Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Çocukluk Döneminde Cinsel Kimlik Gelişimi ve Eşcinsel Eğilimlerin Psikodinamik Kökenleri: Hüseyin Kaçın Perspektifi
Çocukluk döneminde cinsel kimlik gelişimi ve bu süreçte ortaya çıkan yönelimsel sapmalar, bireyin ruhsal yapısının şekillenmesindeki en hassas aşamalardan biridir. Klinik psikoloji ve psikodinamik teoriler, çocuklarda cinsel yönelim eğilimlerinin gelişimini büyük ölçüde erken çocukluk yaşantılarına, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin niteliğine ve aile içi rollerin dağılımına dayandırmaktadır1. Psikolog Hüseyin Kaçın’ın escinselterapi.net platformunda ve Haber Vakti gibi çeşitli yayın organlarında yayımlanan kapsamlı yazı dizileri ile makaleleri, çocukluk dönemindeki cinsel kimlik sapmalarının dinamiklerini derinlemesine ele almaktadır1. Özellikle klinik çalışmalarda öne çıkan bu yaklaşımlar, çocukluktaki eşcinsel eğilimlerin aile sistemindeki yapısal bozukluklarla olan doğrudan ve nedensel bağlarını incelemektedir1. Çocuklarda cinsel yönelim farklılaşmasının erken dönemde nasıl fark edilebileceği, ebeveyn rollerinin çocuk üzerindeki psikolojik yansımaları ve bu süreçte uygulanması gereken doğru klinik metodolojiler yazarın makaleleri ışığında kapsamlı bir şekilde analiz edilmelidir.
Aile Sistemindeki Yapısal Bozukluklar ve Cinsel Kimlik Gelişimi
Çocukluk döneminde sağlıklı bir cinsel kimlik gelişimi, aile içindeki rollerin dengeli dağılımı ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin niteliği ile doğrudan ilişkilidir1. Hüseyin Kaçın'ın escinselterapi.net ve Haber Vakti mecralarında kaleme aldığı makalelerde, erkek çocuklarda eşcinsel eğilimlerin ortaya çıkışı, aile sistemindeki yapısal bozukluklar ve ebeveyn figürlerinin rollerindeki sapmalar ile açıklanmaktadır1. Normal gelişimsel süreçte anne, çocuk için sevgi ve duygusal kabulün birincil kaynağıyken; baba ise güveni, sınırları ve dış dünyaya açılan kapıyı temsil etmektedir1. Bu dengenin bozulduğu durumlarda, çocuğun psikoseksüel gelişiminde sapmalar gözlenmektedir1.
Aile yapısında annenin aşırı güçlü, baskın ve sistemi tek başına yöneten bir figür haline gelmesi, erkek çocuk için gelişimsel bir risk oluşturmaktadır1. Annenin bu yutucu gücü karşısında, babanın fiziksel ya da duygusal olarak ortamda bulunmaması, çocuğun kendisini ve annesini tanımlamasını zorlaştırmaktadır1. Yazarın köşe yazılarında vurguladığı üzere, anne ve babanın ayrılmış olması, babanın iş seyahatleri nedeniyle sürekli evden uzak kalması veya aile içinde tamamen pasif bir karakter sergilemesi, çocuğun erkeklik modelini içselleştirmesini engellemektedir1. Bu durumdaki erkek çocuk, annesinin kocası mı yoksa onun oğlu mu olduğu sorusuna yanıt bulamaz ve annenin yoğun çekim alanından kurtulabilmek amacıyla dürtülerini uzaktaki babaya ya da genel olarak erkek cinsine yönlendirir1. Böylece anne figürünün yutucu sevgisinden ve sistemik tahakkümünden kaçmak için bilinçdışı bir kararla kendi cinsini seçer1. Eşcinsel kişilik yapılanması, dinamik olarak bir sevgi ilişkisine karşılık gelirken; mazoşistik yapılanma ise bir tahakküm ilişkisini işaret etmektedir1.
Babanın Rolü ve Kastrasyon Korkusunun Dinamikleri
Erkek çocuğun cinsel gelişiminde babanın varlığı sadece bir rol model olmanın ötesinde, çocuğun dürtülerini yönlendireceği sınırları çizen bir otoritedir1. Ancak babanın korkulan, öfkeli ve tehditkâr bir imge olarak algılanması, çocukta derin bir psikolojik savunma mekanizmasını tetiklemektedir1. Yazarın analizlerine göre, babanın öfkesinden duyulan yoğun korku, çocuğun annesine yönelebilecek dürtülerini bir an önce babasına ya da diğer erkeklere kaydırarak bu tehlikeden kaçınma arayışına girmesine yol açmaktadır1. Dürtülerin babaya yönlendirilmesi, çocuk için cezalandırılmaktan kurtulmayı sağlayan garantili bir bilinçdışı çözüm haline gelmektedir1. Çocuk, anneden dürtülerini çekemediğini hissettikçe babasından duyduğu korku artmakta ve son çare olarak dürtüsel sevgi nesnesi olarak kendi cinsini seçmeye yönelmektedir1.
Kız çocuklarında ise eşcinsel yönelim gelişimi erkeklere oranla daha seyrek görülmektedir1. Kaçın'ın konuyu ele alan diğer makalelerinde belirttiği gibi kadın eşcinselliğinde, babanın kız çocuk için yeterli bir çekim oluşturamadığı ve kızın dürtülerini babaya yönlendiremeyip annede sabit kaldığı gözlemlenmektedir1. Bu durumdaki çocuk, annenin sisteminde kalmaya devam ederek kendi cinsine yönelik bir dürtüsel yönelim geliştirmektedir1.
Eşcinsel Eğilimlerin Çocuklukta Fark Edilme Biçimleri
Çocuklarda eşcinsel eğilimlerin fark edilmesi, onların akran ilişkilerinde, ebeveynlerine karşı geliştirdikleri tutumlarda ve kendilik algılarında gizlidir1. Kendi cinsiyetiyle sağlıklı bir özdeşleşme gerçekleştiremeyen erkek çocuk, kendi ruhsal yapısını güçsüz olarak algılarken, dış dünyadaki diğer erkekleri aşırı güçlü olarak tanımlamaktadır1. Bu durum, çocuğun kendi güçsüz ruhunu, güçlü sandığı kendi cinsinde aramasına neden olmaktadır1. Zamanla, güçlü görülen erkek akranlara veya yetişkin figürlerine karşı geliştirilen bu duygusal aktarımlar erotikleşmeye başlamaktadır1.

