İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Ferhat Sarı

Sayfa: [1]
1
Aradan bir kaç ay geçtikten sonra askere gittim, beş kuruşu yoktu ki bana harçlık versin. Akrabaların verdiği paralarla askere gittim. Askere Yolculandığım gün babamla vedalaşmadım, en büyük dayım, oğlum gel babandır bak senin için buraya geldi desede, otobüse binip kalkış saatini bekledim. Babam da dışarıda bir oradan bir oraya aracın etrafında dolaşıp ağlıyordu. Onun ağlaması artık bende hiç bir his yaratmıyordu.

5 ay askerlik sürecimin 13. Ayındayken annem babamın şehit haberi gördükçe çok ağladığını artık onu affetmem gerektiğini, amcamgille bile barıştıklarını söylüyordu. Ver bakalım telefonu dedim. Babam ağlayarak benimle konuşuyordu. İlk kez benden bu kadar mesafe görmüştü. Askerlik bitince köyüme gelmiştim babam kurban kesmek istiyordu ama ben istemiyordum ve hayvan kestirmedim. Bir ay köyde durduktan sonra gebze'ye geldim. Burada kuzenimle beraber kalıyordum. Aradan 4-5 ay geçtikten sonra babam da çalışmak için yanımıza geldi. Bu aralar ailemden hiç kimse namaz kıldığımı bilmiyordu. Bir gün sabah namazına kalkıp abdest alıp diğer odada namaz kılarken babam kapıyı açtı ve bana seslendi ve o anlamaz kıldığını anladı. Dünya babamın üstüne yıkılmıştı sanki. Neyse namaz bittikten sonra babamın yanına gittiğimde babamın sanki üzerinden tır geçmişti çok üzgündü sıkıldığım için adam sanki ben ölmüşüm gibiydi. Namaz kötü bir şey değildir baba dedim ben kötü bir şey yapmıyorum dedim. O da oğlum namaz kıldığını kimseye söyleme demişti. Çünkü yaşadığımız toplum namaza karşı bir toplumdu.
Aradan bir yıl sonra babam kız kardeşimi zorla kendisinden 15 yaş büyük kel bir adama verdi. Ben de erkek kardeşim bu olayı hiç kabullenmemiştik kız kardeşimize bacım seni yanımıza alalım diye teklif ettik ısrar ettik ama o zamanla o adama biraz ısındığı için onunla evlenmeye karar verdi. Hatta bizden habersiz nişan da yapılmıştı artık o kızın kafası karışık benim ve erkek kardeşimin ise sinirleri gergindi. Neyse aradan bir iki ay sonra düğününe gittim ve kız kardeşime dedim ki senin bu adamla evlenmene razı değilim senin kuşağını bağlamayacağım. Kız kardeşim de tavır yaparak bağlamazsan bağlama bağlayacak çok kişi var dedi. Sabah olunca inadım inat olduğu için evden çıkıp gittim orada beni çok beklemişler hatta kız kardeşim hüngür hüngür ağlamış ve evde Bir tek babam kalmıştı araçların köyden çıktığını gördükten sonra eve geldim. Babam sinir küpüne binmiş bana küfür ediyor eve gelme nereye gidersen git diyordu. Ben de onunla tekrar tartışıp kavga etmektense ablamın yanına gitmeyi tercih ettim, bir iki haftada oradan kaldıktan sonra tekrar gebze'ye döndüm.

Ne zaman oğlunu sevip kucaklayan onunla oyunlar oynayan onunla çeşitli aktivitelere katılan onu omuzlarında taşıyan ona sımsıkı sarılan onu sevgiyle öpen koklayan onunla arkadaş dost olan bir baba görsem
o küçük çocuğun yerinde olmak istiyorum.
Hep aynı acı ve derin bir özlem.”

Kız kardeşimin düğününe gittiğim zaman evde olduğum sırada bir seferinde annem babam babamın amcasının oğlu ve eşi ile beraber yemek yiyordum umarım bunu nasıl açıldı bilmiyorum ama hedef bendim Ve tercih ettiğim ibadet şekliydi. Ağır ithamlarla tehdit vari sözlerle beni kendi inançlarını araştırmaya ittiler. Yoksa beni reddedeceklerini ve tüm aile ve akraba bağlarının kopacağını söylüyorlardı. Gebze'ye döndüğümde bolca vaktim vardı ve ben de islam adı altındaki tüm mezhep ve ekolleri araştırmaya başladım. İçlerinden Kur'an'a ve Hz peygamberin hadisine ters gelenleri reddederek Kur'an'ın işaret ettiği ve Peygamberimizin de açıkladığı Yola baş koydum. 1 ay boyunca gece ve gündüz araştırma yaptım. Aradan biraz zaman geçtikten sonra kardeşim bir kahveye karıştı ve neticede bir kişi öldü kardeşin de cezaevine girdi. Ben ise o sıralar medrese eğitimi almak için Irak'ın necefül Eşref şehrine gitmeye karar vermiştim. Benim daha ucumda fazla bir param yoktu, fakat aylar öncesinde sütlü ve erkek buzağı olan Hollanda cinsi bir inek almıştım. İneğin bakımıyla babam ve annem ilgileniyordu inlek benimdi ama sütü onların. Küçük erkek buzağını da en küçük kardeşime vermiştim. Buzağının bacakları arasında bir iltihap meydana gelmiş Babam da bu iltihabın dışarı çıkması için bıçakla o kitleyi delmiş. Neticede buzağı da kan kaybından ölmüş. Neyse kardeşimin olayından sonra kardeşimin düşmanlarının beni bulmaması için köye ailemin yanına döndüm. Aileme Irak'ta okumak istediğimi oraya gidecek paramın olmadığını ineğimi satıp parasıyla oraya gidebileceğimi söyledim. Babam şiddetle buna karşı çıktı ve evde huzursuzluk çıkarıp yol paramı bana verip evden beni kovdu. Ardından ineği satıp parasını da kendisine harcadı. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır tabiriyle, gebze'ye geri döndüm ve burada birkaç ay çalışıp para biriktirip kendi imkanlarımla Irak'a gittim. Çok ters bir zamanda gitmiştim. Ben oraya medrese eğitimi almak için gitmiştim. O dönemde de IŞİD hortlamıştı. Beni sevmeyenler ve bana düşman olanlar benim terör örgütü Işid'e  katıldığımın iftirasını bana attılar. Hatta bazı istemez insanlar babamın yanına gelip oğlun nereye gitmiş diye sorduklarında abam da oğlum IŞİD'e katıldı diyormuş. Allah'ım bunlardan sana sığınıyorum. Allah'ım zalimlerin şerlerinden sana sığınıyorum. Ben kim IŞİD kim? IŞİD'e katılmadığımı bildiği halde Babam neden böyle bir iftirayı bana layık görüyordu neden beni savunmıyordu? Halbuki ben Irak'a gitmeden önce örnek aldığım hocanın bir programını izletmiştim babama babam da eğer bu adam gibi olacaksan medresede okumana izin veriyorum demişti. Medreseye gittiğimi bildiğim halde neden başkalarının attığı çirkin iftiraya ortak oluyordu? Hani anneler babalar çocuğunun kötülüğünü istemez di? Her neyse aradan 10 ay geçtikten sonra tekrar Türkiye'ye geldim ve ailemi de ziyaret ettim. Fakat babamı hiç görmek istemiyordum onunla konuşmuyordum çünkü ben artık 24 yaşındaydım ve bana attığı iftira o kadar ağırdı ki beni İslam düşmanlarıyla aynı kefeye koymuştu. O yıl kendisi başka bir köyde çobandı.  Bir gün benden habersizce beni görmeye geliyormuş, Ben ise asla onu görmek istemiyordum ve o eve girmeden ben evden çıkıp uzaklaştım. Bu olayın ardından 1 yıl civarı konuşmadık. Param olmadığı için tekrar Irak'a da dönememiştim. Tekrar Gebze yolu gözükmüştü bana neden başka bir şehre gitmiyordu ki? Belki de kendime güvenmiyordum gözümü Gebze'de açtığım için burası bana basit geliyordu. İnancım sürekli bana anneye babaya iyi davranmanı emrediyordu onlara of bile demememi emrediyordu. Bu yüzden tekrar babamla konuşmaya başladım, çalışmıyordu 5 kuruş parası da yoktu ona ineklere saman alması için para gönderiyordum. İneklerin tüketeceğinden her zaman biraz daha fazlasını almasını istiyordum ama o hiçbir zaman beni dinlemiyordu gidip az alıyordu ve sonra da kışın ortasında saman bitiyordu ve çok pahalı fiyatlara zaman almak zorunda kalıyordu. Örneğin ben ona 12 kasa saman al diyordum o gidip 8 kasa saman alıyordu. 8 kasa Samandağ yetmediği için tekrar gidip 4 kasa daha saman almış oluyordu ama bu kez çok pahalıya almış oluyordu. Bir kere olsun beni dinlemiyordu ve dinlemedi de. 25 ve 26 yaşındayken köye hiç gitmedim ve bu yıllar arasında babamla sadece telefondan öyle havadan sudan konuştuk. Mutlu yıllar arasında çok ciddi bir şekilde tartıştığımız sayılmaz ama genel olarak her zaman aramızda limoniydi. 27 yaşına geldiğimde burun tıkanıklığından dolayı ameliyat olmuştum ve 15 gün izni ve köyde kullandım. Köye ilk geldiğim gün babam biraz sevinçliydi Ben de eve bir şeyler alıyordum fakat ne zaman aldığım şeyler bitse bunu sürekli fark etmişsindir ne zaman aldığım şeyler bitse babamın rengi de değişiyordu. Ve gitmeme yakın artık neredeyse kavga edecek dereceye gelirdik. Tekrar gebze'ye döndüm ve 2 yıl daha çalıştım. Yıl 2019'un sonu olmuştu sektör değiştirmeye karar vermiştim. Gemi adamı belgelerini çıkarmıştım ve gemiye çıkmadan önce de aileme bir ziyaret etmek istedim. 2020'nin Ocak ayıydı 1 metreden fazla kar donmuştu hava güneşliydi küçük kardeşim kaymak istiyordu ama beraber kayacağı kimse yoktu Ben de ona ben seninle beraber kaymaya giderim dedim. Yanımıza 2 metre uzunluğunda kalın bir muşamba aldık ve yokuş yukarı daha doğru tırmanmaya başladık babam ise dışarıda saman dolduruyordu. Kardeşim Cem ile beraber bu şambanın üzerine bindik ve telefonumu selfie çubuğuna takarak kamerayı açıp Hadi başlıyoruz dedim ve kardeşim birden üçe kadar saydı ve kahkahalar atarak beraber kaymaya başladık. Çok eğleniyorduk çok mutlu oluyorduk kaydığımız yer aşağı doğru idi ama dümdüz değildi bu yüzden 150 metre kaydıktan sonra dengeyi sağlayamadık ve düşüp yuvarlandık. O esnada benim sağ kolumun dirseğe yakın kısmı kayarken Kara sürtünmüş ve derisi soyulmuştu. Hava soğuk olduğu için herhangi bir acı hissetmemiştim. Kardeşimle yaklaşık bir saat kaydıktan sonra yavaş yavaş eve dönmeye karar verdik. Kaydığımız yer ise köyün karşısıydı ve özellikle Tam da bizim evin karşısıydı o yüzden çoğu köylü ve özellikle annem ve babam bizim nasıl kaydımızı nasıl eğlendiğimizi izliyorlardı. Annem ve babam yaralanmamızdan korkuyormuş korktukları da başına gelmişti. Kaydığınızı gören 18 yaşındaki gençler yanınıza gelmeyi çok istemişti ama büyüklerin onları kınamalarından korkuyorlarmış. Ben ise köyde yaşamadığım için bana normalmiş gibi davranıyorlardı fakat babam istisna. Eve geldiğimizde babam kolumun sıyrıldığını görünce hem kızıyor hem üzülüyor hem kınıyor hemde dışlar bir şekilde 30 yaşına geldin oğlum hala çocuklar gibi davranıyorsun gidip kayıyorsun oralarda kendini yaralamışsın senin önünde utanıyorum. Ben ise kötü bir şey yapmadığımı kaymanın neresi de kötüdür kaç yaşında olursam olayım yaralanmış olsam da çok eğlendim demiştim. Bunları derken de babama sinirleniyordum neden karışıyordu ki Ben köye tatil yapmaya gelmiştim burası Uludağ falan döken Erciyes Kartepe olmasa bile kardeşimle beraber çok eğlenmiştim. Bir ay daha kaldıktan sonra gebze'ye döndüm ve iş aramaya başladım. Yıllardır gitmek istediğin bir yer vardı Facebook'ta yazılarımı okuduğum birisinin yanına gitmeyi çok istiyordum fakat her zaman maddiyat ön plana çıkıyordu. Neticede gemiye katılmadan önce bir kez uğramak istedim. Evet anladığınız üzere Hüseyin kıçın'ın yanına gittim. Onun yazılarından birinde şunu okumuştum eşcinsellik bir aile hastalığıdır ve tedavisi mümkündür. Ve başka bir yazısında da iyileşmenin yollarından birinin babayı affetmek onunla barışmak geçiyordu. Ben hiçbir zaman babamla baba oğul gibi olamamıştık Ve istemediğim eşcinsel çekimlerden kurtulmak istiyorum. Homoerotik duygulara kapılmamda babamın rolü çok büyüktü. Bunu bir türlü anlayamamıştım. Babam benimle erkekliğini Hiç bir zaman paylaşmamıştı. Ondan alamadığım erkekliği başka erkeklerden almaya çalışıyordum ve bunu bilinçsizce yapıyordum. Erkeklerle sağlıklı bir bağ kuramadığım için de erotize oluyordum. Bunu hiç istemiyordum ama yaşıyordum. Aradan yıllar geçtikten sonra şunları fark ettim ben çoğunlukla babam gibi beyaz tenli siyah saçlı, sakallı ve fit erkeklerden erkeklik gücü almak istiyor onlara ilgi duyuyor, onları yüceltiyor hatta erişilemez gördüğüm için erotize oluyordum. Onları hem kıskanıyor hem onlara benzemek istiyordum. Aslında onlar gibi erkeksi hetoroseksüelinde alfası olmak istiyordum, ama başarısızlıklar beni onlar gibi olamadığımı gösterince erotik duyguları ortaya çıkarıyordu. Ben babamın bana vermediği sevgiyi ve erkekliği başka kıllı kollarda ve göğüslerde bulabileceğimi sanıyordum. Şimdi bunlardan kurtulmak istiyorum ve yardım istiyorum.


