İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - trakya

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1
Eşcinsel Çocuk Nasıl Fark Edilir?

Psikolog Hüseyin Kaçın

Eşcinsel kimliğin oluşumu, kişinin kendisi ile ilgili olarak ödipal dönemde yaptığı bir tanımdır. Bu tanıma göre çocuk gelecekte dürtülerini kendi cinsi ile yaşamaya karar vermiştir.

Erkek eşcinselliği ödipal çatışmanın çözüm yollarından birisidir. Erkek çocuk, annesinin oluşturduğu çekimden dürtüleri babasına yönelterek veya babanın eksikliğinden kaynaklanan bir durumda kendi cinsine yönelterek kurtulmayı seçer.
Ödipal ortamda çocuk için annesinin çekimini baş edilemez yapan sebepler şunlar olabilir: Anne çocuğa fazla düşkündür ve onun dış dünyaya yönelmesini engelleme eğilimindedir.

EŞCİNSELLİĞİN İLK BELİRTİLERİ

Çocukluk yıllarında biyolojik cinsiyete uygun olmayan davranışlar ve diğer aynı cins çocuklarla yaşanan problemlerin birlikte görülmesi eşcinselliğin ilk belirtileri olarak kabul edilmektedir. Aynı cinse çocuklar tarafından dışlanma ve kişinin kendi cinsiyetinden alacağı kuvvetten mahrum kalması, aynı cinsin erotikleştirilmesine neden olabilir. Sıklıkla rastlanan, teşhircilik ya da aşırı tutuk davranışlarla kendini gösteren bir bedene yabancılaşma süreci söz konusudur. Ayrıca kişisel güç duyumunda eksiklik yaşanır. Sonuçta, örselenmiş cinsiyet kimliğini onarma dürtüsü olarak eşcinsellik gelişebilir.

Erkeklerde eşcinselliğin ilk belirtileri şunlardır:

— Hakkını savunmada ve kendini ortaya koymada zorlanma,
— Bağımlılığın ve öfkenin cinselleştirilmesi,
— Aynı cinsten savunmacı bir tutumla kopma,
— Aynı cinsle erotik olmayan arkadaşlık ilişkilerinde zorluk yaşama,
— Sözle arkadan vurma,
— Kendini bir sporcu olarak hayal edememe,
— Fiziksel aktivitelerden ve spor oyunlarından nefret etme,
— Macera ve spor hikâyeleri okumakta sıkılma veya okumama,
— 5–12 yaşları arasında anneye, büyük anneye, teyzeye ya da ablaya yakın durma,
— Yaşıtı olan diğer erkek çocukların karşısında korkak ve ihtiyatlı olma,
— Erkek oyunları yerine kız oyunlarını tercih etme,
— Tehlikeli görünen yırtıcı oyunlar oynamakta olan akranlarını dışarıdan izleme yani bir nevi “mutfak penceresi çocuğu” haline gelme,
— Bir köşeye çekilme ve sosyal olarak yalnız kalma eğiliminde olma,
— Diğer erkek çocukların rekabet içeren oyunlarına katılmama,
— Erkek çocukların oyun ve etkinliklerine karşı rahatsızlık duyma,
— Bebeklerle oynama,
— Kızlarla birlikte olmaya eğilim,
— Kız kıyafetleri giymekten hoşlanma,
— Yetişkin erkeklerden ziyade yetişkin kadınların refakatinde olmayı tercih etme,
— Kızlar yerine erkeklere cinsel ilgi gösterme,
— Diğer çocuklar tarafından “nonoş” lakabının takılması,
— Etrafındakiler tarafından kız gibi bir çocuk şeklinde algılanma,
— Erkek akranlarına karşı kendini pasif ve zayıf olarak algılama,
— Kavga dövüşten kaçınma,
— İncinmekten ve yaralanmaktan korkma,
— Çekingen davranma,
— Çok kitap okuma,
— Kırılgan ve hassas bir yapıda olma,
— Utangaçlık veya teşhircilik,
— Aşırı derecede duygusal olma,
— Yapayalnız hissetme,
— Kadınsı olma,
— Girişken olmada zorlanma,
— Kendini bir erkek olarak eksik ve yetersiz görme duygusu,
— Erkek çocuklar yerine kız çocuklarla oynama,
— Çocuklukta daha narin ve beceriksiz olma,
— Kendini hayal kırıklıkları içinde, mutsuz ve reddedilmiş olarak hissetme,
— Öfkeyi açığa vurma ve sosyal ortamlarda kendini ortaya koymada tutukluk yaşama,
— Saldırganlık içeren davranışlardan kaçınma eğiliminde olma.