Gelişimsel Dinamik   Davranışsal ve Psikolojik Belirtiler   Bilinçdışı Amaç ve Çıkış Yolu
Baskın Anne ve Yok Sunulan Baba   Anneye aşırı bağımlılık, babadan kaçınma ve erkeklik modelinden uzaklaşma1.   Annenin yutucu çekim alanından ve sistemsel tahakkümünden kurtulma arayışı1.
Tehditkâr ve Cezalandırıcı Baba   Babaya karşı yoğun korku, kaygı ve onun öfkesinden kaçınma davranışları1.   Dürtüleri babaya kaydırarak kastrasyon tehlikesinden korunma garantisi1.
Güçsüz Kendilik Algısı   Kendi cinsinden güçlü akranlara aşırı hayranlık ve yoğun duygusal bağlanma1.   Kendi zayıf ruhsal yapısını, güçlü algılanan erkek figürüyle tamamlama çabası1.
Kız Çocuklarında Silik Baba   Babayla duygusal bağ kuramama, erkeklere karşı ilgisizlik ve anneye bağımlılık1.   Karşı cinse yönelik dürtü geliştirilememesi nedeniyle annenin sisteminde takılı kalma1.
Çocukluktaki bu sapmaların fark edilmesi, ebeveynlerin çocuklarının sosyal ilişkilerini ve duygusal eğilimlerini dikkatle gözlemlemesini gerektirir1. Erkek çocuğun hemcinsleriyle sağlıklı oyun ilişkileri kuramaması, erkek oyun gruplarından dışlanması veya kendisini tamamen kadınsı alanlara sınırlaması, yazarın makalelerinde dikkat çektiği üzere bu süreçteki rol karmaşasının en belirgin dışa vurumlarındandır1.
Klinik Terapi Süreçleri ve Dini Yaklaşımların Sınırları
Hüseyin Kaçın, eşcinselliğin ailesel ve sistemsel dinamiklerden kaynaklanan, tedavi edilmesi gereken bir cinsel kimlik sapması olduğunu savunmaktadır1. Bu süreçte başarıya ulaşabilmek için uygulanacak terapi yöntemlerinin bilimsel ve psikolojik sınırlarda kalması şarttır1. Yazarın "escinselterapi.net" platformundaki en net duruşlarından biri, terapi sürecinde konuya dini bir bakış açısı sunulmaması gerektiğidir; aksine bu tür yaklaşımların sürece zarar verdiği belirtilmektedir1. Dini kavramların süreçte irdelenmesi, eşcinsel eğilimleri olan bireylerin konuyu dini dogmalar, haram, günah, cehennemde yanmak veya tarihsel helak kıssaları üzerinden değerlendirmelerine yol açmaktadır1. Bu tür düşünceler koruyucu bir etki yaratabilse de asla iyileştirici bir nitelik taşımaz; aksine suçluluk duygusunu derinleştirerek eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir1.
Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları genellikle eksik ve yetersiz kalmaktadır1. Bu sığ yaklaşımlar, soruna kalıcı çözümler getirmek yerine, dini kaygılarla yaşayan bireyleri daha büyük bir çıkmaza sürüklemekte ve dindar eşcinseller gibi çelişkili kavramların kabullenilmesine zemin hazırlamaktadır1. Gerçek anlamda iyileşme arayışında olan ve bu durumdan rahatsızlık duyan bireyler için tek çözüm, bu alanda deneyimli bir psikolog ile profesyonel terapi sürecine başlamaktır1. Terapi süreci, dini yargılardan tamamen arındırılmış, bireyin erken çocukluk dönemindeki ebeveyn ilişkilerini ve ruhsal yaralarını onarmaya odaklanan bir yaklaşımla yürütülmelidir1.
2
Kapsamlı Röportaj: Psikolog Hüseyin Kaçın ile Toplumun Derin Yaraları, Eşcinsellik ve Medeniyet Krizi Üzerine
Röportaj: Haber Vakti / Eşcinsel Terapi Forum
 
