Gönderen Konu: DİNDAR EŞCİNSELLER İYİLEŞİR Mİ? / EŞCİNSEL HAYATIN ROMANI YAZILIR MI?  (Okunma sayısı 9911 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ali Günay




Hüseyin Bey "roman yazmana gerek yok! 3-5 satır yazsan da olur." demişti ama ben yine de olabildiğince detaylı anlatmaya çalışacağım.
18 yaşındayım, Hatay'da oturuyorum, adım Alperen. Lise son sınıf öğrencisiyim. Meslek lisesinde okuduğum için haftanın 2 günü okul var, diğer günler çalışıyorum.
Anne baba ilgisinden yoksun büyüdüm. Babamı sevmiyordum ve örnek alınacak bir tarafını da görmüyordum. 3 kardeşiz. Abim, ben ve kız kardeşim. Abimle de hiç anlaşamazdık. Serseri birisi.. Örnek almak şöyle dursun, nefret ediyordum kendisinden. Çevremde örnek alabileceğim bir tane bile erkek büyüğüm yoktu.  Kendime model aldığım kişi üst kat komşumuz olan amcamın benden 5 yaş büyük kızıydı. Bütün akrabaların sevdiği, canayakın, koydumu oturtan tipten bir kızdı. Herkes onu sevdiği için onun gibi olursam toplumda kabul göreceğime inandım.
 Çocukluğumdan beri çok iyi bir dostum olsun istiyordum. Hayalimdeki bu dost benim herşeyimi bilecek, en fazla bana değer verecek, duygusal, esprili, hitabeti ve fiziği düzgün, popüler birisiydi. O yaşlardayken henüz eşcinselliğin ne olduğunu bilmiyordum ama bu duyguların normal olmadığını hissediyordum. Çünkü yaşıtlarımın hiç birisinin hemcinslerinden böyle beklentileri yoktu. 15 yaşına geldiğimde durumun farkına vardım. Dünya başıma yıkıldı.
  Ben dinî hassasiyetleri yüksek bir insanım. Dinimin yasakladığı bir hayatı kesinlikle sürmek istemem. ?O zaman nasıl bir yol izlemeliyim?" diye sordum kendime. Uzunca düşündükten sonra şöyle bir sonuca ulaştım: "Bir insan kendi elinde olmayan hiç bir şeyden dolayı suçlu değildir. Ben yanlış bir şey yapmadım, şu halim benim tercihim değil. Bu benim imtihanımdır. Eğer pes etmeyip iyi bir sınav verirsem bu halim belki benim için büyük bir mükafat vesilesi olur. O halde çıkış yolu aramalıyım."
Eşcinsel bir hayatı kabul etmememin 3 nedeni vardı.
1- Dinim buna müsade etmiyor,
2- Ben normal bir hayat sürmek istiyorum. Mutlu bir ailem, karım, çocuklarım olsun istiyorum.
3- Çevremin eşcinselliğe bakışı..
Üçüncüsü hiç önemli değil. Eğer ilk ikisi olmasa, üçüncüsü umrumda olmaz.
Hedefimi belirledikten sonra araştırmaya başladım. Arkamdan beni sevmeyen bazılarının "bazen kız gibi konuşuyor" dediklerini işitmiştim. İlk işim, kendime müthiş bir disiplin uygulayarak aksanımdaki kadınsılığı yok etmek oldu. Bunu yaparken araştırmalarıma devam ediyordum. Ama karşıma hiç olumlu bir şey çıkmadı. İnternetten eşcinsel derneklerine yönlendiriliyordum ve onlar eşcinselliğin propagandasını yapıyorlardı. İyileştirmek şöyle dursun, bu fikri taşıyanları hain bile ilan ediyorlardı. Onlara göre eşcinsellik özgürlüktü ve buna karşı çıkanlar özgürlük düşmanıydılar.
 Konu hakkında çok fikrim olmadığı için ümitsizliğe kapılmıştım. Sonra dindar kaynaklar bu konuda ne diyor diye araştırmaya başladım. Ama onlar da "günahtır, sapkınlıktır, çarpıklıktır" demekten başka bir şey demiyorlar. Oysa ben bunları zaten biliyorum. Bana çözüm lazım. Koskoca camiada bu konuda işe yarar laf eden tek kişiye rastlamadım. Belli kalıplar var: "Lut kavmi, kıyamet alameti, eşcinsellik hastalıktır sloganları vs.." yahu ben bunları zaten biliyorum. Peki hiç düşünmez misiniz: "İradesi dışında bu hissi taşıyan kişiler nasıl tedavi edilir? Madem bunun hastalık olduğunu söylüyoruz, madem 'Allah her hastalığın devasını da yaratmıştır' diyoruz, peki o zaman bu hastalığa nasıl bir tedavi bulmalıyız?"..
Böyle düşünen bir tek kişiye rastlamadım.
 Bir taraftan eşcinsel derneklerinin tesirinde kalıyordum, diğer taraftan dindar kaynaklar çözüme dair tek laf etmiyordu. Fırtınalı bir denizin ortasında kalakalmıştım. Kıyı görünmüyordu, pusulam yoktu. Çırpındıkça daha da batıyordum sanki.. Günün birinde İkbal Gürpınar'ın bir kitabında şöyle bir paragrafa rastladım: "Buluğ çağında mutlaka hormon testi yaptırmak lazımmış çocuklarımıza. Eğer sesi kalınlaşmıyor, elmacık kemiği belirginleşmiyor ve olması gereken diğer belirtiler ortaya çıkmıyorsa, eksik olan hormonun takviyesi yapılarak oğlumuzun sorunu ortadan kaldırılabiliyor." Bu yazıyı okuyunca çok mutlu oldum. İlk defa çözüme dair bir şeye rastlamıştım. Ama burada da karşıma bir sürü yeni soru çıktı. Benim fiziksel olarak hiç bir sorunum yoktu. Sadece duygusal boyuttaydı. "Acaba eşcinsellik sorununun kaynağı psikolojik mi yoksa hormonsal mı?" sorusunun cevabını çok aradım ama bulamadım.

