Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Din & Felsefe / Ynt: KENT AKLININ SAVUNUSU VE ÇÖKÜŞÜ
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 25 Ocak 2026, 11:38:57 ös »
ERTUĞRUL TULPAR'IN DİĞER YAZILARI

DEHLİZ TEORİSİ: KÜRESELDEN YERELE MÜNAFIKLIK, ATEŞ VE PARALEL DÜZEN
https://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2745.0

KÜRESEL DEHLİZİN KARTOGRAFİSİ: ATEŞ, ENERJİ VE DOLAŞIM
https://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2746.0
2
Din & Felsefe / KENT AKLININ SAVUNUSU VE ÇÖKÜŞÜ
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 25 Ocak 2026, 05:54:49 ös »
KENT AKLININ SAVUNUSU VE ÇÖKÜŞÜ
Seküler Kafesin İçinden Konuşanlara Cevap

Kentçi, seküler ve küresel akıl kendini çoğu zaman “rasyonel”, “ilerici”, “barışçıl” olarak sunar.
Oysa bu akıl, aynı mekânsal varsayımı paylaşır:
Her şey merkezde toplanmalı, her şey dolaşıma girmeli, her şey şeffaflaşmalıdır.

Bu varsayım masum değildir.

Kent, bir mekân değil; bir siyasal teknolojidir.¹
Bu teknoloji mesafeyi kapatır, farkı eritir, sürekliliği yakar.
Yakınlık burada ilişki değildir; yakıcılıktır (nar).

Kentçi akıl, şehri savunduğunu iddia ederken, aslında şehri imkânsızlaştırır.
Çünkü şehir mesafe ister.
Mahremiyet ister.
Hukukun mekândan büyük olmasını ister.

Kent bunların hepsini “verimsizlik” sayar.

Seküler Kafes

Seküler akıl, dinle değil; mesafeyle kavgalıdır.
Aşkın olanla değil; sınırla problemi vardır.
Bu nedenle her şeyi görünür kılar, her şeyi ölçer, her şeyi denetlenebilir hâle getirir.

Bu durum özgürlük üretmez.
Bu, seküler kafes üretir.²

Kafesin özelliği şudur:
İçindekiler uçtuklarını zanneder.
Ama yön hep aynıdır.

Kentçi siyaset bu kafesi büyütür.
Küreselcilik ise kafesi birbirine bağlar.

Küresel Dehliz

Küresel düzen bir “dünya toplumu” kurmaz.
Bir dehliz kurar.³
Dehliz; girişi bol, çıkışı belirsiz olan bir geçittir.

Uluslar bu dehlizde ölçek kaybeder.
Halklar bu dehlizde temsil kaybeder.
Şehirler bu dehlizde kentleşir.

Kentçi akıl bu duruma “entegrasyon” der.
Oysa bu, yönsüz dolaşımdır.

Tekasür ve Akdeniz Mirası

Kentçi siyaset, büyümeyi ahlâk sayar.
Biriktirmeyi erdemleştirir.
Merkezi kutsar.

Bu mantık, Akdeniz tipi imparatorlukların tekasürcü mirasıdır.⁴
Her şeyi yığarak ayakta kalma sanrısı.

Oysa tekasür, yakıcıdır.
Şehri yakar.
İnsanı yakar.
Hafızayı yakar.

Göçer-Evli Uygarlık: Karşı Hat

Bu kitaptaki karşı teklif, bir nostalji değildir.
Bir “geçmişe dönüş” çağrısı hiç değildir.

Göçer-Evli Uygarlık,
yerleşik imparatorlukların dikey tahakkümüne karşı
yatay, taşınabilir, hukuk-merkezli bir siyasal tecrübedir.⁵

Bu tecrübe:
• Merkezsizdir ama dağınık değildir,
• Devletlidir ama putlaştırmaz,
• Şehri yürütür ama kenti çoğaltmaz,
• Mesafeyi ahlâk sayar.

Bu nedenle kentçi akıl, bu tecrübeyi “ilkel” sayar.
Çünkü bu tecrübe kafese sığmaz.

Tehâfül: Çöküşün Adı

Kentçi-seküler-küresel akıl kendi tutarsızlıklarını örtmek için süreklilik anlatır.
Oysa yaşanan şey tehâfüldür:
Yani içten içe çözülme, sessiz çöküş.⁶

Enerji krizleri,
tedarik zinciri kopuşları,
kent depresyonları,
ruhsal dağılmalar…

Bunların hiçbiri arıza değildir.
Bunlar sistemin kendisidir.

Son Not

Bu bölüm bir çağrı yapmaz.
Bir birlik önermez.
Bir isim koymaz.

Sadece şunu söyler:

Kentçi akıl,
seküler kafesi büyütürken
küresel dehlizi derinleştirir.