Soru: Hüseyin Bey, öncelikle sizi ve çalışmalarınızı daha yakından tanımak istiyoruz. Eşcinsellik konusundaki yaklaşımınız, özellikle "iyileşme" vurgunuzla biliniyor. Bu alana nasıl yöneldiniz ve sizi diğer meslektaşlarınızdan ayıran temel fark nedir?
Hüseyin Kaçın: Öncelikle, bir psikolog olarak temel prensibim, insanın özerkliğine ve kendi kaderini tayin etme hakkına olan saygımdır. Bu alana yönelmem, danışanlarımın yaşadığı derin çıkmazları ve toplumun bu konudaki büyük kör noktasını görmemle başladı.
Beni diğerlerinden ayıran en temel fark, eşcinsel yöneliminden rahatsız olan ve heteroseksüel bir hayat yaşamak isteyen bireye "sen böylesin, buna alışmalısın" dayatmasında bulunmamamdır. Bu, bilimsel etikle bağdaşmaz. Psikoloji kaynaklarında, eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere uygulanan terapilerde başarı sağlamış yüzlerce vaka örneği varken, bir bireye "bu normal, değişemezsin" demek, onun en temel insan hakkı olan iyileşme ve sağlığına kavuşma çabasını hiçe saymaktır.
Soru: Peki, bu iyileşme sürecinin bilimsel temelleri hakkında ne söyleyebilirsiniz? Eleştiriler de oluyor.
Kaçın: Eleştiriler genelde, eşcinselliğin Amerikan Psikiyatri Birliği'nin (APA) tanı el kitabı olan DSM'den çıkarılmasına odaklanır. Ancak bu, konunun sadece küçük bir parçasıdır. DSM'nin kendisi zaman içinde değişen, siyasi ve sosyolojik etkilerden azade olmayan bir endekstir. Asıl mesele, bireyin kendi iyilik halidir.
Dr. Robert Spitzer'in 2003'teki ünlü çalışması, cinsel yönelimde değişim yaşayan yüzlerce gönüllü üzerinde yapılmıştır. Aynı şekilde Nicolosi, Byrd ve Potts'un 2000'deki araştırması, sekiz yüzün üzerinde katılımcıyla yapılan anketlerde, iyileşme terapisi görenlerin eşcinsel düşünce ve fantezilerinde kayda değer azalmalar olduğunu göstermiştir. Dahası, bu bireyler psikolojik, kişilerarası ve manevi sağlıklarında da önemli iyileşmeler bildirmişlerdir.
Dolayısıyla, "Bu konuda başarılı vaka yok" demek, bilimsel gerçeklere sırt çevirmektir. Önemli olan, bireyin rahatsız edici histen kurtulma isteğine saygı duymak ve bu iyileşme yolculuğunda ona eşlik etmektir.
Soru: Bu iyileşme yolculuğunda danışanlarınızın karşılaştığı en büyük zorluklar neler? Eşcinselliğin temelinde yatan dinamikleri nasıl görüyorsunuz?
Kaçın: Maalesef, eşcinselliğin temelinde yatan en önemli ve en çok görmezden gelinen dinamik, çocukluk döneminde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz travmalarıdır. Bu, konuşulmayan büyük bir utanç ve acıdır. Örneğin, Marko Paşa bile taciz mağdurlarının dertlerini dinler ama derde deva olmazken, bizim toplumumuz bu gerçeği duymamakta, görmemekte ısrar ediyor.
Özellikle erkek çocukları mağdur olduklarında, yaşadıkları travma kaçınılmaz olarak ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde pasif eşcinsel kimlik edinmelerine yol açmaktadır. Bir kısmı seks bağımlısı olur, bir kısmı travestilere yönelir. Hatta, İstanbul’da her Haziran’da yapılan sözde "onur yürüyüşleri"nde meydan okuyan bu gençlerin, sokaklara çıkan her beş-altı eşcinselden iki veya üçü aslında çocukken tecavüz mağdurudur. Onların bu haykırışı, çocukluklarında duyulmayan çığlıkların dışavurumudur.
Mağdurların ruhlarındaki yaraları kim saracak? Devletin kurumları, polis, savcı, hakim bu acıyı dindiremez. Bu, derin bir psikolojik travmadır ve çözümü, uzman psikoterapistlerin elindedir. Ama ne yazık ki üniversitelerimizde bu konuda derinlemesine bilimsel çalışmalar yapılmıyor. Hapishanelere suçluları tıkmak sorunu çözmez; asıl mesele, mağdurların elinden tutup onları topluma kazandırmaktır.
Soru: Çocuk istismarı konusunda çok çarpıcı tespitleriniz var. Biraz daha açar mısınız? Bu mağdurların hayatları nasıl şekilleniyor?
Kaçın: Çocukken tecavüze uğrayan çocuklar, psikolojik destek almazlarsa, yetişkinlikte "Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" gibi ağır ruhsal sorunlarla yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu çocukların büyük bir kısmı, yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışan psikopat düzeyde bireylere dönüşebiliyor. İçlerine kapananlar ise ömür boyu yalnızlığa ve kimsesizliğe mahkum oluyor.
En trajik olanı ise, bu mağdurların bazen kendi istekleriyle sapkın ilişkilere yönelmeleri. On üç, on dört yaşındaki çocuklar, reşit olmamışken, gay sohbet sitelerinde kendilerinden büyük sapıklarla ilişki kuruyorlar. Mavi Balina oyunu çocukların bedenini öldürürken, bu gay sohbet siteleri ruhlarını öldürüyor. Porno, çağımızın en büyük insanlık suçlarından biri. Devlet, demir yumruğunu bu sitelere indirmeli ve çocukları bu beladan korumalıdır.
Aileler ve öğretmenler bu konuda çok duyarsız. Oysa çocuğun davranışlarından şüphelenen tek bir öğretmen veya aile bireyi, o çocuğun hayatını kurtarabilir. Unutulmamalıdır ki, taciz ve tecavüz mağduru çocuklar korkutulup susturulurlar; sesleri hiç çıkmaz.
Soru: Yazılarınızda "Kutsal Aile" ve "Medeniyet Bilinci" kavramlarını çok vurguluyorsunuz. Bu bağlamda Batı medeniyeti ve Hristiyanlık ile İslam medeniyeti arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?
Kaçın: Bu, çok kritik bir nokta. Batı medeniyetini ve onun dini olan Hristiyanlığı, özünde babasız ve annesiz, yani soysuz ve sopsuz bir medeniyet olarak görüyorum. Hristiyanlık, "Babamız" duasıyla göklerde bir baba arar, çünkü yeryüzünde babasızdır. Bu, tarih boyunca sömürgeciliği, Haçlı Seferleri'ni, Coğrafi Keşifler'i meşrulaştırmıştır. Sanayi devriminde kadın ve çocuk emeğini sömürmüş, şimdi de "kadına şiddetle mücadele" ve "eşcinsel hakları" gibi söylemlerle ruhları sömürmeye devam etmektedir.
İslam medeniyeti ise, Hz. Adem'den başlayan, Hz. Muhammed'e kadar gelen bir "Kutsal Aile" bilinci üzerine kuruludur. "Hepimiz Adem'in çocuklarıyız" anlayışı, kan bağından öte din kardeşliğini tesis eder. Allah'ın "Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndüreceğiz" ayeti gereği, bu bir yeryüzü medeniyetidir. "Baba" demek, soy demek, bir toplum inşa etmek demektir.
Bugün Batı'nın hedefi, İslam’ın bu "Kutsal Aile" bilincini yıkmaktır. Hedef, İslam’ı babasızlaştırmak, annesizleştirmektir. Kadınlarımızı feministleştirip Meryem'leştirirken, erkeklerimizi eşcinselleştirip Neo'laştırmaktadırlar. Yani bizi "İsa'laştırıp" asli kimliğimizden koparmak istiyorlar. Bu, bir medeniyet savaşıdır.
Soru: Bu medeniyet savaşında, özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği", "İstanbul Sözleşmesi" ve "LGBT" kavramlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Bu kavramlar, dikkatli bakıldığında birer balıkçılık oyunudur. "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" gibi masum görünen söylemlerin arkasında, aslında eşcinsel ideolojinin ve örgütlerin topluma dayatılması yatmaktadır. Bu, yeni yüzyılın yeni bir din örgütlenmesidir.
En büyük stratejik hatamız, kendi kavramlarımızı kullanmamaktır. "LGBT" demek, onların dilini kabul etmek ve mücadeleyi baştan kaybetmektir. Onlara ne olduklarını sorduğunuzda "LGBT" diyene kadar onlarca kavram üretmişler. Biz ise hala "eşcinsel" demekten çekiniyoruz. "Eşcinseller" demek yeterlidir.
Bu eşcinsel ideolojinin amacı, Müslümanları ve Hristiyanları eşcinselleştirerek, onları kişilik olarak Yahudilere benzetmektir. Buna "İnsanlığın Yahudileştirilmesi" projesi diyorum. Bilirsiniz, Yahudilik anne soylu bir dindir. Eşcinseller de aslında "anne soylu" bir topluluktur. Her ikisinin de en temel sorunu babayla olan otorite çatışmasıdır. Baba otoritesi altında ezilen erkek çocukları, sığınabilecekleri tek güvenli liman olan anne sevgisine bağımlı hale gelir. İşte bu bağımlılık, onları eşcinselliğe iter.
Soru: Bahsettiğiniz bu "Yahudileştirme" projesini biraz daha açar mısınız? İnsanlığın psikolojik gelişimi ile dinler arasında kurduğunuz paralellik oldukça ilginç.
Kaçın: Bu, benim uzun yıllardır üzerinde çalıştığım bir konu. İnsanın psikolojik gelişimini, insanlığın sosyolojik gelişimine uyarladığımızda çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. 3-7 yaş arası çocuk, egosantrik dönemdedir ve bu dönemi "Yahudi" dönemi olarak adlandırıyorum. Bu, Hz. Musa'nın inatçı kavmine sabırla yaklaştığı dönemdir.
7-12 yaş arası, sevgi ve şefkatin ön planda olduğu "Hristiyan" dönemidir. Bu, Hz. İsa'nın merhametli yaklaşımını temsil eder. 12-18 yaş ergenlik dönemi ise, kimlik arayışının ve adalet duygusunun geliştiği "Müslüman" dönemidir. Hz. Muhammed'in adil düzeni bu döneme örnektir.
Ancak Müslüman toplumlar bu evreleri sağlıklı tamamlayamamıştır. Bu yüzden Müslüman Yahudiler(saplantılı, sadece cihat ayetlerine odaklı, IŞİD gibi örgütler), Müslüman Hristiyanlar (aşırı duygusal, hoşgörü ve sevgi mesajlarına takılıp kalmış, FETÖ gibi yapılanmalar) ve Müslüman Müslümanlar(denge sahibi, duygu ve düşünce bütünlüğü olan) olarak bir sınıflandırma yapabiliriz.
Günümüzde yaşanan, işte bu Müslümanlığın Yahudileştirilmesi ve Hristiyanlaştırılması sürecidir. Eşcinseller de bu "Yahudileşme"nin bir parçasıdır. Aynen Yahudilerin katı kuralları ve otoriter yapıları gibi, eşcinseller de temelde baba otoritesiyle çatışma yaşarlar. Feminizmin ve toplumsal cinsiyet eşitliği çabalarının amacı da, babaların yerini annelerin almasını sağlayarak bu süreci hızlandırmaktır.
Soru: Toplumun bu büyük medeniyet ve aile krizine karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Çözüm önerileriniz neler?
Kaçın: Çözüm, "Medeniyet Bilinci" nden geçer. Bu bilinci kaybetmiş bir milletin, psikolojik ve sosyolojik sorunları çözme yeteneği yoktur. Bu konuda, büyük düşünür Sezai Karakoç'un "Diriliş" fikrine kulak vermeliyiz. Karakoç'un dediği gibi: "Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil... Büyük bir milletsin. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve Dirilt!"
Öncelikle, kadın ve erkek fıtratına uygun bir anlayış geliştirmeliyiz. Yeni nesil kız çocuklarını Medeniyet Bilincimizle Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Ayşe olarak yetiştirmeliyiz. Yeni nesil erkek çocuklarını ise Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin olarak yetiştirmeliyiz. Ancak bu şekilde "Kadına Şiddet" azalır, aile kurumu güçlenir.
İkincisi, bu ideolojik saldırıya karşı ortak bir dil ve duruş geliştirmeliyiz. Yeni Şafak, Akit, Milli Gazete gibi yayın organlarının yazarları ve çizerleri, bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir üslup kullanmak zorundadır. "LGBT" demeyi bırakıp, doğrudan "eşcinsel" demeliyiz. Aksi takdirde, onların diline mahkum oluruz.
Üçüncüsü, tarikat ve cemaatlerin bu konudaki sorumluluğunu hatırlatmalıyız. Bu yapılar, eskiden "adam gibi adam, er kişiler" yetiştirirken, şimdi derde derman olmaktan uzak, sadece zikirle meşgul olan, toplumsal yaralara kayıtsız kalan kurumlara dönüşmüşlerdir. İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan bu yapılar, yeniden asli görevlerine dönmelidir.
En önemlisi, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin önünü açmalıyız. Onları eşcinselliğe ikna etmeye çalışan veya dışlayan anlayışlara karşı, iyileşme ve dönüşüm isteklerini desteklemeliyiz.Bu, bireyin en temel insan hakkıdır.
Soru: Peki, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin en çok korktuğu şey nedir? Terapi süreci hakkında onlara ne söylemek istersiniz?
Kaçın: En büyük korkuları, "ifşa olmak" ve "başarısız olmak"tır. Ancak bu, tamamen bir akıl oyunudur. Eşcinsel ilişkilere girdikçe ifşa olma riski çok daha yüksektir. Terapideki ifşa ise, gizlilik esasına dayanır. En kötü ihtimali düşünelim: Terapi aldığınız ifşa olsun ya da eşcinsel ilişki yaşadığınız ifşa olsun. Hangisi daha iyi?
Başarısız olma korkusuna gelince: Ya başarılı olursanız? Psikoloji literatüründe başarılı olmuş yüzlerce varken, daha yola çıkmadan olumsuz düşünmek mantıklı değil. Denemekten ne çıkar? Önemli olan, sizi eşcinselliğe ikna eden değil, iyileşme ve dönüşüm yolunda size destek olacak bir profesyonele başvurmaktır. Ben de bu yolda danışanlarıma rehberlik ediyorum.
Soru: Son olarak, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bir bireyin günlük hayatında atabileceği ilk adımlar neler olabilir?
Kaçın: Çok önemli bir adım, eşcinsel erotik çekim duyulan hemcinsle olan ilişkide farkındalık yaratmaktır. Bu kişiyle "hakiki bir dostluk" kurmayı hedeflemelisiniz. Erotik çekim, samimi dostlukta saygı, güven ve anlayışa yerini bırakabilir. Ancak burada iki büyük tehlike var:
1.   Çekim duyduğunuz kişinin de eşcinsel hisler taşıması veya manipülasyona açık olması.
2.   Sizin kendi kendinize oynadığınız "gizli aşık olma" akıl oyunu.
Bu iki hatadan kaçınırsanız, zamanla eşcinsel çekiminizin azaldığını ve yerini sağlam bir dostluğa bıraktığını göreceksiniz. Bu deneyimler arttıkça, iyileşme süreci hızlanacaktır. Bu, sadece ilişkiden vazgeçmek değil, aynı zamanda gizli aşktan da vazgeçmek demektir. İşte o zaman hakiki özgürlüğe ve sağlıklı kimliğinize kavuşursunuz.
Kısacası, bu bir medeniyet ve kimlik mücadelesidir. Özümüze, sözümüze ve inancımıza sahip çıktığımız sürece, bu büyük saldırı karşısında dimdik ayakta kalacağız.
3
Röportaj: Psikolog Hüseyin Kaçın ile Toplumun Görünmeyen Yaraları ve Medeniyet Mücadelesi Üzerine
Röportajı Yapan: Haber Vakti / Eşcinsel Terapi Forum
 