Bu arada özel hayatımda bazen bana çıkma teklif eden kızlar oluyordu. Bir çoğu da popüler ve güzel kızlardı. Çünkü her ne kadar sessiz, suskun birisi olsam da sempatik ve yakışıklı birisiyim. En azından bana öyle söylüyorlardı. Ben ise hiç birisiyle alakadar değildim. Gerek duygusal, gerek cinsel açıdan hoşlandığım erkekler de oluyordu. Kendi iyiliğim için bunların hepsinden uzak durmaya çalışıyordum.

Araştırmalarıma devam ettim. Ama diyorum ya; benim işine yarayacak tek kelime bulamadım. Ayaklarım yere biraz daha sağlam bastıktan sonra eşcinsel derneklerine tepki üretmeye başladım kafamda. Onların zihniyetine göre çünkü; eşcinsel duygulara sahip bir insanın mutlaka eşcinsel hayat yaşaması gerekirdi. Bu bir özgürlüktü ve tedaviden bahsedenler özgürlük düşmanıydılar. Bu konuda öyle bir mahalle baskısı uyguluyorlar ki, bir ara beni bile etkisi altına almak üzereydiler. Oysa ben kendi hür irademle tedavi olmak istiyorum. Üstüne basa basa söylüyorum: Eşcinsellik hastalıktır, ben hastayım ve iyileşmek istiyorum. Buna kim ne hakla karışır? Siz ne halt yiyorsanız yiyin, beni zerrece ilgilendirmez ama benim tedavi olma hakkımı elimden almaya kalkmayın. Kendi yaşam tarzınızı bana dayatmaya kalkmayın. Özgürlüğümü elimden almaya kalkmayın.

Onların tavrı benim için çok önemli değil de, kendimi ait hissettiğim dindar camianın tavrı beni bunaltıyor. (Ben bir Akit okuruyum. Küçüklüğümden beri takip ederim. Kendimi bir şeye yönlendirmem ve onunla meşgul olmam gerekiyordu. Ben de kendimi gündeme ve siyasete verdim. Bu yüzden gündeme çok vâkıfım.) Gerek Akit, gerekse diğer muhafazakar kaynaklar eşcinselliğe ve eşcinsel derneklerine olması gereken tepkiyi gösteriyorlar, ama eşcinsellikten nasıl kurtulunur, buna dair en ufak bir şey söylemiyorlar. "O yol yanlıştır" diyorlar, ama o yoldan nasıl düzlüğe çıkılır onu anlatmıyorlar. Bu yazılı olmayan bir kanundur: Eğer bir şeye karşıysan, onun yanlış olduğunu söylüyorsan, söylediğin kişinin önüne alternatifler koymak zorundasın. Bunu yapmadıkları için kendimi çok kötü hissetmiştim. Öyle bir şey ki; tuttuğunuz bütün dallar elinizde kalıyor. İnsan kolaylıkla "Demek ki bu işin çözümü yok, eğer ben böyle yaratıldıysam demek ki ben uğursuz bir insanım" diye düşünebiliyor. Berbat bir psikoloji...

Bir çoğu da eşcinsel derneklerinden korktuğu için bu konuda söz söyleyemiyorlar.

 Onlar için sorun yok. Oturdukları yerden ahkam kesmek kolay geliyor. Artık beni anlamalarını beklemiyorum. Çünkü onlar; yakışıklı bir erkek gördükleri zaman önce bakıp kalmanın, sonra da utanç ve çaresizlik içinde başlarını öne eğmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Çaldıkları her kapının ardında duvara toslamanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Kendi çocuklarında böyle bir durum olduğunu hissetseler acaba nasıl davranırlar merak ediyorum.

