Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Kapsamlı Röportaj: Psikolog Hüseyin Kaçın ile Toplumun Derin Yaraları, Eşcinsellik ve Medeniyet Krizi Üzerine
Röportaj: Haber Vakti / Eşcinsel Terapi Forum
 
Soru: Hüseyin Bey, öncelikle sizi ve çalışmalarınızı daha yakından tanımak istiyoruz. Eşcinsellik konusundaki yaklaşımınız, özellikle "iyileşme" vurgunuzla biliniyor. Bu alana nasıl yöneldiniz ve sizi diğer meslektaşlarınızdan ayıran temel fark nedir?
Hüseyin Kaçın: Öncelikle, bir psikolog olarak temel prensibim, insanın özerkliğine ve kendi kaderini tayin etme hakkına olan saygımdır. Bu alana yönelmem, danışanlarımın yaşadığı derin çıkmazları ve toplumun bu konudaki büyük kör noktasını görmemle başladı.
Beni diğerlerinden ayıran en temel fark, eşcinsel yöneliminden rahatsız olan ve heteroseksüel bir hayat yaşamak isteyen bireye "sen böylesin, buna alışmalısın" dayatmasında bulunmamamdır. Bu, bilimsel etikle bağdaşmaz. Psikoloji kaynaklarında, eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere uygulanan terapilerde başarı sağlamış yüzlerce vaka örneği varken, bir bireye "bu normal, değişemezsin" demek, onun en temel insan hakkı olan iyileşme ve sağlığına kavuşma çabasını hiçe saymaktır.
Soru: Peki, bu iyileşme sürecinin bilimsel temelleri hakkında ne söyleyebilirsiniz? Eleştiriler de oluyor.
Kaçın: Eleştiriler genelde, eşcinselliğin Amerikan Psikiyatri Birliği'nin (APA) tanı el kitabı olan DSM'den çıkarılmasına odaklanır. Ancak bu, konunun sadece küçük bir parçasıdır. DSM'nin kendisi zaman içinde değişen, siyasi ve sosyolojik etkilerden azade olmayan bir endekstir. Asıl mesele, bireyin kendi iyilik halidir.
Dr. Robert Spitzer'in 2003'teki ünlü çalışması, cinsel yönelimde değişim yaşayan yüzlerce gönüllü üzerinde yapılmıştır. Aynı şekilde Nicolosi, Byrd ve Potts'un 2000'deki araştırması, sekiz yüzün üzerinde katılımcıyla yapılan anketlerde, iyileşme terapisi görenlerin eşcinsel düşünce ve fantezilerinde kayda değer azalmalar olduğunu göstermiştir. Dahası, bu bireyler psikolojik, kişilerarası ve manevi sağlıklarında da önemli iyileşmeler bildirmişlerdir.
Dolayısıyla, "Bu konuda başarılı vaka yok" demek, bilimsel gerçeklere sırt çevirmektir. Önemli olan, bireyin rahatsız edici histen kurtulma isteğine saygı duymak ve bu iyileşme yolculuğunda ona eşlik etmektir.
Soru: Bu iyileşme yolculuğunda danışanlarınızın karşılaştığı en büyük zorluklar neler? Eşcinselliğin temelinde yatan dinamikleri nasıl görüyorsunuz?
Kaçın: Maalesef, eşcinselliğin temelinde yatan en önemli ve en çok görmezden gelinen dinamik, çocukluk döneminde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz travmalarıdır. Bu, konuşulmayan büyük bir utanç ve acıdır. Örneğin, Marko Paşa bile taciz mağdurlarının dertlerini dinler ama derde deva olmazken, bizim toplumumuz bu gerçeği duymamakta, görmemekte ısrar ediyor.
Özellikle erkek çocukları mağdur olduklarında, yaşadıkları travma kaçınılmaz olarak ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde pasif eşcinsel kimlik edinmelerine yol açmaktadır. Bir kısmı seks bağımlısı olur, bir kısmı travestilere yönelir. Hatta, İstanbul’da her Haziran’da yapılan sözde "onur yürüyüşleri"nde meydan okuyan bu gençlerin, sokaklara çıkan her beş-altı eşcinselden iki veya üçü aslında çocukken tecavüz mağdurudur. Onların bu haykırışı, çocukluklarında duyulmayan çığlıkların dışavurumudur.
