Gönderen Konu: ENSEST (BABA-KIZ & ANNE-OĞUL) (Engin GEÇTAN/Zamane) 0 555 326 22 91  (Okunma sayısı 48496 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Toplumumuzda gözlenen saldırgan ve şiddet içeren davranışların bazıları cinsel boyutlar da içermekte. Tecavüz, çocuğa cinsel taciz ,ensest gibi davranışların sayısında belirgin bir artış var. Bunların önemli bölümü temeldeki ensest eğilimlerin çeşitli tezahürleri. Ensest birinci dereceden akrabalar arasında tek taraflı ya da karşılıklı yaşanan cinsel istek  ya da eylemleri tanımlar. Ve çoğu kültürde tabudur. Böyle bir eğilimi olan çoğu insan bu duygularının farkında değildir, ama bilinçaltına bastırılmış ensest isteklerinden kaynaklanan korkular davranışlarını dolaylı olarak etkiler. Son yıllarda basındaki haberler, ensestin tek yanlı olarak eyleme dönüştüğü olayların sayısında artış olduğu izlenimi vermekte . Tabiî bunlar sadece bize yansıyabilen durumlar. Spekülatif yorumlamalara açık bir konu olduğu için burada ensestin karmaşık psikodinamiklerini tartışmayacağım. Zaten başlı başlına bir metin konusu olur.

Ensestin temelinde kuşaktan kuşağa aktarılan sevgi eksikliği bulunur. Özerkli konusundaki tartışmamız hatırlanırsa , burada sevgisizlikten öncelikle kastedilen çocuğun kendi dünyası olan ayrı bir varlık olarak görülememesidir. Ebeveynin bu tutumunun gerisinde kendisinin de önceki kuşaktan tarafından karşılanamamış duygusal ihtiyaçları bulunur. Kızını cinsel bir obje olarak gören babanın kendi geçmişinde annesine yönelik bilinçaltı cinsel dürtüler taşımış olma olasılığı oldukça yüksektir; uzak, ilgisiz ya da farklı şekillerde ?fazla ilgili? bir anne imgesi nedeniyle. Dolayısıyla  ensest çocukken karşılanmayan duygusal ihtiyaçların bedene yönelmesini tanımlar. Günümüzde giderek artan sayıda insan duygusal paylaşma ihtiyacını da cinsellikle gidermeye çalışıyor.

Ancak ensest de bu durum, karşı cins ebeveynden çocuğa,çocuktan ebeveyne , bazende kardeşler arası ilişkilere yöneliyor.toplumda zaten yaygın olarak bilinçaltında var olan bu eğilimler yaşanan regresyonla ve gölge arketipinin    kışkırtmalarıyla bilinçaltından hareket edip bilince ulaşarak eyleme dönüşme olasılığını arttırmış olabilir.

Anneleri tarafından üstü örtülü ya da doğrudan davranışlarla cinsel olarak tahrik edilmiş olan erkek çocuklarla ilgili örnekleri burada vermek istemiyorum. Bence hangi şekillerde gerçekleştirildiğinin önemi yok. Bu insanlar anneleri ile yaşadıkları bu tür olayları psikoterapi sürecine katılana dek kimseyle paylaşmamışlardı. Psikoterapi sürecinin de genellikle nispeten geç aşamalarında benimle paylaşabildiler. Tabii bir de bilinçaltının iyice derinliklerine itildikleri için hiç hatırlanamayanlarda olmalı.  Ve belki de anlatılmayanlar anne-oğul arasındaki fiziksel birleşme ile sonlanan y ada ona yakın davranışları içeren bir örnekle karşılaşmadım, hepsi kaçamak ya da dolaylı durumlardı. Bir erkeğin henüz çocuk yaştayken yaşadığı ensest travmalarının yetişkin hayattaki bazı sonuçları zaten tahmin edilebilir ancak bir de ?maskelenmiş anne yoksunluğu? durumları da var. Yani ortada bir anne var ama annelik kimiliği ya çok yetersiz ya da çeşitli nedenlerle çocuğunu kabullenememiş, ya da çeşitli duygusal açlıklılarını oğluna yönelterek onun bunaltmış anneler. Böyle durumların, herhangi bir cinsel tahrik olmasa da yetişkin hayatta karşı cins ilişkilerini etkilemesi, istisnalar dışında, pek çok zaman kaçınılmaz oluyor. Genç erkek nüfüsunda eyleme dönüşmeyen ensest fantezilerinin oranını bilmek mümkün değil, ama çok da ender rastlanmadığı şeklinde bir izlenimim var.