Soru: Hüseyin Bey, öncelikle sizinle çalışmalarınız ve özellikle eşcinsellik konusundaki yaklaşımınız üzerine konuşmak istiyoruz. Sizi diğer meslektaşlarınızdan ayıran en temel fark nedir?
Hüseyin Kaçın: Benim için en temel mesele, danışanın özerkliği ve kendi kaderini tayin hakkıdır. Psikoloji dünyasında, özellikle Batı merkezli bakış açısında, eşcinsel yönelim "normal" kabul edilip, bu durumdan rahatsız olan bireylere "sen böylesin, buna alışmalısın" dayatması yapılıyor. Oysa ki bu, bilimsel etikle bağdaşmaz.
Bir danışan bana gelip "Bu duygulardan kurtulmak istiyorum, heteroseksüel bir kimlikle yaşamak istiyorum" diyorsa, benim görevim onu kendi isteğine ikna etmek değil, bu dönüşüm yolculuğunda ona destek olmaktır. Unutmayalım ki, psikoloji literatüründe eşcinsellikten kurtulmak isteyen ve bunu başaran yüzlerce vaka örneği mevcuttur. Dr. Spitzer, Nicolosi, Byrd ve Yarhouse gibi isimlerin çalışmaları, değişimin mümkün olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur. Bu, bir sağlık hakkıdır ve kimse bu hakkı engelleyemez.
Soru: Eşcinselliğin nedenine dair önemli bir tespitiniz var. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?
Kaçın: Evet, bu konudaki en önemli ve maalesef toplumda konuşulmayan gerçeklerden biri, eşcinsel yönelimin çoğu zaman çocukluk döneminde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz travmalarıyla doğrudan bağlantılı olmasıdır. Özellikle erkek çocukları, maruz kaldıkları istismarın ardından ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde kaçınılmaz olarak pasif eşcinsel kimliğine bürünebilmektedir.
Mağdur çocuklar büyüdüklerinde yaşadıkları travmayı bastırmak için farklı savunma mekanizmaları geliştirirler. Kimi seks bağımlısı olur, kimi travestilere yönelir. Onların bu haykırışı, aslında çocukken duyulmayan çığlıklarıdır. Eşcinselliği, erkeğin erkeğe tecavüzünün bir uzantısı olarak görmek gerekir. Ancak toplum olarak bu acı gerçeği görmek istemiyor, üç maymunu oynuyoruz. Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının kaderi, kimsesizlik ve yalnızlıktır. Onların acılarına ortak olan yok.
Soru: Peki, bu travmaların birey üzerindeki etkilerini ve çözüm yollarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Yaşanan bu travmalar, bireyde "Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" gibi derin ruhsal sorunlara yol açmaktadır. Psikolojik destek almadan bu durumdan kurtulmak neredeyse imkânsızdır. Ancak buradaki en büyük sorun, devletin ve kurumların bu konuda derinlemesine bilimsel çalışmalar yapmamasıdır.
Örneğin, "Marko Paşa" bile derde deva olamazken, tarikat ve cemaat yapıları da bu konuda tamamen çaresiz ve duyarsızdır. Onlar zikirle, demle meşgul; ama toplumun kanayan yarasına derman olmaktan uzaklar. Çocukların ruhundaki yaraları sarmak için, devletin her çocuğa ruh sağlığı yerinde bir aile sağlama yükümlülüğünü hatırlaması ve bu konuda köklü, siyasi çözümler üretmesi şarttır. Mağdurların acılarını polis, savcı ya da hakim değil, ancak bu işin uzmanı ruh sağlığı profesyonelleri dindirebilir.
Soru: Yazılarınızda oldukça ilginç ve dikkat çekici bir benzetme yapıyorsunuz. İnsanlığın gelişimini dinler üzerinden anlatıyor ve "İnsanlığın Yahudileştirilmesi"nden bahsediyorsunuz. Bu kavramı biçim açar mısınız?
Kaçın: Aslında bu, insanın psikolojik gelişimini sosyolojik bir perspektifle okuma çabasıdır. Her çocuk, doğumdan itibaren belirli evrelerden geçer. 0-3 yaş, Hz. Adem ve Havva'nın cennet hayatı gibi masumiyet dönemidir. 3-7 yaş arası, çocuğun ben merkezli olduğu "Yahudi" dönemidir. Hz. Musa'nın inatçı kavmine gösterdiği sabır gibi, bu dönemde çocuğa sabırla yaklaşmak gerekir.
7-12 yaş arası, sevgi ve şefkatin ön planda olduğu "Hristiyan" dönemidir. Bu dönemde çocuğa Hz. İsa'nın merhametli yaklaşımıyla, umut ve müjde verilmelidir. 12-18 yaş ergenlik dönemi ise, kimlik arayışının ve adalet duygusunun geliştiği "Müslüman" dönemidir. Hz. Muhammed'in adil düzeni, bu dönemdeki gence örnek olmalıdır.
Bugün yaşanan sıkıntı, Müslüman toplumların bu gelişim evrelerini sağlıklı tamamlayamamasıdır. Kimimiz saplantılı düşüncelerle "Müslüman Yahudi" olmuş (IŞİD, El Kaide gibi), kimimiz ise aşırı duygusallıkla "Müslüman Hristiyan" olmuştur (Fetullah Gülen yapılanması gibi). İşte "İnsanlığın Yahudileştirilmesi" projesi, Müslümanları ve Hristiyanları eşcinselleştirerek onları kişilik olarak Yahudilere benzetmeyi hedefler.
Soru: Bu bağlamda, Batı medeniyetini ve Hristiyanlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Batı medeniyeti, özünde babasız ve annesiz, yani soysuz ve sopsuz bir medeniyettir. Hristiyanlık, gökyüzüne kaçışın, yeryüzünden kaçışın dinidir. Bu nedenle Haçlı Seferleri'yle, Coğrafi Keşifler'le hep başkalarını sömürmüş, istila etmiştir. Sanayi devriminde kadın ve çocuk emeğini sömürmüş, bugün ise "kadına şiddet" ve "eşcinsel hakları" gibi kavramlarla ruhlarımızı sömürmeye devam etmektedir.
Hedefleri, İslam medeniyetinin temel taşı olan "Kutsal Aile" bilincini yıkmaktır. Kadınlarımızı Meryem'leştirip, annelikten ve evlilikten uzaklaştırarak feministleştiriyor; erkeklerimizi eşcinselleştirip, babalık vasfından koparıyorlar. Çocuklarımızı da Neo'laştırarak bu matrix'in bir parçası haline getiriyorlar. Tıpkı Hz. Meryem'in annesi Hanne'nin, onu mabede adaması gibi, Batı da kadınları "özgürleştirme" adı altında cinsiyetsizleştiriyor. Bu, İslam'ın direnişidir.
Soru: Son olarak, özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi gibi kavramlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kaçın: Bu söylemler, balıkçılık oyunudur. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gibi masum görünen başlıklar altında aslında eşcinsel ideolojinin ve örgütlerin topluma dayatıldığını görmek gerekir. Eşcinsellik, yeni yüzyılın yeni bir din örgütlenmesidir. Hedef, Müslüman Türk Aile yapısını yıkmaktır.
Bu mücadelede en büyük hatamız, kendi kavramlarımızı kullanmamaktır. "LGBT" demek, zaten onların dilini kabul etmek ve mücadeleyi baştan kaybetmektir. Onlara "eşcinseller" demeliyiz. Eğer "Müslüman Türk Aile" yapısının sarsılmamasını istiyorsak, bu konuyu bir bilinç meselesi yapmalı, kendi medeniyet bilincimizi, yani Sezai Karakoç'un ifadesiyle "Diriliş" bilincimizi yeniden inşa etmeliyiz. Yeni nesilleri, medeniyet değerlerimizle, Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Ali olarak yetiştirmedikçe, bu saldırılar karşısında elimiz kolumuz bağlı kalacaktır.
4
Merhaba! Yaşım 22, Hollanda’da doğdum. bu zamana kadar hiç cinsel ilişkim, yazışmalarım olmadı, çok şükür.. 4 çocuklu bir ailede büyüdüm. Abi, ikiz kardeşim(kız) ve küçük kardeş. Evde huzurlu bir günümüz hiç olmadı. “Baba” sürekli içer ve her türlü şeyi kullanırdı. Sonra gelir en ufak meselede kıyameti koparırdı…

