Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
2
İYİLEŞMEK İSTEYEN EŞCİNSELLERİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL: LGBTQ AKTİVİZMİ Mİ YOKSA İSLAMCILAR MI?
YA DA BİR TURNUSOL KAĞIDI OLARAK HÜSEYİN KAÇIN

Günümüz Müslümanları bizleri anlamakta neden bu kadar çok zorlanıyor? İslamcılar, bizlere destek olmak yerine neden köstek oluyor? Hem LGBT aktivizmin hem de dincilerin kıskacında nasıl bir yaşam mücadelesi veriyoruz? Gelin, hepsini konuşalım!

Mütedeyyin ailelerin öncelikle bilmesi gereken şudur: Kendilerini eşcinsellerin yegane savunucusu ve koruyucusu olarak gören LGBT Aktivizmi, biz iyileşmeye çalışan eşcinsellerden ölesiye nefret ediyor. Psikologlar derneğinden tutun da Sağlık Bakanlığına kadar her türlü resmi mecraya bizleri şikayet etmekle yetinmeyip üstüne de sosyal medyada -güya iyiliğimizi düşündüklerinden- bunun doğuştan olduğu, DSÖ tarafından hastalık olmaktan çıkarıldığı, onarım terapisinin işkence olduğu, sadece toplum ve aile baskısı yüzünden iyileşmeye çalıştığımız, duygularımızı bastırdığımız için asla mutlu olamayacağımız yönünde habire ve ısrarla birbirinin neredeyse aynısı cümleleri sarfetmelerinden, öfkelerinden, tehditlerinden etkilenmediğimizi anladıklarında sayıp sövmedikleri bir taramız kalmıyor. Öyle ki ellerinden gelse hepimizi bir kaşık suda boğmayı isteyecek kadar arsızlar.. Oysa bizim onlarla bir meselemiz yok. Onları en iyi anlayabilecek kişiler de biziz.. Ama “anlayış” tek taraflı olmuyor. Bu sebeple onlardan bir beklentimiz ve umudumuz da yok. Çoğunluğu Müslüman olan ve eşcinselliği ile yüzleşmiş ve bunun için çare arayan bireyler olarak Bilge Kral Aliya’nın "Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır." dediği yerden yıkılıyoruz. Açıkça söylemem gerekirse benim için bundan sonrasını yazmak çok zor.. Her zorluğa göğüs germeye hazır ve öyle büyük bir cesaretle bu yolda yürüyor ve Rabb’imize güveniyorken ümmetin içindeki bu onulmaz yalnız kalışımıza çok üzülüyorum. Bu yola çıktığımda LGBT aktivistlerine karşı hazırlıklıydım ama muhafazakar kesimin oklarla, mızraklarla, afarozla, acımayla, dışlamayla ve hatta yok etme arzusuyla üzerimize bu denli geleceğini hiç beklemezdim. Tek bildikleri şey: Lut Kavmi. Dincilerin Lut Kavmi ile ilgili ayetleri ele alış şekliyle yetinsek bizlerin İslam’da asla ama asla yeri olmuyor. Hatta sadece bunu söylemem bile dincileri zıvanadan çıkarabilir. Hemen aklınıza cahil cühela olan gelmesin. İlahiyatçısı, tarikatçısı, öğretmeni, yazarı, okumuşu, kendini alim sananı, ihtiyarı, veremi... İyileşme sürecinde olan birinin, hayatındaki her şeye bir anlam bulma arayışı vardır. Aile dinamiklerini çözmenin, sosyal ilişkilerini değiştirmenin, işini gücünü, duygularını yoluna koymanın peşine düşer ve aynı zamanda dini duygularını tüm bunlardan soyutlayamaz; onları da ele alması gerekir. Dinciler istiyor ki bu işi yeme-içme alışkanlığıyla, zikirle veya yasakla halledelim. Kazın ayağı öyle değil işte! Keşke o kadar basit olsaydı. Bunun şurubu da yok