Eşcinsel Terapi Forum - Psikolog www.huseyinkacin.com
Eşcinsellik => Genel Tartışma => Konuyu başlatan: psikolog - 23 Haziran 2026, 06:53:23 ös
-
Röportaj: Psikolog Hüseyin Kaçın ile Toplumun Görünmeyen Yaraları ve Medeniyet Mücadelesi Üzerine
Röportajı Yapan: Haber Vakti / Eşcinsel Terapi Forum
Soru: Hüseyin Bey, öncelikle sizinle çalışmalarınız ve özellikle eşcinsellik konusundaki yaklaşımınız üzerine konuşmak istiyoruz. Sizi diğer meslektaşlarınızdan ayıran en temel fark nedir?
Hüseyin Kaçın: Benim için en temel mesele, danışanın özerkliği ve kendi kaderini tayin hakkıdır. Psikoloji dünyasında, özellikle Batı merkezli bakış açısında, eşcinsel yönelim "normal" kabul edilip, bu durumdan rahatsız olan bireylere "sen böylesin, buna alışmalısın" dayatması yapılıyor. Oysa ki bu, bilimsel etikle bağdaşmaz.
Bir danışan bana gelip "Bu duygulardan kurtulmak istiyorum, heteroseksüel bir kimlikle yaşamak istiyorum" diyorsa, benim görevim onu kendi isteğine ikna etmek değil, bu dönüşüm yolculuğunda ona destek olmaktır. Unutmayalım ki, psikoloji literatüründe eşcinsellikten kurtulmak isteyen ve bunu başaran yüzlerce vaka örneği mevcuttur. Dr. Spitzer, Nicolosi, Byrd ve Yarhouse gibi isimlerin çalışmaları, değişimin mümkün olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur. Bu, bir sağlık hakkıdır ve kimse bu hakkı engelleyemez.
Soru: Eşcinselliğin nedenine dair önemli bir tespitiniz var. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?
Kaçın: Evet, bu konudaki en önemli ve maalesef toplumda konuşulmayan gerçeklerden biri, eşcinsel yönelimin çoğu zaman çocukluk döneminde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz travmalarıyla doğrudan bağlantılı olmasıdır. Özellikle erkek çocukları, maruz kaldıkları istismarın ardından ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde kaçınılmaz olarak pasif eşcinsel kimliğine bürünebilmektedir.
Mağdur çocuklar büyüdüklerinde yaşadıkları travmayı bastırmak için farklı savunma mekanizmaları geliştirirler. Kimi seks bağımlısı olur, kimi travestilere yönelir. Onların bu haykırışı, aslında çocukken duyulmayan çığlıklarıdır. Eşcinselliği, erkeğin erkeğe tecavüzünün bir uzantısı olarak görmek gerekir. Ancak toplum olarak bu acı gerçeği görmek istemiyor, üç maymunu oynuyoruz. Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının kaderi, kimsesizlik ve yalnızlıktır. Onların acılarına ortak olan yok.
Soru: Peki, bu travmaların birey üzerindeki etkilerini ve çözüm yollarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Yaşanan bu travmalar, bireyde "Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu" gibi derin ruhsal sorunlara yol açmaktadır. Psikolojik destek almadan bu durumdan kurtulmak neredeyse imkânsızdır. Ancak buradaki en büyük sorun, devletin ve kurumların bu konuda derinlemesine bilimsel çalışmalar yapmamasıdır.
Örneğin, "Marko Paşa" bile derde deva olamazken, tarikat ve cemaat yapıları da bu konuda tamamen çaresiz ve duyarsızdır. Onlar zikirle, demle meşgul; ama toplumun kanayan yarasına derman olmaktan uzaklar. Çocukların ruhundaki yaraları sarmak için, devletin her çocuğa ruh sağlığı yerinde bir aile sağlama yükümlülüğünü hatırlaması ve bu konuda köklü, siyasi çözümler üretmesi şarttır. Mağdurların acılarını polis, savcı ya da hakim değil, ancak bu işin uzmanı ruh sağlığı profesyonelleri dindirebilir.
Soru: Yazılarınızda oldukça ilginç ve dikkat çekici bir benzetme yapıyorsunuz. İnsanlığın gelişimini dinler üzerinden anlatıyor ve "İnsanlığın Yahudileştirilmesi"nden bahsediyorsunuz. Bu kavramı biçim açar mısınız?