Konuyu rehber öğretmenime açtım. Bu konuda o da hiç bir şey bilmiyordu. Beni bir tane psikoloğa yönlendirdi. Gitmeye niyetlendim ama biraz araştırdım da, o psikoloğun malum zihniyetten olduğunu anladım. Gittiğim zaman bana diyeceği şey; bunun ne kadar normal bir şey olduğu, bunun tedavisi olmadığı, bu durumu kabul edip buna göre yaşamam gerektiği filan olacaktı. Onun için gerek yok dedim kendi kendime. "Gideceğiniz psikoloğa güvenmelisiniz." diyordu Mehtap Kayaoğlu..
Günün birinde kanalları dolaşırken eşcinsellikle ilgili bir başlık gördüm. Hemen durup konuyu anlamaya çalıştım. Bu bir ana haber bülteniydi ve Hüseyin Kaçın isimli bir konuk konuşuyordu. Konuşma yaklaşık 10 dakika sürdü. Eşcinsellik konusunda benimle aynı fikirde olan ve çözüme dair bir şeyler söyleyen bir psikologtu bu. Gideceğim psikoloğa güvenmem gerekiyordu ya hani; işte bu kişiye güvenebilirdim. Hemen bu ismi araştırmaya başladım. Internetten telefon numarasını bulup kendisiyle iletişime geçtim. İstanbul'da olduğunu öğrenince bütün umudun kırıldı. O tarihte hiç bir şekilde İstanbul'a gidebilmem mümkün değildi. Hem yaşım küçüktü, hem de maddi olarak böyle bir gücüm yoktu. Şu zamana gelene kadar arayışlarımı sürdürdüm.
Hüseyin Kaçın ismini de araştırmıştım bu arada. Eşcinseller bariz küfürler yağdırıyorlardı. Onun; milletin muhafazakar duygularını kullanıp paraya çevirdiğini filan söylüyorlardı. İlk başta bu yorumların tesirinde kaldım. Ama sonra olayı İslami açıdan düşündüm. Edepsizden edep öğrenme taktiğini uyguladım. Onu eleştirenler Allah?ın kesinlikle yasakladığı bir fiili savunuyorlardı. Müslüman bir insan belki günah işleyebilir ama asla günahı savunamaz. Savunduğu anda da dinden çıkar. Hüseyin Bey?i de somut gerekçelerle eleştirmiyorlardı. Kuran?a uygun davrandığı bir noktadan eleştiriyorlardı. Hükmümü verdim ve bu konuyu kapattım
Aynı insanlar eşcinselliğin tedavisi olmadığını söylüyorlardı. Oysa İslam?a göre kesinlikle hastalıktı. Ve bu insanlar ?tedavi olunuz Allah tedavisi olmayan bir hastalık yaratmamıştır ihtiyarlıktan başka " hadis-i şerifine muhaliftiler. Bunu düşünüp emin adımlarla ilerlemeye devam ettim.


Son bir sene yaz tatilinde çalıştım, sonra lise 4'e geçtim. Yaşım da 18 olmuştu. Ocak ayında, bu işi yeterince ertelediğimi düşündüm, bütün hazırlıklarımı yaptım ve İstanbul'a 1 günlük uçak bileti aldım. Günü geldiğinde gittim. Randevuyu saat 10.00'a almıştım ve saat tam o saatte oradaydım. Ve terapiye başladık.

Dışarıdan dağ gibi bir görünümüm vardı. İçimdekileri sızdırırsam yıkılacağımdan korkardım. Güçsüz görünmekten ne kadar da korkuyor insan.. Ama anlattım. O güne kadar ne düşündüysem, ne hissettiysem hepsini anlattım. O güne kadar farkında olmadığım duygularım da su yüzüne çıkmıştı.
İkbal Gürpınar'ın kitabındaki o cümleden bahsedip en çok aklıma takılan soruyu sordum: "Acaba sorun psikolojik mi yoksa hormonsal mı?" İkbal Gürpınar'ın verdiği bilginin doğru olmadığını, çift cinsiyetli doğanlar hariç sorunun tamamen psikolojik olduğunu söyledi. "Beyin vücut üzerindeki herşeyin kaynağıdır. Sen stres yaparsın kanser olursun, moralini yüksek tutarsın iyileşirsin."
Önce biraz genelden konuştuk. Terapiye gelen diğerlerinin eşcinsel oluş nedeni nedir? Insanların bu konuya bakışındaki yanlışlıklar, eşcinsel derneklerinin cazgırlıkları, muhafazakarların klişeleşmiş lafları filan... Aynı fikirde olduğumuzu görmek beni mutlu etti. Her eşcinselin sebebi farklıymış. Kimisi çocukluğunda tacize veya tecavüze uğramış, kimisi bir travmadan sonra, kimisi de benim gibi özgüven eksikliği kaynaklıymış.
Benim Akit gazetesini sevdiğimi öğrenince Abdurrahman Dilipak?ın bir konferansta eşcinsellik hakkında konuştuğundan bahsetti.
-Konuyu nereye bağladı biliyor musun?
-Nereye?
-Gıdalara.. Hormonsal yiyeceklerden dolayı toplumda böyle sorunlar çıktığını söyledi. Oysa bu da doğru değil. Eşcinsellik bundan binlerce yıl evvel de vardı. Lut kavmi hormonsal gıdalarla mı besleniyordu?


Abdurrahman Dilipak?ın bu içerikte bir yazısını okuduğunu hatırladım sonradan. Soyanın bu konuda çok zararlı olduğunu yazıyordu yanlış hatırlamıyorsam.. Hatta başka bir yerden soyanın tavuk dönerlere karıştırıldığını duymuştum ve uzun süre korkudan tavuk döner yiyememiştim.