Eşcinselliğin öngörülmesinde, çocukluk yıllarındaki erkeksi davranışların eksikliğinin görülmesi, kadınsı özelliklerin varlığından bile daha güçlü bir belirleyicidir. Eğer ebeveynler kadınsı davranışları tasvip etmediklerini aktif bir şekilde göstermezlerse tarafsız tutumları, çocuk tarafından göz yummak olarak yorumlanabilir. Hatta anne, çocukla olan iletişiminde bilinçli veya bilinçsiz düzeyde, kadınsı davranış beklentisini bir şekilde çocuğuna aktarabilir.

Cinsel kimlik gelişimi sürecinde çocuğun biyolojik özellikleri, aile dinamikleri ve çevresel etkenlerin de etkisiyle bazı çocuklarda cinsel kimlik gelişiminde sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu duruma bağlı olarak ergenlik yıllarında cinsel kimliği konusunda karmaşa yaşayan bu çocukların, kendini karşı cins gibi hissettiği, bazılarında ise eşcinsel yönelimlerin yaşandığı görülmektedir.

Sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpranmış ailelerde eşcinsel çocuk, bu ailenin patolojik yapısına direnmektedir aslında. Eşcinsel, çocukluğunda hastalıklı aile yapısında duygusal yoksunluklara savunma geliştirirken yenilmiş olan çocuktur.
Biseksüellik ise, zevk alabiliyorsa, cinsiyet ayırmadan cinsellik yaşamaya çalışan bir tutumdur. Karakterin daha bebeksi oluştuğunu, kişinin cinsel nesneleri meme gibi bir haz nesnesi olarak algıladığını, kimliğin gevşek bir biçimde bölgede yoğun olarak kaldığını gösterir.
Eşcinselliğin oluşumunda psikolojik süreçler, yani anne babaların çocuk yetiştirme tutumları büyük önem taşır. Biyolojisi insanı eşcinsel yapmışsa bu tutumlar hiç dikkate alınmamaktadır.

Çocuklarının eşcinsel olduğunu öğrenen aileler sarsıcı bir gerçekle karşılaştıklarında yıkılmaktadırlar. Elleri kolları bağlanmış olarak büyük bir ızdırap içinde kendilerini çaresiz hissetmektedirler.


https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=JXuzaavtWtXkUg-d


2
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır.

Öne Görülen Temel Noktalar:

•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir.
•   
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir.
•   
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır.

Hüseyin KAÇIN Youtube:

https://youtube.com/@huseyinkacin22?si=RavN6ZsXoJDjXwF8

3
Psikolog Hüseyin Kaçın, LGBT hareketini "yeni bir ideolojik hareket" ve "terör örgütü" olarak tanımlayarak, devletin buna karşı acil adımlar atması gerektiğini savunmaktadır. [1, 2]
Öne Görülen Temel Noktalar:
•   Yeni Tehdit Algısı: Kaçın, FETÖ ve PKK gibi örgütlerin etkisinin azalmasıyla birlikte, LGBT hareketinin dönemin yeni ve ideolojik bir terör hareketi olarak konumlandığını iddia etmektedir. [1]
•   Acil Devlet Müdahalesi: Devletin bu durumu basit bürokratik toplantılarla geçiştiremeyeceğini savunarak, özellikle trans ameliyatlarının engellenmesi gibi radikal ve acil adımların atılması gerektiğini belirtmektedir. [1]
•   Psikolojik Yaklaşım: Yıllardır eşcinsel bireylere yönelik terapiler yürüttüğünü ifade eden Kaçın, iyileşme/dönüşüm sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini savunmaktadır. [1, 2]

4
LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia
Erkek bedeninde doğdu. Güzel bir kadın olup onaylanmak hayaliyle ameliyat masasına yattı. 30 yıl trans hakları için mücadele etti. Sonrası pişmanlık. Artık ne Christian ne de Nadia. Chris, ‘Mutlu trans birey imajı çok tehlikeli bir yanılsama. Bu, gerçeklerle yüzleşme şansınızı elinizden alıyor.’

