Eşcinsel Terapi Forum - Psikolog www.huseyinkacin.com

Genel => Din & Felsefe => Konuyu başlatan: Ertugrul Tulpar - 14 Ocak 2026, 10:41:11 ös

Başlık: Hâbil - Kâbil Kıssası: İlk Cinayet ve Nefsin Sahneye Çıkışı
Gönderen: Ertugrul Tulpar - 14 Ocak 2026, 10:41:11 ös
Askının Çöktüğü An:
İlk Cinayet ve Nefsin Sahneye Çıkışı

Bu çalışma, şiddeti ne biyolojik bir dürtüye ne de ahlâkî bir sapmaya indirger. Şiddet, burada ilişki kapasitesinin çöktüğü noktada devreye giren yapısal bir ikame olarak ele alınır. Öznenin ötekiyle ilişki kurma imkânı tükendiğinde, şiddet bir “taşkınlık” değil; ilişkinin yerini alan bir eylem biçimi olarak ortaya çıkar.

Bu çerçevede merkezi kavram **askı**dır. Askı, şiddetin fiile dönüşmesini engelleyen bir çözüm ya da kalıcı bir durum değildir; aksine, etik bir gecikme, kırılgan bir eşik hâlidir. Askı sürdüğü müddetçe özne, hem ilişkiyi tümüyle koparmaktan hem de şiddeti meşrulaştırmaktan kaçınır. Bu eşik taşınabilir değildir; fakat şiddetin kutsallaşmadığı son insani alan tam da burasıdır.

Psikanalitik açıdan bakıldığında, özellikle Guntrip–Masterson hattında tanımlanan olgun şizoid yapı, bu askı hâlinin sezgisel taşıyıcısı olarak belirir. Şizoid yapı burada patolojik bir geri çekilme değil; ilişkinin yutucu ve imha edici hâle geldiği noktada mesafe kurma kapasitesidir. Bu mesafe ilgisizlikten değil, zarar vermeme sezgisinden doğar. Şizoid özne ilişkiyi reddetmez; ilişkiyi zorla sürdürmeyi reddeder.

Bu noktada çalışma, şiddetin yalnızca dış düzenlerle (devlet, hukuk, iktidar) değil, öznenin iç sahnesiyle ilişkili olduğunu açıkça ortaya koyar. Buraya kadar çizilen hatta yeni ve belirleyici bir figür eklenir: nefs.

Kur’an’daki ilk cinayet anlatısı (Hâbil–Kâbil), şiddetin kaynağını dışsal bir kötülüğe değil, öznenin iç işleyişine bağlar. Cinayetten hemen önce gelen ifade belirleyicidir:

“فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ”
(“Nefsi ona bunu kolay gösterdi.”)

Bu ifade, şiddetin bir anda patlamadığını; nefs tarafından “kolaylaştırıldığını” gösterir. Nefs burada şiddeti üretmez; askıyı çözen iç mekanizma olarak iş görür. Şiddet, nefsin etik eşiği aşmasıyla mümkün hâle gelir.

Kur’an’daki nefs mertebeleri bu bağlamda yeniden okunabilir:

Nefs-i emmâre, askının çöktüğü iç rejimi temsil eder. Şiddet artık bir seçenek değil, zorunluluk gibi hissedilir. Fail kendini haklı bulur; etik ses susmuştur.

Nefs-i levvâme, askının hâlâ sürdüğü ama şiddetle zorlandığı eşiği temsil eder. İç çatışma, tereddüt ve geri çağırma burada mümkündür. Bu mertebe, insanın **şiddete direnebildiği son alan**dır.

Nefs-i mutmainne, askının içselleştiği hâlidir. Şiddet bastırılmaz, ama meşrulaştırılmaz da. Eksikle birlikte yaşama kapasitesi kazanılmıştır.


Bu okumayla birlikte nefs, ahlâkî bir etiket değil; askının içsel kaderini belirleyen dinamik hâline gelir.

Böylece çalışmanın temel hattı netleşir:

Şiddet, ilişki kapasitesinin çöküşünde ortaya çıkan bir ikamedir.

Askı, şiddetin fiile dönüşmesini geciktiren etik eşiği temsil eder.

Şizoid yapı, bu eşiği sezgisel olarak koruyabilen bir örgütlenmedir.

Nefs, askının içeriden çözülmesini ya da taşınmasını belirleyen merkezî figürdür.


Bu noktada etik, normatif bir kural ya da dışsal bir yasa olmaktan çıkar. Etik, öznenin nefs düzeyinde askıyı taşıyabilme kapasitesi olarak yeniden düşünülür. İnsan, başkasını öldürmeden önce, Kur’an’ın ifadesiyle, kendini ikna eder. Şiddetin gerçek eşiği tam da buradadır.

Ertuğrul Tulpar