Ben çocukken akranlarım arasında rezil olmaktan, alay edilmekten çok korkardım. Zaten çocukluğu bilirsiniz; en ufak bir bahanede alay konusu ederler. Oyuna davet ettikleri zaman "yanlış bir şey yaparım, iyi oynayamam, dillerinden kurtulamam" diye reddeder, hep kenardan izlerdim. Bunun eşcinselliğe atılan bir adım olabileceğini o ama kadar hiç düşünmemiştim. Hüseyin Bey'in yardımıyla farkettim ki; ben cesur, rahat, gözüpek olamadığım için, bu özellikleri taşıyan erkeklere her geçen gün büyüyen bir hayranlık beslemiştim. Artık onlara her bakışımda onları kutsuyor, onlar gibi olmak istiyordum. Onların ilgisinden de mutlu oluyordum. Hüseyin Bey diyor ki: "Eğer sen ne pahasına olursa olsun o oyunlara girip kendini ispatlasaydın olaylar çok daha farklı gelişirdi.
Sonra bana zihnimde canlandırdığım fantazileri sordu.
-Bir erkekle beraber olduğunu düşündüğümde ne hissediyorsun?
-Başta mutlu oluyorum, o esnada bir şey düşünmüyorum ama daha sonra iğreniyorum. Suçluluk ve çaresizlik duygusu oluşuyor.
-Peki hiç kadınla beraber olduğunu düşünüyor musun?
-Bazen evet. Düşünmeye çalışıyorum daha doğrusu.
-O zaman suçluluk hissediyor musun?
-Kahroluyorum. Sınırları bilmiyorum ki.. Bunu düşünmenin bile doğru olmadığını düşünüyorum, hem de aklıma geldiği anda kesip, "niye böyle düşünüyorsun" diye kendimi azarlıyorum. Çok sevip örnek aldığım kuzenime, kız kardeşime karşı bir ayıp işliyormuşum gibi geliyor. Ama son zamanlarda bunun yanlış olduğunu farkettim ve düşünmeye çalışıyorum.
-Düşünürken ne hissediyorsun? Ortamı kim kuruyor, sen mi onu memnun ediyorsun o mu seni..?
-Tam net düşünemiyorum esasında. Hâlâ ayıp işliyorum gibi geliyor. Ortamı ben kuruyorum, kadını ben memnun etmeye çalışıyorum ve hiç bir zaman benden memnun olduğunu düşünemiyorum.