Göçer-Evli tecrübe ise
kafesi reddeder,
dehlizi geçer,
şehri yeniden mümkün kılar.

Gerisi, bu hissi takip edebilenlere kalmıştır.

Ertuğrul Tulpar
25 - Ocak - 2026

Dipnotlar
1. Kentin siyasal teknoloji olarak okunması için bkz. Henri Lefebvre, The Production of Space.

2. “Seküler kafes” kavramı, sekülerleşmenin özgürleştirici değil düzenleyici/denetleyici işlevine işaret eder.

3. Dehliz metaforu, küresel dolaşımın yönsüz ve çıkışsız yapısını anlatmak için kullanılır.

4. Tekasür eleştirisi için bkz. Kur’an, Tekâsür Suresi; ayrıca Akdeniz imparatorlukları üzerine Braudel.

5. Göçer-Evli Uygarlık kavramı, yerleşik/göçebe ikiliğini aşan, hukuk ve meslek üzerinden örgütlenen şehir fikrini ifade eder.

6. Tehâfül (çöküş), ani yıkım değil, süreklilik görüntüsü altında çözülme anlamında kullanılmıştır.
3
YENİ TÜRKİYE SİYASETİ MANİFESTOSU
Nurun Hatırlanışı, Narın Teşhiri, Ateşin Taşınışı

Bu metin bir uzlaşma çağrısı değildir.
Bir reform önerisi hiç değildir.
Bu metin, çökmekte olan bir dünya düzeninin içinden konuşur.

Artık şunu açıkça söylemek zorundayız:
Eski siyaset bitmiştir.
Sağ–sol, laik–dindar, ulusal–küresel karşıtlıklarının tamamı kent merkezli aynı aklın varyantlarıdır.

Bugün dünyayı yöneten şey ideolojiler değil,
kent,
tekasür,
merkezileşme,
ve küresel dehlizdir.

Bu dehliz ışıklıdır ama çıkışsızdır.
Şeffaftır ama boğucudur.
Özgürlük konuşur ama mesafeyi yok eder.

Bu nedenle yeni bir dile değil,
yeni bir siyasal ontolojiye ihtiyacımız var.


---

Hac: Nurun Toplanması

Hac bir ibadet olmaktan önce,
bir siyasal hakikat sahnesidir.

Hac’da güç askıya alınır.
Statü çözülür.
Mülkiyet silinir.
Temsil iptal edilir.

Herkes aynı merkeze yönelir
ama kimse merkezin sahibi değildir.

Bu yüzden Hac:

Kent değildir,

İmparatorluk değildir,

Yönetim aygıtı hiç değildir.


Hac, nur merkezli bir toplanmadır.
Nur eşitler.
Nur mesafe üretir.
Nur yakmaz.

Bu yüzden Hac şehirdir.
Ama sabit bir şehir değil,
ahlâkî bir şehir fikridir.


---

Davos: Narın Saltanatı

Davos bunun tersidir.

Davos, küresel kentin mabedidir.
Nar merkezlidir.

Nar aydınlatmaz.
Nar yakar.

Davos’ta:

Güç görünür,

Sermaye meşrulaşır,

Karar örtükleşir.


Burada eşitlik yoktur.
Askı yoktur.
Arınma yoktur.

Burada yalnızca:

Yönetilebilirlik vardır,

Tekasür vardır,

Yakınlığın zorbalığı vardır.


Davos, seküler kafesin vitrini,
küresel dehlizin toplantı salonudur.

Işık vardır.
Ama nur yoktur.


---

Kent: Ensestiyöz Siyaset

Kent masum değildir.
Kent tarafsız değildir.

Kent, mesafeyi kapatır.
Her şeyi birbirine fazla yaklaştırır.
Yakınlık burada sevgi değildir; yakıcılıktır (nar).

Kentte:

Aile çözülür,

Mahalle dağılır,

Beden metalaşır,

İnanç vitrine çıkar,

Emek görünmez olur.


Bu yüzden kent siyaseti ensestiyözdür.

Her sınırı ihlal eder.
Her farkı eritir.
Her mesafeyi “özgürlük” diye yakar.

Ensestiyöz siyaset,
kenti şehir zannederek dişil olanı yakar;
geriye yalnızca eril bir güç gösterisi kalır.

Türkiye’de İslamcı siyaset dahi,
kalkınmacı olduğu ölçüde Kemalisttir.
Türkiye’de sol ise,
kentçi olduğu ölçüde sermayenin dilini konuşur.

Kavga ettikleri şeyler farklıdır,
ama taptıkları mekân aynıdır.


---

Göçer-Evli Uygarlık: Ateşin Taşınışı

Bizim cevabımız ne Hac’ı Davoslaştırmak,
ne Davos’u ahlâkla süslemektir.