Mağdurların ruhlarındaki yaraları kim saracak? Devletin kurumları, polis, savcı, hakim bu acıyı dindiremez. Bu, derin bir psikolojik travmadır ve çözümü, uzman psikoterapistlerin elindedir. Ama ne yazık ki üniversitelerimizde bu konuda derinlemesine bilimsel çalışmalar yapılmıyor. Hapishanelere suçluları tıkmak sorunu çözmez; asıl mesele, mağdurların elinden tutup onları topluma kazandırmaktır.
Soru: Çocuk istismarı konusunda çok çarpıcı tespitleriniz var. Biraz daha açar mısınız? Bu mağdurların hayatları nasıl şekilleniyor?
Kaçın: Çocukken tecavüze uğrayan çocuklar, psikolojik destek almazlarsa, yetişkinlikte "Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" gibi ağır ruhsal sorunlarla yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu çocukların büyük bir kısmı, yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışan psikopat düzeyde bireylere dönüşebiliyor. İçlerine kapananlar ise ömür boyu yalnızlığa ve kimsesizliğe mahkum oluyor.
En trajik olanı ise, bu mağdurların bazen kendi istekleriyle sapkın ilişkilere yönelmeleri. On üç, on dört yaşındaki çocuklar, reşit olmamışken, gay sohbet sitelerinde kendilerinden büyük sapıklarla ilişki kuruyorlar. Mavi Balina oyunu çocukların bedenini öldürürken, bu gay sohbet siteleri ruhlarını öldürüyor. Porno, çağımızın en büyük insanlık suçlarından biri. Devlet, demir yumruğunu bu sitelere indirmeli ve çocukları bu beladan korumalıdır.
Aileler ve öğretmenler bu konuda çok duyarsız. Oysa çocuğun davranışlarından şüphelenen tek bir öğretmen veya aile bireyi, o çocuğun hayatını kurtarabilir. Unutulmamalıdır ki, taciz ve tecavüz mağduru çocuklar korkutulup susturulurlar; sesleri hiç çıkmaz.
Soru: Yazılarınızda "Kutsal Aile" ve "Medeniyet Bilinci" kavramlarını çok vurguluyorsunuz. Bu bağlamda Batı medeniyeti ve Hristiyanlık ile İslam medeniyeti arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?
Kaçın: Bu, çok kritik bir nokta. Batı medeniyetini ve onun dini olan Hristiyanlığı, özünde babasız ve annesiz, yani soysuz ve sopsuz bir medeniyet olarak görüyorum. Hristiyanlık, "Babamız" duasıyla göklerde bir baba arar, çünkü yeryüzünde babasızdır. Bu, tarih boyunca sömürgeciliği, Haçlı Seferleri'ni, Coğrafi Keşifler'i meşrulaştırmıştır. Sanayi devriminde kadın ve çocuk emeğini sömürmüş, şimdi de "kadına şiddetle mücadele" ve "eşcinsel hakları" gibi söylemlerle ruhları sömürmeye devam etmektedir.
İslam medeniyeti ise, Hz. Adem'den başlayan, Hz. Muhammed'e kadar gelen bir "Kutsal Aile" bilinci üzerine kuruludur. "Hepimiz Adem'in çocuklarıyız" anlayışı, kan bağından öte din kardeşliğini tesis eder. Allah'ın "Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndüreceğiz" ayeti gereği, bu bir yeryüzü medeniyetidir. "Baba" demek, soy demek, bir toplum inşa etmek demektir.
Bugün Batı'nın hedefi, İslam’ın bu "Kutsal Aile" bilincini yıkmaktır. Hedef, İslam’ı babasızlaştırmak, annesizleştirmektir. Kadınlarımızı feministleştirip Meryem'leştirirken, erkeklerimizi eşcinselleştirip Neo'laştırmaktadırlar. Yani bizi "İsa'laştırıp" asli kimliğimizden koparmak istiyorlar. Bu, bir medeniyet savaşıdır.