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia

Özlem Konur Usta

30 yıl transeksüel kadın kimliği ile yaşayan Chris Brönimann, yeni hayatını LGBT dayatmasıyla mücadeleye adadı. Işıltılı vitrinlerin ardındaki gerçeği yeni nesle göstermek istediğini söyleyen Brönimann, “30 yıllık yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm. Ruhunuzun acısını neşterle iyileştiremezsiniz. Biyolojinizi belki susturabilirsiniz ama onu yenemezsiniz.” dedi. Sağlık Bakanlığı Cinsiyet Değiştirme Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zeki Bayraktar ve Brönimann, dün Medeniyet Üniversitesinde etkileyici bir söyleşide bir araya geldi. Üroloji uzmanı Bayraktar, yıllardır transseksüel cerrahi ile hastaya verilen zararları onarma çabasında. Yıkıcı etkilerin yakın tanığı. AYSİT tarafından düzenlenen söyleşide Bayraktar, sordu Brönimann yanıtladı.

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 1
SAHTE ONAY DUYGUSU
İsviçre’nin ünlü trans hakları savunucusu Brönimann, ameliyat masasına giden süreci, pişmanlıklarını ve bundan sonra yapacaklarını anlattı. Almanya’da erkek olarak doğan ve İsviçreli bir çifte evlatlık verilen Brönimann, ailesinden ağır şiddet gördü. Okulda dışlandı, zorbalıkla yüz yüze geldi. Kendisinden farklı olarak dört kız kuzeni mutluydu. Daha o yaşlarda, “Kızsan sevilirsin erkeksen dövülürsün.” algısının zihnine yerleştiğini çok sonra fark eden Brönimann şöyle devam etti: “Annemden sadece onun istediği şekilde davrandığımda sevgi görebiliyordum. Gerçek benliğimi gizlemeyi erken yaşta öğrendim. Zor yılların ardından katlanılamaz yaşamımdan kaçmak için cinsiyet geçişini kullandım. ‘Kadın olursam başka biri olur, güzel görünür, sevilirim ve o çocuğun acısından kurtulurum.’ diye düşündüm. Trans hakları savunucusu olduğumda kameralar, spot ışıkları ve kırmızı halılar bana sahte bir onay duygusu sundu.”

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 2
İsviçre’de Uluslararası Travesti Şovu’nda çalıştığı 2021 yılında bir gösteri öncesi…
DOKTOR 20 DAKİKADA KARAR VERDİ!
Gelgitli bir yaşamın ardından 26 yaşında cinsiyetini tamamen değiştirmeye karar verdi. 20 dakikalık bir görüşmenin ardından psikiyatriste para vererek cinsiyet geçişi işlemlerinin başlaması için sahte bir rapor aldı! Artık hormon verilecek ve ardından sırasıyla cerrahi işlemler başlayacaktı. Yaşayabileceği riskler konusunda ayrıntılı bilgi verilmiş miydi? Brönimann yanıtladı: “Riskler, aceleyle yapılan bir görüşme sırasında yalnızca üstünkörü dile getirildi. Bana ‘Yasal olarak sizi bilgilendirmek zorundayız, bu komplikasyonlar son derece nadirdir ve sizin başınıza gelmeyecektir.’ denildi. Adil olmak gerekirse o dönemde bu aceleci yaklaşım bana da uygun gelmişti. Riskleri duymaya açık değildim. Biran önce hayalimdeki kadına dönüşmeyi istiyordum. Ya tıbbi etik! Tam bu noktada doktorların devreye girmesi gerekmez miydi?”

