İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 108
1
Acılar paylaşılmaz filmini izledim az önce.
Sonu çok fantastik olmuş.
Ama yine de eşcinselliğin sebeplerine kısmen de olsa değinmesi, o yıllara göre, güzel.

https://www.instagram.com/p/DeFhbK-tMXq/

2



DÜŞMÜŞSENDE KİMSEDEN YARDIM İSTEMEDEN KALKMASINI BİLECEKSİN!

18.TERAPİ
Uzun bir aradan sonra yine terapiye geldim,bazen iki haftada bir bazen ayda bir şeklinde bir seneyi geride bıraktım…

ARINMA…
Fark ettiğim şey şuydu;Terapi’ye gitmeyi uzattıkça obsesyonlar,çarpıtılmış düşünceler,yanlış kurgular yani beynimizin oyunları bizi yavaş yavaş ele geçiriyor ve tüm içimizi kaplıyor ve terapi koltuğuna oturunca ise sanki suyun altına girip temizleniyor gibi oluyorum…

Bir öneri olarak şunu söylemek isterim ne kadar mutsuz ve umutsuz olursanız olun terapiye gidin hatta asıl öyle durumlarda gidin çünkü fark ettim ki hevesli ve mutluyken ki gittiklerim değil umutsuz ve mutsuzken ki gittiklerim daha verimli geçiyor…

HOMOSEKSÜEL VE HETEROSEKSÜEL DÜNYA…
Hoca bana eşcinsel danışanların dışardaki heteroları kutsallaştırdığını ve yücelttiğini ama aslında onlar bu sorunu/eşcinsel çekimi yaşasaydı bunun için mücadele etmeyeceklerini belki sadece bin de birinin uğraşacağını söyledi bu sözler iddialıydı…

Siz onları kafanızda yüceltiyorsunuz kendinizi ise küçümsüyorsunuz aslında mücadele eden sizlersiniz,onlar ise kendi yetersizliği ile yüzleşmemek için sürekli kız peşinde koşup kendilerine bir şekilde erkek olduklarını hatırlatma ihtiyacı duyuyorlar dedi ve ilerideki evliliklerinde mutsuz oluyorlar dedi,aslında yetersiz ve korkaklar sadece dışardan kendilerine güçlü gibi bir zırh örüyorlar dedi…

Bu analizler beni aydınlatıyordu kendi kafamda yücelttiğim şeylerin aslında bu kadar içi boş olduğunu anlamak beni bir yandan da şaşırtıyordu…

KAYGI,KORKU,OBSESYONLAR…
Hoca kendi kafanda yanlış analizler yapıp sürecini sabote ediyorsun,terapi işe yarar mı?olur mu?olmaz mı diyerek hetero tarafın güçlenecekken diğer tarafı besliyorsun,her türlü kaygı,korku eşcinselliği besler dedi…

Gün içinde insan bazen umutsuz bazen umutlu bazen mutsuz,depresif vs olabiliyor çünkü yıllar içinde bunlara alışmışız ve dönüştürmek haliyle zor oluyor,hoca ise kendi kafanda kurgular kurup süreci baltalıyorsun,herkesin süreci ve durumu farklı,kendini kimseyle kıyaslama dedi,bende cidden akışına bıraktım eylemlerimi olması gerektiği yönde atarak…

Hoca hata yapabilirsin ama bu yapmanı öneriyorum anlamına gelmez dedi,hayatta ise yanlış yapa yapa doğruyu öğrenirsin dedi…

İNSAN İLİŞKİLERİ…
Hoca herkesin hayatı s*kilmiş,kimsenin acısı en büyük değil dedi,insanlara yardım etmeyeceksin sadece yol göstereceksin,herkes kendi kalkacak,kimsenin kurtarıcısı olmayacaksın,hayatında hiç bir türlü eşcinsel olmayacak sürecini sabote ederler dedi ve gerçekten de haklıydı eşcinsellerde ister istemez bir tür haser ve umutsuzluk var ayrıca kıskançlar oldukça,insanı aşağı çekmeye çalışıyorlar…

DUYGUSAL OLARAK DOYUM YAŞARSAN EROTİKLEŞTİRMEZSİN…
Hiçbir türlü bir erkekle yakınlaşmamalısın dedi ve ekledi;Duygusal olarak doyum yaşarsan kafanda erotikleştirmezsin…

Erkek erkeğe ilişkilerde iç içe geçmek olmaz bağ zamanla kurulur ve sağlamlaşır dedi…

YANİ…
Benim bu terapiden anladığım yıllar içinde oluşmuş bu durum bir mucize şeklinde bir anda geçmiyor,zamanla kaplumbağa hızında emin adımlarla ilerlemek gerekiyor eğer hızlı gidersen hemen yere çakılıyorsun,mucize bekleme acaba olacak mı?olmayacak mı?Bu şöyle olduysa nası olacak?Şu nası olacak?gibi obsesyonlar kaygı yaratıyor onlarda eşcinsel tarafı besliyor…

Heteroların yüceltme kafanda onlar kendi yetersizliklerinden kaçmaya çalışıyor,çoğu korkak ve kendiyle yüzleşemiyor ve bu durumu yaşasalardı bunun altından kalkacak cesaretleri bile olmazdı yani aslında güçlü olan biziz,onlar sadece ‘mış’ gibi yapıyor.Biz gerçek erkekleriz “Adam” olanlarız ki birşey bizi dönüşmeye zorluyor ve cesaret buluyoruz kendimizde tüm acıya rağmen…

Kimsenin acısı en büyük değil,kimse en kötü acıyı yaşamış,en felaketi başına gelmiş değil,herkesin acısı kendine büyük,herkesin hayatı s*kilmiş,kimsenin kurtarıcısı değilim,herkes kendi için mücadele etmeli,eşcinseller iyileşmek isteyenlerin hayatında olmamalı bu süreçte çünkü bilerek veya bilmeyerek umutsuzlukları veya kıskançlıkları ile sabote ediyorlar…

Geçmiş geçmişte kalmalı geçmişe dönük analizler veya keşkeler artık olmamalı bunlar sadece bana zarar veriyor…

Herkesin süreci farklı,durumu farklı bir kişi bir şey yapamamışsa diğerlerinin de yapamadığı/yapamayacağı anlamına gelmez

Erkekler konusunda hayali beklentiler ve idealleştirmeler halüsinasyonlarından kurtulmalıyız,güçlü olan onlar değil çünkü mücadeleyi seçen onlar değil biziz…

Kimseden utanmadan erkek ortamına alışmalıyız,kimseyi fazla önemsemeden sadece anımızı geçirmeli ve sosyalleşmeliyiz,duygusal doyumu ise akışa bırakıp yavaşça almalıyız…

Kendimizi küçümsememeliyiz en büyük mücadeleyi biz veriyoruz bir tür aşağılık kompleksinden artık çıkmalıyız bu içimize o kadar işlemiş ki bazen istemeden oraya kayıyoruz ama o anda bunların bilincine varıp irademizi kullanmalıyız…

Eşcinsel hayatın sonu belli sevgi arayışı sonuç ise seks bağımlılığı,ne sevgi var ne de emek,aynı karanlık kısır döngü,mücadele ise ondan bile zor yine zorluk var ama sonu kurtuluş ve dönüşüm olabilir yavaş ama emin adımlarla gitmekten başka çaremiz yok arada hatalar olabilir bunlar hayatın sonu değil ama irade ve bilinç de bizimle beraber…

3

Hüseyin Hoca’ya kızgın olduğum bir dönemde “onarım terapisi” yaptığını iddia eden bir derneğe ulaştım.
Eşcinsellik konusunda terapi yaptıkları sitelerinde yazıyordu
ben iletişime geçince bana bir psikolog atayacaklarını,yönlendireceklerini söylediler,yanlış hatırlamıyorsam sonraki gün veya 2 gün sonra bir kadın psikolog bana ulaşıp bu konu ile alakalı iletişim kurduğumu ve bana onun terapi yapacağını söyledi…

İlk seansımızı yaptık bana;Joseph Nicolosi’nin oğlu’ndan bu konu hakkında online eğitim/bilgilendirme vs aldığını/aldıklarını ve onarım terapisi yaptığını ama genelde diğer psikolojik sorunlar (Okb,panik atak,anksiyete,depresyon vs) terapileri yaptığını söyledi,bunu ilk duyduğumda sevinmiştim çünkü bende Joseph Nicolosi’nin tüm kitaplarını okumuş ve bu konuda detaylı bilgiye sahiptim…

Seanslarda benim özel ailevi ve kendimle ilgili sorunlarımdan konuşuyorduk,sorunu çözmek için öneri/fikir vermemekle birlikte genel olarak “hıhı,evet anlıyorum” şeklinde geçiyordu,bazen ne yapacağımı söylüyordu sadece…

Mesela gerek Joseph Nicolosi’nin olsun,gerek Hüseyin Kaçın Hocam olsun eşcinselliğin erkeklerle bağ kurmak amacıyla onları erotize etmek olduğunu,bunun çözümünün ise ‘erkek arkadaşlıklar/ortamı’ konusunda çabalamanın zorunlu olduğunu söylüyordu.Mesela Joseph Nicolosi kitabında erkeklerle bisiklet sürmek,doğa yürüyüşü yapmak,yüzmek vs gibi danışanlarının yaptığı ve eşcinsel erotizmin söndüğü aktivitelerden bahsediyorken,Hüseyin Hoca’da spora gitmek ve hem özgüven kazanmak hem de erkekler arasına girmenin öneminden bahsediyordu…