Bu anneler neden oğullarına bu tür yaklaşımlarda bulunuyor ya da onlarla ilgili bilinçaltı fantezileri bazen bilinç düzeyine çıkarıveriyor?  Bu güne kadar hiçbir anne bana bu tür duygulardan bahsetmedi, bende kurcalamadım. Her şeyden önce bilinçte tutulması zor bir duygu olduğu için sürekli yadsınma ihtiyacı duyulan bir durum, üstelik bence zaten aslolan bu duygulara zemin hazırlayan yaşantılar. Eğer bunları paylaşılabilseydi bu anneler muhtemelen evliliklerinde aradıklarını bulamadıklarından ve kendilerini çok yalnız hissettiklerinde yakınacaklardı. Yine muhtemelen bu anneler kiminle evli olursa olsalar aynı şeylerden şikayet edeceklerdi, ama sanırım asıl sorun bu da değil . Bu annelerin kendi ebeveyni araştırıldığında , kendi babalarına yönelik ensest eğilimlerde de dahil karmaşık duygularla yüklü olmaları olasılığı yüksek.

Bu kadınların anneleri ya yetersizdir ya da erkeklere karşı hınçlı. Erkeklere olan hıncını kızlara aşılarken, bir yandan da oğullarını kayırıp onlara düşkün davranışlarda bulunmanın paradoksunu yaşarlar. Babalar anne tarafından soyutlandıklarından sıcak duygularını ifade etme şansından yoksun bırakılmışlardır. Dolayısıyla kız çocuk tarafından uzak ve ulaşılmaz olarak algılanırlar.

Bir diğer olasılık da babaların , kız çocuklarına karşı bilinçaltı duygularını da içeren bir düşkünlük yaşamaları ki bu da muhtemelen bir önceki kuşaktan yani kendi anneleri ile olan yaşantılarından taşıdıkları ensest eğilimlerini bir sonraki kuşağa aktarmalarıdır. Bu babaların kızların çok küçük yaştayken bazı bölgelerini kaçamak okşamalarından söz ettiklerine sadece birkaç kez tanık oldum. Ancak daha sonraki yıllarda kız çocuğu bluğ çağına ulaştığında babaların kızlarını diğer erkeklerden aşırı kıskanmaları gibi hoyrat davranışlar görülebiliyor. Kızlarına aşırı düşkün babaların mutlaka ensest eğilimleri taşıdıkları şeklinde bir genelleme doğru olmaz. Oğullarına düşkün anneler içinde öyle. Ancak aradaki sınır bazen belirsizleşebilir. Annelerden oğullara yönelen ensest eğilimlerin kaçamak da olsa eyleme dönüştüğü anlarda ,bunun çocuğun cinsel bölgesine yöneldiğine ilişkin hiçbir bilgiye sahip değilim. Ancak babadan kızına yönelik durumlarda bu farklı oluyor. Neredeyse hepimizin bilinç dışında yeniden anne rahmine dönme fantezileri ve istekleri bulunur. Ve bu,dolaylı olarak ve çeşitli biçimlerde yetişkin hayattaki bazı seçimlerimizi etkileyebilir. Başlı başına bir konu olduğu içinbu olgunun sadece bir yanına değineceğim. Bazı erkeklerin bilinçaltında cinsel ilişki ana rahminin sıcak ve koruyucu ortamına bir süre için dönüşün güvenliğini de simgeler.Bu nedenle cinsel arzulara anksiyete giderme boyutu da eklenebilir.Ancak buda genellikle sadece ?Coitus(birleşme)? odaklı cinsellikle sınırlanır. Bazı erkekler kadın cinsel organına çeşitli anlamlar atfedebilir. Bunların arasında konumuzla ilgili olan , bu organın, ?baştan çıkarıcı ve reddedici? olarak içselleştirilmiş kadın imgesinin odaklandığı yer olarak algılanması. Bu duygular ensest boyutunu da taşıyorsa , erkek çocuk ebeveynliğe ulaştığında babadan kıza bazen şiddette içeren cinsel istismara hatta tecavüze yol açabilir. Genel olarak , her türlü ensest eğilimler karmaşık düşmence duyguları içermekte .