LGBT gerçeğini 30 yıllık savunucusundan dinledik ‘Mutlu trans birey’ imajı tehlikeli bir yalan! Artık ne Christian’ım ne de Nadia - Resim : 3
16 AMELİYAT… ELDE KALAN SAĞLIKSIZ BİR BEDEN
Chris Brönimann’ın ilk operasyonu altı saat sürdü. Günlerce hastanede kaldı. Erkek bedeni ameliyatla yapılan neovajinayı yara olarak kabul ediyor ve kas dokusuyla kapatmaya çalışıyordu. Bu alan, kapanmasın diye doktorlar, bir cisim (dilatör) yerleştirmişti ve her hareket ettiğinde bu cisim canını “korkunç şekilde” yakıyordu. Doktorlarına bu durumu söylediğinde, “Buna alışacaksın.” yanıtını aldı. Dahası hastaneden çıktıktan sonra da gün içinde belli periyotlarla bu alanın açık kalmasını sağlayacak benzer uygulamalar yapması istendi. Brönimann, “Bunu yapamadım, çok acıyordu.” dedi. Cinsiyet geçişi için yapılan ilk ameliyat, yeni cerrahi müdahaleler zincirini başlattı. Bağırsağı delindi, cinsel bölgeye bacağından alınan deri ile yama yapılmaya çalışıldı, idrar yollarıyla ilgili ciddi sorunlar yaşadı. İyileşebilmek için yıllara yayılan 16 ameliyat geçirdi. Chris Bröniman, bugün geriye dönüp baktığında yaşadığı hissi şu sözlerle anlattı: “Bu ameliyatlarla tüm duyularımı kaybettim. Cinsel haz yok. 56 yaşındayım. İdrarımı yapabilmek için geçirdiğim iki ameliyata rağmen, idrar kaçırma ve kronik mesane sorunları yaşıyorum. Ameliyat sonrası birçok trans birey, utanç nedeniyle sessiz kalıyor. Kamuoyuna her şey yolunda mesajı veriyor. Bir taraftan genç insanların gerçek güvensizlikleri ve acıları araçsallaştırılıyor. İçsel şüpheleri, ideolojik bir topluluğun içine çekilerek medya alkışları içinde boğuluyor. Burada iyi finanse edilen bir mekanizma bulunuyor. Ameliyatla bedenimi değiştirmemin gerçek nedeninin çocukluk travmalarından kaçış olduğunu fark ettiğimde bunu itiraf etmem çok zaman aldı. Detransizyon (trans işlemlerinden geri dönüş) sürecine başlamaya karar vermem beş yıl yıl sürdü. Hata yapmış olmanın utancı içinde sıkışıp kalmıştım. 30 yıl boyunca bir maske taktığımı kabul etmek ‘yanıldım’ diyebilmek inanılmaz bir cesaret gerektiriyordu. Trans kadın rolü günlük yaşamda sahte bir güvenlik hissi sağlıyordu. Kendime sürekli şunu söylüyordum: Bu yolu kendi isteğimle seçtiysem, bundan memnun olmak zorundayım. Perdenin önünde bakımlı trans ikon olarak alkışlanan bir figürdüm, perdenin arkasında ise hayatım ağır ameliyat maratonlarının izlerini taşıyan, yalnız ve tamamen boştu. 2024’te psikolojik olarak ciddi ataklar geçirdim. Bulunduğum ortamda çıkıp dışarıdan gözlemeye karar verdim. Trans, trans, trans hakları… Ben bir romantik hayalin tutsağı olmuştum. Yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm. Hasta insanlara yardım ederek bu döngüden çıkmayı başardım. Artık geçmişimde attığım yanlış adımların sorumluluğunu almak istiyorum. Empati ve ilericilik kisvesi altında yürütülen bu ideolojik propaganda koruduğunu iddia ettiği insanlara bizzat zarar veriyor. Mutlu trans birey imajı çok tehlikeli bir yanılsama. Bu yanılsama, kırılgan gençlerin gerçekle yüzleşme şansını ellerinden alıyor. Sonrası enkazın ortasında yalnızlık. Sistem insanları değil, katı bir ideolojiyi koruyor.”

YARIN: Söz Prof. Zeki Bayraktar’da… LGBT ideolojisinin bilim soslu hurafeleri

https://www.aydinlik.com.tr/haber/lgbt-gercegini-30-yillik-savunucusundan-dinledik-mutlu-trans-birey-imaji-tehlikeli-bir-yalan-artik-ne-christianim-ne-de-nadia-580247

5
🚨30 yıl önce cinsiyet ameliyatı olan trans bireyden itiraf!