Öğrendim ki bunlar da bir hataymış. Her zaman erkek memnun etmek zorunda değilmiş. Erkeğe ve kadına düşen sorumluluk eşit. Ortada bir memnuniyetsizlik varsa bu iki tarafın da sorunudur.
Kadınla ilişki düşüncemi kestirip atmam, ondan utanç duymuş olmam da ayrı bir hataymış. Aklım ermezken, kadınla beraber olduğum düşüncesi aklıma geldiğinde kendime müthiş bir baskı uygulayarak bu düşünceyi kafamdan silerdim. O kapıyı kitleyip anahtarını da denize atmıştım. Oysa insandaki cinsellik isteği şiddetli bir sel gibi.. O selin doğal yolunu tıkadığınız zaman yerinde durmuyor ki! Muhakkak kendine başka bir yol buluyor. O yol zaten hazırdı.. Benim zaten özgüven sorunum vardı. Kadın-erkek ilişkisinde erkeği 'herşeyi idare etmek zorunda olan taraf' olarak gördüğüm için bu sorumluluğun altına girmeye cesaret edemiyordum. Benim idare etmeye değil, idare edilmeye ihtiyacım vardı. O halde bir kadınla mutlu olamazdım. Beni ancak bir erkek beni taşıyabilirdi.
Dinî açıdan da sakat bir mantık yürütme yapmışım farkında olmadan. Mantık şu: "Bir kadına göz ucuyla bakmak dahi haram. O yüzden kadınlardan hislerimi dahi uzak tutmalıyım. Erkeklere gelince; tamam erkek erkeğe ilişkiye girmek kesinlikle yasaklanmış belki ama nerede başlayıp nerede duracağımız söylenmemiş. Erkekle göz göze olsak, el ele tutuşsak, (hatta bir süre sonra) sevişsek sorun olmaz demek ki." .. Buradan sonra önünü alamıyorsunuz zaten. İş öyle bir noktaya geldi ki, fantazilerimde erkekle ilişkiyi doğal, kadınla ilişkiyi sakıncalı görmeye başladım. Hüseyin Bey, fantazilerimde kadınlarla ilişkiyi sıkıntı ettiğimi öğrenince "Fantazi bu! Niye sınırlandırıyorsun ki?" demişti. Oysa daha önce aynı soruyu farkında olmadan ben kendime soruyordum: "Erkekle ilişki düşüncesi sadece fantazi. Gerçek değil. Zaten erkekle ilgili fantazi kurmaya dînin bir şey dediğini duymadım. Sadece kadınları düşünmemek gerekiyor. Niye sınırlandırıyorum ki?" .. Böyle düşündüğümün farkında bile değildim ama bilinçaltımda yatan düşünce buydu. Oysa bu bariz yanlıştı. Çevremde bana bunları öğretecek insan bulunmadığı için nerelere savrulmuştum.. Ne kadına ne erkeğe nasıl yaklaşacağını bilmiyordum.
Toparlayacak olursak; Hüseyin Bey'in çok güzel tespitleri olmuştu. Problem hiç çözülmeyecek olsa bile artık en azından sebebinin ne olduğunu biliyordum. Anlaşılmak bile yeterdi. Hepsi güzeldi ama şu iki tespitte kendimi buldum:
1- Özgüven eksikliği sonucu benzemek istediğim erkeklere anormal derecede büyük bir hayranlık duymak,
2- Kendimi kadınla düşündüğüm zaman bu düşünceyi beynimden tamamen atmaya çalışmak.
Ve bir de ödev vermişti Hüseyin Bey: Kadınlarla ilgili fantaziler kur. Ama oyunu kuran taraf o olsun. Sen mükemmel erkek ol ve isteyen o olsun. Bunu düşünmek sana günah değildir. Normal bir erkek için bu vebal olabilir belki ama senin durumundaki bir erkeğin bunu yapması lazım." .. Düşündüm ve hak verdim.
Ve memlekete döndüm. Tavsiyesini uygulamaya çalıştım. Daha önce kitleyip anahtarını denize fırlattığım 'kadınla ilişki kapısı'nı kırmak ve içeri girmek için çok uğraştım. Öyle sıkı kapatmışım ki o kapıyı; hakikaten çok uğraştım. Defalarca denedim, en sonunda biraz olsun girmeyi başardım. Senelerdir zihnime kazınan hatalı şartlanmayı bir anda aşmak mümkün değildi tabii.. Ama o kapıdan girebilmek bile büyük başarıydı. Bundan sonuç ummuyordum işin açığı ama faydasını görmeye başladım. Kadınlara artık alıcı gözle bakmaya başladım. Erkeğe eğilim %60, kadına eğilim %40 gibi bir denge oluştu.
İstanbul'a gittiğimi sınıftaki yakın arkadaşım Serkan'a (kardeşim olarak gördüğüm. Çünkü daha önce de söylemiştim: öbür türlü baktığım erkeklerden kendi iyiliğim için uzak durdum) anlattım.
-Aa keşke söyleseydin de beraber gitseydik ya.
-Ya ne bileyim bir anda kafama esti, bileti de anında aldım..
-Ben de gitmek istiyordum ne zamandır. Beraber gidelim bi daha.
-Ta.. tamam..
İstanbul'a tekrar gitmeyi düşünüyordum ama Serkan hesapta yoktu. Olmaması gerekiyordu aslında. Terapiye gidecektim çünkü ve o 2 saat Serkan'ı nasıl idare edeceğim hakkında hiç bir fikrim yoktu. Ama bir yandan da İstanbul'a gitmişken en yakın arkadaşımla gezmek fikri güzeldi. Nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyordum ama 'o zamana daha var, düşünürüm bir şeyler' dedim kendi kendime. Planlamalar yaparak biraz zaman geçirdik ve üç hafta sonraya iki günlük bilet aldık. Benim ailemden kimse bilmiyordu gideceğimi. O akşam bir arkadaşımda kalacağımı söylemiştim onlara. Serkan'ın ailesi ikimizin gideceğini biliyordu. Onların evi okulun yakınında ve yol üzerinde olduğu için çok sık uğrarım. Beni tanırlar ve çok severler. Serkan biraz serseri ruhludur. Ben ona göre daha ağır ve uslu dururum. Bilirsiniz büyüklerimiz için uslu çocuklar makbuldür. Oysa o uslu çocukların içinde ne fırtınalar kopuyor bir bilseler keşke.. Keşke ben bu şekilde uysal ve ciddi olmasam...