yoğun suçluluk ve kaygı duyguları nedeniyle aylar önce destek arayışına girdim. Hüseyin Kaçın hocam internette kaşıma çıktı, araştırmaya başladım. Bu zamana kadar sürekli Allah’tan af diler ve pişman olurdum. Faydasından çok zararını gördüm. Bunu Hüseyin Kaçın hocam söyleyince fark ettim.
Tövbe etmem beni sürekli daha derinlere itti. Yalnız başıma bu sıkıntıdan kurtulamayacağımı anladığımda Hüseyin hocam ile ilk seansımızı gerçekleştirdik.

Ben dini ve ahlaki değerlerimle uyumlu bir yaşam sürmek isteyen biriyim, ancak bazı davranışlarım nedeniyle kendimle bir iç çatışma yaşıyorum.

Ergenlik döneminden itibaren başlayan ve zamanla alışkanlık haline gelen pornografik içerik/mastürbasyon  bağımlılığım var. Zamanla escinsel porno izlemeye başladım. Bu davranışımı bırakmak için defalarca girişimde bulunmama rağmen sürekli tekrar başlıyorum, özellikle yalnız kaldığımda kontrolümü kaybediyorum. Bu durum nedeniyle kendimi değersiz hissediyorum ve geleceğe dair umutsuzluk düşüncelerim var.

Çocukluk dönemimde, aile içinde sürekli çatışma, duygusal ihmal ve fiziksel şiddet hiç eksik olmadı. Özelikle annem ve ben “baba” tarafından fiziki ve sözlü şiddete maruz kalırdık. Sürekli aşağılar ve eleştirirdi. Benim dünyamda baba kavramı olmadığı ve kabul etmediğim için ifadelerimde “baba” kullanıyorum. “baba’dan” sürekli korkardım, ev ortamında sürekli tetik halinde büyüdüm. özellikle kardeşlerimle kıyasla daha az hatta hiç kabul göremedim. Bu süreçte duygusal olarak içe kapanıklığım, güvensizliğim ve yalnızlığım gelişti.

Sosyal ilişkilerim sınırlıydı, yakın arkadaşım hiç olmadı ve genel olarak yalnızlık hissim baskın olmuştu. Güvenli ve destekleyici bağ kurmadım hiç kimseyle.
Ergenlik döneminde akran ortamı ve medya etkisiyle cinsel içeriklerin varlığından haberdar olmuştum, bu durum başlangıçta merak düzeyindi zamanla bağımlılağa dönüştü. Her gün porno izler, mastürbasyon yapar oldum. Bu süreçte istem dışı cinsel düşünceler ve yoğun zihinsel meşguliyet yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum.

İlk ve orta okulum katolik bir okuldu, ancak bu isim altında hedefleri çocukları dinsiz bir hale getirmekti. Dinle hiç alakası yoktu okulun. Okulda zaruri olarak cinsel eğitim veriliyordu. Hoca bu ders adı altında kendi seks hayatını örnek vererek nasıl seks yapılması ve yapılmaması gerektiğini öğretti. 8.sınıfta iki escinsel çiftleri davet etmişlerdi. Böyle şeylerin doğuştan ve gayet tabii olduğunu anlatırlardı. Müslümanların yoğunluk olduğu mahallede büyüdüğüm için sınıftakilerin birçoğu müslüman çocuklardı. Kimisi kabullenmişti ama ben ve arkadaşlarım bunu kabul edememiştik ve yadırgamıştık. Ama gizlice bilinçaltıma yerleşeceğini bilememiştim. Bu durum cinsellik ve kimlik algımda kafa karışıklığına katkıda bulunduğunu düşünüyorum.


https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=mYQxlMkjF-hol371
5
Psikoloji / бк мелбет
« Son İleti Gönderen: DonaldDob 22 Haziran 2026, 08:30:44 öö »

При появлении преград — полнофункциональный дублёр сайта Мелбет.
Зеркало казино Мелбет всегда доступно — удобные платёжные методы.
Играйте в melbet casino без преград — турниры с призами в миллионы.
Единственное надёжное зеркало мелбет — доступно даже при жёстких блокировках.
https://melbet-xiw.top
6
Bende aynı böyle hissediyorum ama gerçekler canımı çok acıtıyor kendimi çok ezik gibi hissediyorum ama sonra diyorum ki bu hissi yaşamasaydım yine aynı hataları yapacaktım.
 
Ama diğer yandan da keşke hiç yaşanmasaydı diyorum çünkü yasanıp yaşanmaması benim elimdeydi kendi kendini kötu duruma sokmak kadar ağır gelen bir şey yok gururun incinmesi kadar canını yakan keşke dedirten başka bir şey yok.

Bu hissi yaşatanlar aynısı yasayacak mi diye çok düşünüyorum veya diyorum ki kendi kendimi kötü duruma soktuğum için belki sadece ben hatalıyımdır ve dolayısıyla bu his sadece benim cezamdır onlar her şekilde mutlu şekilde hayata devam edecek gibi düşünüyorum böyle gidip geliyorum düşünceler içinde sonra size bir ara dediğim şey geliyor aklıma

“Terapiden ne zaman çıksam kendimi suçluyorum ve kötü hissediyorum tam aksi olması gerekmez mi, o kadar terapiye geliyorum mutlu ayrılmam gerekmez mi” demiştim ve bana demiştiniz ki

“Mutlu olarak ayrılırsan yaptığın hataları nasıl anlayacaksın bırak bazende hatalarını sorgula ki farkına varasın biraz da kötü hissedesin ki iyileşebilesin” demiştiniz (tam olarak böyle olmasa da bunu demek istemiştiniz) 🙏🏻
7
Eşcinsel Çocuk Nasıl Fark Edilir?