Soru: Bu medeniyet savaşında, özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği", "İstanbul Sözleşmesi" ve "LGBT" kavramlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Bu kavramlar, dikkatli bakıldığında birer balıkçılık oyunudur. "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" gibi masum görünen söylemlerin arkasında, aslında eşcinsel ideolojinin ve örgütlerin topluma dayatılması yatmaktadır. Bu, yeni yüzyılın yeni bir din örgütlenmesidir.
En büyük stratejik hatamız, kendi kavramlarımızı kullanmamaktır. "LGBT" demek, onların dilini kabul etmek ve mücadeleyi baştan kaybetmektir. Onlara ne olduklarını sorduğunuzda "LGBT" diyene kadar onlarca kavram üretmişler. Biz ise hala "eşcinsel" demekten çekiniyoruz. "Eşcinseller" demek yeterlidir.
Bu eşcinsel ideolojinin amacı, Müslümanları ve Hristiyanları eşcinselleştirerek, onları kişilik olarak Yahudilere benzetmektir. Buna "İnsanlığın Yahudileştirilmesi" projesi diyorum. Bilirsiniz, Yahudilik anne soylu bir dindir. Eşcinseller de aslında "anne soylu" bir topluluktur. Her ikisinin de en temel sorunu babayla olan otorite çatışmasıdır. Baba otoritesi altında ezilen erkek çocukları, sığınabilecekleri tek güvenli liman olan anne sevgisine bağımlı hale gelir. İşte bu bağımlılık, onları eşcinselliğe iter.
Soru: Bahsettiğiniz bu "Yahudileştirme" projesini biraz daha açar mısınız? İnsanlığın psikolojik gelişimi ile dinler arasında kurduğunuz paralellik oldukça ilginç.
Kaçın: Bu, benim uzun yıllardır üzerinde çalıştığım bir konu. İnsanın psikolojik gelişimini, insanlığın sosyolojik gelişimine uyarladığımızda çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. 3-7 yaş arası çocuk, egosantrik dönemdedir ve bu dönemi "Yahudi" dönemi olarak adlandırıyorum. Bu, Hz. Musa'nın inatçı kavmine sabırla yaklaştığı dönemdir.
7-12 yaş arası, sevgi ve şefkatin ön planda olduğu "Hristiyan" dönemidir. Bu, Hz. İsa'nın merhametli yaklaşımını temsil eder. 12-18 yaş ergenlik dönemi ise, kimlik arayışının ve adalet duygusunun geliştiği "Müslüman" dönemidir. Hz. Muhammed'in adil düzeni bu döneme örnektir.
Ancak Müslüman toplumlar bu evreleri sağlıklı tamamlayamamıştır. Bu yüzden Müslüman Yahudiler(saplantılı, sadece cihat ayetlerine odaklı, IŞİD gibi örgütler), Müslüman Hristiyanlar (aşırı duygusal, hoşgörü ve sevgi mesajlarına takılıp kalmış, FETÖ gibi yapılanmalar) ve Müslüman Müslümanlar(denge sahibi, duygu ve düşünce bütünlüğü olan) olarak bir sınıflandırma yapabiliriz.
Günümüzde yaşanan, işte bu Müslümanlığın Yahudileştirilmesi ve Hristiyanlaştırılması sürecidir. Eşcinseller de bu "Yahudileşme"nin bir parçasıdır. Aynen Yahudilerin katı kuralları ve otoriter yapıları gibi, eşcinseller de temelde baba otoritesiyle çatışma yaşarlar. Feminizmin ve toplumsal cinsiyet eşitliği çabalarının amacı da, babaların yerini annelerin almasını sağlayarak bu süreci hızlandırmaktır.
Soru: Toplumun bu büyük medeniyet ve aile krizine karşı nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Çözüm önerileriniz neler?
Kaçın: Çözüm, "Medeniyet Bilinci" nden geçer. Bu bilinci kaybetmiş bir milletin, psikolojik ve sosyolojik sorunları çözme yeteneği yoktur. Bu konuda, büyük düşünür Sezai Karakoç'un "Diriliş" fikrine kulak vermeliyiz. Karakoç'un dediği gibi: "Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil... Büyük bir milletsin. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve Dirilt!"
