İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Ses Taklitçisi

Sayfa: [1]
1
İYİLEŞMEK İSTEYEN EŞCİNSELLERİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL: LGBTQ AKTİVİZMİ Mİ YOKSA İSLAMCILAR MI?
YA DA BİR TURNUSOL KAĞIDI OLARAK HÜSEYİN KAÇIN

Günümüz Müslümanları bizleri anlamakta neden bu kadar çok zorlanıyor? İslamcılar, bizlere destek olmak yerine neden köstek oluyor? Hem LGBT aktivizmin hem de dincilerin kıskacında nasıl bir yaşam mücadelesi veriyoruz? Gelin, hepsini konuşalım!

Mütedeyyin ailelerin öncelikle bilmesi gereken şudur: Kendilerini eşcinsellerin yegane savunucusu ve koruyucusu olarak gören LGBT Aktivizmi, biz iyileşmeye çalışan eşcinsellerden ölesiye nefret ediyor. Psikologlar derneğinden tutun da Sağlık Bakanlığına kadar her türlü resmi mecraya bizleri şikayet etmekle yetinmeyip üstüne de sosyal medyada -güya iyiliğimizi düşündüklerinden- bunun doğuştan olduğu, DSÖ tarafından hastalık olmaktan çıkarıldığı, onarım terapisinin işkence olduğu, sadece toplum ve aile baskısı yüzünden iyileşmeye çalıştığımız, duygularımızı bastırdığımız için asla mutlu olamayacağımız yönünde habire ve ısrarla birbirinin neredeyse aynısı cümleleri sarfetmelerinden, öfkelerinden, tehditlerinden etkilenmediğimizi anladıklarında sayıp sövmedikleri bir taramız kalmıyor. Öyle ki ellerinden gelse hepimizi bir kaşık suda boğmayı isteyecek kadar arsızlar.. Oysa bizim onlarla bir meselemiz yok. Onları en iyi anlayabilecek kişiler de biziz.. Ama “anlayış” tek taraflı olmuyor. Bu sebeple onlardan bir beklentimiz ve umudumuz da yok. Çoğunluğu Müslüman olan ve eşcinselliği ile yüzleşmiş ve bunun için çare arayan bireyler olarak Bilge Kral Aliya’nın "Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır." dediği yerden yıkılıyoruz. Açıkça söylemem gerekirse benim için bundan sonrasını yazmak çok zor.. Her zorluğa göğüs germeye hazır ve öyle büyük bir cesaretle bu yolda yürüyor ve Rabb’imize güveniyorken ümmetin içindeki bu onulmaz yalnız kalışımıza çok üzülüyorum. Bu yola çıktığımda LGBT aktivistlerine karşı hazırlıklıydım ama muhafazakar kesimin oklarla, mızraklarla, afarozla, acımayla, dışlamayla ve hatta yok etme arzusuyla üzerimize bu denli geleceğini hiç beklemezdim. Tek bildikleri şey: Lut Kavmi. Dincilerin Lut Kavmi ile ilgili ayetleri ele alış şekliyle yetinsek bizlerin İslam’da asla ama asla yeri olmuyor. Hatta sadece bunu söylemem bile dincileri zıvanadan çıkarabilir. Hemen aklınıza cahil cühela olan gelmesin. İlahiyatçısı, tarikatçısı, öğretmeni, yazarı, okumuşu, kendini alim sananı, ihtiyarı, veremi... İyileşme sürecinde olan birinin, hayatındaki her şeye bir anlam bulma arayışı vardır. Aile dinamiklerini çözmenin, sosyal ilişkilerini değiştirmenin, işini gücünü, duygularını yoluna koymanın peşine düşer ve aynı zamanda dini duygularını tüm bunlardan soyutlayamaz; onları da ele alması gerekir. Dinciler istiyor ki bu işi yeme-içme alışkanlığıyla, zikirle veya yasakla halledelim. Kazın ayağı öyle değil işte! Keşke o kadar basit olsaydı. Bunun şurubu da yok maalesef! Misal, Hz Meryem’den kendimizle alakalı bir çıkarım yapıyoruz. Dinciler kıyameti koparıyor. Hz. Yusuf üzeriden İslam ile bir bağ kuruyoruz. Dinciler yine kıyameti koparıyor. Neymiş? Orada onu kastedemezmişiz, öyle yorumlamak yanlış olurmuş bilmem ne? Durgun suda kıyamet koparmak niye? Onlara bu yetkiyi, bu haddi kim verdi? İslam birilerinin tekelinde mi? Kuran’la ilgili her şeyi anlayıp bitirdiler de biz zavallılara hiçbir şey kalmadı mı? Hani Kuran’da adı geçen herkes bizler için bir örnekti? E o zaman hadi eşcinselliğe çözüm üretin bakalım. Kaç kişiyi zikirle (zikre karşı değiliz), yasakla heteroseksüel yapabileceksiniz görelim! Sizin alınız al, morunuz mor; anladık da hodri meydan! Mesele, yazılarımızı didik didk edip hata, çelişki, yanlış aramanız değil.. Mesele tam olarak ne biliyor musunuz? İslam tarihinde ve şu an yeryüzündeki bütün Müslüman ülkelerin içinde Müslüman bir psikolog olarak eşcinselliği hem bilimsel hem de Müslüman danışanlara göre ele alabilen ve onları iyileştirebilen ilk kişinin Hüseyin Kaçın olduğunu ve ilk iyileşen Müslümanların da bizler oluşunu fark edemiyor olmanızdır. Biz ilkiz! İlk! Çözüm bizlerden başlıyor. Şimdiye kadar üniversitede kürsüsü kurulması