Bu yıl 32 yaşına girdim ve bundan bir ay önce köyde ailemin yanındaydım 15 gün yanlarında kaldım 2-3 yaşlarındayken babamla kuramadığım özleşimi tam 30 yıl sonra tekrar denedim babamla özdeş'in kurmaya çalıştım onu affettim çünkü o da çok zor bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşamış babam bana nasıl davranmışsa dedem de aslında babama öyle davranmış hatta babam evliyken dedem babamın kafasını balyozla kırmış dedem de 3 yaşındayken babasını kaybetmiş baba sevgisinden mahrum büyümüş bence bu yüzden çocuklarına doğru düzgün babalık yapamamış özellikle de babama. Buyur babamla beraber odun kestim onunla beraber odunları taşıdım onunla beraber cevizli sucuk yaptım onunla beraber tarla sürdüm onunla beraber sarımsak ektim , yani babamla bir şeyler yapıp babamla baba oğul olmaya çalıştım babamla özdeşim kurmaya çalıştım babamı sevmeye çalıştım babamı affetmeye çalıştım. Şimdi kardeşimin yanındayım Kayseri'deyim ve geçenlerde babam kardeşimle konuşmuş ve kardeşimle şunları söylemiş. Bak oğlum sen cezaevindeyken abin çalıştı çırpındı sana baktı şimdi ise o senin yanına gelmiş sakın ona kırıcı bir şey söyleme sakın onu üzme yoksa seninle konuşmam bak. Babamın kardeşimi bu sözleri söylemesi benim yüreğimi çok yumuşattı. Evet babamı affettim bütün içtenlikle babamı affediyorum ben bu yaşadıklarımı hak etmiyordum Babam da hak etmiyordu. Babamın şundan hiçbir zaman  haberi olmadı, çocukluğumdan gençliğime ve son 4-5 yıldır da terapilerle homu erotik duygulardan kurtulma çabalarımı, taciz ve tecavüzcülerimle yüzleştiğimi. İstemediğim eşcinsel çekimlerden kurtulmak için nasıl çırpındığımı belki de hiçbir zaman bilemeyecek belki de bilmesinin de bir önemi yok. Ama bir gün şunu anlasa çok iyi olur Ben onun yönlendirmesiyle ve şekil vermesi ile bu hallere geldim. Ve şimdi de bağımsızlığımı ve erkekliğimi ortaya koyuyorum. Bundan sonra siz okuyucularımın da manevi destekleriyle daha sağlam ve net adımlarla ilerleyeceğim inşallah. Yazılarımı okuduğunuz için teşekkür ederim Bir sonraki yazımda annem ile çocukluktan günümüze anne oğul ilişkimizi yazıya dökeceğim.

2
Babamla yaşadığımız karakol olayından bir yıl sonra Babam beni dayımlarla beraber hancar tarlasına göndermek istiyordu ama ben dayımla hiçbir yere gitmek istemiyordum çünkü anlaşamıyorduk geçmişten dolayı dayıma bir öfke besliydim Kim bilir belki de yanlış hatırlıyorumdur belki de o kişi dayım değildi. Neyse babam seni dayınla çalışmaya göndereceğim dediğinde hayır ben gitmek istemiyorum dedim gider misin gitmez misin derken dedemin yanında annemin yanında babam ağzıma bir yumruk attı ve üst dudağımla üst diş damaklarını birbirine bağlayan perde biddetten sonra koku verdi. Bu travmadan sonra dudağım botoks yapılmış gibiydi sanırım bir iki ay iyileşmedi dudağım içten patlamıştı. Dayımlarda pancar'a gitmekten vazgeçmişti. Darbeyi aldıktan sonra tekrar karakolu aramak istedim çünkü babam bir yıldır beni dövmüyordu ve karakolu aramamdan korkuyordu. Telefonu elime aldım karakolu arayacaktım ama defalarca toplumun önünde rezil olduğumuz için tekrar rezil olmak istemiyorum artık gururuma yediremiyordum çünkü ben genç bir insandım. Bu kış sanırım Babam beni Antalya'daki dayımın yanına gönderdi orada bir lokantada komilik yapıyordum Bir ay çalıştım baktım dayımın beni daha fazla misafir etmeye niyeti yok bunu anladığım için tekrar köye döndüm. Köye dönerken köyde olmayan bir şey götürmek istedim tıraş makinesi, Evet elektrikli tıraş makinesi çok az kişi de vardı Ben bizde de olmasını istiyordum çünkü ben başkasından istemekten utanıyordum bir de kanatlı hayvanları çok sevdiğim için tüyleri ters bir şekilde çıkan adına Çin tavuğu denilen bir tavuk türü vardı cüce tavuk. Bir tane de o tavuktan alıp köye döndüm. Babam oğlum niye geldin çalışsaydın gibi şeyler söylüyordu Baba elin evinde ne kadar durabilirdim dedim ve getirdiğim tıraş makinesini gösterdim Yani bir nevi aileme hediye gibi oldu bu işte bu bizi kurtarır dedim. Babam neymiş bakalım altın mı buldun getirdiğin para mı buldun getirdin diyerek dalga geçti sonra da makineyi görünce beni daha çok küçümsedi ve bütün aile bireylerine de benimle alay etmelerini sağladı. İnanır mısınız aradan 14 yıl geçmiş hala Babam ve kardeşim işte bu bizi kurtarır lafını hala ağızlarında sakız gibi çiğnerler. Bence tamamen Bu bir psikolojik bozukluktur. Yanılmıyorsam o yılın yaz aylarında köyümüze şebeke suyu geliyordu, köyün yolları her taraf 1 metre derinliğinde uzunca kazılmıştı. Ben hava sıcak olduğu için yatağımı yorganımı yastığımı alıp damın üzerine serip yıldızları seyrederek uyuyordum bunu çok seviyordum. Kutup yıldızı'nın büyük ayı Küçük ayı yıldızını Samanyolu galaksisini kayan yıldızları geçen uçakları her şeyi hayranlıkla seyrediyordum. Yanılmıyorsam 2 ay boyunca adamın üstünde uyudum eve de pek girmek istemiyordum neticede babam şöyle bir yaygara çıkardı Ben ferhat'ı evde yatırmıyorum yatağını attım dışarı damın üstünde yatıyor halbuki ben Kendi yatağımı kendim çıkarmıştım o öyle yapmamıştı neden böyle yapıyordu ki neden böyle söylüyordu ki millete eline ne geçiyordu? Sonra ben ferhat'a yiyecek bir şey vermiyorum evde yiyip içmiyor artık diyordu Ve ben bunu sağda solda hep duyuyorum. Ne kadar utanç verici bir şey değil mi 17 yaşındasın ve baban senin hakkında önüne gelen tanıdığı tanımadığı herkese seni kötülüyor seni kovduğunu dövdüğünü övünerek anlatıyor.! Hem bunları dediğin halde bana da iş buyuruyordu şu işi yapsın bu işi yapsın doğal olarak Ben de yapmıyordum yapmak istemiyordum ve bir gün geldim ki damın üstünde yatağıma almışlar dış kapıyı da kilitlemişler Eve giremiyorum. Anneme demiş Eve gelmesin kardeşlerime demiş Eve gelmesin eve koymayın eve koysanız sizi de döverim sizi de kovarım. Peki ben gerçekten evden kovulacak bir şey mi yapmıştım? Suçum günahım neydi ki dışarıda bir yatak vardı onda yatıyordum onu bile babam içeri aldı. Mutfağın penceresine gelip kız kardeşime kapıyı açmasını istedim içeri girmek istedim. Abi babam buna izin vermiyor eğer açarsan beni döveceğini söylüyor çok sinirli eve gelmesin diyor. Neden diye sorduğumda çalışmıyor muşsun diyor. Ne yapayım kardeşim şurada fabrika var da ben de çalışmıyorum? Bunalıma girdim ve kız kardeşime intihar edeceğimi söyledim O da çok üzüldü abi intihar etme kapıyı açayım senin için dedi kapıyı açmaya gittiğinde babam anahtarı da üzerinden almış kapıyı açamadı kızcağız. Ben de o gün ahıra girip ineklerin yanında tavukların yanında bir saman torbasının üzerinde uyumaya çalıştım ama uyuyabildiğimi sanmıyorum hem ahır çok pis kokuyordu hem böcekler vardı hem fareler hem hayvanların sesleri burada uyumam imkansızdı ama kendimi burada dinlendirebilirdim. Sabah olduğunda annem ineği sağmaya geldiği için benim ahırda uyuduğumu gördü. Annemle babamın arasında hiçbir sır gizli kalmaz akşam olduğunda Bu kez ahırın da kitli olduğunu gördüm. Ahırda bile uyumamı istemiyordu babam. Ama Yolda geçen herkese ferhat'ı artık ahırda uyutuyorum ne güzel yapıyorum diyordu. Peki bu insanların aklı yok muydu? Acaba babama işlerinden birisi neden oğluna böyle yapıyorsun demiyor muydu? Elbette bir diyen vardır Ben babamı çok iyi tanıdığım için onun cevaplarını da biliyorum. Çalışmıyor boş geziyor sözümü dinlemiyor. Gibi şeyler söylüyordur %100. Bu akşam kendime uyuyacak bir yer arıyordum su hortumları için kazılmış çukurun içerisine girdim ve burada Rüzgar daha azdı burada uyuyabileceğimi düşündüm. Yolda teyzem ve çocukları geçiyordu beni gördüklerinde biraz korktular sonra teyzem Beni tanıdı ve gel oğlum bize gidelim biz de uyu dedi ama ben teyzemin kayınbabasını hiç sevmediğim için o da babamın tarafını tutuyordu gitmek istemedim. Sonra gidip tavuklarımızın kümesine girdim ve tavuklarla civcivlerle beraber uyumaya çalıştım. Tabii sabah olunca annem bu tavukları serbest bıraktığı için benim uyuduğumu burada da gördü, oğlum eve gel evde uyu diyordu. Peki Anne beni eve koyuyor musunuz kapıyı kilitliyorsunuz yiyecek hiçbir şey vermiyorsunuz Ben sizin evladınız değil miyim?  Annem kümeste uyuduğumu da hemen babama yetiştirdi. Ve akşam olunca kümesinde kitle olduğunu gördüm her taraf kitliydi dışarıda kalmıştım. Gece yarısı olmuştu nereye gideceğimi düşünüyordum amca baba karısıdır derler ya, en küçük amcamın evine gitmeye karar verdim fakat gece 12'yi geçmişti ve herkes uyuyordu ne yapayım ben de balkonda hissederim üzerinde minderlerin aradında sabaha kadar dönüp durdum. Sabah olunca amcam beni gördü şaşırdı ve burada mı uyudun dedi ama içeri çağırmadan tekrar içeri girdi. Bu benim çok zoruma gitmişti. Bence amca Baba yarısı falan değildir teyze de Anne yarısı falan değildir bunlar uydurma sözler. Neyse bir iki saat bekledim herkes uyandı yengen beni kahvaltıya çağırdı amcamın sıkıntı ettiğini söyledi burnunun kanadığını söyledi amcam benim 3 tane çocuğum var sana nasıl bakayım dedi halbuki ben kendisinden bana bakmasını istememiştim ama uyumak için bir yer arıyordum. Neyse oradan da çıktım, herkes dışarıda kaldığını konuşuyordu iki gün boyunca dışarılardaydım ve kimseden gidip bir lokma ekmek istemiyordum iki gün boyunca çok acıkmıştım. Aşağı bostanımızda kuru soğan vardı belki kuru soğan yerim diye gittim Bir de baktım ki soğanları babamgil sökmüş ve soğan bostanı bomboştu.  Şöyle biraz dolaştım yerde bir tane unutulmuş sökülmemiş soğan gördüm onu ellerimle söktüm ve kabuklarını soydum bir baş kuru soğan bu. Bir baş kuru soğan yedim hem açlığım hem susuzluğum gitmişti sanki nefsim körelmişti dedim ki insan bir başvuru soğanla da doyarmış demek ki. Bu bir başvuru soğan için Allah'a şükür ettim Allah'ım sana şükürler olsun bu bir baş kuru soğan benim karnımı doyurmaya yetti.