Öncelikle, kadın ve erkek fıtratına uygun bir anlayış geliştirmeliyiz. Yeni nesil kız çocuklarını Medeniyet Bilincimizle Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Ayşe olarak yetiştirmeliyiz. Yeni nesil erkek çocuklarını ise Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin olarak yetiştirmeliyiz. Ancak bu şekilde "Kadına Şiddet" azalır, aile kurumu güçlenir.
İkincisi, bu ideolojik saldırıya karşı ortak bir dil ve duruş geliştirmeliyiz. Yeni Şafak, Akit, Milli Gazete gibi yayın organlarının yazarları ve çizerleri, bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir üslup kullanmak zorundadır. "LGBT" demeyi bırakıp, doğrudan "eşcinsel" demeliyiz. Aksi takdirde, onların diline mahkum oluruz.
Üçüncüsü, tarikat ve cemaatlerin bu konudaki sorumluluğunu hatırlatmalıyız. Bu yapılar, eskiden "adam gibi adam, er kişiler" yetiştirirken, şimdi derde derman olmaktan uzak, sadece zikirle meşgul olan, toplumsal yaralara kayıtsız kalan kurumlara dönüşmüşlerdir. İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan bu yapılar, yeniden asli görevlerine dönmelidir.
En önemlisi, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin önünü açmalıyız. Onları eşcinselliğe ikna etmeye çalışan veya dışlayan anlayışlara karşı, iyileşme ve dönüşüm isteklerini desteklemeliyiz.Bu, bireyin en temel insan hakkıdır.
Soru: Peki, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bireylerin en çok korktuğu şey nedir? Terapi süreci hakkında onlara ne söylemek istersiniz?
Kaçın: En büyük korkuları, "ifşa olmak" ve "başarısız olmak"tır. Ancak bu, tamamen bir akıl oyunudur. Eşcinsel ilişkilere girdikçe ifşa olma riski çok daha yüksektir. Terapideki ifşa ise, gizlilik esasına dayanır. En kötü ihtimali düşünelim: Terapi aldığınız ifşa olsun ya da eşcinsel ilişki yaşadığınız ifşa olsun. Hangisi daha iyi?
Başarısız olma korkusuna gelince: Ya başarılı olursanız? Psikoloji literatüründe başarılı olmuş yüzlerce varken, daha yola çıkmadan olumsuz düşünmek mantıklı değil. Denemekten ne çıkar? Önemli olan, sizi eşcinselliğe ikna eden değil, iyileşme ve dönüşüm yolunda size destek olacak bir profesyonele başvurmaktır. Ben de bu yolda danışanlarıma rehberlik ediyorum.
Soru: Son olarak, eşcinsellikten iyileşmek isteyen bir bireyin günlük hayatında atabileceği ilk adımlar neler olabilir?
Kaçın: Çok önemli bir adım, eşcinsel erotik çekim duyulan hemcinsle olan ilişkide farkındalık yaratmaktır. Bu kişiyle "hakiki bir dostluk" kurmayı hedeflemelisiniz. Erotik çekim, samimi dostlukta saygı, güven ve anlayışa yerini bırakabilir. Ancak burada iki büyük tehlike var:
1.   Çekim duyduğunuz kişinin de eşcinsel hisler taşıması veya manipülasyona açık olması.
2.   Sizin kendi kendinize oynadığınız "gizli aşık olma" akıl oyunu.
Bu iki hatadan kaçınırsanız, zamanla eşcinsel çekiminizin azaldığını ve yerini sağlam bir dostluğa bıraktığını göreceksiniz. Bu deneyimler arttıkça, iyileşme süreci hızlanacaktır. Bu, sadece ilişkiden vazgeçmek değil, aynı zamanda gizli aşktan da vazgeçmek demektir. İşte o zaman hakiki özgürlüğe ve sağlıklı kimliğinize kavuşursunuz.
Kısacası, bu bir medeniyet ve kimlik mücadelesidir. Özümüze, sözümüze ve inancımıza sahip çıktığımız sürece, bu büyük saldırı karşısında dimdik ayakta kalacağız.
2
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır.