➡️“Mutlu trans birey imajı tehlikeli bir yalan!”

➡️“Yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm.”

➡️“Bu ameliyatlarla tüm duyularımı kaybettim.”

➡️“İdrarımı yapabilmek için geçirdiğim iki ameliyata rağmen, idrar kaçırma ve kronik mesane sorunları yaşıyorum.”

➡️“Ameliyat sonrası birçok trans birey, utanç nedeniyle sessiz kalıyor. Kamuoyuna her şey yolunda mesajı veriyor.”

➡️“Bu yanılsama, kırılgan gençlerin gerçekle yüzleşme şansını ellerinden alıyor. Sonrası enkazın ortasında yalnızlık. Sistem insanları değil, katı bir ideolojiyi koruyor.”



https://x.com/kaanarslanKA/status/2066443193978110461?s=20

6
Eşcinsellik hakkında yaptığı araştırmalar ve tedavi yönetmleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 15 yıl önce TV 5 ekranlarında yaptığı açıklamalarla dikkat çekmiş ve bugüne gelinen sürece ışık tutmuştu.

ÖNCE AİLE ELE ALINIYOR

Kendisine 'eşcinsellik' şikayetiyle gelen aileler hakkında konuşan Kaçın, ''Ailenin hikayesini alıyoruz. Burada bir takım dengelerin yerinde olmadığı ve sağlıksız bir yapı olduğunu tespit ediyorsunuz. Eğer taciz ve tecavüz olayı yoksa, ilgisiz bir baba, otoritesi olmayan bir baba ve ya baskın otoritesi olan bir anne gibi psikolojik detayları yakalıyorsunuz. Sonra çocuk üzerinden gidiyorsunuz.'' ifadelerini kullandı.

EŞCİNSELLİK HASTALIK DEĞİL BUNALIMDIR

Eşcinsellik hakkında hastalık ifadesini kullanmamanın gerektiğini ve bunun 'psikolojik cinsel kimlik bunalımı' olduğunu belirtmek gerektiğini söyleyen Kaçın, ''Eşcinsellik özünde anne-babadan ve toplumdan o desteği alamadığınız için çocukken dışlanmış olduğunuz için bu sorunu yaşıyorsunuz. Hastalık veya rahatsızlık dediiğinizde, onlar da toplum tarafından dışlanıldığını hissettikleri için bu konuya aşırı duyarlılar. Buna cinsel kimlik bunalımı demek daha doğrudur.'' açıklamasında bulundu.

EŞCİNSELLİĞİN TEDAVİSİ VAR

''Eşcinselliğin tedavisi var mı?'' sorusunu da cevaplayan Kaçın, ''Haftalık düzenli terapilerle, istemek yetmez iradesini ortaya koyarsa bir iyileşme süreci ortaya çıkıyor.'' dedi.

EŞCİNSELLİK DOĞU'DAKİ AİLE YAPISINI YIKMAK İÇİN KULLANILIYOR

Eşcinselliğin psikolojik boyutundan sosyolojik boyutuna geçen Kaçın, ''Batı medeniyeti, doğu medeniyetinin aile yapısına böyle müdahelerle savaş açmaktadır. Türk televizyonlarda dizilerde haberlerde eşcinselliğin kabul edilmesi topluma dayatılıyor. Bu da Avrupa destekli bir süreç. Benim öngörüm eşcinsel evlilikleri kabul ettirmeye çalışacaklar, sonrasında da eşcinsellerin evlat edinmesine kadar gidilecek bir süreç. Tedavisi olması gerekir sürecini silip, bu bir doğuştandır, bu bir biyolojik yönelimdir diyerek; insanların bilinç altına yerleştirip, daha sonra bu bir haktır diyorlar.'' ifadelerini kullandı.

https://www.habervakti.com/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-koymustu#

9

Eşcinsel hayatta mutlu son yoktur!

Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinselliğin bireysel değil aile temelli bir sorun olduğunu belirterek, “Eşcinsellik, bireyin yaşadığı cinsel kimlik bunalımından değil, hastalıklı aile yapısından kaynaklanmaktadır” dedi.