Terapide erkeklerin arasına girmek için spor salonun’a gideyim mi?
Dediğimde ‘hayır,erkekler üstünü değişiyor,tehlikeli şimdilik’ benzeri bir öneri vermişti…

Diğer yandan çok sıkıldığımı vs bahsettiğimde bana annem ile alışverişe,markete gitmemi söyledi.Buna çok şaşırdım çünkü Joseph Nicolosi’nin tüm kitaplarını okumuş biri olarak ayrıca daha önce Hüseyin Kaçın Hocam’a gitmiş biri olarak bu yapmam gereken en son şeydi…

Kadın Psikolog’a ‘ama Joseph Nicolosi kitaplarında şöyle şöyle söylüyor,danışanlarına şu önerileri verip bunları söylüyor’ tarzında konuştuğumda bana ‘vay be sen hepsini çok güzel biliyorsun,baya bilgilisin’ minvalinde bir cevap aldığımda artık terapiye ve terapiste olan güvenim daha da azalıyordu.İçimden ‘bunları keşke ben değil sen bilmiş olsan’ diyordum kızarak…

Ayrıca terapilerde somut çözüm üreten öneriler olmamakla birlikte terapinin son on  dakikası bana gözlerimi kapatıp yeşillik,doğa,ağaç,merdiven vs düşünmemi istiyordu ve bu beni iyice sinirlendiriyordu bunun onarım terapisiyle ne alakası vardı?Ayrıca dünyanın parasını bunun için mi veriyordum?Ne Joseph Nicolosi’nin önerilerine ve tedavisine ne de Hüseyin Kaçın Hocam’ın önerilerine ve tedavisine hiç benzemiyordu.İşin aslı bir tedavi yoktu sanki sadece oyalama vardı…

Artık devam etmek istemiyordum.Ayrıca başka sorularım için ulaştığımda bir kez bir sorumu cevapladıktan sonra başka soru sorunca ‘şu an terapideyim’ ya da ‘seans dışında soru sormayalım’ gibi cevaplar alıyordum ama seans da da hiçbir öneri vermiyordu ki zaten yalnızca ya herşeye ‘hı hı hı hmm’ ya da ‘gözünü kapat şunu düşün’ artık sinirlenmiştim ve Hüseyin Hocam’ın forumundaki yazıları ona attım aslında ona onarım terapisi nasıl yapılır göstermek istedim o ise ‘bana bunları atma o zaman bana gelme’ tarzı birşey söyleyince artık terapiyi bıraktım.Aslında terapi olmayan terapiyi bıraktım çünkü yapay zekayla dertleşseydim eminim daha faydalı olurdu…

Anladım ki Hüseyin Kaçın Hocam’ı bırakırsam bu hiç bi iş bilmeyenlere kalırım onun sert dili de bazen sinirli çıkışmaları da aslında bizim gelişimimiz için çünkü diğerlerinde sahte bir memnun etme durumu var ama hiçbir şeyi çözdüğü yok yalnızca terapist danışan ile arasını kötü etmeden parasını alma arzusu,Hüseyin Kaçın Hocam’da ise gerçekten gençleri hayata,yaşama,kendi doğasına kazandırma ve özgüven sağlayarak mücadeleye alıştırma ideali var bunu her gittiğimde hissediyorum ve onu bu hayatta tanıdığım için çok şanslı olduğumu hissediyorum.
Babam beni terkedip gitmişken çocukken benim acı çektiğimi görüp erkek figürler tarafından umursanmazken sonra kafam karışıp dünyam alt üst olmuşken ve çıkış yolu ararken o karşıma çıktı.Hala ona birsürü vereceğim terapi parası var ve bir kez olsun ağzını açıp paramı ver demedi diğerleri olsa bir kuruş  eksik versen seni içeri sokmazlar….

Bu işin piri Hüseyin Kaçın’dır onu görmezden gelen çok şey kaçırır tüm nesli kaçırır tüm fırsatları kaçırır onun elinden tutan ise herşeyi dönüştürüp iyileştirir…

4
Anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum ama hikayemi uzunca anlatmaya gerek duymuyorum. Çünkü bizim gibi olup dini hassasiyeti de bulunan pek arkadaş gibi ben de gerek aile gerek yetiştirilme gerek sevgi yetersizliği vb konularda benzeri şeyleri yaşamış olduğumu ve yalnız olmadığımı dolayısyla kendimi tamamıyla suçlu görmeden ama kimseyi de suçlayıp problemimi çözmek adına sorumluluk almayı ve adım atmayı  aldığım terapiden sonra anlamış bulunmaktayım.
Hatta riskli olsa da beni sevdiğini anladığım bir kişiyle de bu terapi sürecinde görüşmeye karar verip adım attım. Evlilik mevzusu hiç ummadığım bi zamanda gerçekleşti. Forumdaki yazılardan birinde bir arkadaşın karşı cinse hiç ilgisi olmadığını şayet bir nebze olsun bir şey hissedebilse hemcinslerine ilgisine rağmen evliliği tercih edebileceğini söylüyordu.

5

Kendimle büyük bir kavgam yoktu. Bu süreçten geçen herkes gibi benim de küçük bir inkâr dönemim elbette olmuştu ama internet, bana her şeyin yolunda olduğuna inandırabilecek kadar güçlüydü.

Yirmili yaşlarımın başına kadar romantik ilişkiler konusunda herhangi bir deneyim edinmemiştim. Bir noktada bunu artık geride bırakmak istediğime karar verdim. Flört uygulaması olarak adlandırılan birkaç uygulama indirdim ve en güzel göründüğümü düşündüğüm fotoğraflarımı yükledim.

Zamanla bu uygulamalarda bulunan herkesin —ki kendimi de buna dahil edebilirim— buluştuğu ortak bir payda olduğunu fark ettim: hızlı bir şekilde bir şeyler hissetme arzusu. Sevildiğini hissetmek, kendine sevilebilir olduğunu kanıtlama ihtiyacı… Kimileri için belki tek amaç cinselliktir. Ama o da, en nihayetinde, duygularımızı en yoğun hâliyle yaşadığımız anlardan biri değil mi?

Ömer, Alp, Kerem, Ozan… İsimler değişiyordu ama hikâye pek değişmiyordu. Bir ilişkide kalmak isteyen taraf olduğumda, sonunda vazgeçilen taraf da ben oluyordum. Hislerimden eminken, karşımdaki kişiyi sevdiğimi düşünürken bile içten içe onun bana tam olarak istediğim sevgiyi veremediğini hissediyordum.

Önce bana olan sevgisinin azalmaya başladığını düşünüyordum. Sonra kendimi suçluyordum: Çok mu üstüne düştüm, çok çabuk okunup bitirildim mi… Acaba beni çirkin mi buluyor? Oysa bazen tek neden, benden alacağını almış olmasıydı.

Belki de bunun bir nedeni sevgiyi en başından beri güvenli ve karşılıksız bir şey olarak öğrenememiş olmaktı. Ailenden alamadığın bir kabulü dışarıda aramaya başladığında, sevgi yalnızca hissettiğin bir şey olmaktan çıkıp kazanman gereken bir şeye dönüşebiliyor. Birinin yanında kalmasını sağlamak için daha çok vermen, daha çok ilgilenmen, daha çok koruyup kollaman gerektiğine inanmaya başlıyorsun. Karşındaki kişi ise bu ilgiyi sürekli aldıkça, başta özel hissettiren şey zamanla ilişkinin normaline dönüşüyor.

Sanırım dengenin bozulduğu yer de tam olarak burası. Bir taraf sevgiyi kaybetmemek için daha çok çabaladıkça, diğer taraf bundan uzaklaşmaya başlıyor. Sonunda ikisi de başta aradığı şeyden uzaklaşıyor.

Belki gay ilişkilerde bunu daha görünür hâle getiren şeylerden biri de, çoğumuzun ilişki kurmayı gerçekten bize benzeyen insanları izleyerek öğrenememiş olmasıdır. Sevmenin, sevilmenin ya da iki erkeğin birbirine nasıl alan açacağının bir örneğini evde görmüyorsun. Üstüne bir de uzun süre saklanmak, reddedilmekten korkmak ya da kendini kabul ettirmeye çalışmak eklenince, ilişkide sevgiyle beraber bir tür onaylanma ihtiyacı da taşımaya başlıyorsun. Bazen karşındaki kişiyi değil, onun sana hissettirdiği “sevilmeye değerim” duygusunu kaybetmekten korkuyorsun.

Ben bütün bunları yaşarken bir yandan da bana en iyi gelen şeyi yapıyordum. Tüm düşüncelerimi, hislerimi günlüğüme yazıyordum. Sonunda ailem o günlüğü buldu ve terapiler de böylece hayatıma girdi.