Buraya kadar ensest konusu ile ilgili bazı klasik bilgileri ve klinik yaşantılarımdan yıllar içinde edindiğim izlenimlerimi aktardım. Klinik deneyimlerim yüklü bir birikimi içermesine rağmen , yine de toplumun belirli kesimleri ile sınırlı. Bu nedenle , özellikle babadan kıza yönelik cinsel istismar olaylarının başka boyutlarının olup olmayacağı sorusuna karşılık veremiyorum. Önümde 4 ekim 2009 tarihli bir gazete haberi var. Hakkari üniversitesi tarafından düzenlenen KÜRT KADIN KONGRESİ?nde konuşan KAMER (kadın merkezi) başkanının yaptığı açıklamaları aktaran bir haber. Başkan yaptığı açıklamada ,doğu ve güney doğu Anadolu bölgelerinde kurdukları 23 kadın merkezinde başvuruda bulunan elli bin kadının yüzde 25 inin ensest ilişkiye maruz kaldığı belirtilmiş. Bu da dört evden birinde kadınlar ve kızların ensest ilişkiye zorlandığı anlamına geliyor. Bu da çok büyük bir rakam ve akla başka bir soruyu getiriyor. Bu olaylar kuşaktan kuşağa aktarılan başka bir soruyu getiriyor.

Bu olaylar  kuşaktan kuşağa aktarılan klasik ensest eğilimlerinden farklı bir davranış örüntüsü olabilir mi? Yani sadece ve sadece ,yeterince olgunlaşamamışlık sonucu ve gölge arketipinin hayvansı istekleri doğrultusunda ,güçlünün zayıfı ,büyüğün küçüğü,zaten elinin altında olduğu için istismar etmesini kastediyorum. Bu yönde bir klinik deneyimim ya da gözlemim olmadığından bu düşündürücü sorunun cevabını veremiyorum.

Korku ve şiddet ,neden ?sonuç ilişkileri karışık bir ikilidir. Örneğin kadına ve çocuğa yönelik şiddetin gerisinde ,çoğu zaman yetersizlik duyguları ve baş edememe korkuları bulunur. Geçmiş klinik yaşantılarımda karşılaştığım bazı örnekler bunu doğrular nitelikte. Ensest eğilimlerinin bir başka sonucu da erkeklerde görülebilen kastrasyon  (hadımlaştırma) korkularıdır. Klasik psikanalize göre bu korku ,erkek çocuğun üç ila beş yaşlarındayken cinsiyet farkını sezmeye başlaması sırasında yaşanabilir. Çünkü bu dönemde çocuk annesine karşı henüz şekillenmemiş cinselliği de içeren taslak bir duygu geliştirir. Bu duyguya annenin asıl sahibi olan güçlü baba tarafından hadım edilerek cezalandırılma korkusu eşlik edebilir. Bu duygular yani henüz taslak cinsellik içeren istek ve cezalandırılma korkusu ,çocuk tarafından şekillenmemiş , dolayısıyla tanımlanmamış duygular olarak yaşanır. Olağan koşullarda zamanı gelince nötralize edilir ve çocuğun ilgisi başka alanlara yönelir. Çoğunuzun bildiği gibi oedipal dönem denen bu evre ,çocuğun yetişkin cinselliğinin taslağını oluşturmasını sağlayan doğal bir süreçtir. Ne var ki , bu dönemde ebeveyn ?çocuk ilişkilerinde yaşanabilecek sorunlar , çocuğun ileriki yaşamındaki karşı cins ilişkileri yönünden bazı kalıcı izler bırakabilir.