Eşcinsel hayatta mutlu son yoktur!

Kaçın, eşcinsel hayatın psikolojik süreçte çıkmazlarla dolu olduğunu ifade ederek, “Eşcinsel hayatta mutlu son yoktur” ifadelerini kullandı.

“Eşcinsellik Ailenin Çöküşüdür”

Toplumda eşcinsellerin sayısının ve kabulünün artmasının aile yapısının zayıflaması anlamına geldiğini söyleyen Kaçın, “Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır. Batı’da eşcinsel lobilerinin planlı çalışmaları sonucu aile kurumu çökmüştür. Doğu’da da aynı tehlike hızla yayılmaktadır” dedi.

“Terapi Sürecinde Heteroseksüel Kimlik Yeniden Kazanılır”

Eşcinselliğin bireysel bir yönelim olmadığını, terapi sürecinde dönüşümün mümkün olduğunu vurgulayan Kaçın, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Eşcinseller terapiye girdiklerinde heteroseksüel kimliğin yeniden kazanılmasıyla süreç sonlanır. İyileşmiş eşcinseller, ilerleyen dönemde bir kadınla evlenerek iyi bir eş ve mükemmel bir baba olabilirler.”

Kaçın ayrıca, aktif eşcinsellerin süreç içinde pasifleştiğini, bunun kaçınılmaz bir psikolojik sonuç olduğunu belirtti.





https://www.instagram.com/p/DZFyCPIMWpw/

10


Cinsiyet iptali sürecinde yeni dönem!

TBMM gündemine gelmesi beklenen 12. Yargı Paketi’nde cinsiyet değişikliği için yaş sınırının 25’e yükseltilmesi öngörülüyor. Düzenleme, hukuk, tıp ve toplum boyutuyla yeni tartışmaları beraberinde getirecek.


https://x.com/recepyazgan01/status/2061471233951043638?s=20

11
Cinsiyet Değiştirme Yaşı 25’e çıkıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşınması beklenen 12. Yargı Paketi ile cinsiyet değişikliği sürecinde köklü bir değişikliğe gidiliyor.

Cinsiyet Değiştirme Yaşı 25’e çıkıyor

Taslak metne göre, mevcut yasaların yeniden ele alınarak cinsiyet değiştirme yaşının 25'e yükseltilmesi öngörülüyor.

Psikolog Hüseyin Kaçın düzenlemenin toplumsal ve biyolojik boyutlarına dikkat çekiyor.

12. Yargı Paketi İle Yeni Kriterler

Türkiye’nin hukuk gündeminin en çok tartışılan başlıklarından biri haline gelen 12. Yargı Paketi, sadece usul hukuku değil, bireysel hak ve özgürlüklerin sınırlarını belirleyen kritik düzenlemeleri de beraberinde getiriyor. Edinilen bilgilere göre, üzerinde çalışmaları süren taslak, cinsiyet değiştirme ameliyatları ve süreci için yaş sınırını 25’e çekmeyi hedefliyor.

Temmuz veya Ekim 2026 İşaret Edildi

Yasama organının çalışma takviminde öncelikli maddeler arasında yer alan düzenlemenin, TBMM’nin genel kurul gündemine getirilmesi bekleniyor. Konuyla ilgili yasal mevzuatın, 2026 yılının Temmuz ayı veya en geç Ekim ayı içerisinde nihai halini alarak yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Uzman Görüşü: Biyolojik ve Psikolojik Süreç

Konuyu değerlendiren Psikolog Hüseyin Kaçın, cinsiyet değişikliği gibi radikal bir kararın, kişinin psikososyal gelişimi üzerindeki etkilerine vurgu yaptı. Psikolog Kaçın, şu değerlendirmelerde bulundu:

Bireysel Olgunluk: "Cinsiyet değişikliği, sadece fiziksel bir müdahale değil; kimlik inşası ve psikolojik derinliği olan bir süreçtir. 25 yaş, bireyin bilişsel ve duygusal olgunluğunu tamamlama aşaması açısından hukukta sıklıkla referans alınan bir eşiktir."


Psikolojik Destek: "Bu süreçte atılan her adımın, uzman denetiminde ve kişinin uzun vadeli ruh sağlığı gözetilerek planlanması hayati önem taşır. Hukuki düzenlemelerin, klinik süreçlerle uyum içerisinde yürümesi gerekmektedir."