Bizim cevabımız:
Göçer-Evli Uygarlıktır.

Göçer-Evli düzen:

Ateşi mekâna hapsetmez,

Onu taşır, sınırlar, evcilleştirir.


Bu ateş:

Yakmak için değil,

Isıtmak ve yaşatmak içindir.


Göçer-Evli siyaset:

Merkezsizdir ama dağınık değildir,

Devletlidir ama kutsalcı değildir,

Hukukludur ama beton sevmez,

Hareketlidir ama kaotik değildir.


Devleti tanır,
ama onu tanrılaştırmaz.

Hukuku bilir,
ama onu mekâna zincirlemez.

Mesafeyi korur,
çünkü ahlâk bilir.

Bu yüzden:

Kenti durdurur,

Şehri yürütür,

Tekasürü sınırlar,

İmparatorluğu reddeder.



---

Tehâfüt: Eski Aklın Çöküşü

Bugün yaşanan şey bir kriz değildir.
Bir tehâfüttür.

Kent merkezli uygarlık çökmektedir.
Teknoloji masalları enerjiye çarpmaktadır.
Dijital bolluk anlatısı fiziksel kıtlıkta dağılmaktadır.

Bu yüzden:

Eski Atlantik yok,

Eski Avrasya yok,

Eski denge politikaları yok.


Artık yalnızca ölçek savaşı vardır.

Ve küçük olan kaybolur.


---

Yeni Türkiye

Yeni Türkiye gelmiyor.
Zaten buradaydı.

Ama artık:

Adını koyuyor,

Dilini sertleştiriyor,

Mesafesini koruyor.


Bu bir davet değildir.
Bir müzakere çağrısı hiç değildir.

Bu bir kopuş bildirisidir.

Kentle barışan herkesle,
hangi ideolojiden olursa olsun,
hesaplaşma kaçınılmazdır.

Nur kaybolursa körleşiriz.
Nar hâkim olursa yanarız.
Ateşi taşımazsak söneriz.

Yeni Türkiye,
ateşi taşıyacak siyasal iradenin adıdır.

Ve bu sefer
dil yumuşamayacak.

Ertuğrul Tulpar
24 - Ocak - 2026
4
Hac – Davos – Göçer Evli Uygarlık
Nur, Nar ve Ateş Arasında Siyasetin Üç Yüzü

Bu bölüm, bir benzetme denemesi değildir.
Bir karşılaştırma oyunu hiç değildir.
Bu metin, insanlığın toplanma, yön tayini ve siyasal merkez kurma ihtiyacının üç farklı uygarlık biçiminde aldığı hâli açığa çıkarmayı amaçlar.

Hac, Davos ve Göçer-Evli Uygarlık;
aynı ihtiyacın, üç ayrı ontolojik zeminde kurduğu üç farklı dünyadır.

Bu fark anlaşılmadan ne kent–şehir ayrımı kavranabilir,
ne de Yeni Türkiye Siyaseti’nin niçin zorunlu olduğu görülebilir.

---

Hac: Nur Merkezli Toplanma

Hac, modern aklın sandığı gibi “bireysel bir ibadet” değildir.
Ama Davos gibi “karar üreten bir kongre” de değildir.

Hac, nur merkezli bir toplanmadır.

Nur burada bir metafor değil, bir siyasal ilkedir:

Eşitlik üretir,

Mesafeyi korur,

Kimliği eritmez,

Gücü merkezileştirmez.

İhram, yalnızca bir kıyafet değil;
statünün, mülkiyetin ve tahakkümün askıya alınmasıdır.

Hac’da kimse temsilci değildir,
kimse yönetici değildir,
kimse karar verici elit değildir.

Herkes aynı merkeze bakar,
ama kimse merkezin sahibi değildir.

Bu yüzden Hac:

Kent değildir,
İmparatorluk değildir,
Bürokratik bir merkez değildir.


Hac, şehir fikrinin en saf hâlidir: mesafeli, eşitlikçi, yatay ve arındırıcı.

---

Davos: Nar Merkezli Toplanma

Davos ise tam karşı uçta durur.

Davos, nar merkezli bir toplanmadır.
Nar burada ışık değil, yakıcılıktır.

Nar:

Mesafeyi kapatır,
Her şeyi dolaşıma sokar,
Her şeyi birbirine fazla yaklaştırır,
Sonunda her şeyi yakar.

Davos’ta eşitlik yoktur.
İhram yoktur.
Askıya alma yoktur.

Tam tersine:

Sermaye görünür kılınır,
Güç yoğunlaştırılır,
Karar örtük biçimde merkezileştirilir.
Davos, küresel kentin mabedidir.