Başlarda birkaç farklı terapiste gittim. İlk gittiğim yer Altunizade’deydi ve altı ya da yedi seans kadar sürdü. Orada anlatılan hikâyede her şeyin tek suçlusu bendim. Aileme yalan söylemiştim, diğer erkekler gibi futbol oynamamıştım, yeterince “erkeksi” aktivitelerle ilgilenmemiştim. Hobilerimden davranışlarıma kadar birçok şey gay olmamla ilişkilendiriliyor ve bütün bunlar sanki benim yanlışlarımın bir sonucuymuş gibi anlatılıyordu.

Daha sonra, yine ailemin zoruyla, Hüseyin Bey’e gitmeye başladım. Başta onun da diğerlerinden çok farklı olacağını düşünmüyordum. Fakat birkaç seans sonra konuşmalarımızın başka bir yere gittiğini fark ettim. Hobilerimi, giyim tarzımı ya da davranışlarımı önüme koyup bunları gay olmama bağlamak yerine ailemi, nasıl yetiştirildiğimi ve çocukluğumdan beri üzerimde kurulmuş olan düzeni konuşuyordu.

Onun anlattığına göre sorun doğrudan bende değildi. Hatta benim bile farkında olmadığım, ailemle aramda yıllardır süren sessiz bir savaştan söz ediyordu. Sessizce itaat eden, kolay kolay karşı çıkmayan, kendi isteklerinden önce çevresindekilerin beklentilerini düşünen daha pasif bir çocuk olarak yetiştirildiğimi söylüyordu. Yani bu kez anlatılan hikâyede suçlanan taraf ben değildim; yaşadıklarımın kaynağı olarak ailemin beni yetiştirme biçimi gösteriliyordu.

Sanırım ona güvenmeye başlamam da tam olarak burada oldu. Düşüncelerini anladıkça, en azından diğer terapistler gibi beni doğrudan suçlamadığını hissettim. Bana sürekli yanlış yaptığımı söylemiyor, beni utandırmaya çalışmıyordu. Aksine, hayatı tecrübe ettikçe bazı şeyleri kendim fark edeceğimi ve bugün doğru olduğunu düşündüğüm bazı şeylere ileride farklı bakabileceğimi söylüyordu.

O dönem bunu, beni bir yere zorlamak yerine kendi cevabımı bulmam için bana zaman tanıması olarak gördüm. Belki de bu yüzden söylediklerine güvenmek benim için giderek kolaylaştı. Çünkü uzun zamandır ilk kez karşımda bana ne olduğumu anlatmaya çalışan biri değil, beni dinlediğine inandığım biri varmış gibi hissediyordum.

Ama başından beri bir şeye bu kadar inanmışken ondan vazgeçmek de düşündüğüm kadar kolay değildi. Çünkü bir düşünceyi reddetmek, yalnızca o düşüncenin yanlış olabileceğini kabul etmek anlamına gelmiyor. Onun üzerine kurduğun bütün duyguları, verdiğin kararları, yaşadığın acıları ve kendine yıllardır anlattığın hikâyeyi de yeniden sorgulaman gerekiyor. Bir noktada, inandığın şeyden vazgeçmek sanki o güne kadar gerçekten hissettiğin her şeyi de reddetmekmiş gibi geliyor. İnsan kendi kurduğu dünyanın içinde yaşamayı öğreniyor; sonra birileri gelip o dünyanın temellerinin sandığın kadar sağlam olmayabileceğini söylediğinde, yalnızca fikrin değişmiyor. Bir süreliğine bütün dünya başına yıkılmış gibi hissediyorsun. Belki de bu yüzden bazı şeyleri bırakmak, doğru olmadığını fark etmekten çok daha zor.

Bazen bütün bu yılları, boşa geçmiş bir ömür gibi görüyorum. Her şeyin çok daha farklı olabileceğini düşünüyorum. Daha az korkarak, daha az saklanarak, kendimi sevdirmek için bu kadar uğraşmadan yaşayabilirdim belki. Zaman zaman hâlâ o sevgi açlığını hissediyorum ve onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Bir gün kendimle gayet barışıkken ertesi gün aynaya bakıp kendimden nefret edebiliyorum. Bazen neye gerçekten inandığımı, neyin bana ait olduğunu ve neyin yıllardır bana söylenenlerden kaldığını ayırt etmek bile zorlaşıyor.

Ama sanırım bugün bulunduğum yerin geçmişten en büyük farkı şu: Artık bütün bunların farkındayım. Her şeyi çözmüş değilim ve belki uzun süre de çözemeyeceğim. Hâlâ sevilmek istiyorum, hâlâ bazen kendimi başkasının gözünden ölçüyorum, hâlâ bazı günler diğerlerinden çok daha ağır geliyor. Yine de ilk kez, bütün bu seslerin arasında hangisinin gerçekten bana ait olduğunu anlamaya çalışıyorum. Şimdilik yapabileceğim tek şey bu.

https://x.com/psikologkacin13/status/2102007479827669280

6
Hocam size bazı olumlu ama garip hissettiren haberlerim var kimliğimi gizleyerek durumda paylaşabilirsiniz bu yazımı veya forumda kimliğimin gizli olması şartıyla sizin için yazıyorum hep yaz diyip diyip duruyosunuz ya önce bi önceki yazımı yapıştırcam sonra devamını yazcam

ATALARIMIZIN LANETİ
EŞCİNSELLİK…
Bu ara içimi dökmek istedim.Bu eşcinsel hisler ne kadar zor be!Aslında neyi farkettim bu ara biliyomusunuz?
Eşcinsellik derin ve dipteki depresyonun,hüzün duygusunun üstünün kaplı olduğu toz tabaka.Ne demek mi istiyorum?Anlatayım;Biliyorsunuz ki eşcinsellik ‘Babamız’dan alamadığımız bir ‘tamamlanılmışlık’ hissini arama yolu,bu yolla diğer erkeklerle erotik yolla bağ kurmak maksadıyla eşcinsel ilişkileri deneyimledik/deneyimliyoruz,aslında arayışımız şu;Bir erkek gelsin ve içimizdeki ezik/eksik/yaralı çocuğu sevgisi ve ilgisi ile tamamlasın istiyoruz ama ne yazık ki çok zor(belki imkansız değildir)çünkü zaten sağlıklı erkekler diğer erkeklere yönelmiyor.
Ben terapi sürecinde ve kendi çabam ile okuyarak/izleyerek/araştırarak belli bir aşamaya geldim kendime güvenim,özgüvenim vs belli bir seviye ye geldi eskiden erkekleri kafamda büyütüyordum/idealleştiriyodum sonra onlarında hiç de buna layık olmadığını anladım hemde hiç!Şimdi erkeklerle ‘erotik’ yolla bağ kurma güdüm eskiye nazaran azalınca kendi kendime şöyle düşündüm ‘neden onlarla bağ kurmak isteyeyim ki?’ Çünkü ben birgün sevmek/sevilmek vs hayaliyle bu bağ kurma hayalini devam ettiriyordum.Yani aslında ilgi/öpmek/sarılmak gibi fiziksel temaslar istiyordum,ama biliyorsunuz hetero erkekler ile böyle şeyler yapamazsınız :) yada çok yakın baba/abi/amca/dayı/tanıdık gibi kişiler olması gerek ki bunu yapıp tepki almayacağınızın garantisi olsun işte bende bunları yapmayacaksam neden onlarla takılayım ki?Diye düşünüyorum ve depresif hissediyorum sanki onlarla fiziksel yakınlaşmıycaksam iletişime geçmenin de bir önemi yok gibi!Ama önemli nokta şu;Aslında bir erkekle seks yapmak istemiyormuşum ben sadece onla konuşmak,sarılmak istiyormuşum yani küçük bir çocuğun babasıyla yaptığı şeyler,artık eskisi kadar erotik çekim hissetmiyince(sadece çok depresif/yalnız hissettiğimde geliyo bu hisler)durdum ve düşündüm e ben zaten cinsellik yaşamak istemiyorum/istemiyormuşumki!E o zaman ben ne istiyorum?Yakın bağ kurmak!Cevabı buldum ama hetero erkekler le bu biraz zor çünkü onlar eşcinsel değil yani onlar sizinle öyle bağlar kurmak size duygusal yatırım yapmak veya sarılmak istemiyorlar!Hüseyin Hoca bana;aradığın sevgiyi dostlukla,yakınlık ile bazen nadiren tokalaşmak vs ile halledersin demişti ama bu böyle bi şey değilki be hocam!Bizim açlığımız yılların duygusal açlığı bi tokalaşmak ile geçer mi biz fazla yakın fiziksel temaslar istiyoruz!Cidden çok zormuş keşke ergenlik/çocukluk yıllarında gelseydim belli bir yaştan sonra imkansız olmasa bile bence çok aşırı zor bazı şeyler, herkes insan ilişkileri,dostluk bağları,çevre vs çözmüşken siz belli bir yaşta bunları yeni çözmeye çalışıyorsunuz,belkide belli bir aşamadan sonra hiç çözemeyeceksiniz(maddi,sosyal,çevresel,toplumsal etkenlerden dolayı çünkü onlarda aslında bizi fazlasıyla etkiliyor yani ‘dışsal koşullar’)
Demem o ki eskisine göre çok ilerledim bilinç olarak ta zihin olarakta davranış olarak ta ama daha ideal yere çok uzağım çok eksi bi yerden başladım terapiye şimdi eksi yi bırakıp geçtim ama henüz çok aşağıdayım ideal yer ise çok yukarda…