gerekirken, Mısır’dan Endonezya’ya konferanstan sempozyuma dolaşması gerekirken sanıyor musunuz ki dünyanın diğer yerlerindeki Müslümanların Hüseyin Kaçın’a ihtiyacı olmasın? Nereden biliyorsunuz? Asıl dirilişin ümmetin kaybettiği erilliği kazanmasıyla olmayacağını? Çünkü Hristiyanların onarım terapisini yeterli bulmuyorum. Çok fazla defosu ve çıkmazı var. Bizim neler yaptığımızı bilmiyorsunuz? Mücadelemizden zerre haberiniz yok. Biraz anlatsak da karşılık bulmuyor. Aksine saldırıyorlar; çünkü acımak istiyorlar. Ama ne var ki Allah gerçekten iyileşmeyi bizlere nasip ediyor. Ayrıca şimdilerde eşcinsellere çare olabilecekleri iddiasıyla ortaya çıkan, Hristiyan Nicolasilerin (Hristiyanların onarım terapisini kastediyorum) düşüncelerini ya da Hüseyin Kaçın ile görüşüp ondan da arakladıkları fikileri kendilerine mal eden ve hatta kendilerine göre değişiklikler yapan, kalabalıkları salonlara toplayıp eşcinsellere acıyarak konuşma yapan, şovenist İslamcı şarlatanlardan da bizleri ayırt etmek zorundasınız. Bunu ya yapacaksınız ya yapacaksınız.. Ya da düzelmek için daha fazla bozulmamız gerekecek. Her birinizin boynuna vebal kalmaya devam edeceğiz. Bedelini de çocuklarınızın eşcinsel olması ile ödeyeceksiniz. Ne var ki benim bütün umudum bizden sonra dünyaya gelecek olan kardeşlerimizedir. Onlar bizim çalışmalarımızı anlayacaklar ve bizden çok daha fazla yol alacaklar. Şu an 1970’li yıllarda bilinçli ve kasıtlı durdurulan bilimsel çalışmalara hiç kimseden zerre yardım almadan kendi halimizde devam ediyoruz. Dünya Sağlık Örgütünün almış olduğu kararın yıllar sonra ne kadar çok yanlış olduğu konuşulacaktır. Bilim, herhangi bir kurumun tekelinde olamaz. Newton’un Evrensel Çekim Yasası mutlak bir gerçek gibi kabul ediliyordu. Sonra Einstein çıktı ve Genel Görelilik Kuramı ile bu yasanın sınırlı olduğunu gösterdi ve artık kuantum fiziği üzerine yapılan araştırmalar da Einsten’ı da sorgulatmaya başladı. İşte bilim böyle bir şeydir. En emin olunandan “şüphe” duymaktan vazgeçmez. Bilimde hakikate ulaşmak diye bir şey yoktur; ancak ve ancak ona yaklaşmak vardır. Hakikat, illa ki bir yere varmak değil bu yolculuğun ta kendisi de olabilir.  Buradan hareketle DSÖ’ye de, FETÖ’ye de, LGBTQ aktivizmine de, tarikatçılara da kafa tutuyoruz. Benim Canım Paygamberim Hz Muhammed (sav)’in “ Ey Hatice bana kim inanır?” deyişinden şiarla görelim bakalım kimler yanımızda olabilecek? Din, iman, itikad, fıkıh, akaid vb söz konusu olunca uzman kesilenlerden kulun değil, sadece Allah’ın rızasını gözeten cesur birileri çıkabilecek mi? “Geldim işte dostum burdayım!” deyip elimizden tutacak olanlara -ya biz hayatteyken ya da sonra- selam olsun. Görürüz ya da göremeyiz. Ama biz pes etmiyoruz Rabb’im şahit ol! Eşcinselliğe çare olacağız diye çakop, çukup derneklerle, sosyal medyada takipçi kasan, insanların çaresizliğinden beslenen, Hristiyanların kitaplarını çevirip Mülsümanlara şov yapan İslamcılardan değiliz. İyileşme sürecinde bana ummadığım güzellikleri tattıran Rabb’im, bizleri gerçek Allah dostlarıyla buluştur. Yerimizi talan ettiler. Enkazdan da olsa ne bir odamız ve hatta çadırımız dahi yok. Şikayet ediliyoruz. Bunu çok iyi bilen İslamcılar susuyor. “Bizim Peygamberimiz (sav) tarikat getirmedi, devlet kurdu. Müslümanın devleti olur. Ocusu, bucusu, şususu hiçbirinden değiliz” diyoruz ama devletimizin bizi koruyan tek bir satır kanunu dahi yok. Vatanımda üniversitesi olan ve eşcinsellik konusunda kendini “bilirkişi” diye pazarlayan ama ümmete zerre faydası olmayıp cebini dolduran psikolog var, çaresiz Müslümanları salonlara doldurup Hintli guru gibi konuşmalar yapan ama “iyileştirdik” dedikleri kişiler için hiç çekinmeden yalan konuşan İslamcı var. Dernek kurup sabah akşam boş yere sohbet edip icraate sıra gelince de yabancıların videolarını çevirip yayınlamayı marifet sayan var. Şimdi soruyorum: Hüseyin Kaçın’ı anlamak beni anlamaktır. 15 yılı aşmış bir tecrübeyle sahada (eşcinsellerle) çalışma yapan Hüseyin Kaçın’ı çözmek bizleri çözmektir. Kim kendilerine hoş gelenlerin (nefslerinin) peşinden koşacak ve kim gerçeklerin acısına dayanabilip Hüseyin Kaçın’ı anlamaya çalışacak? İhlasla, sabırla.. Derin nefes çekerek: Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler..