Burada konuşulan şeyler:

“Kalkınma”dır ama kimin için olduğu belirsizdir,

“Teknoloji”dir ama bedelini kimin ödeyeceği söylenmez,

“Gelecek”tir ama halk yoktur.


Bu nedenle Davos:

Şehir değildir,
Nur üretmez,
Arındırmaz.

Davos, seküler kafesin üst katıdır.
Küresel dehlizin aydınlatılmış ama çıkışsız salonudur.

---

Göçer-Evli Uygarlık: Ateşi Taşıyan Siyaset

Hac nurdur.
Davos nardır.

Göçer-Evli Uygarlık ise ateştir.

Ama bu ateş:

Yakmak için değil,
Isıtmak içindir.

Göçer-Evli düzen, ateşi mekâna hapsetmez.
Onu taşır, dolaştırır, sınırlar.

Bu yüzden:

Kent kurmaz,

Şehri yürütür.

İmparatorluk inşa etmez,

Töre üretir.


Göçer-Evli Uygarlık:

Ne Hac gibi askıya alır,
Ne Davos gibi merkezileştirir.

Devleti hakem yapar, hukuku mekândan büyük tutar, mesafeyi ahlâk sayar.

Ateş burada:

Ocaktır,
Hanelidir,
Evli’dir.

Ensestiyöz değildir çünkü mesafeyi korur.
Tekasürcü değildir çünkü birikimi sınırlar.
İmparatorlukçu değildir çünkü konik değil ağsaldır.

---

Kent – Şehir Ayrımı Burada Netleşir

Şehir:

Nurla kurulur,
Mesafeyle yaşar,
Ahlâkla ayakta durur.

Kent:
Narla büyür,
Mesafeyi yakar,
Tekasürle beslenir.

Göçer-Evli Uygarlık ise:

Şehri sabitlemez,

Kenti kutsamaz.

Şehri yürütür, kenti durdurur.

Bu yüzden Göçer-Evli siyaset, ne Hac’ı Davoslaştırır, ne Davos’u meşrulaştırır.

İkisini de yerli yerine koyar.

---

Yeni Türkiye Siyaseti Bu Üçgenden Doğar

Yeni Türkiye Siyaseti, Hac’ın nurunu hatırlar, Davos’un narını teşhis eder, Göçer-Evli ateşi siyasete taşır.

Bu siyaset:

Küresel dehlizi reddeder,

Seküler kafesi kırar,

Kent merkezli tahakkümü durdurur.

Bu bir tercih değildir.
Bu bir estetik mesele hiç değildir.

Bu, varlık meselesidir.

Çünkü:

Nur kaybolursa toplum körleşir,

Nar hâkim olursa her şey yanar,

Ateş taşınmazsa ocak söner.


Yeni Türkiye, ateşi taşıyacak siyasal ölçeğin adıdır.

Ve artık bu ad, sadece söylenmek için değil, kurulmak için vardır.

Ertuğrul Tulpar
24 - Ocak - 2026
5
Dış Politikada Yeni Paradigma: Seküler Kafesin Çöküşü, Göçer-Evli Uygarlık Ufkunun Doğuşu

Dünya jeopolitiğinde son günlerde yaşanan tartışmalar, artık 20. yüzyılın paradigma çatışma modelleriyle açıklanamayacak kadar hızlı bir kırılma sürecine işaret ediyor. ABD Başkanı’nın sosyal medya üzerinden paylaştığı ve Kanada, Grönland ve Venezuela gibi bağımsız devletleri ABD’nin parçası gibi gösteren haritalar küresel siyaset yorumlarını sarsmış durumda; bu tür temsiller uluslararası kamuoyunda “emperyal fantezi” ve “yayılmacılık” gibi başlıklarla tartışılıyor.

Bu gelişme, Trump’ın yalnızca askeri veya ekonomik baskı araçlarıyla değil, aynı zamanda algı ve temsil araçlarıyla da uluslararası sınırları yeniden tanımlama yönelimi ortaya koyduğu algısını güçlendiriyor.

Buradan hareketle, mevcut dünya siyaseti üç temel olgu üzerinden yeniden okunmalıdır.

1. Seküler Kafesin Çöküşü ve Kentçi İktidarın Sınırları

Bugün küresel siyasetin hâkim dili hâlâ “liberal uzlaşma”, “uluslararası hukuk”, “serbest piyasa entegrasyonu” gibi seküler çerçevelerle ifade edilmeye çalışılsa da, bu dil artık olayların arka planındaki belirleyici iktidar dinamiklerini açıklamıyor.

Seküler kafes, inancı — ister ulus-devlet kimliği, ister kültürel aidiyet olsun — siyasetin dışına iter ve meseleleri teknik normlara indirger. Oysa harita gibi provokatif temsiller, siyaset alanını etkisizleştirilmiş normlar üzerinden değil, doğrudan güç iddiaları üzerinden yeniden çerçeveler.