TERAPİDEKİ SÜRECİ (YENİ YAZI)
ANLAM VEREMEDİĞİM İYİLEŞME
Yeni bir yazıdan merhaba,Terapi sürecinden şunu anladım iyileşme çok inişli ve çıkışlı
Git gide iyi hissettiğiniz daha iyiye gittiğiniz bir süreç değil
Eski yazımda erkeklerden duygusal beklenti içine girmek ile alakalı yazmıştım,çünkü erkekleri idealleştiriyordum ve onlar benden üstün ben aşağıyım türü bir çeşit aşağılık kompleksine gidiyordum ve bilinçaltımda kendimi erkeklerle eşitlemek için erotik bağ yolu arıyordum
Bu gerek eşcinsel fantezi gerek gay p*rno izleyerek
İyi haber şu ki benim fena derecede gay p*rno izleme bağımlılığım vardı ve hala aslında var ama eskiden çıplak erkek vücuduna çok yükselirken(hemde öyle böyle değil) şimdi sadece “hoş” geliyor.Eskiden bu içerikleri izlerken çok hoşuma giderdi şimdi aslında eskiye göre bunları izlemenin cazibesini kaybettiğimi anladım hemde çok büyük oranda,eskiden izleme düşüncesi geldiği an büyük bir keyifle izliyordum,dün yine izledim ama beynimden şöyle düşündüm ‘artık o kadar da büyüleyici değil benim için,çok gerekte yok’ ve izlememe rağmen eskiden çok haz verici müthiş derken şimdi şöyle dedim ‘eh işte,yani b*şaldım idare eder işte,o kadar da müthiş değil’ şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl oldu çıplak erkek bedenine aşıkken nasıl bu oldu açıkçası çok inişli çıkışlı zamanlar geçirdim p*rno bağımlılığım vardı onu azaltsamda hala bitiremedim sadece süresini çok uzattım ama eskiden kendimi çok zorlarken izlememek için şimdi pek de canım istemiyor bence bunun sebebi sosyalleşme erkeklerin arasına girdim ki bazen onlardan o kadar sıkıldım ki anlatamam işkence gibiydi ama ben kızlarla takılmaktan da hoşlanmıyodum asosyaldim kendimi erkeklerle eşitledim,onların aslında özgüvensiz,korkak,kaygılı
(heterolar) olduğunu görünce eskisi kadar bana cazibeli gelmemeye başladılar o yüzden mesela dün eşcinsel erotizm düşüncesi geldi aklıma ve iğrendim ‘ıyyy bunlarla mı?’ dedim kendi kendime ama bu çok uzun vaktimi aldı yani evden otursaydım asla ilerleyemezdim erkeklerin arasına girmeseydim asla ilerleyemezdim bazen kabus gibiydi,bu ortamlara alışkın olmadığım için yoğun anksiyete,panik atak ve çocukluktan gelen travma olarak yoğun ‘aşağılık hisleri’ hissettim bazen bunu yoğun yaşadım bazen az ama çabaladım,kızlara yönelmek olur mu bilmiyorum ama erkeklerin sönmesi his olarak müthiş bir şey belki ilerde olur bu işin çözümünü yazıyorum
İlk olarak erkek ortamına gireceksin kardeşim yoksa olmaz çok sıkıcı vs gelsede gireceksin(kafanızın uyuştuğu insanları bulun)
Onlarla takıla takıla erkekler ve ben diye kendini aşağılık gördüğün düşüncen değişecek ve onun yerine bende erkeğim,güçlüyüm ‘biz erkekler’ düşüncesi kafanda oluşacak
Korksanda yapman gereken şeyleri yapacaksın ben hala yoğun panik atak anksiyete yaşıyorum ama kalbim ata ata yapmam gereken şeyleri (sosyalleşme,ortama girme) yapıyorum yoksa korkun azken çok oluyo eğer geri adım atarsan o korku büyüyo bu yüzden korkudan kimse ölmez,kalbin ata ata da yapacaksın illa gidip konuşma hiçbirşey yapamıyorsan erkeklerin yanında otur sadece ama zamanla samimi ol emin olun onların çoğu korkak ve çekingen aslında biz hayatın zillesini yemişler olarak çok güçlüyüz çünkü ben kafamda çok büyüttüğüm bazı erkeklerin(hepsi böyle diyip abartmıyım ama)aslında dışardan gözüktüğü kadar da ‘havalı,özgüvenli’ olmadığını erkek ortamına girince anladım
Diğer bir adım ise tabiki herkes siz ilerledikçe kıskançlaşıyor siz başarılı oldukça dalgaya almaya çalışıyor maalesef insan doğası böyle onlara karşı da dik duracaksın korksanda mesela sert tavırlı duracaksan ben korka korka öyle bir sert tavır gösterdim ki cidden diğer insanlar aslında benden çekinir oldu unutmayın siz insanlara zayıf tarafınızı gösterirseniz insanlar orayı kaşıyo tabiki mükemmel gözükmeyin arkadaş ortamında dalga geçme vs çok olur onlar sorun değil ama sizin özel şeylerinizi asla kimse bilmesin
Ve hobi edinin erkekçe hobiler yani cinsiyetinizi sağlamlaştıracak hobiler uğraşlar ama unutmayın erkek ortamına girip kendinizi erkeklerle eşitleyip aşağılık kompleksinden çıkmadıkça dünyanın en sert güçlü insanı gibi de dursan dışardan hiçbir işe yaramaz!
Öfke kötü birşey değil bu süreçte bol bol hissedeceksiniz bu çok normal bunu doğru yere yönlendirin bağımlılıklara ve asosyalliğe,kendini eve kapatmaya yönlendirmeyin sosyal hayatın içinde öfke hissedin evde değil!

7
_Benim Serüvenim_


*Ben Kimim*
Bu yazıyı yazmaya başladığımda henüz 30 yaşıma girmiştim. Kimileri bir şeyler için geç olduğunu düşünebilir ancak iyileşme serüvenim 25 yaşımda başladı. İnişli çıkışlı dolu bir dönem oldu benim için. Çoğunlukla kendimi kendimden şüphe duyarken buldum. Aslında her zaman iyimser ve ümitli biri olsamda nedense bu konuda kendime çok pozitif bakamıyorum sanırım. Bu da bence genellikle kendime ve hayata karşı eleştirel ve mükemmelliyetçi bakış açımdan kaynaklanıyor. Bir şey olacaksa tam olmalı, eksik veya yarım kalmasını bünyem kaldırmıyor. Bu ise nasıl gelişti derseniz belki yazının devamında bahsedebilirim. Aslında istemsiz bir şekilde başlığa doğru konu sürüklendi. Benim kim olduğuma, özümün bir parçasına gittim istemeden. Demek ki hayatta en çok dert haline getirdiğimiz şeyler aslında bizi biz yapan önemli unsurlardan biri haline geliyor ya da tam tersi. Hayat amacım adeta bazı standartlara uygun bir yaşantı sürmek üzerine kurgulanmış. Bunu zaman zaman ben körükledim zaman zaman ise çevre unsurları. Ben bir hata gidericiyim. Gerçekçi olmayan problemler üretip kimi zaman çözebilen kimi zaman da yapamayacağımı anlayıp yahut o gücü kendimde bulamamamdan ötürü halını altına süpüren. Bu eylemi bir yere kadar yapabiliyorsunuz çünkü artık acı vermeye başlıyor. Hayatımın en büyük problemini de aslında kendim ürettim. İlerleyen safhalarda da daha çeşitlilerini ürettim. Kime neyi kanıtlamaya çalıştığımı asla bilmiyorum. Giderek yalnızlaştım. Kendimi evimden binlerce kilometre uzaklara götürdüm. İnsanın kendisiyle derdi hiç bitmez miymiş?