Düzenleme, özellikle "cinsiyet değişikliği" ile ilgili hukuki prosedürlerin daha kontrollü bir zemine oturtulması amacı taşıyor. TBMM'ye sunulacak nihai metinle birlikte, sürecin detayları ve hangi tıbbi şartların aranacağı netlik kazanacak.

https://www.akasyam.com/haber/cinsiyet-degistirme-yasi-25e-cikiyor-203638.html#google_vignette

13
Din & Felsefe / Ynt: KURBAN BAYRAMI
« : 26 Mayıs 2026, 10:08:29 ös »
KURBAN BAYRAMI

Çocukların şiddet kaynaklarını kurbanda değil tam aksine anne babaların kişilik bozukluklarında aramak gerekir.
Ebeveynleri tarafından bilinçli olarak yetiştirilen  çocukların psikolojileri dini ritüellerden dolayı asla bozulmaz.
Ezbere konuşan psikologlar değil ezber bozan psikologlar topluma yön verir.

Cennete koşmak ya da cehennemden kaçmak adına camilerde günde beş kere dans edenlerin yoldaşı şeytandır. Bu dünyada onlar güçlünün yanında kul köle olurlar. "Hakikate kör ve sağırdırlar" ancak Allah'tan başka gayesi olmayanların kalplerinde Allah'ın nuruna dair derin bir hasret ve özlem bulunmaktadır. Onlar onurları için yaşarlar ve inandıklarını eğip bükmeden söylerler. Hakk'a kurban olanların bayramı kutlu olsun...

Psikolog Hüseyin KAÇIN

https://www.instagram.com/p/DY0CBOrsrT5/

15
Ünlü psikolog tehlikeyi işaret etti! LGBT değil, eşcinsel...
Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kullanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.
09.01.2019

Ünlü psikolog tehlikeyi işaret etti! LGBT değil, eşcinsel...
 

Yazar kadrosunu her geçen gün güçlendiren sitemiz Habervakti.com Psikolog Hüseyin Kaçın'ı kadrosuna dahil ederek daha da güçlendi!

Yeni yazılarıyla bundan sonra Habervakti.com'de yer alacak olan Psikolog Hüseyin Kaçın, ilk yazısında ''eşcinselliğin normalleştirilmesine yönelik yürütülen planlı çalışmaları'' çarpıcı bir şekilde ele alarak toplumsal düzeyde ikon haline getirilmeye çalışılan Gay ve lezbiyen bireylerin popüleritesinin her geçen gün sistematik bir şekilde yükseltilmesinin tehlikelerinin yanısıra bu bireylere LGBT denmesinin bile bir planın parçası olduğunu iddia etti!

İşte Kaçın'ın o yazısı:

Son dönemde medya dünyasında sürekli olarak eşcinselliğin normalleştirilmesine yönelik çabalar gören gözlere aşikardır. Eşcinsel derneklerinin yoğun çabaları ile eşcinselliğin genetik olduğuna yönelik sözde bilimsel açıklamalar sık sık dile getirilmektedir. İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyolojik süreçler yaşayan bir varlık olmasına rağmen eşcinsel örgütlerin sözde bilimsel metinlerinde eşcinsellik söz konusu olduğunda insan " biyolojik ve sosyolojik " bir varlık olarak tasarlanmaktadır.