Gitmeden dört gün önce bir başka arkadaşım Hamit çok acil paraya sıkışmıştı. Ve benden para istedi. Ben de elimde 200 lira olduğunu ama İstanbul için lazım olacağını söyledim. O da benim Hatay'dan ayrılış tarihimden bir gün önce eline kesinlikle para geçeceğini ve vereceğini söyledi. En kötü ihtimali düşündüm:
-"O gün görüşemeyiz belki. Olmazsa ben sana banka hesap numaramı vereyim, ona en geç İstanbul'a vardığım gün, gün içinde yatırırsın."
-"Tamam kardeşim gözün arkada kalmasın. Mutlaka yatırırım."
Sözüne güveniyordum ama emin olmak için tekrar sordum:
-"Bak kesin yatırırsın değil mi?"
-"Tabi tabi. Sen işin o tarafını düşünme."
Hüseyin Bey ile de görüşüp ikinci gün saat 09.00'a randevu aldım. Kafamda Serkan'a anlatacağım bahane ile ilgili hiç bir fikir yoktu. Randevuyu erken saate almamın nedeni, belki o "uyurken gider gelirim." düşüncesiydi. Kalacak yer ayarlamamıştık ama pansiyonda kalmayı planlıyorduk.
« Son Düzenleme: 15 Ocak 2018, 08:01:10 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: EŞCİNSEL HAYATIN ROMANI YAZILIR MI?
« Yanıtla #1 : 19 Nisan 2012, 21:11:32 »
Gidiş günümüz geldi ve İstanbul'a indik. Gezeceğimiz yerleri daha önceden planlamıştık. O takvime uyduk. Tramvaydayken Serkan nasıl olduysa telefonunu kaybetti. Ceplerini, poşetlerini her yerini bakmasına rağmen yoktu. Artık gitmişti yani..
Öğleden önce işi garantiye almak için Hamit'i aradım ve her şeyin yolunda olup olmadığını sordum. Kendinden emin şekilde, parayı aldığını ve az sonra bankaya gideceğini söyledi. Hamit'in gün içinde paramı yatıracağından emin olduğum için Serkan'da bulunan paranın tamamına yakınını harcadık. İkindileyin bankaya gittik ve paranın yatırılmamış olduğunu gördük. Hemen Hamit'i arayıp bu durumu sordum. O da babasının kaza geçirdiğini, elindeki parayı hastaneye vermek zorunda kaldığını söyledi. Ses tonu pek inandırıcı gelmedi. Elim mahkum "tamam biz başımızın çaresine bakarız sen burayı düşünme." dedim. "Tamam kardeşim. Ama ben yine de 1-2 saate mutlaka bir çıkar yol bulup sana dönecem" dedi. İnanmamıştım ama yutkunup telefonu kapattım.. Sonra ne arayan var ne soran..
Emin olmak için ortak bir kaç tane ortak tanıdığımızı aradım. Olayı anlatmadım, "Hamit nerelerde, ulaşamıyorum" filan dedim. İlk bir kaçının haberi yoktu. En sonunda birisi; Hamit'in bugün şehir dışından sevgilisinin geldiğini ve gezmeye gittiklerini söyledi. Hatta restauranta filan gideceklermiş. Sinirden kıpkırmızı oldum bunu duyunca. Karar verdim; Hamit'e olayın iç yüzünü bildiğimi belli etmeyecektim ama üzerine bir çarpı koyacaktım. Şu durumun yenilir yutulur tarafı yoktu. Ama ben yine de sinirimi yuttum. Ona göre davranacaktım bundan sonra.
Bir kaç saat uğraşmamın sonucunda başka tanıdıklar vesilesiyle lazım olan parayı temin edip durumu hallettik. Boş pansiyon bulup yerleşene kadar saat 23.00?ı geçti zaten. Öyle yorulmuşuz ki, yatağa kendimizi atar atmaz uyumuşuz. Ertesi gün ben saat 08.00 gibi uyandım. Serkan hâlâ uyuyordu. O benden daha fazla yorulmuştu. Ne yapacağımı düşündüm ve not yazıp bıraktım. Hava almaya çıktığımı ve uyanınca aramasını yazdım. En altına da telefon numaramı yazdım ve biraz parayla beraber notu baş ucuna koydum.
Yarım saat yolculuktan sonra hedefe varmıştım.
Hüseyin Bey'e olanları anlattım önce.
-Ne düşündün olanlar hakkında?
-Suçluluk hissettim. Serkan'a karşı çok mahcup oldum.
-'Onu buraya getirdim, benim yüzümden telefonunu kaybetti, benim yüzümden sokakta kalma tehlikesi geçirdik' filan diye mi?
-Evet aynen öyle. Ben onu getirmeseydim bunlar olmazdı.
-Peki bütün bu olumsuzluklar olmasaydı, her şey yolunda gitseydi, çok eğlenseydiniz bu sefer "benim sayemde oldu" diye düşünecek miydin?
-Hayır düşünmezdim. Bunda Serkan'ın payının daha çok olduğunu düşünürdüm.
-Tamam. Sen şimdi olumsuz olan her şeyi kendine yükledin, başarıları da başkalarına pay ettin. Kendine burda haksızlık ediyorsun. Ortadaki başarıdan aslan payını kendine ayırmalısın, başarısızlıkları da dağıtmalısın. Şimdi Serkan telefonunu kaybetti..
-Evet.
-Sen 'bunun en büyük nedeni benim' diye düşündün.
-Evet
-Kendini her şeyi mahveden biri olarak gördün..
-Evet..