Kastrasyon korkusunun ,daha güçlü olarak algılanan erkeklerin var olduğu ortamlarda yaşanması şart değildir. Trafikte sizi sollayıp geçerek geride bırakan bir sürücü de kastrasyon  anksiyetesini aktive edebilir, sürücüyü tanımadığınız ve onun nasıl biri olduğunu bilmediğiniz halde. Eskiden bu anksiyeteye karşı kabadayı ve bıçkın tavırlar geliştirilirdi,şimdilerde daha çok silah taşınıyor. Tabii ki silah taşıyanların tümünü kastetmiyorum. Annenin ürkütücü ,saldırgan ya da dişiliğini empoze eden biri olması da kadın cinsel organına karşı kastrasyon korkuları yaratabilir. Bazı psikanalistler ,tecavüz olgusunu ? baştan çıkaran ve reddeden anneyi dize getirme? olarak yorumlamışlardı. Bu görünüşün klinik deneyimleri sonucu mu yoksa varsayım mı olduğunu bilmiyorum. ?var ama yok anne? gibi daha geniş anlamlı bir ifade kullanıldığında ?baştan çıkaran anne? imgesi de yelpazedeki yerini bulabilir diye düşünüyorum.

Yıllar önce bir kış akşamüzeri  bana gelmekte olan öğretim üyesi genç  bir hanım ,yanından geçmekte olan bir gencin ,havanın erken kararmasından ve o yıllarda Ankara?daki hava kirliliğinin yarattığı puslu ortamdan da yararlanarak ,aniden kalçasını sıkıştırıp sonra da hızla kaçtığını anlatmış, ardından da ? bunun anlamı nedir?? diye sormuştu.Hiç düşünmeden ?  hırsızlık yapmış?  cevabını vermiştim. Çünkü kadınlara yönelik cinsel saldırganlıkta ?nasıl olsa beni kabul etmezler , bende zorla alırım? varsayımının güçlü bir etmen  olduğunu düşünüyorum. Bir başka olgu da bir kadının kapalı olması beklenen bir beden bölgesinin kazara görünür hale gelmesinin , bikinili bir kadından daha heyecan verici bulunması. Yani yasak bir bölgenin bir an için görünüvermesi ya da durumun kameralara yansıması , argo dilimizde ?frikik? dene durumlar. Karşı tarafın haberi olmaksızın onun mahremiyetine girmenin yarattığı güç ve üstünlük duygusunu da taşıyan bir hal. Bir yasağı delme niteliğinden ötürü bunun oedipal dönemin bir kalıntısı da olduğu düşünülebilir,tabi görüntülerden tahrik olunuyorsa. Örneğin anne figürü algılanma olasılığı dışında , Almanya başbakanı Angela MERKEL ?in internette yayınlanan göğüs dekolteli fotoğrafının neden dünyada en çok tıklanan fotoğraf olduğunu anlayabilmiş değilim. Birine sordum. ?Önemli olan göğüs çatalı? diye açıkladı. İyi de neden Frau MERKEL ?in göğüs çatalı ? bu olgunun diğer kültürlerde ne denli yaygın olduğunu bilmiyorum. Ya da kadının fazla örtülü olduğu ve kolay ulaşılmaz konumda olduğu toplumlarda daha yaygın olup olmadığını da. Ancak sevgiye duyulan özlemin bazen karşı cinsin belirli bir beden bölgesine yönelmesinin toplumumuzda   yaygın olduğu izlenimini taşıyorum. Çünkü çıplaklıkla erotizmin karıştırıldığı bir kültürümüz var.