2
Videodaki yaklaşım bana eksik geldi. Belki ben yanlış anladım ama sunucunun Böyle bir vicdan azabıyla yaşayamazdın der gibi acıyan tavrı cidden çok garipti.Evet bir Müslüman için hem eşcinsel bir hayat yaşayıp hem de ibadet etmek ruha sızı verebilir, nitekim veriyor da. Ancak bunu heteroseksüel insanlar da yaşıyor. Hem namaz kılıp hatta umreye ve hacca gidip zina edenler de var. Zina yapmasına da gerek yok İslam’ın en büyük günahlardan saydığı faizi peynir ekmek gibi yiyip namaz kılanlar da var.Bence eşcinselliğin ibadet sırasında verdiği vicdan azabından daha fazlası insanın bu dünyada hiç mutlu olamayacağını hissedip hem dünya hem de din işlerine odaklanamamasıdır. Mesela bu durum benim bütün hayatımı zehir ediyor desem yeridir en mutlu olduğum anlarda bile birden aklıma gelip bütün günümü mahvediyor. Ben Allah’a ve Resulü'ne iman etmiş, sağlam inançlı bir Müslüman olarak diyorum ki Dindar kesimin ne eşcinselliğe ne de günümüzün normal kadın-erkek ilişkilerine dair hiçbir fikri yok. Bomboşlar. 100 yıl önceki köylerinde yaşadıkları hayatı, örf ve adetleri İslamiyet zannedip bizlere anlatmaya çalışıyorlar. Sizin bu konuya yaklaşımınızı çok isabetli buluyorum Hüseyin Bey. Bir Müslüman olarak sadece ve sadece Rabbime sığınıp O’na dua ve iltica ediyorum. Bir de sizin gibi işinin ehli alimlere itibar ediyorum. En kısa zamanda sizinle terapi yapmak ümidiyle