Bu, seküler kafesin iç tutarlılığını kaybettiği bir tehâfüt anıdır. Sistem, kendi mantığıyla çelişmeye başlar.

2. Küresel Dehliz ve Yeni Yayılmacılık Temsilleri

Bugün dolaşıma sokulan bu haritalar yalnızca bir medya içeriği değildir. Bunlar, egemenlik iddialarının normatif dillerin ötesinde meşrulaştırılma girişimleridir.

AI üretimi haritalar birer grafik değil, metaforik güç cümleleridir:
“Bu coğrafya üzerinde tasarruf edebilirim.”

İşte küresel dehliz tam burada çalışır. Hukuk normatif düzeyde konuşur, güç ise pratikte işler. Küresel dehliz, gerçek kararların alındığı yeri görünmez kılar, sorumluluğu dağıtır, faili belirsizleştirir. Siyaset vitrinde kalır, iktidar yeraltında dolaşır.

3. Göçer-Evli Ufuk ve Yeni İttifak Mantığı

Bu bağlamda Yeni Türkiye Siyaseti’nin önerdiği kavramsal harita anlam kazanır. Merkezsizleşen dünya, tek merkezli hegemonik modellerle açıklanamaz.

Göçer-Evli Uygarlık tecrübesi, kent-merkezli, dikey ve tahakkümcü imparatorluk aklının karşısına heterarşik, ağsal ve ölçek koruyucu bir siyasal tahayyül koyar.

Bu ufukta belirleyici olan yalnızca askerî ya da ekonomik güç değildir. Meşruiyet, sembol, temsil ve ahlâk da siyasal denklemin parçasıdır. Tam bu noktada, seküler insan hakları ve hukuk söylemleriyle kendini meşrulaştırmaya çalışan küresel güçlerin, pratikte çıplak güç söylemlerine yaslandığı açığa çıkar.

Sonuç: Dış Politikanın Yeni Mantığı

Bugün dış politika artık klasik blok çatışmaları üzerinden okunamaz. Mesele bir ABD-Rusya gerilimi ya da Atlantik-Avrasya karşıtlığı değildir. Mesele, seküler normların çözülmesi, temsilin güç söylemine dönüşmesi ve yeni hegemonik dillerin sahneye çıkmasıdır.

Trump’ın paylaştığı harita, bu dönüşümün bir göstergesidir. Küresel iktidar artık yalnızca tankla, parayla ya da yaptırımla değil; algı, temsil ve sembolik meşruiyet üzerinden kurulmaktadır.

Bu nedenle “bildiğimiz dış politikayı unutmak gerekir” cümlesi bir temenni değil, bir zorunluluktur. Eski dil çökmüştür. Yeni siyaset, yeni kavramlar talep etmektedir.

Ertuğrul Tulpar
24 - Ocak - 2026


NOT
Bu çalışmada kullanılan “Göçer-Evli Uygarlık” kavramı, Lütfi Bergen’in uzun yıllara yayılan düşünce emeğinden beslenmektedir. Kavram, burada Bergen’in kurucu çerçevesine sadık kalınarak, güncel siyasal ve mekânsal tartışmalar bağlamında yeniden ele alınmıştır.
6
Производство и поставка - канат полипропиленовый канат производства Северсталь метиз, Мечел, ММК Метиз, Силур со склада в г.Орел.
Продажа канат сизалевый оптом и в розницу по низким ценам.
Полный каталог всей метизной продукции, описания, характеристики, ГОСТы и технические условия.
Оформление заказа и доставка в сжатые сроки. Возможна отгрузка транспортной компанией.
Цены производителя.
7
Din & Felsefe / Yeni Türkiye Aklı: Tehâfüt; Sınır Koyan Akıl…!
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 23 Ocak 2026, 11:18:03 ös »
Tehâfüt: Sınır Koyan Akıl

Yeni Türkiye Siyaseti, aklı yücelten ama onu sınırsızlaştırmayan bir siyasal geleneğe yaslanır.
Bu gelenek, Osmanlı düşüncesinde “Tehâfüt” adıyla kurumsallaşmıştır.

Tehâfüt, sanıldığı gibi düşünceye düşmanlık değildir.
Aklı susturmak değil, aklı yerine oturtmaktır.
Çünkü sınırı olmayan akıl, hakikat üretmez; yakıcılık üretir.

Aklın her alana sızdığı yerde mesafe kapanır.
Mesafe kapanınca mahremiyet yanar.
Mahremiyet yanınca şehir çözülür, kent kurulur.
Kent kurulduğunda siyaset ensestiyözleşir.