*Nasıl Gelişti*
Bir hata ayıklayıcısı olduğumu söylemiştim. Bu aslında basit bir denkleme indirgenebilir. Hakettiğini alamadığın zaman, iç dünyanda bir çelişkiye düştün ve sorunun kendinden kaynaklandığına kanaat getirdin. Bunun doğal sonucu olarak ise bu sorunları bulup gidermeye odaklandın. Bu küçük yaştayken ebeveynlerin istediği ideal, uslu, çalışkan bir evlat/öğrenci olmaktı. Bunu başarabilmek için sana gösterilen örneğe tapar halde buldun kendini. Onun gibi olabilirsen dertler çözülecek sandın. Onunla kaynaşabilirsen, onunla oynayabilirsen, onun en iyi arkadaşı olabilirsen olması gereken standarda ulaşırsın sandın. Belki oldun, belki olamadın. Duygusal ihanetlere uğradın. Akranlarınca kabullenilmeye çalıştın. Ama sanki sende bir şeyler ters gibiydi, onlar gibi olamıyordun. Onlar gibi futbol oynayamıyordun, onlar gibi sert ve kaba değildin, onlar gibi kavga edemiyordun. Daha narin ve kırılgan bir yapın vardı. İnsanlar aslında seni severdi ama sen kafanda bir takıntı yaratmıştın. Bu çocukken böyle devam etti, her yaptığın işte kendini birilerine kanıtlamaya çalıştığını fark edemeden bunda usta bir hale geldin. Zirvedekileri elde etme serüveninin temellerini böylece atmış oldun. En büyük problemini böyle yarattın. Asla gerçek olmayan bir takıntıya kapıldın. Erkek olmanın tanımını kestiremedin. Kimse de göstermedi, anlatmadı. Erkek olmak çevrende gördüklerin ya da sana dayatılanlara tabi olmak mıydı? Onlar gibi olmak zorunda mıydın? Asla çözülemeyecek bir problem yarattın ve işin içinden çıkamadın. Bir erkeği elde etmek. Onun gibi olmaya çalışmanın farklı bir versiyonu. Bu duygusal bağı babanla kuramayınca, onun dışında bir örneklik de olmayınca o duygular bi akranına yöneldi ve bir ideal buldu. Böylelikle onu yüceltmeye ve elde etmeye kalkıştın. Her şeyi doğru yaparsan seni sever sandın. Kimi zaman sevdiler kimi zaman sevmediler. Sevseler bile kafanda kurduğun ideale yaklaşamayacaklardı ki. Yine tatmin olmayacaktın. Hastalıklı tarafın zamanla onlarda da kusurlar buldu. Ondan kopamadığın için kusurlarıyla sevmeye devam ettin. Ne de olsa tam olarak elde edememiştin. Gel zaman git zaman halının altına süpürülen problemler artık o kadar şişmişti ki her tarafı bir toz bulutu kapladı.

*İlk Adım*
Sonra ne mi oldu? Hapşırmaya başladım ve hemen odadan kaçmaya karar verdim. Tabi işin işten geçtiğini anlamam da biraz zaman aldı. Hoş işin kader boyutu da var. Olanda hayır vardır derim her zaman. Benim şartlarımda da böyle olması gerekiyormuş. Benim hikayem de böyle yazılacakmış. Geç olsun ama güç olmasın! Tabi bu kadar bağımlılık sahibi olduktan sonra ilaçlar bünyede alerji yapıyor. Vücut kabul etmiyor öyle hemen. Bunun için de irade gerekiyor. Gel zaman git zaman, iki ileri bir geri epey bir yol katedildi. Şu an olduğum yere gelebilmeyi sanırım hayal bile edemezdim o zamanlar. Zaman içinde içimden bir başkasını çıkarmayı başarabildik. Kelimenin tam anlamıyla pasif  ruh dünyasından dönüşen artık daha agresif, daha özgüvenli ama belli etmese de anlamasa da hala duygusal ve bu açlığı yine de hisseden birisi vardı. Özümden bir şey kaybetmedim ama kabuk değiştirdik diyebiliriz.


*İyileşmek*
İlaçlarınızı kullanırken her zaman prospektüsüne bakın! Nasıl yan etkileri olabileceğini de farkında olmalısınız. Doktorunuzun size söylemesi gerekir tabi bunları. O yüzden doktor takibinde alın ilaçlarınızı! İlk dalgayı atlattıktan sonra, zamanla kırılma farklı bir şehre taşınmam, yalnız yaşamaya başlamam ile devam etti. Babamla kendi iç dünyamda barıştım. Allah ile hiçbir zaman bir anlaşmazlığım olmadı. Aksine beni doğru yola ileten ancak O’dur. Ben bu süreçte sabretmeyi ve O’na güvenmeyi öğrendim. Önüme gelen kapılarda ise seçim hakkımı kullanıp sebat ettim. Seçim hakkımı kullanmak derken öylesine kararlardan bahsetmiyorum. Çoğu insanın veremeyeceği türden kararlar. Çok prestijli bir iş imkanını bırakmak ve türlü bilinmezliklere kapı aralamak gibi. Genel olarak iyileşmeye karar vermem ve bu yolda sebat etmem devam ettikçe Rabbim de nimetlerini artırmaya devam etti. Çünkü O şükrederseniz artırırım diyor. Hiç bir zaman şikayet etmedim. Siz sabrederseniz kalbinizi doğru yola iletirim diyor. O’na güvenin ve zor olanı yapmaya hazır olun. Ben her zaman bu düşünce yapısında oldum hayatımda. Bir sorun meydana geldiyse, bu işin içinden nasıl çıkabilirim diye baktım. Her zaman en zoru ilk adımı atmak oluyor, sonrası bir şekilde getiriliyor. Kendinizden şüphe edip ilk adımı atamayınca hiç başlamadan kaybetmiş oluyorsunuz. Hayat böyle çalışmıyor. O adımı atabilenler ileriyi görebiliyor. Ufuk çizgisini görmeye ancak onlar talip olabilirler.

Bu süreçte yine bir akranımı idealize edip kapanıma aldım. Bu tamamen bilinçdışı gelişen bir süreç. Adeta kendime hedef arıyorum. Ortamda diş geçirebileceğim bir av arıyorum. Kendimden değersiz gördüklerim ise umrumda olmuyor. Kafamda kurduğum değer algılarıma kim uyuyorsa ona çekiliyorum. Zaman içinde bu kıstaslara uyan insanlar oldukça azalıyorlar. Çünkü kendi benliğimi aynı zamanda yüceltmekle de meşgul oldum. İçten içte onlarla birlikte aslında kendi egomu da geliştirdim. Kendimden altımda gördüklerime oldukça hor bakıyorum ve küçümsüyorum. İçten içe ezik muamelesi çekiyorum. Artık pasif yapıyı minimize ettiğim için bu sefer cinsel dürtülerim oldukça zayıf seyrediyor. Olursa artık daha çok kriz anlarında ortaya çıkıyor. En başta bahsettiğim kendimden şüphe ettiğim zamanlarda.

*Hayat Olacağına Varır*
Gel zaman git zaman kendimi hikayenin diğer tarafında buluyorum. Bu sefer seven değil sevilen tarafa geçmeyi başarabilmişim. Hem de karşımdakini duygusal olarak en derinden etkileyerek. İşler ayrılık zamanı yaklaştıkça çözülmeye başladı. Hayal bile edemeyeceğim şeyler duydum, hissettim ve yaşadım bu süreçte. Artık bir insandan beklentimi sıfıra indirdiğim o dönemde, hayat bu ya, beklenmeyecek seviyede zıtlıklar yaşandı. Hiç belli etmeden içinde biriktirdiklerini toparlayıp birbirimize veda etmek zorunda kaldık. Onu çok seviyorum. Ama nasıl sevmem gerektiğini bilmediğim bir evredeyim. Buradan da hayırlı kapılar çıkar diye ümit ediyorum. Rabbim bir kere daha olağanüstü planlarını sonuna kadar hissettirdi bana. O kadar eminim ki gelecek günler de daha nicelerini göreceğim. Belki bir evladımı bile alabilirim kucağıma.


*Mutlu mu Son*
Şimdi ise gurbetteyim. Hayata yeni bir sayfa açtım.
Evet, hayata.

8
“CEZALAR CAYDIRICI OLMALI”

Akit’e konuşan Psikolog Hüseyin Kaçın, şunları söyledi: “Ne yazık ki ahlâk dışı münasebetler artıyor. İstanbul ve İzmir gibi büyük illerimizde alenen zina yapıldığına, sapkınlığın teşvik edildiğine şahit oluyoruz. O kadar çok zinacı, o kadar çok sapkın, o kadar çok HIV/AIDS virüsü taşıyan var ki! Benim dahi 20 HIV/AIDS danışanım oldu. Tablo, çok vahim. Ne yazık ki homoseksüeller, bu HIV/AIDS belâsını tetikliyor. Fuhuş yapanlar da. Toplumda çürüme, yozlaşma olduğunu görüyoruz. Aile kurumunun bozulduğunu, aşındığını gözlemliyoruz. Cürete bakın, KAOS GL’nin sitesinde HIV/AIDS’e karşı aşılanma talep ediliyor. Yani sapkın davranışların bedelleri topluma ödetilmeye uğraşılıyor. İnanın, bunun ötesi de olacak. Böyle giderse homo evliliklerine müsaade edilmesi çağrısı da gelecek. Bu anlayışla daha duyarlı olunmalı, eylemde bulunulmalı. Toplumu, aileyi tehdit eden soruna karşı topyekûn mücadele edilmeli. Burada pandemide olduğu gibi akil adamlarla ilerlenmeli. Tanıda bulunacak, uyarı ve öneri sunacak heyet teşekkül ettirilmeli. Çöken toplum, aile kurumu kurtarılmalı. Hukuki tedbirler de alınmalı. Zina, sapkın münasebetler suç sayılmalı. Cezalar caydırıcı hâle getirilmeli.