-Hamit?in sana yaptığı yanlıştan dolayı da kendini ona karşı suçlu hissettin..

-Evet..
-Hatta bu suçluluk duygusuyla telefonun parasının bir kısmını ona ödeyeyim diye düşündün..
-E.. evet..
-Hah! İşte ödediğin anda kaybedersin. Bir defa şunu bil: Serkan telefonunu kaybetti. Sen değil. Sen ona buraya gelmesi için yalvarmadın. O kendisi geldi. Olumsuz olan her şeyi kendi omuzlarına yükleme..

Hak verdim yine. Ben mesela bir kaç kişiyle beraber muhabbet ederken, bir kaç saniye suskunluk olsa o boşluktan kendimi sorumlu tutar ve doldurmaya çalışırım. Oysa bu, orada bulunan herkesin ortak sorumluluğu..

-Hamit konusundaki davranışın da yanlış. "Ben ona kızdım, küstüm, o hatalı olduğunu anlasın, benden özür dilesin".. Bu erkeksi bir tavır değildir. Kadınlar yapar bunu. Konunun aslını öğrenir öğrenmez arayıp hesap sorman, ağzına geleni söyleyip kapatman gerekirdi.

Bence de doğrusu bu esasında. Kadınların en nefret ettiğim huyu bu oysaki. Bir davranışına küserler, trip atarlar ama sen neden olduğunu dahi bilmezsin. Farkında olmadan ben de aynısını yapıyormuşum. Oradan çıkınca Hamit'i arayıp feci şekilde kavga etmeyi aklıma koydum. (Ve yaptım da)
Hüseyin Bey'in bana bunları neden iyice anlattırdığını başta anlamamıştım ama konu geldi yine özgüven eksikliğine dayandı. Oradan da eşcinselliğe.. Benim en temel sorunum özgüven eksikliği zaten.. Kendimi önemsiz hissettiğim zamanlarda bir erkekle olduğumu düşünüyordum. Moralim yüksek olduğu zamanlar da ise kadınla düşünüyordum.
-Kadınla ilgili fantaziler kuracaktın?
-Evet yaptım.
-Nasıl düşündün? O mu seni memnun etti? Ne düşündün mesela?
-Odadayız, çok güzel bir kız beni istediğini söylüyor. Ve beni baştan çıkarıyor. O beni memnun etmek için her şeyi yapıyor.. Her şey yolunda. Sevişiyoruz..
-Bu durumdan ne hissettin peki?
-Pek bir şeyler hissedemedim.
-Niye
-O arada kızın abisi içeri daldı ve ikimizi de çekti vurdu.
-Yahu kızın abisi nerden çıktı?
-Bilmiyorum. Abisi olduğunu bana da söylememişti.
-Tamam bırak o kızı, abisi olmayan bir kız bul.
-Evet ben de öyle yaptım.
-Eee?
-Herkesin hayran olduğu, her erkeğin beraber olmak isteyeceği güzellikte bir kız, yalnız olduğumuz bir mekanda gözünün benden başka kimseyi görmediğini söylüyor. Olaylar gelişiyor, her şey olup bitiyor, hatta kız bana doyamıyor..
-Ee bundan mutlu oldun mu?
-Hayır. Çok kötü oldum.
-Aa neden?
-Çünkü kız hamile kaldı ve ailesi onunla evlenmezsem beni öldüreceklerini söylüyorlar. Ben de kızla evlenmek istemiyorum tabii.
-Ya kız niye hamile kalsın şimdi?
-Bilmiyorum. Ama işin ucu dönüp dolaşıp oraya varıyor.
-Bu sadece bir fantazi! Niye hep olumsuz düşünüyorsun? Sen kızla beraber ol, ikiniz de memnun olun, orada kes. Daha ileriye gitme. Senin kadınlarla ilgili düşüncelerin, fikirlerin, korkuların hepsi yanlış.
-Bazen herşeyin yolunda gittiği de oluyor ama genelinde felaket senaryosu oluşuyor. Gerçi daha önce 'bazen' bile olsa olumlu olmuyordu. Kızla yalnız kaldığımızı bile düşünmeye korkuyordum. Şimdi senelerdir beynime kazıdığım hatalı şartlanmayı bir anda aşmak mümkün değil tabii. Ama zorladıkça yavaş yavaş bir şeyler değişiyor. Eskiden 'kadın' figürü benim için hiç bir şey ifade etmiyordu ama şimdi yavaş yavaş alıcı gözüyle bakmaya başladım. 'Kadın' kavramının anlamını farkettim. Burdan sonrası kolay diye düşünüyorum.
-Çok güzel. Şimdi; kadınla beraber olduğunda istem dışı felaket senaryoları üretiyorsun değil mi?
-Evet.
-Peki erkekle beraber olduğunda aynı şeyleri düşünüyor musun?
-Hayır. Erkek sorunsuz. Beraber oluyorum, ve orda kalıyor. Şartlar eşit. Onu sırtımda taşımak zorunda değilim.
-Yani kızla beraber olunca abisi var, anne babası var, hamile kalma tehlikesi var, şu var bu var; ama erkekte bunların hiç birisi yok, sorunsuz, sen neysen o da o..

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: EŞCİNSEL HAYATIN ROMANI YAZILIR MI?
« Yanıtla #2 : 19 Nisan 2012, 21:11:58 »
Bu şekilde düşündüğümün de yeni farkına varmıştım. Saçma bir düşünceydi ama bilinçaltımda aynen bu vardı.
Bir de şunu farkettim: Ben kadınları mükemmel, cinsellik konusunda her şeyi bilen, erkeğe bu konuda not veren olarak görüyordum. Erkeği ise malum; memnun etmek zorunda olan taraf.. Bunu anlatınca: "Kesinlikle öyle değil" dedi. " Evlenirsiniz, gerdeğe girersiniz, daha ikiniz de acemisiniz. Senin de onun da cinsel deneyimi yok. İşte bu yüzden kadın da erkek de nasıl davranırsa daha iyi olacağını bilmez. İlk zamanlar kim neyden hoşlanır, nasıl sevişilirse tatmin olunur bunlar keşfedilir. Erkeğin eksik kalma ihtimali kadar kadının da eksik kalma ihtimali vardır."

Aslında bunlar bariz olan şeylerdi. Aksini savunmak garip olur. Ben üzerinde hiç düşünmediğim için böyle bir önyargı edinmiştim. Demek ki farkına varmam için birilerinin kelimeye dökmesi gerekiyormuş.
Yine bir tavsiyesi oldu Hüseyin Bey'in: "Bir kızın elinden tut, sinemaya gidin, cafeye-pastaneye gidin.. Bir dene bakalım. Erkekliğini keşfetmen gerekiyor."
Evet. Bu da lazımdı. Ama ben, şartlar ne olursa olsun, sevmediğim, ilgi duymadığım kızla sevgili olacak karakterde bir erkek değildim. Eğer bir kızla sevgili olmam gerekiyorsa ondan hoşlanmalıydım. Sırf kendimi keşfetmem için değil, gerçekten sevmem gerekiyordu. Derken bir kaç hafta önce otobüste gördüğüm kızı hatırladım. İlk gördüğüm andan itibaren gözlerimi alamamıştım. Hem güzeldi, hem de asil duruyordu. Ilk defa bir kızdan hoşlanmıştım sanki. Otobüste fazla kimse yoktu, bana filanca mahalleye gitmek için ne zaman inmesi gerektiğini sordu. Ben de "Gelince ben size söylerim." demiştim. Az sonra:
-"Sizi daha önce hiç bu otobüste görmemiştim. Bu tarafta mı oturuyorsunuz?" diye sordum. O da bu tarafta oturmadığını, ineceği mahallede teyzesinin oturduğunu söyledi. Çoktandır gelmediği için ineceği yeri karıştırmış.. Dediği yere geldik, söyledim ve indi. Kıza hayran kalmıştım. Sevgili olduğumuzu düşündüm bir an. Sonra kendime gelip "sen normal bir erkek değilsin. Ona bunu yapmaya hakkın yok." diyerek kendimi güzelce fırçaladım ve bu olayı oracıkta kapattım. Aslında olsa iyi olurdu ama kıza böyle bir kötülük! yapmak istemedim.