Tehâfüt geleneği tam bu noktada devreye girer:
Aklın her şeyi yutmasına “dur” der.
Hukuku mekândan, siyaseti sermayeden, düşünceyi tahakkümden ayırır.

Bu yüzden Osmanlı’da kelâm ile felsefe çatışmamış, karşı karşıya getirilmiştir.
Devlet bu karşılaşmayı bastırmamış, hakemlik etmiştir.
Ne aklı ilahlaştırmış, ne de düşünceyi yasaklamıştır.

Yeni Türkiye Siyaseti bu hattı yeniden kurar.

Bugün küreselci akıl, sınırsızdır.
Kentçi siyaset, sınırsızdır.
Kalkınmacı ideoloji, sınırsızdır.

Ve hepsi aynı sonucu üretir:
yakıcılık, tekasür, sermaye birikimi ve insanın çözülmesi.

Yeni Türkiye, Tehâfüt’ü yeniden hatırlar.
Bu bir felsefe tercihi değil, bir siyasal ahlâk tercihidir.

Aklı reddetmeyen,
ama aklı putlaştırmayan,
devleti kutsamayan,
ama devletsizliği de erdem saymayan
bir siyaset…

Tehâfüt burada şunu söyler:
Her şey konuşulabilir,
ama her şey hüküm veremez.

Yeni Türkiye’nin aklı budur.

Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026

8
YENİ TÜRKİYE SİYASETİ
Kentçi Akla, Küresel Vesayete ve Sahte Muhalefete Karşı

Bu bölüm bir uzlaşma arayışı değildir.
Bir sentez denemesi hiç değildir.

Bu bölüm, Türkiye’de kendini muhalif sanan fakat düzenin kavramlarıyla konuşan bütün siyasal akıllarla açık bir hesaplaşmadır. Çünkü bugün Türkiye’de siyaset, ideolojik kamplara ayrılmış görünse de aynı mekânsal ve iktisadî dilin içinde dönüp durmaktadır.

Sağ da sol da, dindar da seküler de aynı kelimeleri tekrar etmektedir:
kalkınma, büyüme, kentleşme, merkezileşme.

Bu nedenle Türkiye’de İslamcı siyaset dahi kalkınmacı olduğu ölçüde Kemalisttir.
Ve Türkiye’de sol, kentçi olduğu ölçüde sermaye düzeninin taşeronluğunu yapmaktadır.

Aralarındaki çatışma gerçek değildir.
Aynı kentin içinde, farklı sloganlar atan iki hizbin gürültüsüdür yalnızca.

Kent ve Şehir Ayrımı: Siyasetin Gizli Eşiği

Bu noktada temel bir ayrımı netleştirmek gerekir: şehir başka, kent başkadır.

Şehir;
mesafeyi koruyan,
mahremiyeti tanıyan,
hukuku mekândan büyük bilen
dişil bir düzen imkânıdır.

Kent ise;
mesafeyi kapatan,
her şeyi görünür ve dolaşır kılan,
bedeni, emeği ve inancı aynı pazara süren
eril bir tahakküm makinesidir.

Kent, yakınlık üretir; fakat bu yakınlık sevgi değildir.
Bu, yakıcılıktır. Nar’dır.

Kentte aile çözülür, mahalle dağılır, beden metalaşır.
İnanç vitrine çıkar, emek anonimleşir.
Her şey birbirine fazla yaklaşır ve bu aşırı yakınlık, sınırları yok eder.

Bu nedenle kent siyaseti ensestiyözdür.
Her şeyi birbirine karıştırır,
her sınırı ihlal eder,
her mesafeyi “özgürlük” adına yakar.

Ensestiyöz siyaset, kenti şehir zannederek dişil olanı yakar;
geriye yalnızca eril bir güç gösterisi kalır.

Türk Solu’nun Yapısal Çıkmazı: Kent Tapıncı

Türkiye’de sol, uzun süredir ilericilik iddiasını kent üzerinden kurmaktadır.

Kent = özgürlük
Kent = modernlik
Kent = eşitlik

Bu denklikler yanlıştır.

Kent, sermayenin en rafine mekânıdır.
Emeğin en görünmez olduğu yerdir.
Yoksulluğun en iyi gizlendiği sahnedir.

Solun “kent hakkı” dediği şey, gerçekte kente sığma hakkıdır.
Yaşama hakkı değil; borçla, kirayla, güvencesizlikle tutunma hakkı.

Köyü gericilik sayan,
taşrayı aşağılayan,
göçü kaçınılmaz kader gibi sunan sol söylem,
sermayenin işini kolaylaştırmıştır.

Bugün kentte işçi mülksüzdür.
Kiracı köleleşmiştir.
Genç borçla disipline edilmiştir.
Kadın vitrine sıkıştırılmıştır.
Çocuk yalnızdır.