Öne Görülen Temel Noktalar:

•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir.
•   
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir.
•   
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır.

Hüseyin KAÇIN Youtube:

https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=RavN6ZsXoJDjXwF8
3
Genel Tartışma / Ynt: TERÖR ve UYUŞTURUCU ve OYUN ve DİN ve PORNO BAĞIMLILIKLARI
« Son İleti Gönderen: trakya 17 Haziran 2026, 05:54:41 ös »
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır. [1, 2]
Öne Görülen Temel Noktalar:
•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir. [1]
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir. [1]
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme/dönüşüm sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır. [1, 2]
4
Hayatlardan parçalar, hayata mektuplar (ziyaretçi karalama defteri) / Ynt: Dertleşmek
« Son İleti Gönderen: yay 16 Haziran 2026, 12:04:17 öö »
5
Hayatlardan parçalar, hayata mektuplar (ziyaretçi karalama defteri) / Ynt: Dertleşmek
« Son İleti Gönderen: yay 15 Haziran 2026, 04:45:14 ös »
Sanki erken ölecekmişim ve her şey yarım kalacakmış gibi hissediyorum
6
LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia
Erkek bedeninde doğdu. Güzel bir kadın olup onaylanmak hayaliyle ameliyat masasına yattı. 30 yıl trans hakları için mücadele etti. Sonrası pişmanlık. Artık ne Christian ne de Nadia. Chris, ‘Mutlu trans birey imajı çok tehlikeli bir yanılsama. Bu, gerçeklerle yüzleşme şansınızı elinizden alıyor.’

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia

Özlem Konur Usta

30 yıl transeksüel kadın kimliği ile yaşayan Chris Brönimann, yeni hayatını LGBT dayatmasıyla mücadeleye adadı. Işıltılı vitrinlerin ardındaki gerçeği yeni nesle göstermek istediğini söyleyen Brönimann, “30 yıllık yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm. Ruhunuzun acısını neşterle iyileştiremezsiniz. Biyolojinizi belki susturabilirsiniz ama onu yenemezsiniz.” dedi. Sağlık Bakanlığı Cinsiyet Değiştirme Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zeki Bayraktar ve Brönimann, dün Medeniyet Üniversitesinde etkileyici bir söyleşide bir araya geldi. Üroloji uzmanı Bayraktar, yıllardır transseksüel cerrahi ile hastaya verilen zararları onarma çabasında. Yıkıcı etkilerin yakın tanığı. AYSİT tarafından düzenlenen söyleşide Bayraktar, sordu Brönimann yanıtladı.

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 1
SAHTE ONAY DUYGUSU
İsviçre’nin ünlü trans hakları savunucusu Brönimann, ameliyat masasına giden süreci, pişmanlıklarını ve bundan sonra yapacaklarını anlattı. Almanya’da erkek olarak doğan ve İsviçreli bir çifte evlatlık verilen Brönimann, ailesinden ağır şiddet gördü. Okulda dışlandı, zorbalıkla yüz yüze geldi. Kendisinden farklı olarak dört kız kuzeni mutluydu. Daha o yaşlarda, “Kızsan sevilirsin erkeksen dövülürsün.” algısının zihnine yerleştiğini çok sonra fark eden Brönimann şöyle devam etti: “Annemden sadece onun istediği şekilde davrandığımda sevgi görebiliyordum. Gerçek benliğimi gizlemeyi erken yaşta öğrendim. Zor yılların ardından katlanılamaz yaşamımdan kaçmak için cinsiyet geçişini kullandım. ‘Kadın olursam başka biri olur, güzel görünür, sevilirim ve o çocuğun acısından kurtulurum.’ diye düşündüm. Trans hakları savunucusu olduğumda kameralar, spot ışıkları ve kırmızı halılar bana sahte bir onay duygusu sundu.”

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 2
İsviçre’de Uluslararası Travesti Şovu’nda çalıştığı 2021 yılında bir gösteri öncesi…
DOKTOR 20 DAKİKADA KARAR VERDİ!
Gelgitli bir yaşamın ardından 26 yaşında cinsiyetini tamamen değiştirmeye karar verdi. 20 dakikalık bir görüşmenin ardından psikiyatriste para vererek cinsiyet geçişi işlemlerinin başlaması için sahte bir rapor aldı! Artık hormon verilecek ve ardından sırasıyla cerrahi işlemler başlayacaktı. Yaşayabileceği riskler konusunda ayrıntılı bilgi verilmiş miydi? Brönimann yanıtladı: “Riskler, aceleyle yapılan bir görüşme sırasında yalnızca üstünkörü dile getirildi. Bana ‘Yasal olarak sizi bilgilendirmek zorundayız, bu komplikasyonlar son derece nadirdir ve sizin başınıza gelmeyecektir.’ denildi. Adil olmak gerekirse o dönemde bu aceleci yaklaşım bana da uygun gelmişti. Riskleri duymaya açık değildim. Biran önce hayalimdeki kadına dönüşmeyi istiyordum. Ya tıbbi etik! Tam bu noktada doktorların devreye girmesi gerekmez miydi?”