Biyolojisi insanı eşcinsel yapmışsa, psikolojik süreçler yani anne babaların çocuk yetiştirme tutumları hiç dikkate alınmadan eşcinsel bireyin, sosyal hakları gündeme getirilerek yeni bir toplumsal kimlik yaratma çabaları sarfedilmektedir. Çocuklarının eşcinsel olduğunu öğrenen aileler sarsıcı bir gerçekle karşılaştıklarında yıkılmaktadırlar. Elleri kolları bağlanmış olarak büyük bir ızdırap içinde kendilerini çaresiz hissetmektedirler. Eşcinsel Terapi konusunda yeterli kuruluş ve yayın olmadığı için ilk adres olarak gidilecek kurum; genelde Eşcinsel dernekleri olmaktadır. Bu derneklerin kapısını çalan aileler bir acı gerçekle karşı karşıyadırlar. Buradaki sözde yetkili ve yetkin kişiler eşcinselliğin tedavisinin olmadığını ve bunun doğal bir yönelim olduğunu ifade etmektedirler. Moral yitimi yaşayan ailelere bu durumu kabullenmeleri önerilmektedir. Ülkemizde eşcinselliğin iyileştirilmesine yönelik kurumsal çalışmalar yapılmadığı için eşcinsellik git gide yaygınlaşmaktadır. Bir rakam vermek gerekirse bu sayı nüfusuzumuzun en az yüzde beş ile yüzde onu arasında bir sayı olarak düşünülmelidir. Türkiye'nin yüzleşmek zorunda olduğu ama bir o kadar da geç kalınmış bir sorundur eşcinsellik....

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi başlıkları altında son günlerde yaygın olarak konuşulan bu konunun özeti kadın-erkek eşitliği gibi görünse de cinsel yönelim yani aç parantez aslında eşcinsel bireylerin okul yada sosyal yaşamda haklarının savunulmasına yönelik çalışmalardır.

Bu kapsamda ülkemizin medeniyet ve kültür değerlerini yıkmaya yönelik bu tehlikeli gelişmeye karşı duruş sergileyen yazarlar ve çizerlerin dikkat etmesi gereken en önemli konu üslup yada kavram sorunudur. Eşcinseller demek yeterli iken LGBT derseniz zaten EŞCİNSEL İDEOLOJİ ile mücadeleyi baştan kaybetmiş olursunuz. Dindar, muhafazakar yada İslamcı "adına ne derseniz deyiniz" camia karşısında stratejileriyle, kavramları ve söylemleriyle EŞCİNSEL İDEOLOJİ ve ÖRGÜTLER gün geçtikçe daha da güç kazanmaktadırlar. Yeni Şafak, Akit ve Milli Gazete yazarlarının, muhabirlerinin bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir dil kullanmak zorunluluğu bulunmaktadır. Haberlerde ve köşe yazılarında LBGT dediğiniz takdirde baştan kaybettiğiniz bir mücadelenin içerisindesinizdir. Eşcinsellerin sosyologları, psikologları hatta ilahiyatçıları bu konularda örgütlenmek açısından azim ve kararlılıkla çalışmaktadırlar. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi yeni nesillerin arzulandığı şekilde dindar değil tersine biseksüel (eşcinsel) ve deist bir nesil olması sonucunu doğuracaktır.

Eşcinsellik yeni yüzyılın yeni bir dini örgütlenmesidir. Tarih boyunca kan uyuşmazlığı yaşayan semavi dinlerin Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların eşcinsellik çatısı altında birleştirildiğine tanık olacaksınız. Eşcinsellik bir misyonerlik çalışması olarak dini örgütlenmesini zamanla yarışarak sürdürmeketdir. İnternette küçük bir araştırma yaparsanoz eşcinsel kiliseleri ve rahipleri, eşcinsel camileri ve imamları varlıklarını birer ikişer ilan etmektedirler.

Bizden söylemesi haberiniz yoksa bilginiz olsun en azından... Bilirsiniz ki bu çağın sorunlarını çözmek adına bilgi büyük bir güçtür. Eşcinselliğe dair bilginiz yoksa bilmediğiniz bir konuda tartışırken dininizi de davanızı da herşeyinizi kaybedebilirsiniz.

"Müslüman Türk Aile" yapısı sarsılmaktadır ama umulur ki yıkılmayacaktır. Batı Medeniyeti'nin bu amansız saldırısı, Medeniyet ve Kültür değerlerimizi yok etmeye yöneliktir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği sağlandığında eşcinsel evlilikleri ve eşcinsellerin evlat edinmesi tartışmaları vakit kaybetmeden başlayacaktır. Medeniyetimizin kültür değerlerinin yıkılmaması isteniyorsa eşcinsellik konusunda öncelikle koruyucu tedbirler konuşulmalıdır.

https://www.habervakti.com/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel


https://www.youtube.com/watch?v=7sujGiRSpDM&t=1833s



Sayfa: [1] 2 3 ... 5