18 yaşına geldiğimde babam herkese ferhat'ı evden kovdu artık eve gelmesin nereye gidiyorsa gitsin ister ölsün umrumda değil gibi şeyler söylüyordu herkese ve beni evi çevresine yakınlaştırmıyordu. Babamın amcasının oğlunun evine gittim ve orada kalmaya başladım. Bu adam rahmetli hasan amcam dı. Kendisi evde yoktu çobandı ama oğlu benim çocukluk arkadaşımdı. Serkan kuzenlerim arasında en çok sevdiğim kişidir. Annesi Sultan yenge durumuma çok üzülüyordu ağladı ve ben sana da bakarım diyordu Ve kızı Güllü abla da sen de bir kardeşimiz olursun diyordu herkes babamın beni kovduğunu biliyordu fakat bu aile bana sahip çıkmıştı. Onlara dışarıda kaldığımı iki gündür sadece bir kuru soğan yediğimi söylemiştim evde bulunan herkes ağlıyordu. Bundan sonra burada kalırsın diyorlardı. Bir ay yanlarında kaldım bu süre içerisinde babam muğla'ya çalışmaya gitmişti fakat Ferhat eve gelirse hemen muğla'dan geri dönerim demiş. Annem ve kardeşlerim onun geri dönmesinden korktukları için beni eve çağıramıyorlardı. 3 yaşındaki kardeşim Cem yoldan geçtiğimi gördüğünde abi abi abi diyerek beni çağırıyordu henüz fazla bir kelime bilmiyordu sadece abi abi abi diyordu. Kardeşimin yanına gidememek ona sarılamamak onu öpüp koklayamamak benim için dünyanın en dayanılmaz acısıydı. Kuzenim Serkan bana semeri ile beraber eşeğini verdi emmi oğlu Al bunu götür kasabada sat eline bir kaç kuruş para geçer onunla da istanbul Antalya Ankara gibi bir yere git demişti. Ben de semeri eşeğe giydirdim ve kasabaya yakın bir mezraada ablam ve halam yaşıyordu, ablamın yanına gittim. Diderken de iki tane en güzel tavuğu evden aldım bu tavuklardan biri mavi yumurtluyordu. Annemi ve kardeşlerimi gördüm ve onlara veda ettim. Ama eşeği ve semeri satamadım. Bir ay ablamın yanında kaldım bir ay sonra babamın öfkesi dinmiş artık eve dönebilir demiş. Eve döndüm ama hiçbir zaman babamla konuşmadım, zaten 5 yıldır da aynı sofrada yemek yemiyorduk.
19 yaşına girdiğimde ablamgilin mezrasında kuzenlerimle ve yöre halkı ile beraber ormancının bize verdiği çam tohumlarını sürülen yerlere ekiyorduk 10 gün boyunca çalıştım çok neşeli insanlarda sürekli şakalaşıyorlar gülüyorlar espriler yapıyorlar komik olaylar anlatıyorlar onların yanında severek ve isteyerek çalışıyordum. Burada kazandığım parayı da babam ya o parayı bana verecek ya da eve gelmesin demişti mevsim kışa yaklaşıyordu parayı vermesem dışarıda kalacağımı biliyordum nereye gidebilirdim istemeyerek de olsa parayı ona vermek zorunda kaldım. Bu parayı ona vermek istemiyordum çünkü ben ilkbaharda askere gidecektim bu paraya ihtiyacım vardı ama sen parayı ver o zaman gelince sana paranı verir demişti annem ama ne yazık ki babam parayı vermedi. Ben işin parasında da değilim neticede adettendir köylüler akrabalar cebime harçlık koydular sağ olsunlar ama kendi alın terimi cebirle benden alması beni çaresiz ve güçsüz bırakması çok ağrıma gidiyordu. 19 yıl boyunca çektiklerim neticesinde artık babamla hiç konuşmak istemiyordum ama inekleri yemlemeyi ve onları sulama görevini bana vermişti ve ben sürekli ahıra gidiyor ineklerin altını temizliyordum. Tertemiz yaptığım halde tabiri caizse Bal dök yala yaptığım halde bile Babam yine de beğenmezdi. Bir gün o çok sevdiğim Sarı ineğimiz donmuş karda yürürken 4 ayağı birden Kara gömüldü ve ahırda onu bekleyen bir aylık erkek buzağı vardı. Ne yaptıysan ineği karın içerisinden çıkaramadım eve gelip babama haber verdim Babam ise sinirlendi eline bir sopa alıp karın içine gömülmüş ineği dövmeye başladı inek karın içerisinden çıkmaya çalışıyordum ama bir türlü çıkamıyordu dakikalar geçtikçe inek üşüyordu Ben de kötü şeyler hissediyordum. Nihayet korktuğum başıma Geldi ve babam ahırdan küreği getirdi ve küreğin Demir kısmıyla iğneyi dövmeye başladı sivri kısmını ineğin sırtına vuruyordu bağırıyordum çağırıyordum Baba vurma elleme ineğin önündeki karı kürüyüp temizleyelim yine acı çektirmeden çıkaralım karın içinden desem de beni dinlemiyordu bir taraftan bana kızıyor bağırıyor diğer taraftan kürekle ineği dövüyordu. Bir saattir uğraşmıştık ineğin önündeki karı temizledik ve ineği patikaya gelmesini sağladık ama inek sürüne sürüne gelmiş doğru ya ayağa kalkamıyordum yoldan geçenler merak ile gelip bakmıştı ne oldu buna diye soruyorlardı donmuş karın içine battı ne çalışıyoruz diyordu babam. Komşular 2 tane kalın uzun sopa ile 2 kişi sağ tarafta iki kişi sol tarafta ineğin ön ve arka koltuk altlarından sopayı koyarak iğneyi oradan kaldırıp ahıra götürdüler köylüler böyle bir şeyin çok eskiden gerçekleştiğini ineğin korkudan böyle yaptığını söylüyorlardı. Ben ise şaşırıp kalmıştım ama korkudan olduğunu düşünmüyordum çünkü inek Bir hafta boyunca ayağa kalkmıyordu sürekli yemini büyük bir leğen içerisinde önüne koyuyordum suyunu Bir kovada veriyordum. Ben babamın ineğin sırtını kırdığını düşünüyordum çünkü kürekle bütün kuvvetiyle vuruyordu. İneği sağmak için komşular geliyordu ineği sopalarla altına destek vererek ayağa kaldırıyorlardı annem yine sağıyordu buzağı da annesini emiyordu fakat bu bir çözüm değildi bir hafta sürmemeliydi bu inek çok zayıfladı ve bir kasap çağırdılar yine ya dışarıda kestiler. Kasap ineğin derisini yüzdüğünde ineğin sırtının kırılmış olduğunu gördü. Babam kürekle vura vura ineğin sırtını kırmıştı. Halam ben henüz ilk okula başlamadan önce bu ineğin annesini bize vermişti. Annesi doğumdan sonra annem ve babamın yal vermesi sonucu inek ölmüştü yavrusu olan bu dişi buzağı ortada kalmıştı Ben ağlayarak inek öldü bu buzağı nasıl yaşayacak diyordum. Köyün ileri gelenlerinden ninem yaşındaki bir kadın Feryadımın yürekler dağladığını görünce orada bulunan herkese bize günlük süt getimelerini söyledi ve ilk önce de kendisi getirdi. Bizbu buzağıyı komşuların getirdiği sütlere ekmek doğrayıp yedirerek büyütmüştük.   15 yıldır yağlı sütünü içiyor tabaklar dolusu kaymağını ve tereyağını yiyorduk, özellikle ben her sabah bir kase yoğurt yiyordum. Artık ineğimiz ölmüştü ben hüngür hüngür ağlayarak kendimi suçlu hissettim çünkü bu olayda da babam beni suçladı, eğer ben hayvanları sulamasaydım bu olay böyle olmayacakmış. Halbuki kendisi suçunu hiç kabul etmiyordu, ineğin sırtını kürekle vura vura kırmıştı. Artık babamla hiç konuşmuyordum.