Buna rağmen sol hâlâ “şehirli bilinç” anlatmaktadır.
Bu bilinç özgürleştirici değildir; seküler bir kafestir.

Küreselcilik: Yeni İmparatorluk Mantığı

Küreselcilik kendini barış diliyle sunar.
Ancak bu dil masum değildir.

“Küresel entegrasyon” adı altında önerilen şey;
ulusların ölçek kaybı,
halkların siyasal etkisizleşmesi,
yerelin sökülmesidir.

Küreselcilik devletleri küçültürken sermayeyi büyütür.
Bu nedenle ulus-devlet eleştirisi çoğu zaman sermaye lehinedir.
Sınır eleştirisi emeğin aleyhinedir.
Kimlik çözülmesi yönetilebilirliğin aracıdır.

Türkiye’de küreselci sol, emperyalizme karşı olduğunu söyler;
ama emperyal mekânı, yani kenti kutsar.

Bu bir çelişki değil, yapısal bir uyumdur.

Göçer-Evli Uygarlık: Karşı Siyasetin İmkânı

Yeni Türkiye Siyaseti, kentçi, merkezci ve küreselci aklın karşısında konumlanır.

Bu siyaset, yerleşik imparatorlukların dikey ve konik tahakküm düzenine karşı
Göçer-Evli Uygarlık tecrübesini hatırlatır.

Bu tecrübe merkezsizdir ama dağınık değildir.
Devletlidir ama devleti kutsamaz.
Hukukludur ama betona teslim olmaz.
Hareketlidir ama kaotik değildir.

Göçer-Evli düzen;
şehri yürütür,
hukuku taşır,
mesleği korur,
mesafeyi ahlâk sayar.

Bu nedenle bu siyaset kenti durdurur.
Şehri yeniden kurar.
Sermayeyi sınırlamayı bilir.
Devleti tanrılaştırmadan hakem yerine koyar.

Sonuç Yerine: Kopuş Hattı

Bugün Türkiye’de temel ayrım sağ–sol değildir.
Laik–dindar değildir.
Modern–gelenekçi değildir.

Asıl ayrım şudur:
kentçi olanlar ile
şehri savunanlar.

Kentçi olanlar farklı ideolojilere sahip olabilir.
Sonuç değişmez: aynı kafesin bekçiliği.

Yeni Türkiye Siyaseti bu kafesi reddeder.

Bu bölüm bir davet değildir.
Bir müzakere çağrısı hiç değildir.

Bu, siyasal bir kopuşun kaydıdır.

Kentle barışan herkesle,
hangi ideolojiden olursa olsun,
hesaplaşma kaçınılmazdır.

Yeni Türkiye gelmiyor.
Kent çökerken zaten ortaya çıkıyor.

Ve bu sefer dil yumuşamayacak.

Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026
9
Din & Felsefe / KENT = ENSESTİYÖZ SİYASET
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 23 Ocak 2026, 09:38:18 ös »
Kent = Ensestiyöz Siyaset

Kent, masum bir yerleşim biçimi değildir.
Kent, siyasetin bedenidir.

Türkiye’de İslamcı ve muhafazakâr siyaset dahi kalkınmacı olduğu ölçüde Kemalisttir.
Çünkü kalkınmacılık, ister sol ister sağ dille konuşsun, kenti merkeze alır.
Kent ise tarafsız değildir.

Şehir dişildir; kent erildir.

Şehir; mesafe kurar, dolaşım üretir, nefes aldırır.
Kent ise mesafeyi kapatır, yoğunlaştırır, bastırır.
Bu nedenle kent, siyaseti de yoğunluk siyasetine zorlar: büyüme, hız, birikim, tahakküm.

İşte burada ensestiyözlük başlar.

Ensestiyöz siyaset;
kenti şehir zannederek
dişil olanı yakar,
yakıcılığı (nar) ilerleme diye sunar,
mesafeyi kapatmayı birlik sanır,
tekasürü kalkınma diye kutsar,
sermaye birikimini kader gibi dayatır.

Geriye ne kalır?

Yalnızca eril bir güç gösterisi.
Gürültü vardır, yön yoktur.
Işık vardır, nur yoktur.
Ateş vardır; fakat yalnızca nar olarak tecrübe edilir.

Bu yapı bir Seküler Kafes üretir.

Seküler kafes, özneyi tamamen karanlığa hapsetmez;
ışığı büker, yönü bozar, istikameti iptal eder.
Kentte yaşayan özne ateşi görür, ama ondan geçemez.
Yanmaz; fakat yakılır.

Bu yüzden kent merkezli her siyaset, ister “İslamcı”, ister “muhafazakâr”, ister “sol” olsun,
son tahlilde ensestiyöz bir siyasettir.