Psikolog Hüseyin Kaçın

Eşcinsel kimliğin oluşumu, kişinin kendisi ile ilgili olarak ödipal dönemde yaptığı bir tanımdır. Bu tanıma göre çocuk gelecekte dürtülerini kendi cinsi ile yaşamaya karar vermiştir.

Erkek eşcinselliği ödipal çatışmanın çözüm yollarından birisidir. Erkek çocuk, annesinin oluşturduğu çekimden dürtüleri babasına yönelterek veya babanın eksikliğinden kaynaklanan bir durumda kendi cinsine yönelterek kurtulmayı seçer.
Ödipal ortamda çocuk için annesinin çekimini baş edilemez yapan sebepler şunlar olabilir: Anne çocuğa fazla düşkündür ve onun dış dünyaya yönelmesini engelleme eğilimindedir.

EŞCİNSELLİĞİN İLK BELİRTİLERİ

Çocukluk yıllarında biyolojik cinsiyete uygun olmayan davranışlar ve diğer aynı cins çocuklarla yaşanan problemlerin birlikte görülmesi eşcinselliğin ilk belirtileri olarak kabul edilmektedir. Aynı cinse çocuklar tarafından dışlanma ve kişinin kendi cinsiyetinden alacağı kuvvetten mahrum kalması, aynı cinsin erotikleştirilmesine neden olabilir. Sıklıkla rastlanan, teşhircilik ya da aşırı tutuk davranışlarla kendini gösteren bir bedene yabancılaşma süreci söz konusudur. Ayrıca kişisel güç duyumunda eksiklik yaşanır. Sonuçta, örselenmiş cinsiyet kimliğini onarma dürtüsü olarak eşcinsellik gelişebilir.

Erkeklerde eşcinselliğin ilk belirtileri şunlardır:

— Hakkını savunmada ve kendini ortaya koymada zorlanma,
— Bağımlılığın ve öfkenin cinselleştirilmesi,
— Aynı cinsten savunmacı bir tutumla kopma,
— Aynı cinsle erotik olmayan arkadaşlık ilişkilerinde zorluk yaşama,
— Sözle arkadan vurma,
— Kendini bir sporcu olarak hayal edememe,
— Fiziksel aktivitelerden ve spor oyunlarından nefret etme,
— Macera ve spor hikâyeleri okumakta sıkılma veya okumama,
— 5–12 yaşları arasında anneye, büyük anneye, teyzeye ya da ablaya yakın durma,
— Yaşıtı olan diğer erkek çocukların karşısında korkak ve ihtiyatlı olma,
— Erkek oyunları yerine kız oyunlarını tercih etme,
— Tehlikeli görünen yırtıcı oyunlar oynamakta olan akranlarını dışarıdan izleme yani bir nevi “mutfak penceresi çocuğu” haline gelme,
— Bir köşeye çekilme ve sosyal olarak yalnız kalma eğiliminde olma,
— Diğer erkek çocukların rekabet içeren oyunlarına katılmama,
— Erkek çocukların oyun ve etkinliklerine karşı rahatsızlık duyma,
— Bebeklerle oynama,
— Kızlarla birlikte olmaya eğilim,
— Kız kıyafetleri giymekten hoşlanma,
— Yetişkin erkeklerden ziyade yetişkin kadınların refakatinde olmayı tercih etme,
— Kızlar yerine erkeklere cinsel ilgi gösterme,
— Diğer çocuklar tarafından “nonoş” lakabının takılması,
— Etrafındakiler tarafından kız gibi bir çocuk şeklinde algılanma,
— Erkek akranlarına karşı kendini pasif ve zayıf olarak algılama,
— Kavga dövüşten kaçınma,
— İncinmekten ve yaralanmaktan korkma,
— Çekingen davranma,
— Çok kitap okuma,
— Kırılgan ve hassas bir yapıda olma,
— Utangaçlık veya teşhircilik,
— Aşırı derecede duygusal olma,
— Yapayalnız hissetme,
— Kadınsı olma,
— Girişken olmada zorlanma,
— Kendini bir erkek olarak eksik ve yetersiz görme duygusu,
— Erkek çocuklar yerine kız çocuklarla oynama,
— Çocuklukta daha narin ve beceriksiz olma,
— Kendini hayal kırıklıkları içinde, mutsuz ve reddedilmiş olarak hissetme,
— Öfkeyi açığa vurma ve sosyal ortamlarda kendini ortaya koymada tutukluk yaşama,
— Saldırganlık içeren davranışlardan kaçınma eğiliminde olma.

Eşcinselliğin öngörülmesinde, çocukluk yıllarındaki erkeksi davranışların eksikliğinin görülmesi, kadınsı özelliklerin varlığından bile daha güçlü bir belirleyicidir. Eğer ebeveynler kadınsı davranışları tasvip etmediklerini aktif bir şekilde göstermezlerse tarafsız tutumları, çocuk tarafından göz yummak olarak yorumlanabilir. Hatta anne, çocukla olan iletişiminde bilinçli veya bilinçsiz düzeyde, kadınsı davranış beklentisini bir şekilde çocuğuna aktarabilir.

Cinsel kimlik gelişimi sürecinde çocuğun biyolojik özellikleri, aile dinamikleri ve çevresel etkenlerin de etkisiyle bazı çocuklarda cinsel kimlik gelişiminde sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu duruma bağlı olarak ergenlik yıllarında cinsel kimliği konusunda karmaşa yaşayan bu çocukların, kendini karşı cins gibi hissettiği, bazılarında ise eşcinsel yönelimlerin yaşandığı görülmektedir.

Sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpranmış ailelerde eşcinsel çocuk, bu ailenin patolojik yapısına direnmektedir aslında. Eşcinsel, çocukluğunda hastalıklı aile yapısında duygusal yoksunluklara savunma geliştirirken yenilmiş olan çocuktur.
Biseksüellik ise, zevk alabiliyorsa, cinsiyet ayırmadan cinsellik yaşamaya çalışan bir tutumdur. Karakterin daha bebeksi oluştuğunu, kişinin cinsel nesneleri meme gibi bir haz nesnesi olarak algıladığını, kimliğin gevşek bir biçimde bölgede yoğun olarak kaldığını gösterir.
Eşcinselliğin oluşumunda psikolojik süreçler, yani anne babaların çocuk yetiştirme tutumları büyük önem taşır. Biyolojisi insanı eşcinsel yapmışsa bu tutumlar hiç dikkate alınmamaktadır.