maalesef! Misal, Hz Meryem’den kendimizle alakalı bir çıkarım yapıyoruz. Dinciler kıyameti koparıyor. Hz. Yusuf üzeriden İslam ile bir bağ kuruyoruz. Dinciler yine kıyameti koparıyor. Neymiş? Orada onu kastedemezmişiz, öyle yorumlamak yanlış olurmuş bilmem ne? Durgun suda kıyamet koparmak niye? Onlara bu yetkiyi, bu haddi kim verdi? İslam birilerinin tekelinde mi? Kuran’la ilgili her şeyi anlayıp bitirdiler de biz zavallılara hiçbir şey kalmadı mı? Hani Kuran’da adı geçen herkes bizler için bir örnekti? E o zaman hadi eşcinselliğe çözüm üretin bakalım. Kaç kişiyi zikirle (zikre karşı değiliz), yasakla heteroseksüel yapabileceksiniz görelim! Sizin alınız al, morunuz mor; anladık da hodri meydan! Mesele, yazılarımızı didik didk edip hata, çelişki, yanlış aramanız değil.. Mesele tam olarak ne biliyor musunuz? İslam tarihinde ve şu an yeryüzündeki bütün Müslüman ülkelerin içinde Müslüman bir psikolog olarak eşcinselliği hem bilimsel hem de Müslüman danışanlara göre ele alabilen ve onları iyileştirebilen ilk kişinin Hüseyin Kaçın olduğunu ve ilk iyileşen Müslümanların da bizler oluşunu fark edemiyor olmanızdır. Biz ilkiz! İlk! Çözüm bizlerden başlıyor. Şimdiye kadar üniversitede kürsüsü kurulması gerekirken, Mısır’dan Endonezya’ya konferanstan sempozyuma dolaşması gerekirken sanıyor musunuz ki dünyanın diğer yerlerindeki Müslümanların Hüseyin Kaçın’a ihtiyacı olmasın? Nereden biliyorsunuz? Asıl dirilişin ümmetin kaybettiği erilliği kazanmasıyla olmayacağını? Çünkü Hristiyanların onarım terapisini yeterli bulmuyorum. Çok fazla defosu ve çıkmazı var. Bizim neler yaptığımızı bilmiyorsunuz? Mücadelemizden zerre haberiniz yok. Biraz anlatsak da karşılık bulmuyor. Aksine saldırıyorlar; çünkü acımak istiyorlar. Ama ne var ki Allah gerçekten iyileşmeyi bizlere nasip ediyor. Ayrıca şimdilerde eşcinsellere çare olabilecekleri iddiasıyla ortaya çıkan, Hristiyan Nicolasilerin (Hristiyanların onarım terapisini kastediyorum) düşüncelerini ya da Hüseyin Kaçın ile görüşüp ondan da arakladıkları fikileri kendilerine mal eden ve hatta kendilerine göre değişiklikler yapan, kalabalıkları salonlara toplayıp eşcinsellere acıyarak konuşma yapan, şovenist İslamcı şarlatanlardan da bizleri ayırt etmek zorundasınız. Bunu ya yapacaksınız ya yapacaksınız.. Ya da düzelmek için daha fazla bozulmamız gerekecek. Her birinizin boynuna vebal kalmaya devam edeceğiz. Bedelini de çocuklarınızın eşcinsel olması ile ödeyeceksiniz. Ne var ki benim bütün umudum bizden sonra dünyaya gelecek olan kardeşlerimizedir. Onlar bizim çalışmalarımızı anlayacaklar ve bizden çok daha fazla yol alacaklar. Şu an 1970’li yıllarda bilinçli ve kasıtlı durdurulan bilimsel çalışmalara hiç kimseden zerre yardım almadan kendi halimizde devam ediyoruz. Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararın yıllar sonra ne kadar çok yanlış olduğu konuşulacaktır. Bilim, herhangi bir kurumun tekelinde olamaz. Newton’un Evrensel Çekim Yasası mutlak bir gerçek gibi kabul ediliyordu. Sonra Einstein çıktı ve Genel Görelilik Kuramı ile bu yasanın sınırlı olduğunu gösterdi ve artık kuantum fiziği üzerine yapılan araştırmalar da Einsten’ı da sorgulatmaya başladı. İşte bilim böyle bir şeydir. En emin olunandan “şüphe” duymaktan vazgeçmez. Bilimde hakikate ulaşmak diye bir şey yoktur; ancak ve ancak ona yaklaşmak vardır. Hakikat, illa ki bir yere varmak değil bu yolculuğun ta kendisi de olabilir.  Buradan hareketle DSÖ’ye de, FETÖ’ye de, LGBTQ aktivizmine de, tarikatçılara da kafa tutuyoruz. Benim Canım Paygamberim Hz Muhammed (sav)’in “ Ey Hatice bana kim inanır?” deyişinden şiarla görelim bakalım kimler yanımızda olabilecek? Din, iman, itikad, fıkıh, akaid vb söz konusu olunca uzman kesilenlerden kulun değil, sadece Allah’ın rızasını gözeten cesur birileri çıkabilecek mi? “Geldim işte dostum burdayım!” deyip elimizden tutacak olanlara -ya biz hayatteyken ya da sonra- selam olsun. Görürüz ya da göremeyiz. Ama biz pes etmiyoruz Rabb’im şahit ol! Eşcinselliğe çare olacağız diye çakop, çukup derneklerle, sosyal medyada takipçi kasan, insanların çaresizliğinden beslenen, Hristiyanların kitaplarını çevirip Mülsümanlara şov yapan İslamcılardan değiliz. İyileşme sürecinde bana ummadığım güzellikleri tattıran Rabb’im, bizleri gerçek Allah dostlarıyla buluştur. Yerimizi talan ettiler. Enkazdan da olsa ne bir odamız ve hatta çadırımız dahi yok. Şikayet ediliyoruz. Bunu çok iyi bilen İslamcılar susuyor. “Bizim Peygamberimiz (sav) tarikat getirmedi, devlet kurdu. Müslümanın devleti olur. Ocusu, bucusu, şususu hiçbirinden değiliz” diyoruz ama devletimizin bizi koruyan tek bir satır kanunu dahi yok. Vatanımda üniversitesi olan ve eşcinsellik konusunda kendini “bilirkişi” diye pazarlayan ama ümmete zerre faydası olmayıp cebini dolduran psikolog var, çaresiz Müslümanları salonlara doldurup Hintli guru gibi konuşmalar yapan ama “iyileştirdik” dedikleri kişiler için hiç çekinmeden yalan konuşan İslamcı var. Dernek kurup sabah akşam boş yere sohbet edip icraate sıra gelince de yabancıların videolarını çevirip yayınlamayı marifet sayan var. Şimdi soruyorum: Hüseyin Kaçın’ı anlamak beni anlamaktır. 15 yılı aşmış bir tecrübeyle sahada (eşcinsellerle) çalışma yapan Hüseyin Kaçın’ı çözmek bizleri çözmektir. Kim kendilerine hoş gelenlerin (nefslerinin) peşinden koşacak ve kim gerçeklerin acısına dayanabilip Hüseyin Kaçın’ı anlamaya çalışacak? İhlasla, sabırla.. Derin nefes çekerek: Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler..
3
Herkese merhaba bu sayfadan tanıştığımız çok yakın arkadaşım dostum çok şükür bu sene evlendi ve şu an çok mutlu hiçbir sorun olmadığını anlattı ama bu olayı nasıl başardı sizlere birkaç gün içinde anlatacağım
4
Türk toplumu ya da bürokrasisi Genç Osman'ı Yedikule zindanlarında boğmanın kalıtsal mirasından beslenerek ve de kıskançlık ve haset duygularından güçlenerek karakterli bir o kadar da yaratıcı zeka sahibi fertlerini linç ettikçe onların ruhlarını idam sephasında sallandırmanın günahını toplumsal sorunlara çözüm üretemeyerek ödemektedir.

