk ve gençlik çağlarında yalnızlıktan muzdarip oldukça sarılabileceği ve de sığınabileceği bir ilişki peşinde koşmaya mahkumdur. Çünkü bu çağlarda yalnızlık  insan ruhunu  kederler içinde amansız bir şekilde bırakarak zehirler. Ruhumuzun kör kuyularından kurtulamanın yegane çaresi başka bir insanı kendimizden daha çokça sevmektir.

Sevmek demek bir başkasının sırlarla örülmüş iç dünyasını yani ruhsal yükünü bile isteye yüklenmek demektir. Sevdiklerimizin zaaflarına  ızdıraplarına yani sırlarına şahit oldukça ruhsal olarak karşımızda çırılçıplak soyunmuş olurlar. Bu utanç zamanla  bir tehdit algısına dönüştükçe sevdiklerimizin nefretine muhatap oluruz.  Ayrılık sancılarını aşabilen ilişkiler ruhumuzda mayalandıkça hakiki sevgi mertebesine erişmiş oluruz. Bu anlamda nefret ve suç tuzaklarını aşabilen sevgi insan ruhunu kutsallaştıran bir iksirdir.

Psikolog Hüseyin KAÇIN



https://www.instagram.com/reel/DTGWO8gisNC/?igsh=aDVrcXlnOG43bnRu
87
Genel Tartışma / TERÖR ve UYUŞTURUCU ve OYUN ve DİN ve PORNO BAĞIMLILIKLARI
« Son İleti Gönderen: psikolog 02 Ocak 2026, 09:05:20 ös »
TERÖR VE BAĞIMLILIK

İncel Semih Çelik: İkisi de 19 yaşında olan Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner'i 4 Ekim 2024 tarihinde İstanbul'un Eyüpsultan ve Fatih ilçelerinde öldürdü.

Uyuşturucu bağımlısı Yunus Emre Geçti: polis memuru Şeyda Yılmaz'ı silahla şehit etti. Olay sonrası 26 suç kaydının bulunduğu ortaya çıktı. Bu suçlar arasında kasten yaralama, uyuşturucu, cinsel taciz, çocuğa karşı cinsel istismar, hırsızlık ve mala zarar verme de var.

Oyun bağımlısı Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara: "Artık bir şeyler başarmak için çalışmak istemiyorum. Gerçekten hayat çok zor geliyor" dedi ve kaldığı cemaat yurdunun 7. katından atlayarak intihar etti.

Din bağımlısı DEAŞ'lı Zafer Umutlu:  “Ben kinimi diri tutmak için Allaha dua ediyorum. Vallahi fırsat verdiğinde elimize güç geçtiğinde yeryüzündeki hiçbir kafire göz yummayacağım” dedi.

Zafer'in amcası Metin Umutlu  “3 yıl öncesine kadar kendi halinde bir çocuktu. Ne olduysa, babası hastalanıp yatağa düştükten sonra oldu” dedi.

Semih Çelik ve Yunus Emre Geçtive Enes Kara ve de Zafer Umutlu çocukluk travmalarının etkileri sonucunda ergenlik döneminde yaşadıkları ruhsal sorunları çözümleyemedikleri için çeşitli bağımlılıklara yönelmiş gençlerdir.

Türkiye'nin gündemini sarsan bu olayların toplumsal açıdan görülmeyen yüzü ve bilinmeyen yönü olan porno bağımlılığının çocuk ve gençleri öldürmeye ve  intihara ve de teröre sevk edecek kadar büyük bir sorun olmasıdır. Türkiye'nin yüzleşmek zorunda olduğu gerçek şudur ki ergenlik döneminde yaşanan sapkın duygu ve dürtülerden kurtulmak adına dine yönelmek "günah çıkartmak" amaçlı olduğu takdirde militanca yaşanan dindarlığın kaçınılmaz olduğudur.

DİNDAR NESLİN TANRI'SI YOKSA DİJİTAL NESLİN TANRILARI VAR!

İnsan arzu'dan müteşekkil bir varlıktır. Dijital siyonizm insanın biricik-kutsal varlığının çözülmesini ve çözüldükçe çürümesini sağlamak için sapkınlık akımlarını bilincimize yetmediği oranda bilinçaltımıza kadar yansıtmaktadır. Sapkınlık teşvik edildikçe toplumsal hayatımızda sapkınlık artık olmazsa olmaz bir norm haline dönüşmektedir. Koronavirüs pandemisi dindar nesillerin  dijital nesillere dönüştürülmesi adına uluslararası ölçekte amacına ulaşmış büyük bir kurguydu. Bu kurgu kültürel değerlerin ve geleneklerin zaman içinde kaybolması yerli ve milli tüm unsurların deforme olması özetle kültür erozyonu yaşatmak için ülkelerin derinliklerine bir dinamit olarak yerleştirilmiştir.

Simgesel/Kültür düzeninin aşınmasıyla birlikte yerli ve milli olan tüm değerlerde yıkılmaktadır.

Sapkınlığın temel dinamiği simgesel-kültürel çözülme sonucunda bireylerin aşırı zevk bağımlısı olmasının sağlanmasıdır. Zevk tatminine odaklandıkça yoksunluk yaşamamak adına mütemadiyen sürekli yeni arayışlar içinde bocalayan bireyler ahlaki olan aşılmaması gereken yasak, sınır ve kuralları yok saymak zorunda kalacaktır.

Dijitial siyonizm pagan bir dindir. Bu kapsamda siyonizm her meslek ve branşta şan şöhret sahibi insanlar yaratarak ve onları idolleştidikçe yeryüzünde yürüyen tanrılar tarafından kuşatılıyoruz.
Böylece de Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet'in Tanrı'sını öldürüp paganizmin tanrılarını yaratılmış olmaktadır. İlahiyatçı tanrılar. psikolog ve psikiyatrist tanrılar, sanatçı tanrılar, siyasetçi tanrılar, akademisyen tanrılar ve
bilumum tanrılar.

Başörtülü bayanlar ve sakallı baylar dijital siyonizmin cinsiyetsizleştirme politakaları karşısında şuursuz bir şekilde sus pus kaldıkça
sükût ikrardan gelir kuralınca Ebu Leheb ve karısı Ümmü Cemil hükmündedir. Dijital nesiller ateist deist ve biseksüel eşcinsel oldukça;

1. Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu.

2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.

3. O, bir alevli ateşe girecektir.



https://www.habervakti.com/dindar-nesil-degil-cocuk-tanrilar-nesli
88
Genel Tartışma / Ynt: DİJİTAL TANRILARIN KURBANI OLAN NESİLLER
« Son İleti Gönderen: psikolog 02 Ocak 2026, 08:29:13 ös »
TERÖR VE BAĞIMLILIK

İncel Semih Çelik:  Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner 4 Ekim 2024 tarihinde İstanbul'un Eyüpsultan ve Fatih ilçelerinde öldürdü.

Uyuşturucu bağımlısı Yunus Emre Geçti: polis memuru Şeyda Yılmaz'ı silahla şehit etti. Olay sonrası 26 suç kaydının bulunduğu ortaya çıktı. Bu suçlar arasında kasten yaralama, uyuşturucu, cinsel taciz, çocuğa karşı cinsel istismar, hırsızlık ve mala zarar verme de var.

Oyun bağımlısı Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara: Artık bir şeyler başarmak için çalışmak istemiyorum. Gerçekten hayat çok zor geliyor dedi ve kaldığı cemaat yurdunun 7. katından atlayarak intihar etti.

Din bağımlısı DEAŞ'lı Zafer Umutlu:  “Ben kinimi diri tutmak için Allaha dua ediyorum. Vallahi fırsat verdiğinde elimize güç geçtiğinde yeryüzündeki hiçbir kafire göz yummayacağım”

Zafer'in amcası Metin Umutlu  “3 yıl öncesine kadar kendi halinde bir çocuktu. Ne olduysa, babası hastalanıp yatağa düştükten sonra oldu” dedi.

Semih Çelik, Yunus Emre Geçti, Enes Kara ve Zafer Umutlu çocukluk travmalarının etkileri sonucunda ergenlik döneminde yaşadıkları ruhsal sorunları çözümleyemedikleri için bağımlılıklara yönelmişlerdir.

Türkiye'nin gündemini sarsan bu olayların görülmeyen yüzü ve bilinmeyen yönü olan porno bağımlılığının çocuk ve gençleri öldürmeye ve  intihara ve de teröre sevk edecek kadar büyük bir sorun olmasıdır.
89
Yapamadim beceremedim. Ümrede iş serüvenim 10 gün sürdü. Sonra atladım geldim. Peki neden gedlim?.
Başlıca sebepler:
- Kültür tanimazligi
-Kafa dengi biri bulamamak
- Biraz mobing
- Orada hastalanmam ve iyileşememe
-Ülke özlemi.
Oradayken o kadar farklı duygular içerisindeyim ki. Buraya gelmek için can atıyordum. Sonra geldim. Zaten adamlarda biraz sikayetciydi hasta olup hizmet veremedigim için. Ama buraya gelince ruh halim çok değişti. Bu sefer büyük bir pişmanlık geldi. Anlayamadım. Anlayamıyorum. Sorunum ne bilmiyorum. Ne yapicam bilmiyorum. İlk başta turkiyeye gelince içim çok müsterih oldu. Bir mutlu oldu. Ama şuan hiç mutlu değilim. Bu işi şuan yapiyorken olmak isterdim. Ama büyük ihtimalle hasta olduğum için yapamicaktim ve muhakkak onlar beni sutlicakti. Herşey de var bir hayır. Ama en azindan ibadetimi yaptım. Ve hayatımda ilk defa kendi başıma tanımadığım insanlarla kaldım ve tek başıma seyahat ettim. Bunun bana kattığı özgüveni anlatamam. Tekrar Kabeyle görüşmek dileği ile. Ben oranın kıymetini bilemedim. Fırsatımi deptim. Çok pişmanım. Herşeyde hayirlisi
90

RUHUMUZUN GIDASI: KUŞAK ÇATIŞMASI YAŞAMAKTIR.


Ebeveyn olmanın en meşakkatli yanı daima sabırla öfke tuzaklarına düşmeden inanç değerlerini ve hayata dair tecrübelerini evladına aktarma amacından taviz vermeden aile bilincini güçlendirmektir. Anne baba açısından çocukluk evresinin tılsımı ilgi ve sevgi eksikliği hissettirmeden ilişkileri yürütmek iken ergenlik döneminin  muvaffakiyeti 'kuşak çatışmasının' bilinçli ve sağlıklı yaşanmasına bağlıdır.

Genç insanın en çok ihtiyaç hissettiği ve en mühim ruhsal gıdası kuşak çatışmasıdır ve bu çatışmayı yaşamaktan imtina edenler ya da imkan bulamayanlar yetişkinlik evresinde ruhsal rahatsızlıklardan asla kurtulamayacaklardır.

Peygamberlerin kıssaları bu açıdan baktığımızda kuşak çatışmasının kültür ve medeniyet açısından nasıl yaşanacağının nesillere aktarılmasının anlatımlarıdır.

Özetle evlat yetiştirmenin sırrı: Çocuk dediğin oyun oynamak için genç dediğinde isyan etmek için yaratılmıştır.

Psikolog Hüseyin KAÇIN
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10