Çocuklarının eşcinsel olduğunu öğrenen aileler sarsıcı bir gerçekle karşılaştıklarında yıkılmaktadırlar. Elleri kolları bağlanmış olarak büyük bir ızdırap içinde kendilerini çaresiz hissetmektedirler.


https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=JXuzaavtWtXkUg-d

8
Kapsamlı Röportaj: Psikolog Hüseyin Kaçın ile Toplumun Derin Yaraları, Eşcinsellik ve Medeniyet Krizi Üzerine
Röportaj: Haber Vakti / Eşcinsel Terapi Forum
 
Soru: Hüseyin Bey, öncelikle sizi ve çalışmalarınızı daha yakından tanımak istiyoruz. Eşcinsellik konusundaki yaklaşımınız, özellikle "iyileşme" vurgunuzla biliniyor. Bu alana nasıl yöneldiniz ve sizi diğer meslektaşlarınızdan ayıran temel fark nedir?
Hüseyin Kaçın: Öncelikle, bir psikolog olarak temel prensibim, insanın özerkliğine ve kendi kaderini tayin etme hakkına olan saygımdır. Bu alana yönelmem, danışanlarımın yaşadığı derin çıkmazları ve toplumun bu konudaki büyük kör noktasını görmemle başladı.
Beni diğerlerinden ayıran en temel fark, eşcinsel yöneliminden rahatsız olan ve heteroseksüel bir hayat yaşamak isteyen bireye "sen böylesin, buna alışmalısın" dayatmasında bulunmamamdır. Bu, bilimsel etikle bağdaşmaz. Psikoloji kaynaklarında, eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere uygulanan terapilerde başarı sağlamış yüzlerce vaka örneği varken, bir bireye "bu normal, değişemezsin" demek, onun en temel insan hakkı olan iyileşme ve sağlığına kavuşma çabasını hiçe saymaktır.
Soru: Peki, bu iyileşme sürecinin bilimsel temelleri hakkında ne söyleyebilirsiniz? Eleştiriler de oluyor.
Kaçın: Eleştiriler genelde, eşcinselliğin Amerikan Psikiyatri Birliği'nin (APA) tanı el kitabı olan DSM'den çıkarılmasına odaklanır. Ancak bu, konunun sadece küçük bir parçasıdır. DSM'nin kendisi zaman içinde değişen, siyasi ve sosyolojik etkilerden azade olmayan bir endekstir. Asıl mesele, bireyin kendi iyilik halidir.
Dr. Robert Spitzer'in 2003'teki ünlü çalışması, cinsel yönelimde değişim yaşayan yüzlerce gönüllü üzerinde yapılmıştır. Aynı şekilde Nicolosi, Byrd ve Potts'un 2000'deki araştırması, sekiz yüzün üzerinde katılımcıyla yapılan anketlerde, iyileşme terapisi görenlerin eşcinsel düşünce ve fantezilerinde kayda değer azalmalar olduğunu göstermiştir. Dahası, bu bireyler psikolojik, kişilerarası ve manevi sağlıklarında da önemli iyileşmeler bildirmişlerdir.
Dolayısıyla, "Bu konuda başarılı vaka yok" demek, bilimsel gerçeklere sırt çevirmektir. Önemli olan, bireyin rahatsız edici histen kurtulma isteğine saygı duymak ve bu iyileşme yolculuğunda ona eşlik etmektir.
Soru: Bu iyileşme yolculuğunda danışanlarınızın karşılaştığı en büyük zorluklar neler? Eşcinselliğin temelinde yatan dinamikleri nasıl görüyorsunuz?
Kaçın: Maalesef, eşcinselliğin temelinde yatan en önemli ve en çok görmezden gelinen dinamik, çocukluk döneminde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz travmalarıdır. Bu, konuşulmayan büyük bir utanç ve acıdır. Örneğin, Marko Paşa bile taciz mağdurlarının dertlerini dinler ama derde deva olmazken, bizim toplumumuz bu gerçeği duymamakta, görmemekte ısrar ediyor.
Özellikle erkek çocukları mağdur olduklarında, yaşadıkları travma kaçınılmaz olarak ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde pasif eşcinsel kimlik edinmelerine yol açmaktadır. Bir kısmı seks bağımlısı olur, bir kısmı travestilere yönelir. Hatta, İstanbul’da her Haziran’da yapılan sözde "onur yürüyüşleri"nde meydan okuyan bu gençlerin, sokaklara çıkan her beş-altı eşcinselden iki veya üçü aslında çocukken tecavüz mağdurudur. Onların bu haykırışı, çocukluklarında duyulmayan çığlıkların dışavurumudur.
Mağdurların ruhlarındaki yaraları kim saracak? Devletin kurumları, polis, savcı, hakim bu acıyı dindiremez. Bu, derin bir psikolojik travmadır ve çözümü, uzman psikoterapistlerin elindedir. Ama ne yazık ki üniversitelerimizde bu konuda derinlemesine bilimsel çalışmalar yapılmıyor. Hapishanelere suçluları tıkmak sorunu çözmez; asıl mesele, mağdurların elinden tutup onları topluma kazandırmaktır.
Soru: Çocuk istismarı konusunda çok çarpıcı tespitleriniz var. Biraz daha açar mısınız? Bu mağdurların hayatları nasıl şekilleniyor?
Kaçın: Çocukken tecavüze uğrayan çocuklar, psikolojik destek almazlarsa, yetişkinlikte "Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" gibi ağır ruhsal sorunlarla yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu çocukların büyük bir kısmı, yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışan psikopat düzeyde bireylere dönüşebiliyor. İçlerine kapananlar ise ömür boyu yalnızlığa ve kimsesizliğe mahkum oluyor.
En trajik olanı ise, bu mağdurların bazen kendi istekleriyle sapkın ilişkilere yönelmeleri. On üç, on dört yaşındaki çocuklar, reşit olmamışken, gay sohbet sitelerinde kendilerinden büyük sapıklarla ilişki kuruyorlar. Mavi Balina oyunu çocukların bedenini öldürürken, bu gay sohbet siteleri ruhlarını öldürüyor. Porno, çağımızın en büyük insanlık suçlarından biri. Devlet, demir yumruğunu bu sitelere indirmeli ve çocukları bu beladan korumalıdır.
Aileler ve öğretmenler bu konuda çok duyarsız. Oysa çocuğun davranışlarından şüphelenen tek bir öğretmen veya aile bireyi, o çocuğun hayatını kurtarabilir. Unutulmamalıdır ki, taciz ve tecavüz mağduru çocuklar korkutulup susturulurlar; sesleri hiç çıkmaz.
Soru: Yazılarınızda "Kutsal Aile" ve "Medeniyet Bilinci" kavramlarını çok vurguluyorsunuz. Bu bağlamda Batı medeniyeti ve Hristiyanlık ile İslam medeniyeti arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?
Kaçın: Bu, çok kritik bir nokta. Batı medeniyetini ve onun dini olan Hristiyanlığı, özünde babasız ve annesiz, yani soysuz ve sopsuz bir medeniyet olarak görüyorum. Hristiyanlık, "Babamız" duasıyla göklerde bir baba arar, çünkü yeryüzünde babasızdır. Bu, tarih boyunca sömürgeciliği, Haçlı Seferleri'ni, Coğrafi Keşifler'i meşrulaştırmıştır. Sanayi devriminde kadın ve çocuk emeğini sömürmüş, şimdi de "kadına şiddetle mücadele" ve "eşcinsel hakları" gibi söylemlerle ruhları sömürmeye devam etmektedir.
İslam medeniyeti ise, Hz. Adem'den başlayan, Hz. Muhammed'e kadar gelen bir "Kutsal Aile" bilinci üzerine kuruludur. "Hepimiz Adem'in çocuklarıyız" anlayışı, kan bağından öte din kardeşliğini tesis eder. Allah'ın "Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndüreceğiz" ayeti gereği, bu bir yeryüzü medeniyetidir. "Baba" demek, soy demek, bir toplum inşa etmek demektir.
Bugün Batı'nın hedefi, İslam’ın bu "Kutsal Aile" bilincini yıkmaktır. Hedef, İslam’ı babasızlaştırmak, annesizleştirmektir. Kadınlarımızı feministleştirip Meryem'leştirirken, erkeklerimizi eşcinselleştirip Neo'laştırmaktadırlar. Yani bizi "İsa'laştırıp" asli kimliğimizden koparmak istiyorlar. Bu, bir medeniyet savaşıdır.
Soru: Bu medeniyet savaşında, özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği", "İstanbul Sözleşmesi" ve "LGBT" kavramlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Bu kavramlar, dikkatli bakıldığında birer balıkçılık oyunudur. "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" gibi masum görünen söylemlerin arkasında, aslında eşcinsel ideolojinin ve örgütlerin topluma dayatılması yatmaktadır. Bu, yeni yüzyılın yeni bir din örgütlenmesidir.