Psikolog Hüseyin KAÇIN

https://www.instagram.com/p/Dc-fMfntSOp/
5
Hayırlı akşamlar. Moralim o kadar bozukki. Ne yapacağımı bilemedim ve yazma gereği duydum.
Günlerdir yeme bozukluğu ile mücadele ediyorum. Kendimi yemekten hele hele tatlıdan alikoyamiyorum. O kadar çok seviyorum ki tatlı vb şeyler yemeği. Ne yaparsam yapayım hangi şeyi denersem deneyim kendimi ve irademi kontrol edemiyorum. Ne yapmam lazım. Bunun altında yatan ne. Bu olay çok moralimi bozuyor aklımdan nerdeyse intihar tarzı şeyler bile geçmeye başladı artık. Yardımcı olacak biri varsa çok sevinirim.
6
Hocam bu attıklarınızı okuyorum bakıyorum. Ancak ne yalan söyleyeyim artık eski konumumdan istesem de değerlendiremiyorum konuyu. Ne diyebilirim, umarım birlerine iyi geliyordur. Ancak ben kızgın ve yorgunum bu konuda. Kendimi değişim için öylesine yormuş hissediyorum ki kalıcı bir değişim yaşanmadığında elde kalan gerçek katlanılmaz oluyor. Çünkü tüm umutlarımı bir yere yatırınca her gün sokağa çıktığımda karşılaştığım gerçeğe dayanmak için tutacak dal bulamıyorum. Size değer veriyorum. Bunu hep söyledim. Bugünlerde keşke birileri bizden tiksinirken birileri de sürekli olarak dönüşmemiz gerektiğini salık verirken birileri de bununla nasıl yaşayabileceğimizi anlatsaydı diyorum. Hep kötü hep negatif bir şey gibi algılamasaydık. Böylelikle yaşamımızın temel meselesi olmaktan çıkardı. Bu kadar büyümezdi etkisi. Çünkü en nihayetinde olmayınca olmuyor. Geriye büyük bir zihinsel karmaşa kalıyor. Bu karmaşaya da yapacak bir şey kalmıyor. Hatta size şöyle samimi bir şey söyleyeyim. Sizinle görüşmek istiyorum mesela. Bir çok şey anlatmak paylaşmak istiyorum. Ancak günün sonunda ilişkimiz bir biçimde benim değişmem üzerine kurulu. Bu olmadıkça hüsran büyüyor. İnsan bu kez hep kendini suçluyor. Eskiden günahkarım derken şimdilerde bir türlü beceremedim değişmeyi diyor kendine. Kendine olan saygısı yitiyor. Hatalar yapıyor. Allah’a sığınmaktan bile korkar oluyor. Bir düşünce bir inanç arıyor gönlünü genişletecek. Fakat bulamıyor. Bu nedenle de görüşmüyorum. Çünkü buna dayanamıyorum. O nedenle bu tarz yazıları okumak da bana iyi hissettirmiyor. Topluma gelince onlar ‘iyileşmiş’ eşcinselleri bile kabullenmezler kolay kolay. İyileştim ben demeye bile utandırırlar insanı. O röportajlarda bile herkesin yüzü buğulu sesi pürüzlü, neden? Çünkü hiçbir biçimde kendimizin bu yönünü sansürsüz biçimde ortaya koymamıza izin verilmiyor. İnsanlar biliyor ne kaybedeceklerini, neye karşı tek başlarına savaşmak zorunda kalacaklarını. O yüzden de saklıyor, saklanıyorlar. Yargılanmadan, analiz edilmeden insan gibi hissedebilmek istiyorum. İnsan gibi yaşamak istiyorum. Kendi içimdeki bu sıkışmışlık hayatımın her yanına sirayet etmiş. Varsın ben de böyle yaşayayım böyle var olayım. Ne yapabilirim ki bu konuda? Ancak zor işte. İnsanların çoğu kılık kıyafetlerini dahi dış çevreden alabilecekleri onaya göre şekillendiriyor. Mesleklerini, tutumlarını, düşüncelerini bile dışarıya göre şekillendiriyor. Yani demek istediğim eşcinsellik bir çeşit travmanın sonucuysa bile bu tarz hisler taşıyor olmak ve sürekli olarak dış dünyanın tehdidiyle başbaşa hissetmek daha büyük bir travma yaşatıyor insana. Bu tehdit fiziki olmasa bile varoluşsal ve psikolojik boyutta olduğu kesin. Herkesin gözündeki o alaycı bakışlara, küçümseyişlere, sapkın muamelelerine dayanmak kolay iş değil. Hem de ne için? Alt üstü basit bir cinsel yönelim. Kim seçiyor ki kime karşı cinsel ilgi besleyeceğini? Kendiliğinden oluveriyor. Ancak bu muhafazakar kitle hep korkuyor. İğreniyor, suçluyor. Halının altına süpürüyor. Kendi konforları açısından iyi de yapıyorlar. Gerçeklere tahammül edebileceklerini sanmıyorum çünkü.

Böyle işte. Bazen size sarılmak istiyorum. Bazen içimden sevgi dolup taşıyor. Diyorum ki bu cinsel yönelim meselesi bir yana içimde bir boşluk hissetmeseydim tanışmazdım bu insanla ve insanlarla. Çünkü onlar beni genişletti. Ancak buradan sonra kendi başıma genişlemeye ihtiyacım var sanırım. Bazense öfkeleniyorum. Telefonda konuştuğumuz yazıyı da deneyeceğim. O karmaşanın içerisine dalmak şimdilik biraz zorlayıcı geliyor.

Benim Ailem Belgeseli

https://youtube.com/playlist?list=PLAABaL9f17rX11VATx98ruU7_iIuzgOZK&si=JuNh6IrdBp6bCim8


https://youtu.be/eN7PhGU9X2M?si=cs96-gsBNH6VH2yh
Sayfa: [1] 2 3 ... 10