 
engin geçtan/zamane/ensest ilişki/ syf. 84-90

27 Mart 2011 Pazar akşamı TV5 Ana Haber Bültenindeki söyleşide
"eşcinsellik hakkında"
gündemdeki eşcinsel parti adaylarının varlığını konu alarak konuşma yaptı.


http://www.youtube.com/user/escinselterapi tıklayınız


26/12/2011 tarihli Radikal Gazetesinde sitemiz ve eşcinsel terapiler hakkında
yayınlanan makaleye ulaşmak için tıklayınız

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1073587&Yazar=PINAR_OGUNC&Date=26.12.2011&CategoryID=97#
« Son Düzenleme: 04 Şubat 2013, 11:09:51 Gönderen: psikolog »

kerem

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: ENSEST (BABA-KIZ & ANNE-OĞUL)
« Yanıtla #1 : 17 Ekim 2010, 22:44:58 »
bana kım yardımcı olacak ya

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Kadınlar ensest mağduru!

Kadın intiharları arttı, en önemli nedenlerinden biri erken yaşta zorla evlilik ve ensest ilişki!


 
Ümran Avcı - AHT

Van Kadın Derneği VAKAD, kuruluşunun yedinci yılını geride bırakırken 2011'in ilk sekiz ayını raporlaştırdı. Rapora yansıyan rakamlar ve sonuçlar ise hayli düşündürücü: "2011'in ilk sekiz ayında 22 kadın intihar etti. 11- 20 yaş aralığında evlenen kadınların sayısı 99. Başvurucu kadınların yüzde 26,4'ü enseste uğradığını söyledi. Zorla ve erken yaşta evliliklerin kadın intiharlarının sebebi olduğu açık."

Van'da kadınların yalnız olmadığını söylemek, susması istenen kadınların hakkını arayabilmesi için 2004 yılında kurulan Van Kadın Derneği, 2011 yılında yapılan başvuruları ve sonuçları değerlendirdi. Rapordaki ilginç ayrıntılardan bazıları şunlar:

- 2011 yılının ilk 8 ayı içerisinde toplam 382 başvuru alındı. Bunlardan 378'i kadın, 4'ü eşcinsel. 378 kadından 224'ü Afganistan, İran ve Suriye'den gelen mülteci ve sığınmacı. 154'ü ise Türk.

- Bu yılın ilk 8 ayında 22 kadın intihar etti. Bunların büyük bir kısmı henüz çok genç yaştaydı. 10'u 18 yaş ve altı, 5'i 19 yaşında, diğerleri de 19 yaş üstü. 2011'de 4 kadın öldürüldü, bir de şüpheli ölüm var.

- İntihara teşebbüs olayları ise ölümle sonuçlanan intiharların en az beş katı fazla.

- Aile içi cinsel istismar olan ensest Van'ın saklı tutulmuş sorunlarından biri. Veriler cinsel şiddet yaşayan her 5 kadından birinin hayatının bir döneminde enseste uğradığını gösteriyor.

- İlçelerdeki kadınların durumu Van kent merkezi ile karşılaştırıldığında daha kötü durumda. Kadınlar bu nedenle intiharı zorunlu olarak seçiyor.

- Derneğe başvuran 378 kadından sadece 19'u ev dışında bir işte gelir karşılığı çalışıyor. Geri kalan 359 kadının her hangi bir geliri yok. Yani kadınlarınyüzde 95'inin hiçbir geliri yok. Yüzde 5'lik kısım ise daha çok cinsiyete dayalı temizlik, aşçılık, kat görevlisi gibi işlerde çalışıyor.

- Kadınların ekonomik olarak bağımsız olmamaları erkek egemen zihniyetin işine yarıyor. Kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rollerine göre iş dağılımı kadını erkeğe bağımlı kılıyor. Ekonomik bağımlılık da kadınların kendilerine dair karar almalarının önüne geçiyor. Kadınlar tüm özel ihtiyaçları için erkeğin eline bakıyor. Ev içindeki emekleri ise görünür değil.