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 3
16 AMELİYAT… ELDE KALAN SAĞLIKSIZ BİR BEDEN
Chris Brönimann’ın ilk operasyonu altı saat sürdü. Günlerce hastanede kaldı. Erkek bedeni ameliyatla yapılan neovajinayı yara olarak kabul ediyor ve kas dokusuyla kapatmaya çalışıyordu. Bu alan, kapanmasın diye doktorlar, bir cisim (dilatör) yerleştirmişti ve her hareket ettiğinde bu cisim canını “korkunç şekilde” yakıyordu. Doktorlarına bu durumu söylediğinde, “Buna alışacaksın.” yanıtını aldı. Dahası hastaneden çıktıktan sonra da gün içinde belli periyotlarla bu alanın açık kalmasını sağlayacak benzer uygulamalar yapması istendi. Brönimann, “Bunu yapamadım, çok acıyordu.” dedi. Cinsiyet geçişi için yapılan ilk ameliyat, yeni cerrahi müdahaleler zincirini başlattı. Bağırsağı delindi, cinsel bölgeye bacağından alınan deri ile yama yapılmaya çalışıldı, idrar yollarıyla ilgili ciddi sorunlar yaşadı. İyileşebilmek için yıllara yayılan 16 ameliyat geçirdi. Chris Bröniman, bugün geriye dönüp baktığında yaşadığı hissi şu sözlerle anlattı: “Bu ameliyatlarla tüm duyularımı kaybettim. Cinsel haz yok. 56 yaşındayım. İdrarımı yapabilmek için geçirdiğim iki ameliyata rağmen, idrar kaçırma ve kronik mesane sorunları yaşıyorum. Ameliyat sonrası birçok trans birey, utanç nedeniyle sessiz kalıyor. Kamuoyuna her şey yolunda mesajı veriyor. Bir taraftan genç insanların gerçek güvensizlikleri ve acıları araçsallaştırılıyor. İçsel şüpheleri, ideolojik bir topluluğun içine çekilerek medya alkışları içinde boğuluyor. Burada iyi finanse edilen bir mekanizma bulunuyor. Ameliyatla bedenimi değiştirmemin gerçek nedeninin çocukluk travmalarından kaçış olduğunu fark ettiğimde bunu itiraf etmem çok zaman aldı. Detransizyon (trans işlemlerinden geri dönüş) sürecine başlamaya karar vermem beş yıl yıl sürdü. Hata yapmış olmanın utancı içinde sıkışıp kalmıştım. 30 yıl boyunca bir maske taktığımı kabul etmek ‘yanıldım’ diyebilmek inanılmaz bir cesaret gerektiriyordu. Trans kadın rolü günlük yaşamda sahte bir güvenlik hissi sağlıyordu. Kendime sürekli şunu söylüyordum: Bu yolu kendi isteğimle seçtiysem, bundan memnun olmak zorundayım. Perdenin önünde bakımlı trans ikon olarak alkışlanan bir figürdüm, perdenin arkasında ise hayatım ağır ameliyat maratonlarının izlerini taşıyan, yalnız ve tamamen boştu. 2024’te psikolojik olarak ciddi ataklar geçirdim. Bulunduğum ortamda çıkıp dışarıdan gözlemeye karar verdim. Trans, trans, trans hakları… Ben bir romantik hayalin tutsağı olmuştum. Yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm. Hasta insanlara yardım ederek bu döngüden çıkmayı başardım. Artık geçmişimde attığım yanlış adımların sorumluluğunu almak istiyorum. Empati ve ilericilik kisvesi altında yürütülen bu ideolojik propaganda koruduğunu iddia ettiği insanlara bizzat zarar veriyor. Mutlu trans birey imajı çok tehlikeli bir yanılsama. Bu yanılsama, kırılgan gençlerin gerçekle yüzleşme şansını ellerinden alıyor. Sonrası enkazın ortasında yalnızlık. Sistem insanları değil, katı bir ideolojiyi koruyor.”