Vaktiyle yapılan hatalar oldu. Zina suç olmaktan çıkarılarak, İstanbul Sözleşmesi imzalanarak, ‘toplumsal cinsiyet’ kavramının kullanımına müsaade edilerek yanlış yapıldı. Batı’nın kavramları sıkıntılara sebebiyet verdi. Türk, İslâm toplumu olarak kendimize ait kavramlar üretmeyi başaramadık. Batı’yla yürüttüğümüz kültürel bir savaşta İstanbul Sözleşmesi’nden ötürü büyük yara aldık. Tabii yanlıştan dönüldü ama ortaya çıkan tahribatı gidermek atılacak daha çok adım var. Bu adımların hangi birini anlatayım. Bir defa devletin bu zina, sapkınlığa yöneliş sorununu dert edinmesi gerek. Yani trans ameliyatlarını önlemeye dönük kanun gecikiyor. Bu, kendisi ne 10’uncu ne 11’inci ne 12’nci yargı paketinde yer buldu. Kanun, devamlı erteleniyor. Artık devletin yapması gereken trans ameliyatlarını sınırlamak değil, yasaklamak. Trans ameliyatları yasaklanmadığı takdirde HIV/AIDS vakalarının artacağı bilinmelidir. Trans paylaşımları önlenmelidir. Sapkın akımların propagandalarına geçit verilmemelidir. İHA’larla, SİHA’larla dış düşmanlara karşı verilen mücadeleyi takdir etmekle içten içe toplumu çürütmeye yönelen sapkın yapılanmalarla savaş daha ileri evreye taşınmalıdır. “

https://m.yeniakit.com.tr/haber/zina-ve-sapik-iliski-aidsi-yayiyor-2021944.html?page=3

9
Türk toplumu ya da bürokrasisi Genç Osman'ı Yedikule zindanlarında boğmanın kalıtsal mirasından beslenerek ve de kıskançlık ve haset duygularından güçlenerek karakterli bir o kadar da yaratıcı zeka sahibi fertlerini linç ettikçe onların ruhlarını idam sephasında sallandırmanın günahını toplumsal sorunlara çözüm üretemeyerek ödemektedir.

Psikolog Hüseyin KAÇIN

https://www.instagram.com/p/Dc-fMfntSOp/

10
Hocam bu attıklarınızı okuyorum bakıyorum. Ancak ne yalan söyleyeyim artık eski konumumdan istesem de değerlendiremiyorum konuyu. Ne diyebilirim, umarım birlerine iyi geliyordur. Ancak ben kızgın ve yorgunum bu konuda. Kendimi değişim için öylesine yormuş hissediyorum ki kalıcı bir değişim yaşanmadığında elde kalan gerçek katlanılmaz oluyor. Çünkü tüm umutlarımı bir yere yatırınca her gün sokağa çıktığımda karşılaştığım gerçeğe dayanmak için tutacak dal bulamıyorum. Size değer veriyorum. Bunu hep söyledim. Bugünlerde keşke birileri bizden tiksinirken birileri de sürekli olarak dönüşmemiz gerektiğini salık verirken birileri de bununla nasıl yaşayabileceğimizi anlatsaydı diyorum. Hep kötü hep negatif bir şey gibi algılamasaydık. Böylelikle yaşamımızın temel meselesi olmaktan çıkardı. Bu kadar büyümezdi etkisi. Çünkü en nihayetinde olmayınca olmuyor. Geriye büyük bir zihinsel karmaşa kalıyor. Bu karmaşaya da yapacak bir şey kalmıyor. Hatta size şöyle samimi bir şey söyleyeyim. Sizinle görüşmek istiyorum mesela. Bir çok şey anlatmak paylaşmak istiyorum. Ancak günün sonunda ilişkimiz bir biçimde benim değişmem üzerine kurulu. Bu olmadıkça hüsran büyüyor. İnsan bu kez hep kendini suçluyor. Eskiden günahkarım derken şimdilerde bir türlü beceremedim değişmeyi diyor kendine. Kendine olan saygısı yitiyor. Hatalar yapıyor. Allah’a sığınmaktan bile korkar oluyor. Bir düşünce bir inanç arıyor gönlünü genişletecek. Fakat bulamıyor. Bu nedenle de görüşmüyorum. Çünkü buna dayanamıyorum. O nedenle bu tarz yazıları okumak da bana iyi hissettirmiyor. Topluma gelince onlar ‘iyileşmiş’ eşcinselleri bile kabullenmezler kolay kolay. İyileştim ben demeye bile utandırırlar insanı. O röportajlarda bile herkesin yüzü buğulu sesi pürüzlü, neden? Çünkü hiçbir biçimde kendimizin bu yönünü sansürsüz biçimde ortaya koymamıza izin verilmiyor. İnsanlar biliyor ne kaybedeceklerini, neye karşı tek başlarına savaşmak zorunda kalacaklarını. O yüzden de saklıyor, saklanıyorlar. Yargılanmadan, analiz edilmeden insan gibi hissedebilmek istiyorum. İnsan gibi yaşamak istiyorum. Kendi içimdeki bu sıkışmışlık hayatımın her yanına sirayet etmiş. Varsın ben de böyle yaşayayım böyle var olayım. Ne yapabilirim ki bu konuda? Ancak zor işte. İnsanların çoğu kılık kıyafetlerini dahi dış çevreden alabilecekleri onaya göre şekillendiriyor. Mesleklerini, tutumlarını, düşüncelerini bile dışarıya göre şekillendiriyor. Yani demek istediğim eşcinsellik bir çeşit travmanın sonucuysa bile bu tarz hisler taşıyor olmak ve sürekli olarak dış dünyanın tehdidiyle başbaşa hissetmek daha büyük bir travma yaşatıyor insana. Bu tehdit fiziki olmasa bile varoluşsal ve psikolojik boyutta olduğu kesin. Herkesin gözündeki o alaycı bakışlara, küçümseyişlere, sapkın muamelelerine dayanmak kolay iş değil. Hem de ne için? Alt üstü basit bir cinsel yönelim. Kim seçiyor ki kime karşı cinsel ilgi besleyeceğini? Kendiliğinden oluveriyor. Ancak bu muhafazakar kitle hep korkuyor. İğreniyor, suçluyor. Halının altına süpürüyor. Kendi konforları açısından iyi de yapıyorlar. Gerçeklere tahammül edebileceklerini sanmıyorum çünkü.

Böyle işte. Bazen size sarılmak istiyorum. Bazen içimden sevgi dolup taşıyor. Diyorum ki bu cinsel yönelim meselesi bir yana içimde bir boşluk hissetmeseydim tanışmazdım bu insanla ve insanlarla. Çünkü onlar beni genişletti. Ancak buradan sonra kendi başıma genişlemeye ihtiyacım var sanırım. Bazense öfkeleniyorum. Telefonda konuştuğumuz yazıyı da deneyeceğim. O karmaşanın içerisine dalmak şimdilik biraz zorlayıcı geliyor.

Benim Ailem Belgeseli

https://youtube.com/playlist?list=PLAABaL9f17rX11VATx98ruU7_iIuzgOZK&si=JuNh6IrdBp6bCim8


https://youtu.be/eN7PhGU9X2M?si=cs96-gsBNH6VH2yh

11
Ablacım hayırlı günler. Gerçekten zor durumda olduğunu hissederek bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Öncelikle inanan biri olduğunu düşünerek imtihan dünyasında çok ağır bir imtihan ile karsi karşıyasin. Allah yardımcın olsun. Yazılarından anladığım kadarı ile de trans düşüncelere sahip bir evladın var.
Burada süreçi bitirmiş olarak sana bir kaç tavsiye vermek istiyorum.
Eşcinsellik bir hastalıktır. Tıpkı kanser gibi verem gibi. Tedavisi çok daha zor çok daha uzun süren insanı normal hastalıktan çok daha fazla yoran bir hastalıktır. Burada sergilemen gereken ilk kural hastaya hasta olduğunu hissettirmemek. Nasıl kanserli birini gördüğün zaman onun yanında hiç bir şey yokmuş gibi takılıyor isen evladının yanında da öyle olacaksın. Öncelikle oğlunu kabul et ve bu hastalığın sebebini öğren. Ona saçma sapan baskılar altına girmeyin. @⁨Psikolog Hüseyin Kaçın (0 555 326 22 91)hocaya düzenli devam edin ve verilen görevleri harfiyen yerine getirin. Bu süreç ailenizin bağ kuvveleri için çok daha guzel bi hale getirebilir. Onu bu hale getiren sebepler silsilesinin aslında çok basit ve gereksiz ona çok daha yoracak hayatın akışında ona daha büyük problemler getireceğini ona gösterin.
En önemlisi ne olursa olsun hangi düşüncede olursa olsun hayatta istemediğin tahammül dahi edemeyeceğin şeyleri yapmış da olsa onun senin bir parçan olduğunu şu an normal çocuklardan çok daha fazla sana ihtiyacı olduğunu hiç unutmaman gerekiyor. Onun bu halde olmasının sebebi belki de senin ondan eksik kalan bir yanından kaynaklanıyor. Bu düşünceyi unutmayıp bu düşünce ile kendini de suclamaman gerekiyor. Babası ile birlikte artık bir aile olun. Evde eş görevlerini eril dişil kısmını ciddi manada bir cerrah gibi en ince detayına kadar en güzel şekilde yapmaya çalışın. Bunu yapmacık yapmayın ama sakın. Gerçekten bir muhabbet kurarak yapmaya çalışın.