- Kadınların yüzde 48,9'u resmi nikâhlı, yüzde 15,6'sı bekâr, yüzde 11,6'sı boşanmış, yüzde 10,8'i dini nikâh yaşıyor. Yine raporlara göre, yüzde 10,3'ünün eşi ölmüş, yüzde 2,6'sı da kuma olarak evlendirilmiş.

- 254 evli kadından 123'ü görücü usulü ile istemediği kişiler ile zorla evlenmek zorunda bırakılmış. İsteyerek evlenen kadınların sayısı 131.

- Görücü usulü ile evliliğin kadınlar açısından korkunç açısından doğurduğu sonuçlar korkunç. 12 - 20 yaş aralığında evlenen kadınların sayısı 99. Erken yaşta evlilik oranının da ciddi oranda olduğu verilerde görülüyor. Van'da yaygın olarak görülen ve 18 yaş altı genç kadınların intiharlarının sebebi olarak zorla ve erken yaşta evlendirme olduğu aşikâr. Özellikle 18 yaş altı intihar eden genç kadınların zorla evlendirilmek istendiği veya evlendirildiği gerçeği ile karşı karşıyayız.

Kadınlar ensest mağduru

- Derneğe müracaat eden 378 kadından 167'si aile içi şiddet nedeni ile yardım istedi. Aile içi şiddet yaşayan kadınların önceliği yaşadığı şiddet ilişkisinden kurtulmak için bir işe kavuşmak. 167 kadın boşanma, ayrılma, taciz, cinsel saldırı, ensest nedeni ile derneğe başvurdu. 291 kadın hayatının bir döneminde aile içinde şiddet gördüğünü ifade etti.

- Derneğe gelen kadınlardan yüzde 26,4'ü enseste uğradığını beyan etti. Derneğe gelen 13 kız çocuğuaile içinde küçük yaşta enseste maruz kaldığını söyledi. Bu oldukça kaygı verici bir durum. Ensest ile birlikte cinsel şiddet oranı yüzde 30,9. Cinsel şiddete maruz kalan her 5 kadından biri aynı zamanda ensest mağduru. Van'da ensest konusunda yapılan çalışma yok denecek kadar az. Yaşadıkları ensesti anlatmakta oldukça zorlanan kadınlar ve çocuklar bu sorunlarını yetkili mercilere taşıma konusunda da endişeli.

http://www.haberturk.com/yasam/haber/671611-kadinlar-ensest-magduru

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Susturan Gerçeğimiz: Ensest

Toplumca en çok korkmamız gereken şeyin o akşamları ailecek oturduğumuz sofralar olduğunu, devletlerin bile aslında sır olmayan kimi bilgilerinin saklanamadığı bu dünyada aile denen o kara deliğin hangi sırları sakladığını düşündünüz mü?