3
Ablam ise sürekli benden daha çok çalıştığını benden daha güçlü olduğunu söyleyip duruyordu. Sabah ezanından daha erken kalkıp tarlaya gidiyordum akşam oluyor gözümüz görene kadar çalışmaya devam ediyorduk hatta bazen akşam yükleme yapıyorduk 8 9'a kadar ben gerçekten çok yoruluyordum. O arılar bir gün sabah uyandığımızda ineğimizin doğurduğunu görmüştük babam bize Müjde vermişti ben çok seviyordum ineği ve yavrularını. Bu aralar Beni tek mutlu eden şey buydu ineğimiz doğum yapmıştı sütümüz vardı ve buzağımız çok tatlıydı. Tam bir yıl sonra Bu kez kirvemiz eşi yeğeni komşusu ve kardeşiyle birlikte babam annem ablam ve ben ayçiçeği tarlasın da çalışmak için aşağıdaki köylerden birine gittik Bu kez bir evde kalıyorduk, beraber çalışmaya gittiğimiz bu insanlar dostken sonradan bize düşman oldular gerekçeleri benim onlarla aynı ücreti alacak  olmandı. Tartışmalar itişip kalkışmalar ve onların bize işin ağır kısmını yaptırmaları Ve sonunda da benim bir miktar paramı gasp etmeleri hem beni hem babamı Hem annemi hem ablamı çok üzmüştü. Babamla tartıştıklarında babamı savunuyor karşıdaki insanlara Keskin cevaplar veriyordum. Onların karşısın da babam tek bırakmıyordum.

16 yaşına geldiğimde babam beni Gebze'de ikamet eden halamın yanına gönderdi, biletimi kesti ve elime 15 TL para verdi. Halam da başından savınca Ataşehir'deki teyzemin yanında soluğu aldım ve orada 3 ay çalıştıktan sonra tekrar memlekete göndüm. Ailemin benden beklentisi çok büyüktü, İstanbul'a taşınmayı hayal ediyorlardı ve benim onlara ev bulmamı ve evi geçindirmemi istiyorlardı. Elin evinde ne kadar sığıntı gibi kalacaktım ki? Memlekete döndüğünde elimdeki üç beş kuruşu da babam aldı. Ne kendime bir tişört almıştım ne de doğru düzgün bir gözlük. Gözlük demişken o sırada ilk gözlüğümü almıştım. 6 yaşındayken gözlerim bozulmaya başladı ama bunu ailem anlamıyordu. Telefonun önüne oturuyordum çünkü ekranı göremiyordum. Babam ve annem ise televizyona bu kadar yakın oturursam gözlerimin bozulacağını söylüyorlardı. Halbuki gözlerim zaten bozulmuştu. Neticede 16 yaşından beri 16 yıldır gözlük kullanıyorum. Hiçbir zaman ameliyat olabilecek kadar birikintim olmadı. 
O yılın güz döneminde tekrar ayçiçeği ve şeker pancarı hasadı için çalışmaya başladık. Bu kez yukarı mahalleden arkadaşım annesi babası ve aşağı mahalleden benden 6 yaş büyük annemin bir akrabası ile babam annem ben ve ablam tarlada çalışıyoruz. Annemin o akrabasını bazı nedenlerden dolayı sevmiyordum. Ortaklığı karıştıran, oldukça laşka bir tipti.  Hal ve hareketleri yüzünden Çalışma hevesim kalmıyordu. Artık ondan nefret ediyordum ve onunla konuşmuyordum. Ona derin bir öfke ve kin besliyordum. Çünkü bu kişi bir kaç yıl önce beni taciz ve tahrik etmişti ki ardından da karşılıklı sürtünme yoluyla cinsel beraberliğimiz olmuştu. Beni ayartmıştı ve kullanıyordu. Bir seferinde babam beni evden kovduğunda onun yanına gitmiştim akşam onun yanına kalmıştım. Şerefsiz sabaha kadar benimle sevişmişti. Neyse dönelim konumuza. Bunlarla beraber tarlada çalışırken bu yine yersiz şakalarından birini yaptı artık ben buna tahammül edemiyordum. Açtım ağzımı yumdum gözümü. O arada babam bu durumu hazmedemediği için bana salça oldu. Bana küfredip, hakaretler yağdırıyor. Eee kimin oğluyum benim ağzım dilim yok mu? Karşılıklı atıştıktan kısa bir süre sonra babamla birbirimize önce pancar sonra da kesici aletleri attık ama ilk o atıyordu ben de karşılık veriyordum. Neyse bayılma numarası yaptı, ortam çok gergindi, kendisini acındırmak istiyordu. O an ben Kalk bu numaraları yemem ben dedikten sonra Babam birden ayağa kalkıp beni kovalamaya başladı. Bana yetişemeyeceğini anlayınca dönüp ata binerek beni durdurmaya çalıştı. Nitekim bir ay öncesine yine kaçmıştım ve başka bir köyde soluğu almıştım. Neyse bu sefer kaçarsam geri dönmeye niyetim yoktu o da bunu anladığı için gitmeme izin vermiyordu. Kovalamaca devam ederken yirmi metre yükseklikteki bir köprünün üzerine geldiğimde tellere tırmanıp kendimi köprüden akan çay'a atmak, yani intihar etmek istedim ama babam at ile hızla gelerek buna engel oldu. Kovalamaca abartısız 30 kilometreyi buldu ve yolda karakolu aradım ve beni kurtarın dedim. Kovalamaca devam ediyor babam karakolu aradığım için çıldırmış bir hâlde beni atla kovalıyor. Bana yetiştiğinde bariyerlerden atlayıp tarlada koşmaya devam ederken babam yolda kalıyor çünkü at bariyerlerden atlayamıyor.  Bariyer bittikten sonra bu kez babam tarlada atla kovalıyor belli bir noktadan sonra tekrar bariyer başladığı için tekrar bariyerden atlayıp yolda koşmaya devam ederken bu kez babam atla tarlada kalıyor. Böylece 3 köy arasında 30 km den fazla yol kat ettikten sonra haliyle benim dilim damağım kurudu ve bitkin düştüm be babam nihayetinde önüme geçebildi bu kez gönüp geldiğim yöne doğru koşmaya başladım tekrar köprünün üzerine geldiğimde köprünün karşısında arkadaşım babasıyla yolu kapatmışlardı babam da diğer taraftan gelince kaçacak yer kalmayınca arkadaşımın babası kendisine teslim olmam karşılığında kılıma zarar gelmeyeceğine dair söz verdi ve babama da eğer çocuğa bir şey yapmayacağına söz verirsen o bana teslim olacak dedi. Babam da bu şartı sözlü olarak kabul etti. Arkadaşım ve babası iki polis memuru gibi kollarımdan tutarak beni götürmeye başladılar babam da at sırtında arkamızdan geliyordu. O sırada karakol komutanı beni aradı ve ben yakalandığımı ve uzlaştığımızı söyledim ama sonumun ne olacağını bilmiyorum dedim. Telefonu kapattıktan bi 5 dakika sonra babam attan inip eline kocaman bir taş almış ve tekrar ata binmiş ve iyice bize yaklaşınca büyük gücüyle o taşı benim sırtıma attı. O an gözlerim karardı ve dizlerim yere düştü. Çünkü sağ kürek kemiğimin altındaki kaburga kemiğim çatlamış, o bölgede çok ağır bir travma meydana gelmiş ve utanç verici ve korku dolu anlar yaşıyordum. Arkadaşımın babası bu olaya çok sinirlenmiş babama sert bir şekilde çıkışmıştı. Sen ne şerefsiz adammışsın dönek baba söz vermiştin hain gibi sözler söylüyordu. Diğer bir taraftan da oğluyla birlikte beni teselli etmeye çalıştı. Keşke bu adam gibi bir babam olsaydı. Şevkat ve merhamet doluydu. Neyse beni çadırların olduğu yere getirdiklerinde karakol komutanı ve bir kaç askerin de bizi beklediğini gördüler. Genç komutan önce babama bu çocuğu neden dövüyorsun diye babamı azarlarken babam da pişkin pişkin bu delidir elimizden sürekli kaçıyor, akli dengesi bozuk bunun diyordu. Sanırım Komutan buna inandı ve benim yanıma geldi ve beni biraz onlardan uzaklaştırdı. Ben ise şikayetçi olmaktan vazgeçmiştim. Komutana sırtımı göstererek beni sürekli dövüyor dedim. Komutan babama dönerek bu çocuğa bir daha el kaldırırsan bu kez seni tutuklarım diyerek çekti gitti. Bir saat sonra darbe aldığım yer simit çapında bir hamur bezesinden daha büyük bir şekilde şişmişti ve hareket kabiliyetim kısıtlanmıştı. Annem arada bir geliyor sırtımdaki şişen yeri soğuk su ile ovuyor ve babama oğlanın sırtını kırmışsın diye bağırıyor oğlanı ne hale sokmuşsun diye kızıp üzülüyordu. Bir kaç gün geçtikten sonra tekrar çalışmamı istediler ve beni çalışmaya zorladılar. O çatlak kemikle çalışmaya devam ediyor kimseyle konuşmak istemiyor ve aslında o ortamdan kurtulmak istiyordum. Aradan 16 yıl geçti ama hala o bölge ağrıyor. Darbeyi aldıktan iki ay sonra kendi imkanlarımla doktora gittim ve kaburda kemiğimin çatlamış olduğunu öğrendim. Doktor bal ye süt iç kalsiyum içeren gıdalar tüketirsen iyileşirsin dedi. Eve geldiğimde evdekilere doktorun verdiği tavsiyeleri söyleyince babam beni uyanıklıkla suçladı ve bunları benim uydurduğumu öne sürdü. Sağ kürek kemiği bölgesinde sürekli olarak ağrım vardı bi ara askerdeyken iyileşir gibi oldu ama sonra tekrar ağrılar başladı, aradan yıllar sonra tekrar doktora gittim 7° skolyoz çıktı. Çünkü ağrı beni yatırmıyordu ve ağır işler yapamıyordum. Derken bel sırt ve boyun fıtıkları çıktı ve sonrasında ağrının olduğu bölgelerde bir kitle tespit edildi. Ben yıllardır bu ağrıları dindirmek için çeşit çeşit ilaç kullandım. Bu ilaçlar böbrek karaciğer ve safra kesesine zararlar verdi. Bu gün hâlâ o bölge ve bir yıldır da boynum ağrıyor. Son bir ay içinde iki kez boynum tutuldu ve her tutulma bir hafta sürdü. En son 5 gün önce doktora gittim bütün sonuçlara baktıktan sonra senin ağrıların stresten dolayıdır dedi ve antidepresan verdi. Bu ağrılardan kurtulmak istiyorum.