Dindar kesimden artık benim maalesef hiçbir umudum kalmadı. Akıllarına gelen ilk şey: Yasaklamak.. Eşcinselliğe dair filmler, kitaplar, dernekler, mekanlar vb görünür ne varsa yasaklanınca sorunun çözüleceğini düşünüyorlar ya da mevzuyu bi' şekilde iman eksikliğine, beslenmeye, özenmeye bağlıyorlar. Mesela "Ailemi Koru" mitinglerinde talep ettikleri yasaklamaktan başka bir şey değildir. Bu mitinglerde bir tane "üniversitelerde çalışma yapın, bunun için kürsü kurun" vb pankart göremezsin. Velhasılıkelam ne anlatırsan anlat; olmuyor! Bu yüzden iyileşmek isteyen eşcinseller olarak yapayalnızız. Bizim Tanrı'dan başka hiç kimsemiz yok. Bu süreçte o kadar çok şey yaşadık ki sadece bir tanesini anlatayım: Eşcinselere yardım etmek amacıyla kurulan, Din Kültürü öğretmenlerinden ve İlahiyatçılardan oluşan "Gençlerde Kimlik Karmaşası" adında bir WhatsApp grubuna birbirimizden haberi olmayan yedi sekiz eşcinsel olarak katıldık. Sandık ki faydamız olacak.. Öyle ya nefroloji çalışacaksan gidip de grip olanları dinlemezsin. Bizi bizden dinlemeyecekler de kimden öğrenecekler?? Öyle olmadı. İşin içinden çıkamadıkça dolaylı yoldan bizi imansız olmakla itham etmeye başladılar. Sonrasında da grubun düzeninin bozulmasına sebep olmakla suçlayıp hepimizi de gruptan attılar. Bildiğim kadarıyla bizden sonra da hiçbir yere varamadılar. En son gençlerin cinsel ilişki için buluştuğu parklara gidip oradakilere kek dağıtmaya (abartmıyorum) kafa yoruyorlardı. Bunun yanında tarikatçıların cadı avına çıkıp hepimizi itlaf etme arzusu ile sekülerci tayfanın bizlere bunun doğuştan olduğunu zorla kabul ettirmek için "bilim"i sabitleme arzusu da ölümüne kapışır vaziyettedir. Seküler tarafta isen yine LGBT fonlarıyla öyle veya böyle bir şekilde desteğin var. Ama inançlı biriysen ne bir tarikat, ne bi' cemaat, ne Diyanet, ne Bakanlık, ne bir dernek ne bir vakıf ne bir üniversite çalışması, ne bir aile.. Yanımızda hiç kimse yok! Diğer tarafta olanlar mağduruz diye "onur yürüyüşü" yapıyor ve üstüne bir de iyileşmeye çalışıyoruz diye bize nefret kusuyorlar. Normalde ihtiyacımız olsa cebinden çıkarıp beş kuruş vermeyecek olan bu insanlar, "kendinize haksızlık yapıyorsunuz, kendinizi baskılıyorsunuz, kendinizi kabul etmiyorsunuz; bu yüzden size üzülüyoruz" şeklinde yaklaştıklarında iyileşmekteki ısrarımızı görünce adeta canavara dönüşüp bizleri Sağlık Bakanlığına şikayet ediyorlar. Yanımızda hiç kimse yok dedim ya! Yanımızda duran herhangi bir yasa da yok! Öylesine garip bir yalnızlık bizimkisi.. Asıl dışlanan, mağdurken bir daha mağdur edilen, görmezden gelinen bizlerken aslında LGBTlilerin borusu ötüyor. Kanunlar, üniversiteler, dernekler, doktorlar, politikacılar onları koruyor. Düşünüyorum da köleler, İslam'a ilgi göstermeseydi İslam hareketi sınırlı kalacak ve evrensel mesajının yayılma hızı da büyük oranda yavaşlayacaktı. Ne zaman ki taşıdıkları candan başka hiçbir şeyi olmayan köleler, efendilerini dinlemeyip İslam'a koşarak Mekke'nin sınıfsal yapısını sarstılarsa, dönemin aristokrasisi kendini tehdit altında hissettiyse bu ivmeyi 21. yüzyılda bizatihi yaşatacak olanlar da iyileşmek için mücadele eden biz eşcinselleriz. Biz o LGBT efendilerini dinlemiyoruz. Rabb'im yardımcımız olsun. Bizim ondan başka kimsemiz yok. Gerçekten yok! Bizden sonra dünyaya gelecek olan eşcinsellerin tek umuduyuz. Bizi bizden sonra gelecek olanlar anlayacak.. "Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük" olan dava artık biziz! Rabb'im yardımcımız olsun.



https://www.instagram.com/p/DcMnvInDIw-/

Sayfa: [1]