YARIN: Söz Prof. Zeki Bayraktar’da… LGBT ideolojisinin bilim soslu hurafeleri

https://www.aydinlik.com.tr/haber/lgbt-gercegini-30-yillik-savunucusundan-dinledik-mutlu-trans-birey-imaji-tehlikeli-bir-yalan-artik-ne-christianim-ne-de-nadia-580247
7
Medya / 🚨30 yıl önce cinsiyet ameliyatı olan trans bireyden itiraf! ➡️ Kaan ARSLAN
« Son İleti Gönderen: trakya 15 Haziran 2026, 12:16:05 ös »
🚨30 yıl önce cinsiyet ameliyatı olan trans bireyden itiraf!

➡️“Mutlu trans birey imajı tehlikeli bir yalan!”

➡️“Yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm.”

➡️“Bu ameliyatlarla tüm duyularımı kaybettim.”

➡️“İdrarımı yapabilmek için geçirdiğim iki ameliyata rağmen, idrar kaçırma ve kronik mesane sorunları yaşıyorum.”

➡️“Ameliyat sonrası birçok trans birey, utanç nedeniyle sessiz kalıyor. Kamuoyuna her şey yolunda mesajı veriyor.”

➡️“Bu yanılsama, kırılgan gençlerin gerçekle yüzleşme şansını ellerinden alıyor. Sonrası enkazın ortasında yalnızlık. Sistem insanları değil, katı bir ideolojiyi koruyor.”



https://x.com/kaanarslanKA/status/2066443193978110461?s=20
8
Psikoloji / доставка карго из Китая
« Son İleti Gönderen: Russellwhinc 12 Haziran 2026, 08:54:48 ös »
BAŞARI ODAKLI ANNE BABALAR ÇOCUKLARINDA SINAVA YÖNELİK OLARAK AŞIRI STRESS KAYGI VE PANİK YARATMAKTADIRLAR.
ÇOCUĞUN BAŞARISI ANNE BABALARIN TOPLUMSAL PRESTİJİNİ KATKI SUNMAZ TAM AKSİNE SADECE VE SADECE ÇOCUĞUN KENDİ GELECEĞİNE YÖN VERİR. DOLAYISIYLA HAYATTTA BAŞARILI OLMAK DEMEK SADECE OKUL BAŞARISIYLA SINANMAZ.


SINAVA BİR HAFTA KALANA KADAR ASLA DERS ÇALIŞILMAMASI KİTAPTAN DEFTERDEN KALEMDEN UZAK DURMAK GEREKİR.
SINAVA YAKLAŞILDIKÇA AĞIRLIKLI OLARAK ÖĞRENCİLER ARKADAŞLARIYLA EĞLENCELİ VAKİT GEÇİRMELERİ GEREKİR.


https://x.com/psikologkacin13/status/2053917772237926511?s=20
9
Psikoloji / помощь с выкупом с Taobao
« Son İleti Gönderen: Russellwhinc 11 Haziran 2026, 06:44:58 öö »
Eşcinsellik özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve ebeveyn ihmallerinin sonucu olarak gelişen bir durumdur. Eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere terapi imkanı sağlamamak, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren bir tutumdur.

https://youtu.be/-9bPlRuOq-Q?si=3LPplNbsk-WVa29r


Velev ki Eşcinseliz: Furkan

https://www.youtube.com/watch?v=SK5ycgpoVC8

Velev ki Eşcinseliz: Mert

https://www.youtube.com/watch?v=BI6NM-gENrw

Velev ki Eşcinseliz: Efe

https://www.youtube.com/watch?v=rxfQS3Da1Wg




https://www.instagram.com/reel/C8jfEMtCLuV/?igsh=eXZ3bW44bXUzeWJr
10
Psikoloji / блог о путешествиях
« Son İleti Gönderen: ArchieJal 08 Haziran 2026, 08:11:37 öö »

Любителям travel-контента и полезных лайфхаков для путешествий может быть интересен сайт [https://friendlysun.ru](https://friendlysun.ru). Здесь публикуются статьи о маршрутах, отдыхе, цифровом досуге и современных мобильных платформах, которые помогают сделать поездки более комфортными и насыщенными.
Source:
https://friendlysun.ru/
Sayfa: [1] 2 3 ... 10