12
Dindar kesimden artık benim maalesef hiçbir umudum kalmadı. Akıllarına gelen ilk şey: Yasaklamak.. Eşcinselliğe dair filmler, kitaplar, dernekler, mekanlar vb görünür ne varsa yasaklanınca sorunun çözüleceğini düşünüyorlar ya da mevzuyu bi' şekilde iman eksikliğine, beslenmeye, özenmeye bağlıyorlar. Mesela "Ailemi Koru" mitinglerinde talep ettikleri yasaklamaktan başka bir şey değildir. Bu mitinglerde bir tane "üniversitelerde çalışma yapın, bunun için kürsü kurun" vb pankart göremezsin. Velhasılıkelam ne anlatırsan anlat; olmuyor! Bu yüzden iyileşmek isteyen eşcinseller olarak yapayalnızız. Bizim Tanrı'dan başka hiç kimsemiz yok. Bu süreçte o kadar çok şey yaşadık ki sadece bir tanesini anlatayım: Eşcinselere yardım etmek amacıyla kurulan, Din Kültürü öğretmenlerinden ve İlahiyatçılardan oluşan "Gençlerde Kimlik Karmaşası" adında bir WhatsApp grubuna birbirimizden haberi olmayan yedi sekiz eşcinsel olarak katıldık. Sandık ki faydamız olacak.. Öyle ya nefroloji çalışacaksan gidip de grip olanları dinlemezsin. Bizi bizden dinlemeyecekler de kimden öğrenecekler?? Öyle olmadı. İşin içinden çıkamadıkça dolaylı yoldan bizi imansız olmakla itham etmeye başladılar. Sonrasında da grubun düzeninin bozulmasına sebep olmakla suçlayıp hepimizi de gruptan attılar. Bildiğim kadarıyla bizden sonra da hiçbir yere varamadılar. En son gençlerin cinsel ilişki için buluştuğu parklara gidip oradakilere kek dağıtmaya (abartmıyorum) kafa yoruyorlardı. Bunun yanında tarikatçıların cadı avına çıkıp hepimizi itlaf etme arzusu ile sekülerci tayfanın bizlere bunun doğuştan olduğunu zorla kabul ettirmek için "bilim"i sabitleme arzusu da ölümüne kapışır vaziyettedir. Seküler tarafta isen yine LGBT fonlarıyla öyle veya böyle bir şekilde desteğin var. Ama inançlı biriysen ne bir tarikat, ne bi' camaat, ne Diyanet, ne Bakanlık, ne bir dernek ne bir vakıf ne bir üniversite çalışması, ne bir aile.. Yanımızda hiç kimse yok! Diğer tarafta olanlar mağduruz diye "onur yürüyüşü" yapıyor ve üstüne bir de iyileşmeye çalışıyoruz diye bize nefret kusuyorlar. Normalde ihtiyacımız olsa cebinden çıkarıp beş kuruş vermeyecek olan bu insanlar, "kendinize haksızlık yapıyorsunuz, kendinizi baskılıyorsunuz, kendinizi kabul etmiyorsunuz; bu yüzden size üzülüyoruz" şeklinde yaklaştıklarında iyileşmekteki ısrarımızı görünce adeta canavara dönüşüp bizleri Sağlık Bakanlığına şikayet ediyorlar. Yanımızda hiç kimse yok dedim ya! Yanımızda duran herhangi bir yasa da yok! Öylesine garip bir yalnızlık bizimkisi.. Asıl dışlanan, mağdurken bir daha mağdur edilen, görmezden gelinen bizlerken aslında LGBTlilerin borusu ötüyor. Kanunlar, üniversiteler, dernekler, doktorlar, politikacılar onları koruyor. Düşünüyorum da köleler, İslam'a ilgi göstermeseydi İslam hareketi sınırlı kalacak ve evrensel mesajının yayılma hızı da büyük oranda yavaşlayacaktı. Ne zaman ki taşıdıkları candan başka hiçbir şeyi olmayan köleler, efendilerini dinlemeyip İslam'a koşarak Mekke'nin sınıfsal yapısını sarstılarsa, dönemin aristokrasisi kendini tehdit altında hissettiyse bu ivmeyi 21. yüzyılda bizatihi yaşatacak olanlar da iyileşmek için mücadele eden biz eşcinselleriz. Biz o LGBT efendilerini dinlemiyoruz. Rabb'im yardımcımız olsun. Bizim ondan başka kimsemiz yok. Gerçekten yok! Bizden sonra dünyaya gelecek olan eşcinsellerin tek umuduyuz. Bizi bizden sonra gelecek olanlar anlayacak.. "Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük" olan dava artık biziz! Rabb'im yardımcımız olsun.

https://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2830.0

13
No es nada raro que los homosexuales experimenten sentimientos de culpa, inquietud, soledad o incluso depresión así como estados intensos de tensión. A menudo, las personas afectadas sufren una gran carga de sufrimiento psicológico cuando se sienten obligados a llevar a cabo actos homosexuales que contradicen su propia naturaleza y su identidad interior, o cuando no pueden controlar ese impulso. Asimismo, la homosexualidad no debe entenderse como la expresión de una elección libre, sino como un desarrollo que, con frecuencia, tiene su origen en traumas infantiles o en la negligencia parental. Según este punto de vista, la homosexualidad es un trastorno psicológico, caracterizado por una alteración de la inclinación sexual y de la identidad. Como consecuencia, para la psicología como ciencia surge la clara obligación de cuestionar si un estilo de vida homosexual y la identidad social asociada a él pueden considerarse realmente saludables. La investigación debería seguir asumiendo la responsabilidad de estudiar las causas, la estructura y los posibles enfoques terapéuticos. En este contexto sería una actitud degradante y moralmente cuestionable negar un tratamiento a quienes desean liberarse de la homosexualidad por iniciativa propia, o afirmar de manera general que no se trata de una enfermedad curable.

14
24 yaşındayım kendimi bildim bileli bu durumun içerisindeyim.Hüseyin hocaya tavsiye üzerine gittin adını daha önce internette görmüştüm ama cesaret edememiştim tedaviye.Hayat hikayemden bahsedeyim biraz iki kardeşiz aramızda 8 yaş var ben abiyim.Annem biraz dominat bir kadındı.Babam ise ilgisiz pasif bir adam.Ara sıra kızıp bağırırdı kendince babalık yapardı böyle.Kendini bununla kandırırdı.Hep kadınların arasında vakit geçirirdim bu beni olumsuz etkiledi.Babamla diyoloğumuz yoktu.Okul hayatımda erkekler benimle oynamazdı hep sınıfta sıramda tek başıma otururdum yalnız bir çocukluk geçirdim içimde çok fırtınalar kopuyordu.Ama dışarıya hep sus pus çocuktum sesimi kimseye çıkaramıyordum.Liseyi bakırköyde okudum çok berbat yıllardı ifşalar yaşadım.Özel hayat diye bir şey kalmamıştı benim için.Herkes bu yönümü konuşuyordu.Alay edenler uğraşanlar birde destekçilik yapıp bana gaz verenler,güya bana iyilik yaptılar.Yanlış bir yolun desteğide yanlış.Okulda kimse benimle ilgilenmedi.Bu konu yüzünden çok zorluk yaşadım.Lise sonda dine yöneldim.Zamanla namaz kılmaya başladım.Tefsir okudum bol bol.Dinimizle ilgili kitaplar okudum.Zamanla bu yanlış yoldan eşcinsellikten uzaklaştım.Allah beni pis yoldan doğru yola adım adım çekti adeta.Allah kulunu sever.Bizlerde onun kuluyuz.Biz ona yöneldikçe o bizi kendi yoluna doğru yola çekiyor bir şekilde.Ya bir insan aracılığıyla ya başka bir vesileyle.Bu arada ailem dindar insanlar değiller ben seküler yetiştirildim.Ama 18 yaşımda Allah beni doğru yola çekti.Siz rabbinize yönelin o da size bir şekilde sahip çıkar.Hüseyin hocaya bir kaç hafta önce gittim.Kendi öz babamla olnayan diyaloğu 1 saatte onunla kurdum.Bizim gibi insanlar genelde babalarıyla iyi bir iletişimi olmayan insanlardır ama hüseyin hoca bunun eksikliğini gideriyor kesinlikle onunla konuşamadığım şeyleri hocamızla konuştum.Şuan tedavinin başı ama ben düzelmek istiyorum Allahın izniyle bunu başarıcam

15
ERDOĞAN: "SIRF LGBT BELASINI ELEŞTİRDİĞİ İÇİN SANATÇILAR, BİLİM ADAMLARI LİNÇ EDİLMEKTEDİR."




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı sanatçı, iş adamı ve bilim adamlarının "LGBT belasını" eleştirdikleri gerekçesiyle linç edildiğini ve adeta yaşayan birer ölüye çevrildiğini ifade etmiştir. Erdoğan, LGBT'yi aile yapısına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmekte ve bu konudaki eleştirilere karşı toplumun korunması gerektiğini savunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konudaki tutumu ve konuşmalarında öne çıkan temel noktalar şunlardır:

Linç Kampanyaları: Erdoğan, LGBT yapılarına karşı duran veya eleştiri getiren bilim adamlarının, sanatçıların ve iş adamlarının haksız bir şekilde toplum veya medya tarafından hedef alındığını belirtmiştir.Aile Yapısının Korunması: Aile kurumunun toplumun temeli olduğunu vurgulayan Erdoğan, LGBT yönelimlerini aile değerlerine zarar veren bir "sapkınlık" ve "belâ" olarak nitelendirmiştir.