4
11 yaşına geldiğinde babam beni ve ablamı yatılı ortaokula verdi 1 yıl yatılı okulda okuduk. Babam Ablama 5. Sınıftan sonra okula bir yıl ara verdirmişti böylelikle ablamla beraber aynı sınıfata okuyordum. 3 haftada bir cumartesi pazar köyümüze gidebiliyorduk. Ailemizi çok özlüyorduk babamız sürekli bize harçlık veriyordu. Uzak olunca babamın beni sevdiğini biraz anlıyordum. İlçeye geldiğinde okulumuza geliyor bizi ziyaret ediyordu. Bir ihtiyacınız olup olmadığını soruyor yiyecek içecek türü şeyler getiriyordu. Giderken mutlaka harçlığımızı veriyor ve bize nasihatlerde bulunuyordu.

11 ile 12 yaş arasında yaz tatili döneminde hayatımın dönüş noktalarından birisi oldu. Benden 7 yaş büyük amcanın kızı ile tartıştık kavga ettik annem bizi ayırdığı sırada yerden bir taş alıp kıza doğru attım ve kızın kafası kırıldı. Kız hastanelik oldu ve kan kaybından az kalsın ölecekti. Bugün babam eve geldiğinde beni öyle bir dövdü ki ellerinden ayaklarımdan tutup Beni bir o duvara bir öteki duvara vuruyordu. Yerde ezim ezim çiğniyordu ben nasıl ölmüyordum anlayamıyorum. Beni dövmekten artık yorulmuştu annem babamın elinden beni alamıyordu, babam bir yere kaçmayayım diye kapıyı da kilitlemişti, annem kapıyı açınca tökezliye tökezliye başından yıldızlar uçuşur vaziyette kapıya doğru yöneldim ve kendimi dışarı attım yalınayak bir şekilde kaçmaya çalışıyordum ama sanki üzerimden tır geçmiş gibiydi buna rağmen hala babam arkamdan bana taşlar atıyordu. Ayaklarıma cam kırıkları ve dikenler batıyordu. Kendimi dedemgilin ahırına attım ve sessizce ağlamaklı bir şekilde orada bekliyordum. Kuzenim ahıra gelip beni görünce dedeme ve neneme haber verdi onlar da yanlarına çağırdılar kuzenime dedim ki onlardan utanıyorum yalın ayak geldiğim için. O da gidip onlara bu durumu bildirince bana bir siyah lastik ayakkabı gönderdiler o ayakkabıyı giydim ve nenem ve dedemin yanına vardım. Balkonda oturuyorlardı Allah rahmet eylesin onlara çok iyi insanlardı hemen üzerimdeki stres ve sıkıntıyı almak için güler yüzlü bir şekilde gel bakalım ne oldu anlat bizlere dediler. Ben de başımdan geçen olayları anlattım kızın kafasını kırdığım için oh iyi yapmışsın diyorlardı. Babam içinde elleri kırılsın diyorlardı. Kuzenim yaylaya gidiyordu nenem ve dedem bana dediler Sen de eşeğin arkasına bin ve onunla beraber yaylaya git. Kuzenimle beraber dayımgilin bulunmuş olduğu yaylaya vardık köylüler yanımıza geldi köyde ne var ne yok diye sordular Ben de güllük gülistanlık her şey çok güzel dedim. Sabaha doğru henüz güneş doğmadan babam bir at ile yaylaya gelmişti. Dayın eşi ve diğer dayım kahvaltı yapıyorlardı babam da oturup onlara dünkü olayları anlatıyordu ve çok dertli kederliydi. 20 dakika daha kan bulunmasaydı kız ölecekmiş amcam bizi karakola vermiş, mahkemelik olmuşuz, ifade için benim karakola ve mahkemeye çıkmam gerekiyormuş. Bunları yataktayken dinliyordum babamın bu durumuna çok üzüldüm ve yataktan sessizce çıktım sonra yengem dayım ve babam çağırdılar beni gel çay iç kahvaltı yap dediler Canım hiçbir şey çekmiyordu ama sofraya oturup bir şeyler atıştırmaya çalıştım. Babam olayı dayılarımı anlatırken dayım bu çocuk dün bize hiçbir şey anlatmadı diyordu. Babam adı hazırladı ve babamla ata bindik beni cesaretlendirmeye çalışıyordum askerlerden korkmamamı hakimden savcıdan korkmamamı ve kendisinin bana öğrettiği şekilde ifade vermemi istiyordu. Babam bana sıcak davranıyor ve cesaretlendirmeye çalışıyordu. Ama mahkeme salonuna gittiğimizde koridorda beklerken amcam karısı ve kafası kırılan kuzenim de oradaydı. Babam onlarla barışmak konuşmak istiyordu annem de öyle onlar karşılık vermeyince babam koridorda sinir krizlerine girip beni dövmeye çalıştı. 5 dakika sonra hakim karşısına çıkacak bir çocuğu böyle dövmeye çalışıp azarlamak hangi akıl kârıdır. Savcı ve hakim bana olayı anlat nasıl oldu diye soruyorlardı Ben ise babamın bana öğrettiği gibi bir ifade vermeye çalışıyordum. Şöyle ki arkadaşlarımla oyun oynuyordum bir yere taş atıyorduk oradan kuzenim geçerken taş onun kafasına değmiş kasıtlı olarak onun kafasını kırmadım. Hakim tanıklarının var mı dedi bu kelimenin anlamını bilmiyordum ve neden bana Sanık deniliyordu? Arkadaşların kim diye sorunca Ben de arkadaşlarımın ismini söyledim. Bu arkadaşların da olayla aslında hiç alakası yok. Neticede 12 yaşını doldurmadığım için tutuksuz yargılandım, babam da çeşitli yalanlarla davayı düşürmeye çalışıyordu bu çocuk delidir diyordu. Olay kamu davasına dönüşmüştü. Mahkemede hastane raporu istemişti ve babam beni hastaneye götürmüştü hastaneden de sağlıklı olduğuma dair mi yoksa deli olduğuma dair mi bilmiyorum ama bir rapor verilmişti. Mahkemede bu rapor ne kadar işe yaradı bilmiyorum ama biz Bir 6 ay mahkemeye gidip geldik en sonunda babam hakim ve savcıya bağırıp çağırarak davanın bitmesini sağladı. Neticede amcamgil ile 10 yıl boyunca düşman olduk ve konuşmadık Ben askere gidip geldikten sonra barışmışlardı ben askerden geldikten sonra da annem babam onlar yanıma geldiğinde onlarla barışmamı istediler ben de ellerini öpmediğim halde onlarla konuştum. O 10 yıl süre zarfı içerisinde başta babam sonra ablam sonra diğer kardeşlerim ve annem başlarına ne musibet gelse bunun sorumlusunun Ben olduğunu hiç çekinmeden söylediler her seferinde benim o kızın kafasını kırdığım için başlarına her türlü kötü şeyin geldiğini sürekli söyleyerek beni aşağılıyor, dışlıyor ve suçluyorlardı. Tam 10 yıl boyunca bu ağır suçlama devam etti her gün işkence çekiyordum. Olayı hemen hemen her gün bazen haftada bir bazen ayda bir kaç sefer tekrar anlatıp gündemden düşürmüyorlardı. Özellikle babam bu işe öncülük ediyordu.

5 veya 6 yaşındayken bir seferinde misafir odasında ablamla beraber bir kitapçık görmüştük hemen merakla içini açıp baktığımızda ise bunun bir seks dergisi olduğunu anladık, daha önce böyle bir şey görmemiştik Ben çok korkmuştum ablam ise merakla bütün sayfalara bakmak istiyordu ama ben buna izin vermedim hemen bunu alıp babam ve anneme göstermiştim o anda annem bu da nedir böyle diye sordu. Babam ise suçlu amcamın oğlunun üzerine atarak kesin o getirip bizim eve bırakmıştır ben onu yakalayınca döveceğim diyordu. Halbuki amcamızın oğlu nereden gelip bizim evin misafir odasına çeyiz sandığının oraya bir yere bu şeyi saklayacak? Bu %100 babamın işiydi kendi suçunu örtmek, kendisine toz kondurmamak için başkasına da iftira atmıştı. Hemen elimden dergiyi alıp yırtıp parçaları ayırarak yanımızdan gitti. Erkekleri ve kadınları çırılçıplak ve cinsel ilişkiye girmiş halde görmek beni çok kötü etkilemişti, korku, endişe, tiksinti hepsini karışık bir hâlde hissetmiştim. Ablam ise neden verdin sonra bakardık demişti.

5 yaşından sanırım 15 yaşına kadar babam sürekli kapı arkasında saklanır Tam ben içeri girdiğimde veya dışarı çıktığımda böh, hav, hır gibi sesler çıkararak beni korkuturdu. Bunu neden yapıyordu hala çözebilmiş değilim bundan keyif mi alıyor? Gerçek niyeti neydi ama ben her seferinde korkar ve irkilirdim. Bunu da görür görmez hemen annemin babasını kastederek aynı dedesine çekmiş korkak ciğeri yok ciğersiz yüreksiz gibi ithamlarda bulunarak beni küçümseyip dururdu. Bir seferinde kış mevsimiydi dışarıdaki tuvaletten eve doğru geliyordum pencerenin yanına yaklaştığımda babam pencereyi birden açıp boğazındaki balgamı dışarı doğru tükürdü ve tükürdüğü balgam suratıma gelmişti bunu kasıtlı mı yapmıştı anlayamamıştım ama annem çok kızmıştı ona O da ben görmedim diyordu Bence görmesi imkansız değildi muhtemelen görmüştü ama belki de tükürüğünün bana denk geleceğini hesap etmemişti her ne olursa olsun orada kendini yine haklı çıkarmaya çalıştı.

Eğer yanlış hatırlamıyorsam 13 yaşından 19 yaşına kadar babamın bana şunları dediğini çok iyi biliyorum. Zeki Müren, Bülent Ersoy, Fatih yürek, Nonoş, Qaçça loğuk (kız oğlan = kız gibi oğlan). Bir baba evladını, oğluna, kendi parçasına ulu orta her yerde bunları der ona sinirlendiğinde kızdığında sürekli onu bu şeylerle aşağıladıktan sonra ondan nasıl bir erkek veya erkeklik nasıl bir adamlık nasıl bir maskulenlik, nasıl bir davranış bekleyebilir ki? Bu çocuğun ileride Bu yukarıda saydığı kişi veya isimlendirme lerden  farklı bir şey olmasını istemek veya beklemek ne kadar doğru ve mantıklı olabilir ki?
O çocuk böyle bir babayla nasıl ve neden özdeşim kursun? Neden ona benzemek istesin? Neden onu ve temsil ettiği erkekliği kabul etsin ki? Toplumda saygı görmeyen bir adamı öz oğlu nasıl benimse yebilir?
Babam beni çok döverdi hemen hemen her gün dua et her gün olmasa bile iki günde bir veya üç günde bir döverdi. 2,5 yaşında babamı tanıdığımdan beri 19 yaşına gelene kadar ondan dayak yedim. Sadece dayak mı sadece dayak yemedim horlandım dışlandım alay edildim küçümsemdim kabul görülmedim, sorgulandım yargılandım.
Yanılmıyorsam bir seferinde 7-8 yaşındayken Küçük kız kardeşimle kavga ettik Ben de hırsımı alamayınca onun terliğini tuvalete attım bilirsiniz eski köy tuvaletlerinin küçük depolarına açılan bir pencere vardır Bu pencereden dolan depo ara sıra boşaltılır. Kız kardeşim babama benim terliği tuvalete attığımı söyleyince babam beni ensemden yakalayıp elektrik kablosu ile döverek o tuvalet kuyusunu girişine götürdü Ve beni zorla o tuvalet kuyusuna bokların içine soktu terliği oradan aldırdı. Zaten yediğim ayaklardan dolayı ağlıyordum Bir de oraya girince gururum o kadar incindi ki o kadar utanç verici bir şeydi ki çıkan terliğin de yırtıp bir terlik olduğunu babam görünce o kız bunun için mi ağlıyordu bu terlik yırtık giyilecek hali kalmamış diyerek beni dövdüğüne ve bolum içine soktuğuna aslında bir nevi pişman oldu. Ama iş işten geçmişti benim ellerim ayaklarım ve pantolonum hep bok olmuştu. Ne kadar utanç vericiydi yaşadığım bu olay. Çevremizdeki bütün babalar erkek çocuklarına çok değer veriyordu hatta anneler bile erkek çocuklarına çok değer veriyordu ama benim babam öyle değildi onun kızları değerliydi tabii erkek kardeşimle değerliydi ama benim hiçbir değerim yoktu hele ki kızların karşısında benim hiçbir değerim yoktu ne zaman ablamla kavga etsem ne zaman kız kardeşimle kavga etsem haklı da olsam babam gelir beni döverdi onlar Yeter ki baba diye seslensin, babam gelir hiçbir şey sormadan elinde ya kemeriyle ya elektrik kablosuyla ya bir değnekle ya bir terlikle ya bir sert isimle kafama boynuma sırtıma ellerime ayaklarıma nerem rast gelirse orama vururdu. Neden çevremdeki yaşadığım bölgedeki diğer babalar hiç erkek evlatlarına veya kız evlatlarını döymüyordu?
Babam bir iş buyururken onu asla tatlı dille söylemezdi. Yakına yakına işi buyurur ve o işi önemsemiyormuşuz gibi davranarak, oyy oyy şu işi yapmadınız, abauu ahırı temizlemişsiniz vb . Bir gün benden eşeği sulamanı istedi ben ise eşekten korkuyordum çünkü bizim eşek tekme atıyor ısırıyor kaçıyordu, Bu yüzden eşeği sulamak istemiyordum eşek beni deviriyor kaçıyor dedim. Hemen sinirlendi ve eline bir değnek alarak beni döverek eşeğe doğru götürdü halbuki eşek 200 metre ilerideydi kendisi de suluyabilirdi veyahut da benimle beraber eşeği suluyabilirdi. Ama o ne yaptı akranlarım olan kuzenlerimin karşısında eşeğin zincirini bağladığımız Demir çubuğu karnıma çakıyor, sırtıma ve ayaklarıma vuruyor bir yandan da sinirli bir hâlde sana eşeği sula dedim oğlum, eşeği sulayacak mısın, sulamayacak mısın diyerek hem beni dövüyor hemde  beni akranlarının karşısında küçük düşürüyordu. Bense hem utanıyor hem de ağlıyordum çünkü kuzenlerin Bu durum karşısında gülüp kahkaha atıyorlardı. Onların babaları bir gün olsun onlara bir Fiske bile vurmamıştı. Bu olaya şahit olan kuzenlerim ara sıra bunu anlatıp gülüyorlardı Ben ise utanıyordum yaşadığım bu şeyden dolayı.

14 yaşına geldiğimde orta okul bitti ve çalışma hayatım başlamıştı. İlk olarak babam ben annem ablam buradayım teyzemin oğlu ve annemin dayısının oğlu ile birlikte ayçiçek tarlasında çalışmaya başladık. Babamın huyudur sürekli insanlara kendisini övüp durur. Ben ise ne övünmeyi severim ne de kendini övenleri. Babam bu insanların yanında da beni dövüyor horluyor dışlıyor ve azarlıyordu. Daha yeni çalışmaya başlamıştım hava çok sıcak ayçiçeği bitkisinin tozu insanı kaşındırıyor sabah güneş doğmadan işe başlıyoruz akşam güneş batıp karanlık çökene kadar çalışıyoruz. İlk defa çalışma hayatına başlayan bir genç için bu oldukça yorucu ve keyifsiz bir iştir. Yine bir gün babam insanların içerisinde beni çok küçük düşürmüştü ve yanılmıyorsam da biraz da vurdu artık dayanacak gücüm kalmamıştı Hem o kadar çok yorgundum Bir de babamın üzerime gelip moralimi sıfıra indirmesi beni bunaltmıştı Ben de bayılma numarası yapmıştım O inanmasa da bayılmış gibi yapmıştım annem ise merhamet ederek Hemen yanıma geldi düştüğüm yerde beni kaldırmaya çalıştı benimle ilgilendi, bir iki dakika numara yaptıktan gözlerini açtım ve annemden su istedim annem bana biraz su verdikten sonra beni alıp çadırların yanına getirdi benim için banyosu hazırladım ve sırtını keseleyip beni temizledi. bu adam da işte böyledir onu idare etmek gerekir gibi şeyler söyler sürekli. Dayım benden 13 yaş büyüktü o 20'li yaşlardaydı ve yeni evliydi artist bir insandı maçoydu ve bana zorla sözünü geçirmeye çalışırdı. Bazen beni dövmeye çalışırdı Ben de bir gün elimdeki kesici alet ile onun koluna vurdum ve yaralandı ondan sonra aramız hiçbir zaman tam olarak düzelmedi. Dayımı yaraladığım için babam adeta benimle düşman olmuş ve bana kin besliyordu. Ayçiçek tarlaları bittikten sonra dayım ve diğerleri firar ettiler. Ben babam annem ve ablam pancar tarlasına taşındık ve bundan sonra pancar sökerek çalışmaya devam ettik. Pancar sökmek ve kırkmak ve onu yüklemek çok ağır işti babam sürekli yapamadığını daha hızlı çalışmam gerektiğini söyleyip duruyordu.

5
Evet bu gün bunu başlatıyorum iyileşmek için bir kitaptaki bütün soruları cevaplamaya başlıyorum. Bu gün 14 Aralık 2022 aslında az önce kız arkadaşıma yapmış olduğum çıkma teklifimin olumsuz yanıtımı aldım ama buna rağmen kendi sağlığım için bunu kafaya takmayacağım ve hiç strese girmeyeceğim. Neticede kazanmak ta kaybetmekte bir tecrübedir. Başarısızlıklar insanı başarıya götüren adımlardır. Bu gün yapabileceğim şeyler arasında kendimi teselli etmek, stresi pmo yaparak atmaktan şiddetle kaçınmak. Ve kitaptaki soruları cevaplamaya gayret göstermek.

2. Nelere ihtiyacım olacak?

Bir dostla konu hakkında konuşmaya ihtiyacım var. Moral ve motivasyon desteğine ihtiyacım var. 

 Eylem planım nedir? Bugün hangi alıştırma(lar) üzerinde çalışacağım?

Bu gün birinci alıştırma üzerinde çalışacağım biliyorum bu çok yorucu ve detaylı bilgi içeren bir yazı olacak belki saatleri belki de günleri veya haftaları kapsayacak ama neticede bu yararlı bir iş olacak. Haydi başlayalım.

1. Babanızla olan ilişkinizi anlatın; geçmişten (en eski anılarınızdan itibaren) günümüze (günümüzdeki durumunuza).

Babamı ilk hatırladığım kadarıyla 2.5 yaşındaydım. Ve geçici olarak bir evde yaşıyorduk. Bir gün komşunun kümesinden bir tavuk yumurtası aşırıp babama getirmişim, babam da yumurtayı elinden alarak bana bir Osmanlı tokadı atmış ve yere yapışmışım. Yumurtayı orada bizi izleyen komşuya vermeye gitmiş ve o yaşlı adam babama vicdansız nasıl el kadar bebeğe vurursun? Ben zaten onun yumurtayı aldığını gördüm ve göz yummuştum, senin bu yaptığın iş mi böyle bak çocuğu ne hale soktun demiş. Bu tokadın ardından Ben  3 gün boyunca hasta olmuşum, babam da bu halime üzülüp pişman olmuş. Hatırladığım en eski hatıra O gün o evden taşınırken babamın dışarıda telaşlı bir hâlde traktörü kullanan kişiye geri geri yanaşma manevrasında seslenmesi ve o esnada romörkün pencereye dayanarak camı kırmasıyla babamın sinirlendiğini ve traktörü kullanan kişiyle münakaşaya girdiğini hatırlıyorum. Babam bağırıyor ve etrafa dehşet ve korku saçıyordu.
İkinci anı olarak 3 yaşındayken babamın evimizi inşaa edenlerle beraber çalıştığını ve bir keresinde beni kucaklayıp evin temelini gösterdiğini hatırlıyorum. Temel çok derindi sanırım bir metreden fazlaydı. O an temele düşmekten ürkmüştüm.
Üçüncü olarak evin duvarlarının yükseldiğini ve tavan yapıldığını ve kendimi tavanın üzerine olduğunu ve babamı orada da gördüğümü hatırlıyorum. Yani bu kişinin babam olduğunu biliyordum. Ve o düşmemden korktuğu için beni uyarıyordu. 
Dördüncü hatırada ise 4 ve yaşında olduğumu düşünüyorum. Bir kış günüydü ve bir metreden fazla kar vardı. İçerisi çok sıcaktı soba çok ısıtıyordu ve kıyafetlerimi çıkarıp çırılçıplak kaldığımı hatırlıyorum, annem ve babam giydiriyor biraz vakit geçtikten sonra tekrar çıkarıyordum, ve kıyafetlerimi giymem isteniyordu. Giymiyordum ve oyun oynamak istiyordum o an babam haydi sırtıma bin dedi ben de bunun bir oyun olduğunu düşündüm ama babam beni alıp buz gibi karın üzerine yalınayak ve çırılçıplak bir hâlde bıraktı ve nasıl oğlum böyle iyimi diyordu bense bunun da bir oyunun parçası olduğunu düşünüyor ve anın keyfini yaşıyordum. Sonradan babamdan öğrendiğim bir rivayete göre babam üzerimi çıkarmamdan çok sıkılmış ve bir gün yine beni sırtına alıp köylülerin çayır dediği yere götürüp bir metre karın üzerinde bırakıp eve doğru dönmüş gidiyormuş yaklaşık 25 metre gittikten sonra arkasına bakmış ve o an ben şunu demişim. "Baba Ben nereye gideyim?"
Yani babamın beni terk ettiğini daha o yaşta anlamışım. Bu arada babam o yıllarda bir kaç ay diğer illerde hamallık ve recberlik işinde çalışıyormuş, öyle sanıyorum ki babam belki 6 ay belki de daha fazla evde yok gibiydi. Beş ve altı yaşına geldiğimde ise babam bana annemi işaret ederek bu kadın senin annen değil benim bir eşim daha vardı adı Safinaz dı o öldü sen O'nun oğlusun. (Gerçekte böyle bir şey yoktur)
Sanırım babam anneme olan aşırı bağımlılığımdan dolayı, kim bilir belki de ondan kopmam için böyle bir yalana başvururdu. Bazen de seni bulduk sen bizim oğlumuz değilsin derdi.
Sonra şöyle bir şey derdi. Seni şu gelen seyyar satıcıya satacağım. Ben bunu duyduktan sonra gidip annemin çeyiz sandığına saklamnıştım. Sanırım bu bir kaç kez oldu.