Bunu Hüseyin Bey'e anlattığımda kendimi bu konuda suçlu hissetmemin çok yanlış olduğunu söyledi. Neticede diğer erkekler benden çok daha mükemmel değildi. Sevgili olmayı teklif etmeyi kafama koydum.
-Reddederse ne yaparsın?
-Bilmem.. Kırar dizimi otururum. Bi defa reddederse bi daha yakınından bile geçmem.
-Hayır. Bir erkek böyle yapmaz. Kız evi naz evidir. Sen teklif edeceksin, o reddederse ısrar edeceksin, o hayır diyecek, sen yine teklif edeceksin. Kabul edene kadar da peşini bırakmayacaksın. Ha; her yolu denedin bir sene bir buçuk sene neyse uğraştın, baktın olmuyor "ne yapalım kısmet değilmiş" dersin, bırakırsın.

Aklıma yattı. Kuzenimin peşinden şu anki nişanlısı tam iki sene koşmuştu. Kuzenim her seferinde kesinlikle reddetmiş ama en sonunda dayanamamış kabul etmişti. Şu an birbirlerine çok bağlılar. İkisi de birbirini çok seviyor.
Hüseyin Bey'in ofisinden çıktım, pansiyona doğru yol aldım. Saat 11.30 gibiydi. Varmama 5 dakika kala Serkan aradı. Daha az önce uyanmış. Çok fena yorulmuştu önceki gün. Iki gündür uykusuzdu ayrıca. Ben de uykusuzdum ama sabah kalkmak zorundaydım işte. Notu görmüş ve resepsiyondan arıyormuş. "Aşağılardayım, hemen geliyorum" dedim. Geldim; "Nerelerdesin olum ya" dedi, "Erkenden uyandım, yatakta döndüm biraz uyku tutmadı. Sen de yoruldun diye uyandırmak istemedim, çıktım dolaştım biraz" dedim. Konu orda kapandı. Günlerdir düşünüyordum 'nasıl atlatsam' diye, bu kadar kolay kapandı. Rahatladım. Güzel bir kahvaltı yaptık, geziye kaldığımız yerden devam ettik ve akşam uçakla Hatay'a döndük.
Şu an o kızın izini sürüyorum. Şu an nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Ama bulacağım. Düşündüm de; ben hakkaten aşığım. Hem de bir kıza. Bunun için kendimi zorlamam, şartlamam filan da gerekmedi. Zihnimde oluşturduğum barikatları yıkmam yetti. Ne pahasına olursa olsun o kızı bulup ilan-ı aşk edeceğim.

Eşcinsel duygular besleyen her insanın mutlaka farklı bir nedeni vardır ama; benim temel nedenimin özgüven eksikliği olduğunu anladım. Bir çok sebep var ama özgüven eksikliği baş etken. Diğerleri ondan türemiş. Özgüven sorunu gövde, diğer sebepler bu gövdenin dalları..
Özgüven sorununu bir nebze aştım. Çevrem tarafından takdir gören ve örnek gösterilen bir insanım. Niye kendimi eksik hissediyorum ki?

Elbette her şey mükemmel değil. Bazen yakışıklı bir erkek görüyorum, dönüp tekrar bakarsam bütün ümidim kırılıyor. ?Ben bu işi yapamayacağım galiba" diyorum. Bu psikolojiyi çabuk atlatıyorum ama.. Çünkü artık güzel kadın gördüğüm zaman da istem dışı dönüp bakıyorum. O zaman mutlu oluyorum. Daha önce de demiştim ya: "Kendime güvenim az olduğu zamanlarda kendimi erkekle, yüksek olduğu zamanlarda ise kadınla düşünüyorum.
İyiye gidiyorum. Ama kesik kesik. Borsa çizgileri gibi düşünün. Çizgi yukarı doğru çıkıyor, bazen azıcık aşağı iniyor, sonra tekrar yukarıya çıkıyor. Çizgi aşağı inince moralim bozuluyor ama geriye çekilip tabloya baktığımda yükselişi farkediyorum. Bütün mesele özgüvende düğümleniyor işte. Artık eskisi kadar önemsiz de hissetmiyorum kendimi.

Yine denizin ortasındayım belki ama artık fırtına dindi, ortalık günlük güneşlik, yanımda pusulam var ve kıyı görünüyor.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
27 Mart 2011 Pazar akşamı TV5 Ana Haber Bültenindeki söyleşide
"eşcinsellik hakkında"
gündemdeki eşcinsel parti adaylarının varlığını konu alarak konuşma yaptı.

http://www.youtube.com/watch?v=tX0T68Pwuq8 tıklayınız

http://www.youtube.com/watch?v=u1iMl9dDm-o tıklayınız

Konuk: Psikolog Hüseyin KAÇIN
Konu : Kadına dair her şey....
19 Aralık 2012
Çarşamba 12:30


http://www.youtube.com/watch?v=1KHCfOMHkiQ

26/12/2011 tarihli Radikal Gazetesinde sitemiz ve eşcinsel terapiler hakkında
yayınlanan makaleye ulaşmak için tıklayınız

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1073587&Yazar=PINAR_OGUNC&Date=26.12.2011&CategoryID=97#

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3126
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta