81
Din & Felsefe / Ynt: Yusuf Kıssası – Temel Ayetler 1. Babanın Yusuf’u daha çok sevmesi → Kıskançlık
« Son İleti Gönderen: psikolog 05 Ocak 2026, 01:13:09 öö »III. Ensestüel Yapı Neden Bazen Fiile Dökülür, Bazen Dökülmez? Klinik ve Kuramsal Bir Karşılaştırma
Ensestüel yapı kavramı, bu çalışmada fiilî cinsel eylemlerden ziyade; aile içinde sınırların çözüldüğü, kuşaklar arası ve yatay ilişkilerin bulanıklaştığı, öznenin nesneleştiği bir ruhsal iklimi ifade etmektedir. Ancak klinik gözlemler ve kuramsal literatür, bu tür yapıların her zaman fiilî cinsel şiddete dönüşmediğini; buna karşın benzer psikodinamik koşullara sahip bazı ailelerde bu dönüşümün gerçekleştiğini göstermektedir. Bu bölüm, söz konusu ayrışmanın nedenlerini tartışmayı amaçlamaktadır.
3.1. Ensestüel Yapı ile Fiil Arasındaki Eşik
Ensestüel yapı ile ensest fiili arasındaki fark, çoğu zaman etik bir kararın sonucu olarak değil; simgesel düzenin ne ölçüde işlevsel olduğuyla ilişkilidir. Klinik literatürde, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıktığı ailelerde ortak bir özellik göze çarpar: yasa koyucu simgesel otoritenin çöküşü. Bu çöküş, yalnızca babanın yokluğu ya da güçsüzlüğüyle değil; yasak koyma işlevinin aile içi ilişkilerde geçersizleşmesiyle ilgilidir.
Yusuf kıssasında baba figürü ayrıştırıcı bir sevgi üretmekle birlikte, simgesel yasayı tamamen askıya almaz. Bu durum, ensestüel iklimin oluşmasına rağmen, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıkmamasında belirleyici bir rol oynar. Yasa zayıflamıştır; fakat bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Bu kırılgan denge, şiddetin simgesel düzeyde kalmasını sağlar.
3.2. Utanç Affektinin Düzenlenişi
Ensestüel yapılarda belirleyici bir diğer faktör, utanç affektinin nasıl işlendiğidir. Utanç, aile içinde tolere edilebildiğinde; yani konuşulabildiğinde, sınırlandırılabildiğinde ve simgesel olarak temsil edilebildiğinde, yıkıcı sonuçlar üretmeyebilir. Ancak utanç bastırıldığında ve dile getirilemediğinde, çoğu zaman saldırganlık ve ihlal biçiminde dışa vurulur.
Yusuf kıssasında kardeşler utanç yaşar; fakat bu utanç doğrudan Yusuf’un bedenine yönelmez. Bunun yerine, Yusuf simgesel olarak ortadan kaldırılır. Bu durum, utancın fiilî şiddete dönüşmediği; ancak dışlayıcı bir çözüme kanalize edildiği bir yapıyı gösterir. Klinik örneklerde ise, utancın hiçbir simgesel çıkış yolu bulamadığı durumlarda, bedenin hedef hâline gelmesi daha olasıdır.
3.3. Öznenin Konumu: Nesneleşme Derecesi
Ensestüel yapının fiile dönüşüp dönüşmemesinde, mağdur konumundaki öznenin aile içindeki temsil kapasitesi belirleyici bir rol oynar. Öznenin tamamen nesneleştirildiği; sesinin, anlatısının ve sınırlarının bütünüyle yok sayıldığı ailelerde, fiilî ihlalin gerçekleşme olasılığı artar. Buna karşılık, öznenin her şeye rağmen bir temsil alanına sahip olduğu yapılarda, şiddet çoğu zaman simgesel düzeyde kalır.
Yusuf kıssasında Yusuf, kuyuya atılmasına rağmen özne konumunu tümüyle kaybetmez. Metin, Yusuf’un iç dünyasının ve ilahi hitabın varlığını koruduğunu vurgular. Bu durum, Yusuf’un yalnızca bir nesneye indirgenmediğini; dolayısıyla ensestüel yapının fiile dönüşmesinin önünde bir sınır bulunduğunu gösterir.
3.4. Zaman, Ayrışma ve Müdahale İmkânı
Fiilî ensestin ortaya çıktığı ailelerde sıklıkla gözlemlenen bir diğer unsur, zamanın donmasıdır. Travmatik yapı tekrar eder; kuşaklar arası aktarım kesintiye uğramaz. Buna karşılık, ensestüel yapının fiile dönüşmediği örneklerde, çoğu zaman bir ayrışma, kopuş ya da dış müdahale söz konusudur.
Yusuf’un kuyudan çıkarılması ve aile bağlamından fiziksel olarak uzaklaşması, bu tür bir müdahalenin simgesel karşılığı olarak okunabilir. Kuyu her ne kadar travmatik bir mekân olsa da, aynı zamanda Yusuf’un ensestüel aile yapısından kopuşunu mümkün kılan bir eşik işlevi görür. Bu kopuş, fiilî şiddetin önlenmesinde belirleyici bir rol oynar.
3.5. Kuramsal Sonuç
Bu karşılaştırma, ensestüel yapının fiilî cinsel şiddete dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığını; ancak belirli koşullar altında bu dönüşümün mümkün hâle geldiğini göstermektedir. Yusuf kıssası, ensestüel yapının fiile dönüşmediği; fakat aynı psikodinamik mantıkla işlediği bir sınır vakası sunar. Bu yönüyle kıssa, yalnızca ahlaki bir anlatı değil; aile içi şiddetin hangi eşiklerde farklı biçimler aldığını anlamaya yönelik güçlü bir psikanalitik model önerir.
Ensestüel yapı kavramı, bu çalışmada fiilî cinsel eylemlerden ziyade; aile içinde sınırların çözüldüğü, kuşaklar arası ve yatay ilişkilerin bulanıklaştığı, öznenin nesneleştiği bir ruhsal iklimi ifade etmektedir. Ancak klinik gözlemler ve kuramsal literatür, bu tür yapıların her zaman fiilî cinsel şiddete dönüşmediğini; buna karşın benzer psikodinamik koşullara sahip bazı ailelerde bu dönüşümün gerçekleştiğini göstermektedir. Bu bölüm, söz konusu ayrışmanın nedenlerini tartışmayı amaçlamaktadır.
3.1. Ensestüel Yapı ile Fiil Arasındaki Eşik
Ensestüel yapı ile ensest fiili arasındaki fark, çoğu zaman etik bir kararın sonucu olarak değil; simgesel düzenin ne ölçüde işlevsel olduğuyla ilişkilidir. Klinik literatürde, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıktığı ailelerde ortak bir özellik göze çarpar: yasa koyucu simgesel otoritenin çöküşü. Bu çöküş, yalnızca babanın yokluğu ya da güçsüzlüğüyle değil; yasak koyma işlevinin aile içi ilişkilerde geçersizleşmesiyle ilgilidir.
Yusuf kıssasında baba figürü ayrıştırıcı bir sevgi üretmekle birlikte, simgesel yasayı tamamen askıya almaz. Bu durum, ensestüel iklimin oluşmasına rağmen, fiilî cinsel şiddetin ortaya çıkmamasında belirleyici bir rol oynar. Yasa zayıflamıştır; fakat bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Bu kırılgan denge, şiddetin simgesel düzeyde kalmasını sağlar.
3.2. Utanç Affektinin Düzenlenişi
Ensestüel yapılarda belirleyici bir diğer faktör, utanç affektinin nasıl işlendiğidir. Utanç, aile içinde tolere edilebildiğinde; yani konuşulabildiğinde, sınırlandırılabildiğinde ve simgesel olarak temsil edilebildiğinde, yıkıcı sonuçlar üretmeyebilir. Ancak utanç bastırıldığında ve dile getirilemediğinde, çoğu zaman saldırganlık ve ihlal biçiminde dışa vurulur.
Yusuf kıssasında kardeşler utanç yaşar; fakat bu utanç doğrudan Yusuf’un bedenine yönelmez. Bunun yerine, Yusuf simgesel olarak ortadan kaldırılır. Bu durum, utancın fiilî şiddete dönüşmediği; ancak dışlayıcı bir çözüme kanalize edildiği bir yapıyı gösterir. Klinik örneklerde ise, utancın hiçbir simgesel çıkış yolu bulamadığı durumlarda, bedenin hedef hâline gelmesi daha olasıdır.
3.3. Öznenin Konumu: Nesneleşme Derecesi
Ensestüel yapının fiile dönüşüp dönüşmemesinde, mağdur konumundaki öznenin aile içindeki temsil kapasitesi belirleyici bir rol oynar. Öznenin tamamen nesneleştirildiği; sesinin, anlatısının ve sınırlarının bütünüyle yok sayıldığı ailelerde, fiilî ihlalin gerçekleşme olasılığı artar. Buna karşılık, öznenin her şeye rağmen bir temsil alanına sahip olduğu yapılarda, şiddet çoğu zaman simgesel düzeyde kalır.
Yusuf kıssasında Yusuf, kuyuya atılmasına rağmen özne konumunu tümüyle kaybetmez. Metin, Yusuf’un iç dünyasının ve ilahi hitabın varlığını koruduğunu vurgular. Bu durum, Yusuf’un yalnızca bir nesneye indirgenmediğini; dolayısıyla ensestüel yapının fiile dönüşmesinin önünde bir sınır bulunduğunu gösterir.
3.4. Zaman, Ayrışma ve Müdahale İmkânı
Fiilî ensestin ortaya çıktığı ailelerde sıklıkla gözlemlenen bir diğer unsur, zamanın donmasıdır. Travmatik yapı tekrar eder; kuşaklar arası aktarım kesintiye uğramaz. Buna karşılık, ensestüel yapının fiile dönüşmediği örneklerde, çoğu zaman bir ayrışma, kopuş ya da dış müdahale söz konusudur.
Yusuf’un kuyudan çıkarılması ve aile bağlamından fiziksel olarak uzaklaşması, bu tür bir müdahalenin simgesel karşılığı olarak okunabilir. Kuyu her ne kadar travmatik bir mekân olsa da, aynı zamanda Yusuf’un ensestüel aile yapısından kopuşunu mümkün kılan bir eşik işlevi görür. Bu kopuş, fiilî şiddetin önlenmesinde belirleyici bir rol oynar.
3.5. Kuramsal Sonuç
Bu karşılaştırma, ensestüel yapının fiilî cinsel şiddete dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığını; ancak belirli koşullar altında bu dönüşümün mümkün hâle geldiğini göstermektedir. Yusuf kıssası, ensestüel yapının fiile dönüşmediği; fakat aynı psikodinamik mantıkla işlediği bir sınır vakası sunar. Bu yönüyle kıssa, yalnızca ahlaki bir anlatı değil; aile içi şiddetin hangi eşiklerde farklı biçimler aldığını anlamaya yönelik güçlü bir psikanalitik model önerir.
Son İletiler