7 yaşındayken bir gün babamla üzüm bağımıza gitmiştik ilkbahar aylarıydı üzümleri budadı ve bende budanan dalları bir araya topladım daha sonra bu budamış olduğumuz dalları babamla birlikte eşeğe yüklemeye başladık , babam sürekli kendisine yardım etmemi istiyordu ama benim gücüm ne eşeği tutmaya yetiyordu ne de istiflenmiş o dalları kaldırıp semere bağlayabilirdim. Babam çok güçlüydü, pazıları çok çalıştığından dolayı kaslıydı. Yedi yaşındaki dünyam henüz çok küçüktü ve babamı güçlü yeşil gözlü, saç sitili ve simasından dolayı televizyonda gördüğüm Cüneyt Arkın'a benzetiyordum. O an merakla Baba, Cüneyt Arkın bize Akraba geliyor mu diye sordum. Babamın ne cevap verdiğini şuan hatırlamıyorum ama böyle bir babam olduğu için kendimi şanslı görüyordum. O zamanlar Babam çok konuşmuyor ve işine odaklanıyordu. Benimle çok yakından ilgilenemiyordu. O zamanlar Benden başka 3 çocuğu daha vardı. Ve onlar daha nazlıydı. Hele ki küçük oğlu onun gözbebeği idi. Bütün kızı annesinin adı olduğu için ona ayrı bir sevgi ve ayrıcalık gösterirdi. Ne zaman ablamla tartışıp kavga etsek haksız kabul edilen ve sonunda dayak yiyen ben olurdum. Küçük oğlunu ise benden daha çok sevdiğini sürekli söyler o benim oğlum,  Ferhat ise annesinin oğlu derdi. Evde herhangi bir elektronik eşya bozulsun bunun sebebi ben mişim gibi potansiyel olarak suçlu bulunurdum. Şunu kabul ediyorum ki dikiş makinasının ayarları ile ben uğraşırdım bunu merakımdan yapardım ve neticede bozulurdu. Fakat bir daha makineye el sürmemek ile cezalandırılmak belki de bir yeteneğin önüne geçmek oldu. 8 ve 9 yaşında iken de babamla pek baba oğul ilişkisi kurabilmiş sayılmayız. Sürekli sinirli bir baba, sağda solda herkesle kavga edip eve gelen küfürbaz bir baba, akşam olunca sürekli haber izleyen bir baba. Okul dönemi genelde soğuk havalara denk geldiği için sonbahar kış ve ilkbahar mevsiminde köy evlerinde sobanın yandığı odada yaşanır. O odada yemek yenir,  herkes o odada uyur. Televizyon açık oldukça asla dikkatimi verip ders çalışamazdım. Gece ise annem ve babamın cinsel beraberliklerinin seslerini duymak utanç, tiksinti ve korku karışık bir his verirdi. Babam cinsel ilişkide çoğunlukla anneme acı çektirirdi. Sanki annem istemediği hâlde onunla beraber olurdu. Nedense o yaşlarda sofranın başında babam beni azarlar veya bir nedenden dolayı bana vurudu. Belki de kardeşlerim arasında itişme kakışma olurdu veyahut da sofradayken osururdum. Babamın kızması, vurması veya kovmasıyla sofradan kalkar ya annemin yada sobanın arkasına saklanır boynumu eğip küsüp ya ağlardım yada somurturdum. Annem bana merhamet eder ve yiyecek içecek bir şeyler verirdi ve teselli ederdi. Bu durumun tek bana yapılması beni oldukça küçük düşürür ve incitirdi.  Neden başkalarının babaları böyle yapmıyordu? Benim babam artık Cüneyt Arkın'a benzemiyordu bilakis Erol Taş'a benziyordu.

Bir seferinde 8-9 yaş arasında ablamla kavga ettiğimde babam beni tuvalete kitlemişti ve bunu da bir marifetmiş gibi başkalarına anlatıyordu. Bu ne biçim bir babaydı böyle insan 8-9 yaşındaki çocuğunu yaramazlık yaptı diye pis kokan o köy tuvaletine kitler mi? Hadi diyelim bunu sinirden yaptı peki bunu iyi bir şey yapmış gibi başkalarına övünerek anlatmak ta neyin kafası?  Köyümüzde ve ilimizde bunun başka bir örneği olduğunu sanmıyorum. Üçüncü sınıfta tam 9 yaşındaydım ve okul genelindeki bütün öğrencileri hatta dördüncü ve beşinci sınıfa giden bütün öğrencileri eleyip okul birincisi olmuştum ama ne yazık ki benimle övünmesi gereken babam gurbetteydi ve bu başarımdan uzun yıllar haberdar olmadı. Bütün öğrenciler kıskançlık krizine girdi ve sanırım o zaman bana nazar değdi. Sonra dersler kötüye gitti. Eğer bu başarım babam tarafından takdir edilseydi sanırım başarının devam gelirdi. Babam sürekli beni azarlıyor, tehdit ediyor, dövüyor, sövüyor ve korkutuyordu. 10 yaşına geldiğimde kardeşim de 6 yaşını doldurmuştu o sene sünnet düğünümüz oldu. Düğün günü akşam karanlığında bir adam gördüm ve onu korku filminde izlediğim çocuk kaçıran adama benzettim. Çok korktum ve farkında olmadan dizlerim yere düşmüştü, tam beni yakalamak isterken bir güç beni ayağa kaldırdı ve anaaa diye bağırarak düğünü yarıp içeri kaçtım. Babam çok sinirlenmişti silahı alıp mermileri arka arkaya boşattı ve kim oğlumu korkuttu diye ağzına ne küfür geldiyse saydı. Ben ise yarım saatten fazla lal olmuş konuşamıyordum. Davul zurna durmuş ve herkes ne olduğunu anlamak için yanıma geliyordu. Mehmet amcam ve teyzem annemle birlikte beni teselli etmeye çalıştı ve dilimin çözülmesi için bazı cahiller bana bira içirdi. Kimisi şeker kimisi çerez kimisi oyuncak vererek beni sakinleştirmeye uğraştı. Ortam biraz dağılınca dilim de çözülmeye başladı ve kunuşmaya başladım. Gördüklerimi anlattım ama kimse inanmadı. Önce uzaktan hasan amcamı gördüm yavaş yavaş geliyordu, amca burada ne yapıyorsun gel bizim kapıda düğün var düğüne gidelim dedim. Biraz daha yakınlaşınca bütün kılık kıyafet ve tip değişti ve üztü başı yırtık kafasının ortası kel ama yanlardan ve arkadan uzun kıvırcık saçları olan bir elinde altın dolusu siyah kadın çantası diğer elinde peşinde gelen köpeğin yal tenekesi. Ve bir an beni yakalayıp kaçıracakken, o güç beni geri itti ve yere çökmüş dizlerim,  mucizeyle ayağa kalkıp kaçtığımı anlattım. Neyse aradan iki gün sonra sünnet olduk ve kuzenlerimiz bize para taktı ama babam bütün paraları elimizden aldı babamdan 10 TL yi iki beşlik yapmasını istedim biri kardeşimin diğeri benim olacaktı, onu bile yapmadığı gibi bunu istemem çok ayıp bir şeymiş gibi oradakilere sözlü olarak ifade etti hem de bunu kendine has bir davranışla yaptı. Yakınma, mızmızlanma, söylenme, gibi o bunu sürekli yapıyor.

10 ve 11 yaşları arasındayken babam Elma fidanı dikmişti ve bunları ara sıra sulamak gerekiyordu henüz köyümüzde şebeke suyu yoktu ve kovalarla suyu çekmemiz gerekiyordu çeşmeler biraz uzaktı Ben üşeniyordum yaşıtların futbol ve diğer oyunları oynarken Ben çalışmak zorunda olduğum için işi hiç istekle yapmazdım Ve çoğu zaman kaytarırdım bu da çok göze batardı ablam kovalarla su getirdiğinde babam onu övücü şeyler söylerdi ama ben su getirdiğimde az getirmişsin daha çok getirmelisin gibi şeyler söylerdi ve benim hevesim kaçardı. Elma fidanlarını çok seviyordum çünkü artık bizim de ileride elmalarımız olacaktı. İlk defa elma fidanları görmüştüm daha küçük yaşlardayken babam odundan geldiğinde 2-3 tane elma getirirdi ve ben Baba bu elmalar nasıl yetişiyor nerede yetişiyor diye sormuştum babam ise bunlar kayaların arasında yerde yetişiyor demişti halbuki bu elmalar yukarıda ormanın arasında Bir bahçeden alınmış olabilirdi ama babam bana gerçeği söylememişti elmanın bir ağaç üzerinde yetiştiğini öğretmemişti bana. Bir seferinde elma fidanlarımızın her birinden bir yaprak kopararak hatıra olarak saklamak istedim tabii babam yaprakları elimden görünce bana bayağı bir kızmıştı ne yapacaksan onları ağaçlara zarar verdin neden kopardın o yaprakları diyerek beni bayağı azarlamıştı. Bunları hatıra olarak saklayacağımı söylediğimde öyle hatıra mı olur onların yapraklarını koparacağına onları sula da kurmasınlar, sizin için yapıyorum oğlum sulayın ki yarın öbür gün meyvesini yiyesiniz diye söylendi durdu, sonra da bütün aile bireylerine elma yapraklarını kopardığını söyledi Bir daha koparırsam cezalandırılacağımı da söyleden geçmedi. Aradan birkaç yıl geçtiğinde elmalarımız 2 kasa meyve vermişti, kirvemiz ve eşi yoldan geçiyordu bunlar yaşlı insanlardı babamla selamlaştılar ve kirve elmaların güzel görünüyor dediler.

Babam da hemen beyaz elmadan bir tanesini yaşlı adama verdi Ben ise içimden neden bir tanesini de kadına vermedi diye mahcubiyet hissettim ve gizlice elmalardan bir tanesini aldım adam ve kadın evlerine doğru gidiyordu Ben de uzaktan onlara yetişmeye çalışıyordum yolda halamın kızı elimde elma olduğunu gördü ve elmayı benden istedi ben ise elmayı ona vermedim 10 metre daha ilerledikten sonra elmayı kirvemin karısına verdim ve halamın kızı da elmayı ona verdiğimi gördü ve bize gittiğinde beni babama şikayet etmiş. Dayı biliyor musun Ferhat elinde koskocaman bir elma ile yukarı doğru gidiyordu elmayı istediğim bana vermedi ama gidip o Sultan kadına verdi demiş. Bunun üzerine babam çok sinirlenmiş ben onlara bir elma vermiştim Ferhat neden bir elma daha onlara götürmüş. Eve geldiğimde başta babam olmak üzere tüm aile bireyleri beni o kadına elma vermekle kınıyor dışlıyor ve suçluyordu. Ve yaklaşık 5 yıl boyunca bunu başıma kaktılar ve sürekli sen o kadına elma götürüyorsun diyerek beni suçladılar. Halbuki ben kadın ve erkeğin eşit muamele görmesini istemiştim Eğer adama bir elma verildiyse kadına da bir elma verilmesini istedim acaba çok mu şey istedim veyahut da bir elmayı pay edip birini kadına diğer yarısını adama verebilirdi. Ah Baba ah bir elma yüzünden ne kadar incittin beni. Annem ve kardeşlerim de bu oyuna alet oldu. Ne zaman elimde bir elma ile dışarı çıksam elmayı kime götürüyorsun diye sorarlardı. Bu durum utanç vericidir. Şimdilerde ise 1500 kilodan fazla elmamız oluyor ne satabiliyorlar ne de bir işe yarıyor. Elmaların çoğu öyle çürüyüp gidiyor.

6
Hüseyin KAÇIN / Babanızla olan ilişkim (çocukluk dönemi)
« : 15 Aralık 2022, 11:18:42 öö »
Babamı ilk hatırladığım kadarıyla 2.5 yaşındaydım. Ve geçici olarak bir evde yaşıyorduk. Bir gün komşunun kümesinden bir tavuk yumurtası aşırıp babama getirmişim, babam da yumurtayı elinden alarak bana bir Osmanlı tokadı atmış ve yere yapışmışım. Yumurtayı orada bizi izleyen komşuya vermeye gitmiş ve o yaşlı adam babama vicdansız nasıl el kadar bebeğe vurursun? Ben zaten onun yumurtayı aldığını gördüm ve göz yummuştum, senin bu yaptığın iş mi böyle bak çocuğu ne hale soktun demiş. Bu tokadın ardından Ben  3 gün boyunca hasta olmuşum, babam da bu halime üzülüp pişman olmuş. Hatırladığım en eski hatıra O gün o evden taşınırken babamın dışarıda telaşlı bir hâlde traktörü kullanan kişiye geri geri yanaşma manevrasında seslenmesi ve o esnada romörkün pencereye dayanarak camı kırmasıyla babamın sinirlendiğini ve traktörü kullanan kişiyle münakaşaya girdiğini hatırlıyorum. Babam bağırıyor ve etrafa dehşet ve korku saçıyordu.
İkinci anı olarak 3 yaşındayken babamın evimizi inşaa edenlerle beraber çalıştığını ve bir keresinde beni kucaklayıp evin temelini gösterdiğini hatırlıyorum. Temel çok derindi sanırım bir metreden fazlaydı. O an temele düşmekten ürkmüştüm.
Üçüncü olarak evin duvarlarının yükseldiğini ve tavan yapıldığını ve kendimi tavanın üzerine olduğunu ve babamı orada da gördüğümü hatırlıyorum. Yani bu kişinin babam olduğunu biliyordum. Ve o düşmemden korktuğu için beni uyarıyordu. 
Dördüncü hatırada ise 4 ve yaşında olduğumu düşünüyorum. Bir kış günüydü ve bir metreden fazla kar vardı. İçerisi çok sıcaktı soba çok ısıtıyordu ve kıyafetlerimi çıkarıp çırılçıplak kaldığımı hatırlıyorum, annem ve babam giydiriyor biraz vakit geçtikten sonra tekrar çıkarıyordum, ve kıyafetlerimi giymem isteniyordu. Giymiyordum ve oyun oynamak istiyordum o an babam haydi sırtıma bin dedi ben de bunun bir oyun olduğunu düşündüm ama babam beni alıp buz gibi karın üzerine yalınayak ve çırılçıplak bir hâlde bıraktı ve nasıl oğlum böyle iyimi diyordu bense bunun da bir oyunun parçası olduğunu düşünüyor ve anın keyfini yaşıyordum. Sonradan babamdan öğrendiğim bir rivayete göre babam üzerimi çıkarmamdan çok sıkılmış ve bir gün yine beni sırtına alıp köylülerin çayır dediği yere götürüp bir metre karın üzerinde bırakıp eve doğru dönmüş gidiyormuş yaklaşık 25 metre gittikten sonra arkasına bakmış ve o an ben şunu demişim. "Baba Ben nereye gideyim?"
Yani babamın beni terk ettiğini daha o yaşta anlamışım. Bu arada babam o yıllarda bir kaç ay diğer illerde hamallık ve recberlik işinde çalışıyormuş, öyle sanıyorum ki babam belki 6 ay belki de daha fazla evde yok gibiydi. Beş ve altı yaşına geldiğimde ise babam bana annemi işaret ederek bu kadın senin annen değil benim bir eşim daha vardı adı Safinaz dı o öldü sen O'nun oğlusun. (Gerçekte böyle bir şey yoktur)
Sanırım babam anneme olan aşırı bağımlılığımdan dolayı, kim bilir belki de ondan kopmam için böyle bir yalana başvururdu. Bazen de seni bulduk sen bizim oğlumuz değilsin derdi.
Sonra şöyle bir şey derdi. Seni şu gelen seyyar satıcıya satacağım. Ben bunu duyduktan sonra gidip annemin çeyiz sandığına saklamnıştım. Sanırım bu bir kaç kez oldu.
7 yaşındayken bir gün babamla üzüm bağımıza gitmiştik ilkbahar aylarıydı üzümleri budadı ve bende budanan dalları bir araya topladım daha sonra bu budamış olduğumuz dalları babamla birlikte eşeğe yüklemeye başladık , babam sürekli kendisine yardım etmemi istiyordu ama benim gücüm ne eşeği tutmaya yetiyordu ne de istiflenmiş o dalları kaldırıp semere bağlayabilirdim. Babam çok güçlüydü, pazıları çok çalıştığından dolayı kaslıydı. Yedi yaşındaki dünyam henüz çok küçüktü ve babamı güçlü yeşil gözlü, saç sitili ve simasından dolayı televizyonda gördüğüm Cüneyt Arkın'a benzetiyordum. O an merakla Baba, Cüneyt Arkın bize Akraba geliyor mu diye sordum. Babamın ne cevap verdiğini şuan hatırlamıyorum ama böyle bir babam olduğu için kendimi şanslı görüyordum. O zamanlar Babam çok konuşmuyor ve işine odaklanıyordu. Benimle çok yakından ilgilenemiyordu. O zamanlar Benden başka 3 çocuğu daha vardı. Ve onlar daha nazlıydı. Hele ki küçük oğlu onun gözbebeği idi. Bütün kızı annesinin adı olduğu için ona ayrı bir sevgi ve ayrıcalık gösterirdi. Ne zaman ablamla tartışıp kavga etsek haksız kabul edilen ve sonunda dayak yiyen ben olurdum. Küçük oğlunu ise benden daha çok sevdiğini sürekli söyler o benim oğlum,  Ferhat ise annesinin oğlu derdi. Evde herhangi bir elektronik eşya bozulsun bunun sebebi ben mişim gibi potansiyel olarak suçlu bulunurdum. Şunu kabul ediyorum ki dikiş makinasının ayarları ile ben uğraşırdım bunu merakımdan yapardım ve neticede bozulurdu. Fakat bir daha makineye el sürmemek ile cezalandırılmak belki de bir yeteneğin önüne geçmek oldu. 8 ve 9 yaşında iken de babamla pek baba oğul ilişkisi kurabilmiş sayılmayız. Sürekli sinirli bir baba, sağda solda herkesle kavga edip eve gelen küfürbaz bir baba, akşam olunca sürekli haber izleyen bir baba. Okul dönemi genelde soğuk havalara denk geldiği için sonbahar kış ve ilkbahar mevsiminde köy evlerinde sobanın yandığı odada yaşanır. O odada yemek yenir,  herkes o odada uyur. Televizyon açık oldukça asla dikkatimi verip ders çalışamazdım. Gece ise annem ve babamın cinsel beraberliklerinin seslerini duymak utanç, tiksinti ve korku karışık bir his verirdi. Babam cinsel ilişkide çoğunlukla anneme acı çektirirdi. Sanki annem istemediği hâlde onunla beraber olurdu. Nedense o yaşlarda sofranın başında babam beni azarlar veya bir nedenden dolayı bana vurudu. Belki de kardeşlerim arasında itişme kakışma olurdu veyahut da sofradayken osururdum. Babamın kızması, vurması veya kovmasıyla sofradan kalkar ya annemin yada sobanın arkasına saklanır boynumu eğip küsüp ya ağlardım yada somurturdum. Annem bana merhamet eder ve yiyecek içecek bir şeyler verirdi ve teselli ederdi. Bu durumun tek bana yapılması beni oldukça küçük düşürür ve incitirdi.  Neden başkalarının babaları böyle yapmıyordu? Benim babam artık Cüneyt Arkın'a benzemiyordu bilakis Erol Taş'a benziyordu.
Bir seferinde 8-9 yaş arasında ablamla kavga ettiğimde babam beni tuvalete kitlemişti ve bunu da bir marifetmiş gibi başkalarına anlatıyordu. Bu ne biçim bir babaydı böyle insan 8-9 yaşındaki çocuğunu yaramazlık yaptı diye pis kokan o köy tuvaletine kitler mi? Hadi diyelim bunu sinirden yaptı peki bunu iyi bir şey yapmış gibi başkalarına övünerek anlatmak ta neyin kafası?  Köyümüzde ve ilimizde bunun başka bir örneği olduğunu sanmıyorum. Üçüncü sınıfta tam 9 yaşındaydım ve okul genelindeki bütün öğrencileri hatta dördüncü ve beşinci sınıfa giden bütün öğrencileri eleyip okul birincisi olmuştum ama ne yazık ki benimle övünmesi gereken babam gurbetteydi ve bu başarımdan uzun yıllar haberdar olmadı. Bütün öğrenciler kıskançlık krizine girdi ve sanırım o zaman bana nazar değdi. Sonra dersler kötüye gitti. Eğer bu başarım babam tarafından takdir edilseydi sanırım başarının devam gelirdi. Babam sürekli beni azarlıyor, tehdit ediyor, dövüyor, sövüyor ve korkutuyordu. 10 yaşına geldiğimde kardeşim de 6 yaşını doldurmuştu o sene sünnet düğünümüz oldu. Düğün günü akşam karanlığında bir adam gördüm ve onu korku filminde izlediğim çocuk kaçıran adama benzettim. Çok korktum ve farkında olmadan dizlerim yere düşmüştü, tam beni yakalamak isterken bir güç beni ayağa kaldırdı ve anaaa diye bağırarak düğünü yarıp içeri kaçtım. Babam çok sinirlenmişti silahı alıp mermileri arka arkaya boşattı ve kim oğlumu korkuttu diye ağzına ne küfür geldiyse saydı. Ben ise yarım saatten fazla lal olmuş konuşamıyordum. Davul zurna durmuş ve herkes ne olduğunu anlamak için yanıma geliyordu. Mehmet amcam ve teyzem annemle birlikte beni teselli etmeye çalıştı ve dilimin çözülmesi için bazı cahiller bana bira içirdi. Kimisi şeker kimisi çerez kimisi oyuncak vererek beni sakinleştirmeye uğraştı. Ortam biraz dağılınca dilim de çözülmeye başladı ve kunuşmaya başladım. Gördüklerimi anlattım ama kimse inanmadı. Önce uzaktan hasan amcamı gördüm yavaş yavaş geliyordu, amca burada ne yapıyorsun gel bizim kapıda düğün var düğüne gidelim dedim. Biraz daha yakınlaşınca bütün kılık kıyafet ve tip değişti ve üztü başı yırtık kafasının ortası kel ama yanlardan ve arkadan uzun kıvırcık saçları olan bir elinde altın dolusu siyah kadın çantası diğer elinde peşinde gelen köpeğin yal tenekesi. Ve bir an beni yakalayıp kaçıracakken, o güç beni geri itti ve yere çökmüş dizlerim,  mucizeyle ayağa kalkıp kaçtığımı anlattım. Neyse aradan iki gün sonra sünnet olduk ve kuzenlerimiz bize para taktı ama babam bütün paraları elimizden aldı babamdan 10 TL yi iki beşlik yapmasını istedim biri kardeşimin diğeri benim olacaktı, onu bile yapmadığı gibi bunu istemem çok ayıp bir şeymiş gibi oradakilere sözlü olarak ifade etti hem de bunu kendine has bir davranışla yaptı. Yakınma, mızmızlanma, söylenme, gibi o bunu sürekli yapıyor.
Devamı var...

Sayfa: [1]