Toplumsal Direniş Çağrısı: Bu tür değerleri savunan ve eleştiri yapan kişilerin susturulmaya çalışıldığını belirterek, bu tehditlere karşı milli ve manevi değerlerin savunulması gerektiğine dikkat çekmiştir.


İstinaf Mahkemesi Psikolog Hüseyin Kaçın Hakkındaki Kararı Bozdu

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, Hüseyin Kaçın hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü eksik araştırma ve yanlış kanun maddesi uygulanması gerekçesiyle kaldırdı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi, Hüseyin Kaçın hakkında "3359 Sayılı Yasaya Aykırılık" suçundan verilen mahkûmiyet kararını bozdu.
Daire, ilk derece mahkemesinin eksik araştırmayla hüküm kurduğunu ve sanığın eylemine uygulanacak kanun maddesinin hatalı değerlendirildiğini belirtti.
14 Mayıs 2026 tarihli istinaf kararında, dosyanın yeniden incelenmesi gerektiğine hükmedildi.



YANLIŞ KANUN MADDESİ UYGULANDI
Kararda, ilk derece mahkemesinin sanığın sosyal medya ve internet ortamındaki faaliyetlerini 3359 sayılı Kanun kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kararı verdiği hatırlatıldı.
Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamındaki iddiaların sanığın "klinik psikolog" unvanını kullanması ve yalnızca klinik psikologların yapabileceği terapi faaliyetlerini yürüttüğü iddiasına dayandığını belirterek, eylemin 1219 Sayılı Kanun'un Ek 13. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğinin araştırılması gerektiğini ifade etti.

BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ İSTENDİ
İstinaf Dairesi, sanığın sosyal medya hesapları ve internet paylaşımlarında yer alan faaliyetlerin gerçekten yalnızca klinik psikologlar veya psikiyatristler tarafından yürütülebilecek terapi hizmeti niteliğinde olup olmadığının uzman bilirkişi tarafından değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kararda, alınacak bilirkişi raporunun ardından sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerektiği belirtilerek, mevcut haliyle eksik araştırmaya dayalı mahkûmiyet hükmünün isabetsiz olduğu kaydedildi.

Sağlık Müdürlüğünün İstinaf Başvurusu Reddedildi
Öte yandan İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü vekilinin beraat hükümlerine yönelik yaptığı istinaf başvurusu da reddedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nün davada suçtan doğrudan zarar gören taraf konumunda bulunmadığını, bu nedenle Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca davaya katılma ve istinaf başvurusunda bulunma hakkının bulunmadığına hükmetti.

DOSYA YENİDEN DEĞERLENDİRİLECEK
Bölge Adliye Mahkemesi, Hüseyin Kaçın hakkında verilen mahkûmiyet kararını bozarak dosyanın eksikliklerin giderilmesi amacıyla yeniden değerlendirilmesine karar verdi.
Kararda, sanığın eyleminin hukuki niteliğinin uzman bilirkişi raporu doğrultusunda yeniden belirlenmesi gerektiği vurgulanırken, bozma kararı oy birliğiyle alındı.

NE OLMUŞTU

2024 yılında
Psikolog Hüseyin Kaçın, “Devletin yapması gereken ilk iş trans ameliyatlarını engellemektir. Her trans ameliyatı devlet eliyle işlenen cinayettir” dedi ve Fatih'teki ofisi, eşcinsel terapi yaptığı için klinik psikolog unvanı olmadığı ve LGBT lobisinin yaptığı şikayetlerle mühürlenmişti.

Kaçın bunu LGBT lobisiyle FETÖ’nün ortak operasyonu olarak değerlendirmişti.

Eşcinselleştiremediklerimizden misiniz!

Devlet eliyle, Eşcinsel Terapi Merkezleri kurulma kararı alınabilseydi neler olurdu?

Envai çeşit LGBT oluşumları, dernekleri, sosyal medya operasyon kolları aynı anda;

Vay efendim…

‘Eşcinsel terapi mi olurmuş, siz Dünya Sağlık Örgütünden iyi mi biliyorsunuz?’ diye diye fikri vereni, uygulamaya koyanı linç üstüne linç ederlerdi.

Bizimkiler onlarla dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı her zaman tercih etmişlerdir.

Yalnız başına Psikolog Hüseyin Kaçın…

Eşcinsel terapi yöntemiyle, 40 yıl önce LGBT lobilerinin baskılarıyla ‘Eşcinsellik hastalık değildir’ kararı alan, eşcinsellik türevlerini hastalık tanı listelerinden çıkartan DSÖ’ye meydan okuyor…

Eşcinselliği terapi yönetimiyle iyileştirmeye başlayınca LGBT oluşumlarının hedefi haline geldi.

Tehdit edildi, saldırıya uğradı, ofisi basılarak yağmalandı…

Vazgeçmedi…

‘Eşcinselliğin Aile Hastalığı’ olduğunu, tedavi edilebileceğini söyledi ısrarla.

Söylemekle kalmadı; kurtulmak isteyenleri terapi seanslarıyla hastalığın pençesinden çekip aldı.

Sonra mı ne oldu?

Sadece eşcinsel terapi yapan Psikolog Kaçın’ın Fatih’teki merkezi CİMER’e şikayet edildi.

CİMER ne yaptı?

Şikâyeti İstanbul Sağlık İl Müdürlüğü’ne, oradan Fatih İlçe…

Sonuç?

Psikolog Kaçın'ın merkezi, Fatih Kaymakamlığı oluruyla kapatıldı.

Yetmedi…

Sağlık Bakanlığı, Savcılığa suç duyurusunda bulundu.

İfadeye çağrıldı.

'Eşcinsel Terapi' talep eden ve  eşcinsellikten kurtulmayı bekleyen, normalleşmek isteyenler gelişmeleri şaşkınla izliyor.

Şu sese kulak verin;

“Ben küçük yaşlarda defalarca cinsel istismara uğradım.

Şimdiye kadar kendimden büyük, babam yaşında adamlarla çeşitli birliktelikler yaşadım.

Eşcinselliğin terapisinin olduğunu bilmiyor, ihtimal dahi vermiyordum.

Tesadüfen Psikolog Hüseyin Kaçın’ı duydum.

Kendisiyle görüştüm.

Çıkarı olmadan bütün dertlerimi saatlerce dinledi.

Terapilere devam etmeye başladım.

Bana ziyadesiyle faydası oldu.

Karşı cinse ilgi duymuyordum; zamanla duygusal açıdan kadınlara ilgi duymaya başladım.

Hüseyin Bey'in ofisi kapatıldı; terapilerimiz, seanslarımız yarım kaldı.

Devletin sorunlarımıza el atmasını beklerken tek dayanağımız, yegane sığınağımız Hüseyin Bey'in eşcinsel terapi yapmasının engellenmesi bizleri derinden sarstı.

Son günlerde devletimizin geleceği, dijital ortamlarda tehdit edildiğine yönelik haberler, açıklamalar okuyor, dinliyoruz.

Evli barklı çoluk çocuk sahibi 50-60 yaşında adamlar eşcinsel sitelerinde, 15-16-17 yaşında çocuklarla ilişki yaşamaktadır.

Gay fuhuş mafyası Türkiye’nin büyük şehirlerini, beş yıldızlı otelleri kuşatmış durumdadır.

Lütfen gençlerimizi eşcinsel tehlikesinden kurtarın…”

Kaçın tek başına mücadele ediyordu.

LGBT oluşumlarının çeşit çeşit dernekleri, sayısız avukatları, yurt dışı fonları sınırsız destekleri vardı.

İyileşmek isteyen eşcinsellere baskı uyguluyor, yardım aldıkları psikologları şikâyet mekanizmalarını kullanarak yıldırıyorlardı.

‘Madem eşcinselliğin tedavisi yok, olmayacağından eminsiniz, iyileşmek üzere mücadele verenlerden neden rahatsız oluyorsunuz?’

Değil mi?

Psikolog Kaçın’ın terapilerine katılarak iyileşen, normalleşen, evlenerek aile kuranları gördükçe çıldırıyorlar…

DSÖ envanterinde kayıtlı olmadığından eşcinselliği iyileştirecek diplomalı psikolog ve psikiyatrist, eşcinsel terapisti unvanı henüz yok.

Türkiye’nin tek eşcinsel terapisti, unvan yetersizliği bahanesiyle çalışamaz hale getirildi.

Destek istemiyordu, köstek olunmasa iyiydi.

Madem öyle…

Muhterem Milli Eğitim ve Aile Bakanı, Sayın Sağlık Bakanı;

BM’yi, DSÖ’yü, AB’yi, bilumum LGBT oluşumlarını, sosyal medya veyahut asosyal baskı gruplarını karşınıza alarak;

İllerde Eşcinsel Terapi Merkezleri kurmaya var mısınız?

Hazır Cumhurbaşkanı, “Hayâ, edep, şefkat, merhamet hasletlerinin günlük hayattan çekildiğini, insanı fıtratından kopartan LGBT'vari sapkınlıkların olmadığı kadar özendirilerek teşvik edildiğini…” söylemişken…

Durdurun şu hayasızca akın.

Sayfa: [1] 2 3 ... 108