Kaçın: Aslında bu, insanın psikolojik gelişimini sosyolojik bir perspektifle okuma çabasıdır. Her çocuk, doğumdan itibaren belirli evrelerden geçer. 0-3 yaş, Hz. Adem ve Havva'nın cennet hayatı gibi masumiyet dönemidir. 3-7 yaş arası, çocuğun ben merkezli olduğu "Yahudi" dönemidir. Hz. Musa'nın inatçı kavmine gösterdiği sabır gibi, bu dönemde çocuğa sabırla yaklaşmak gerekir.
7-12 yaş arası, sevgi ve şefkatin ön planda olduğu "Hristiyan" dönemidir. Bu dönemde çocuğa Hz. İsa'nın merhametli yaklaşımıyla, umut ve müjde verilmelidir. 12-18 yaş ergenlik dönemi ise, kimlik arayışının ve adalet duygusunun geliştiği "Müslüman" dönemidir. Hz. Muhammed'in adil düzeni, bu dönemdeki gence örnek olmalıdır.
Bugün yaşanan sıkıntı, Müslüman toplumların bu gelişim evrelerini sağlıklı tamamlayamamasıdır. Kimimiz saplantılı düşüncelerle "Müslüman Yahudi" olmuş (IŞİD, El Kaide gibi), kimimiz ise aşırı duygusallıkla "Müslüman Hristiyan" olmuştur (Fetullah Gülen yapılanması gibi). İşte "İnsanlığın Yahudileştirilmesi" projesi, Müslümanları ve Hristiyanları eşcinselleştirerek onları kişilik olarak Yahudilere benzetmeyi hedefler.
Soru: Bu bağlamda, Batı medeniyetini ve Hristiyanlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaçın: Batı medeniyeti, özünde babasız ve annesiz, yani soysuz ve sopsuz bir medeniyettir. Hristiyanlık, gökyüzüne kaçışın, yeryüzünden kaçışın dinidir. Bu nedenle Haçlı Seferleri'yle, Coğrafi Keşifler'le hep başkalarını sömürmüş, istila etmiştir. Sanayi devriminde kadın ve çocuk emeğini sömürmüş, bugün ise "kadına şiddet" ve "eşcinsel hakları" gibi kavramlarla ruhlarımızı sömürmeye devam etmektedir.
Hedefleri, İslam medeniyetinin temel taşı olan "Kutsal Aile" bilincini yıkmaktır. Kadınlarımızı Meryem'leştirip, annelikten ve evlilikten uzaklaştırarak feministleştiriyor; erkeklerimizi eşcinselleştirip, babalık vasfından koparıyorlar. Çocuklarımızı da Neo'laştırarak bu matrix'in bir parçası haline getiriyorlar. Tıpkı Hz. Meryem'in annesi Hanne'nin, onu mabede adaması gibi, Batı da kadınları "özgürleştirme" adı altında cinsiyetsizleştiriyor. Bu, İslam'ın direnişidir.
Soru: Son olarak, özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi gibi kavramlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kaçın: Bu söylemler, balıkçılık oyunudur. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gibi masum görünen başlıklar altında aslında eşcinsel ideolojinin ve örgütlerin topluma dayatıldığını görmek gerekir. Eşcinsellik, yeni yüzyılın yeni bir din örgütlenmesidir. Hedef, Müslüman Türk Aile yapısını yıkmaktır.
Bu mücadelede en büyük hatamız, kendi kavramlarımızı kullanmamaktır. "LGBT" demek, zaten onların dilini kabul etmek ve mücadeleyi baştan kaybetmektir. Onlara "eşcinseller" demeliyiz. Eğer "Müslüman Türk Aile" yapısının sarsılmamasını istiyorsak, bu konuyu bir bilinç meselesi yapmalı, kendi medeniyet bilincimizi, yani Sezai Karakoç'un ifadesiyle "Diriliş" bilincimizi yeniden inşa etmeliyiz. Yeni nesilleri, medeniyet değerlerimizle, Hz. Hatice, Hz. Fatma, Hz. Ali olarak yetiştirmedikçe, bu saldırılar karşısında elimiz kolumuz bağlı kalacaktır.