En büyük stratejik hatamız, kendi kavramlarımızı kullanmamaktır. "LGBT" demek, onların dilini kabul etmek ve mücadeleyi baştan kaybetmektir. Onlara ne olduklarını sorduğunuzda "LGBT" diyene kadar onlarca kavram üretmişler. Biz ise hala "eşcinsel" demekten çekiniyoruz. "Eşcinseller" demek yeterlidir.
Bu eşcinsel ideolojinin amacı, Müslümanları ve Hristiyanları eşcinselleştirerek, onları kişilik olarak Yahudilere benzetmektir. Buna "İnsanlığın Yahudileştirilmesi" projesi diyorum. Bilirsiniz, Yahudilik anne soylu bir dindir. Eşcinseller de aslında "anne soylu" bir topluluktur. Her ikisinin de en temel sorunu babayla olan otorite çatışmasıdır. Baba otoritesi altında ezilen erkek çocukları, sığınabilecekleri tek güvenli liman olan anne sevgisine bağımlı hale gelir. İşte bu bağımlılık, onları eşcinselliğe iter.
Soru: Bahsettiğiniz bu "Yahudileştirme" projesini biraz daha açar mısınız? İnsanlığın psikolojik gelişimi ile dinler arasında kurduğunuz paralellik oldukça ilginç.
Kaçın: Bu, benim uzun yıllardır üzerinde çalıştığım bir konu. İnsanın psikolojik gelişimini, insanlığın sosyolojik gelişimine uyarladığımızda çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. 3-7 yaş arası çocuk, egosantrik dönemdedir ve bu dönemi "Yahudi" dönemi olarak adlandırıyorum. Bu, Hz. Musa'nın inatçı kavmine sabırla yaklaştığı dönemdir.
7-12 yaş arası, sevgi ve şefkatin ön planda olduğu "Hristiyan" dönemidir. Bu, Hz. İsa'nın merhametli yaklaşımını temsil eder. 12-18 yaş ergenlik dönemi ise, kimlik arayışının ve adalet duygusunun geliştiği "Müslüman" dönemidir. Hz. Muhammed'in adil düzeni bu döneme örnektir.
Ancak Müslüman toplumlar bu evreleri sağlıklı tamamlayamamıştır. Bu yüzden Müslüman Yahudiler(saplantılı, sadece cihat ayetlerine odaklı, IŞİD gibi örgütler), Müslüman Hristiyanlar (aşırı duygusal, hoşgörü ve sevgi mesajlarına takılıp kalmış, FETÖ gibi yapılanmalar) ve Müslüman Müslümanlar(denge sahibi, duygu ve düşünce bütünlüğü olan) olarak bir sınıflandırma yapabiliriz.
Günümüzde yaşanan, işte bu Müslümanlığın Yahudileştirilmesi ve Hristiyanlaştırılması sürecidir. Eşcinseller de bu "Yahudileşme"nin bir parçasıdır. Aynen Yahudilerin katı kuralları ve otoriter yapıları gibi, eşcinseller de temelde baba otoritesiyle çatışma yaşarlar. Feminizmin ve toplumsal cinsiyet eşitliği çabalarının amacı da, babaların yerini annelerin almasını sağlayarak bu süreci hızlandırmaktır.
Soru: Toplumun bu büyük medeniyet ve aile krizine karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Çözüm önerileriniz neler?
Kaçın: Çözüm, "Medeniyet Bilinci" nden geçer. Bu bilinci kaybetmiş bir milletin, psikolojik ve sosyolojik sorunları çözme yeteneği yoktur. Bu konuda, büyük düşünür Sezai Karakoç'un "Diriliş" fikrine kulak vermeliyiz. Karakoç'un dediği gibi: "Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil... Büyük bir milletsin. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve Dirilt!"
Öncelikle, kadın ve erkek fıtratına uygun bir anlayış geliştirmeliyiz. Yeni nesil kız çocuklarını Medeniyet Bilincimizle Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Ayşe olarak yetiştirmeliyiz. Yeni nesil erkek çocuklarını ise Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin olarak yetiştirmeliyiz. Ancak bu şekilde "Kadına Şiddet" azalır, aile kurumu güçlenir.
İkincisi, bu ideolojik saldırıya karşı ortak bir dil ve duruş geliştirmeliyiz. Yeni Şafak, Akit, Milli Gazete gibi yayın organlarının yazarları ve çizerleri, bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir üslup kullanmak zorundadır. "LGBT" demeyi bırakıp, doğrudan "eşcinsel" demeliyiz. Aksi takdirde, onların diline mahkum oluruz.
Üçüncüsü, tarikat ve cemaatlerin bu konudaki sorumluluğunu hatırlatmalıyız. Bu yapılar, eskiden "adam gibi adam, er kişiler" yetiştirirken, şimdi derde derman olmaktan uzak, sadece zikirle meşgul olan, toplumsal yaralara kayıtsız kalan kurumlara dönüşmüşlerdir. İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan bu yapılar, yeniden asli görevlerine dönmelidir.
En önemlisi, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin önünü açmalıyız. Onları eşcinselliğe ikna etmeye çalışan veya dışlayan anlayışlara karşı, iyileşme ve dönüşüm isteklerini desteklemeliyiz.Bu, bireyin en temel insan hakkıdır.
Soru: Peki, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin en çok korktuğu şey nedir? Terapi süreci hakkında onlara ne söylemek istersiniz?
Kaçın: En büyük korkuları, "ifşa olmak" ve "başarısız olmak"tır. Ancak bu, tamamen bir akıl oyunudur. Eşcinsel ilişkilere girdikçe ifşa olma riski çok daha yüksektir. Terapideki ifşa ise, gizlilik esasına dayanır. En kötü ihtimali düşünelim: Terapi aldığınız ifşa olsun ya da eşcinsel ilişki yaşadığınız ifşa olsun. Hangisi daha iyi?
Başarısız olma korkusuna gelince: Ya başarılı olursanız? Psikoloji literatüründe başarılı olmuş yüzlerce varken, daha yola çıkmadan olumsuz düşünmek mantıklı değil. Denemekten ne çıkar? Önemli olan, sizi eşcinselliğe ikna eden değil, iyileşme ve dönüşüm yolunda size destek olacak bir profesyonele başvurmaktır. Ben de bu yolda danışanlarıma rehberlik ediyorum.
Soru: Son olarak, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bir bireyin günlük hayatında atabileceği ilk adımlar neler olabilir?
Kaçın: Çok önemli bir adım, eşcinsel erotik çekim duyulan hemcinsle olan ilişkide farkındalık yaratmaktır. Bu kişiyle "hakiki bir dostluk" kurmayı hedeflemelisiniz. Erotik çekim, samimi dostlukta saygı, güven ve anlayışa yerini bırakabilir. Ancak burada iki büyük tehlike var:
1.   Çekim duyduğunuz kişinin de eşcinsel hisler taşıması veya manipülasyona açık olması.
2.   Sizin kendi kendinize oynadığınız "gizli aşık olma" akıl oyunu.
Bu iki hatadan kaçınırsanız, zamanla eşcinsel çekiminizin azaldığını ve yerini sağlam bir dostluğa bıraktığını göreceksiniz. Bu deneyimler arttıkça, iyileşme süreci hızlanacaktır. Bu, sadece ilişkiden vazgeçmek değil, aynı zamanda gizli aşktan da vazgeçmek demektir. İşte o zaman hakiki özgürlüğe ve sağlıklı kimliğinize kavuşursunuz.
Kısacası, bu bir medeniyet ve kimlik mücadelesidir. Özümüze, sözümüze ve inancımıza sahip çıktığımız sürece, bu büyük saldırı karşısında dimdik ayakta kalacağız.
9
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır.

Öne Görülen Temel Noktalar:

•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir.
•   
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir.
•   
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır.

Hüseyin KAÇIN Youtube:

https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=RavN6ZsXoJDjXwF8
10
Genel Tartışma / Ynt: TERÖR ve UYUŞTURUCU ve OYUN ve DİN ve PORNO BAĞIMLILIKLARI
« Son İleti Gönderen: trakya 17 Haziran 2026, 05:54:41 ös »
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır. [1, 2]
Öne Görülen Temel Noktalar:
•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir. [1]
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir. [1]
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme/dönüşüm sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır. [1, 2]
Sayfa: [1] 2 3 ... 10