Çünkü şehir kurmaz.
Sadece kenti çoğaltır.

Ve kentin çoğaldığı yerde,
siyaset ahlâk üretmez,
istikamet doğurmaz,
yalnızca daha büyük bir kafes inşa eder.

Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026
10
YENİ TÜRKİYE SİYASETİ

Balkanlar’dan Türkistan’a Ortak Kaderin Yeniden Kuruluşu

Yeni Türkiye Siyaseti, bir genişleme hevesi değildir.
Bir “büyük devlet” fantezisi hiç değildir.
Bu siyaset, dağılmış havzaların yeniden birbirini hatırlamasıdır.

Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu-Arap Yarımadası ve Türkistan;
tarihin farklı anlarında koparılmış,
ama hiçbir zaman ruhen ayrılmamış aynı siyasî havzanın parçalarıdır.

Bu coğrafyalar bugün farklı krizlerle anılıyor olabilir.
Ama hepsinin yaşadığı şey aynıdır:
Merkezsizleşme, kimliksizleşme ve dış tahakküm.

Balkanlar; Avrupa’nın periferisinde tutulmuş,
Kafkasya; büyük güçlerin tampon alanına sıkıştırılmış,
Ortadoğu; parçalanarak yönetilen bir laboratuvara çevrilmiş,
Türkistan ise Rus ve Çin emperyalizmi arasında paylaştırılmak istenmiştir.

Yeni Türkiye Siyaseti tam burada devreye girer.

Bu siyaset,
“Ben geliyorum” demez;
“Birlikte ayağa kalkıyoruz” der.

Ortak İlke: Göçer-Evli Uygarlık

Yeni Türkiye’nin taşıyıcı omurgası,
yerleşik imparatorlukların dikey tahakkümüne karşı
Göçer-Evli Uygarlık tecrübesidir.

Bu tecrübe:
• Merkezsiz ama dağınık olmayan,
• Hukuku mekâna hapsetmeyen,
• Kimliği folklora indirgemeyen,
• Devleti kutsamadan devletsiz bırakmayan
bir siyasal aklı temsil eder.

Bu nedenle Yeni Türkiye,
Balkanlar’a “medeniyet götürmez”,
Kafkasya’ya “istikrar ihraç etmez”,
Ortadoğu’ya “model satmaz”.

Şunu yapar:
Ortak töreyi, ortak hafızayı ve müşterek siyasal dili yeniden kurar.

Türkistan: Eşiğin Kendisi

Türkistan için artık “denge politikası” yoktur.
Rusya’nın güvenlik vesayeti ile
Çin’in borç ve altyapı tahakkümü arasında
bir halk nefes alamaz.

Türkistan’a sunulan seçenekler gerçek değildir:
• Sessizlik karşılığında istikrar
• Kimlikten feragat karşılığında kalkınma

Bunların adı yavaş yok oluştur.

Yeni Türkiye, Türkistan’a şunu teklif eder:
Entegrasyon yoluyla bütünlük.

Bu, ilhak değildir.
Bu, koruyucu bir siyasal ölçek teklifidir.

Doğu Türkistan: Tamlığın Şartı

Ancak burada bir istisna değil, merkezî bir şart vardır:

Doğu Türkistan özgürleşmeden
Yeni Türk Devleti tam ve bütün olamaz.


Uygurların Çin işgali altında tutulduğu bir dünyada,
• Türkistan parçalıdır,
• Yeni Türkiye eksiktir,
• Töre yaralıdır.

Bu mesele bir “insan hakları dosyası” değildir.
Bu, bir milletin varlık meselesidir.

Uygur Türkleri özgürleşmeden:
• Türkistan nefes alamaz,
• Göçer-Evli Uygarlık zinciri tamamlanamaz,
• Yeni Türkiye siyaseti ahlâkî zeminini kaybeder.

Bu nedenle Doğu Türkistan’ın özgürleşmesi,
Yeni Türkiye için bir dış politika başlığı değil,
kurucu ilkedir.

Son Söz Yerine: Isıtan Gerçek

Yeni Türkiye Siyaseti korku üretmez.
Panik çağrısı yapmaz.
Ama hakikati de yumuşatmaz.

Şunu söyler:

Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve Türkistan
ayrı ayrı ayakta kalamayacak kadar yalnızdır.

Birlikte ise,
tarihin yükünü taşıyacak kadar güçlüdür.

Bu bir çağrı değil,
bir hatırlatmadır.

Yeni Türkiye gelmiyor.
Zaten buradaydı.
Şimdi adını koyuyor.


Ertuğrul Tulpar
23 - Ocak - 2026
Sayfa: [1] 2 3 ... 10