Mert Fırat ve İlksen Başarır'ın ortak emeğiyle yola çıkan ve Başka Dilde Aşk'ın yolundan toplumun halının altına süpürmekte sakınca görmediği yanlışlarına değinen "Atlıkarınca"yı seyredenleriniz bu kara deliğin boyutu hakkında fikir sahibi olacaklar. Dahası, bir toplumun kendiyle yüzleşmesinin bir yolu olarak sinemanın ne kadar etkin kullanılabileceğini de görecekler.
Özcan Deniz'in "Çok fazla politik film yapılıyordu, romantik bir film yapmak istedim" diyerek son dönemlerde artan sosyal içerikli sinema eserlerini garip biçimde karalaması, Fakir Baykurt ve benzeri romancıların zamanında "memur ahlâklı" olmakla, sanki memur ve ahlâklı olmak suçmuş gibi eleştirildikleri günleri anımsatıyor.
Tam bu memur ve ahlâklı olmak meselesine değinmişken toplumumuzdaki "ahlâk" normlarının nedense hiç uğramadığı tek yere, babaların o küçük diktatörlüğü olan aileye geri dönmekte fayda var. Aileler ekonomik, sosyal ve psikolojik yapılar. Virüse en yatkın yanları ise milliyetçi, heteroseksist ve muhafazakâr yanlarıyla erkeğin etrafında şekillenmeleri.
Türkiye'nin utancını yorganların altındaki sessizliklerden beyaz perdeye taşımak zor olmuş olsa gerek. Mert Fırat'ın oynadığı karakterin (Erdem) ailesi üstünde yarattığı o baskıyı da yorganın altında yaşananlar, ya da ensest eylemiyle değil, ensestin topluma bu biçimde saklanması gereken bir "küçük kötü alışkanlık" olarak yutturulmasıyla açıklayabiliriz. Peki ya bunu beyaz perdeye aktarım biçimi?
Her şeyin ötesinde çocuk pornosu da dahil olmak üzere her şeyin küresel olarak böyle tartışmaya açıldığı bir dönemde bir ensest filmi eleştirel biçimde çekmenin ne anlama geldiğini biliyoruz. Filmi yapan ekip o tehlikeli sularda sonsuz bir tedirginlikle dolaşmış olabilir; ancak film boyunca bu yapım süreci tedirginliğini hissetmiyorsunuz.
Filmi geçip toplumsal bunalımımıza dönersek meselenin hiç de geçiştirilebilecek gibi olmadığını görüyoruz. Susma alışkanlığının özellikle aile içi fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet ile kurduğu bağı çok iyi görüyoruz. Hatta, ekonomik olarak güçlü bir kadının (muhtemelen eşinden daha yüksek maaş alan ve daha iyi bir kariyeri olan) eşi ile bir iktidar kavgasına girmekten çekinişinin, en haklı olduğu anda bile onla kavga etmesini engelediğini gözlemlemek mümkün.
Ensest söz konusu olduğunda başvurulacak makamın ne olduğu ise apayrı bir mesele. Tecavüzün bile "tecavüzcüsü ile evlendirilme" gibi hastalıklı bir yöntemle saklandığı bir atmosferde aile içi dayanışmanın dışında bir dayanışmaya daha ihtiyaç olduğu ortada.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk esirgeme Kurumu'nun (SHÇEK) ALO 183 hattı da filmin başında reklamı yapılan aile içi şiddete karşı korunma hattı da aslına bakarsanız aile içi şiddetin belki de en sert hali olan ensestin de çözümlenmesi için birer fırsat. Ancak en azından SHÇEK'in bugüne kadarki kayıtlarından öğrendiğimiz kadarıyla ensest için bugüne dek kategorilendirilmiş bir başvuru yok. Dahası SHÇEK henüz Alo 183 hattını enseste karşı korunma ve danışma için bir yöntem olarak da sunmuş değil.
Senaryosu ithal, çekim tekniği ve üslubu yerli filmlerin istila ettiği sinema salonlarına, sanatsal olarak cesur bir örneği daha önce Nazan Öncel'in "Demirden Leblebi" adlı şarkısı ile giren ensest,  "Atlıkarınca" ile beyaz perdede.
Öldürülmedikleri ya da öldürmedikleri için adını duymadığımız birçok çocuk  "Çocuklar büyüklerin yanında sevilmez, kucağa alınmaz" gibi kurallar etrafında sevgisizce büyürken bir yandan da kadınları öldüren erkek sevgisine benzeyen o insanın dilini düğümleyen karanlık odalarda bir geleceği nasıl inşa edeceklerini düşünüyorlar.
Devletin, STK'lerin ve her yurttaşın "ensest" kelimesine de, eylemin ifşasına  da alışma vakti gelmedi mi? Umuyorum ki ailenin karanlık çukuruna bakmayıp eşcinselleri sanki yeterince düşmanları yokmuş gibi hedefe koyan Aliye Kavaf'tan sonra yapısı değişecek olan bakanlığın başına bu karanlık çukura inmeye niyetli biri gelir. Belki o zaman halının altına süpürülen karanlık biraz aydınlanır.(SU/NV)
* Sarphan Uzunoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ensest! Gerçek bir hikaye..

Yorumlarınızı,bu konudaki her türlü görüşlerinizi bekliyorum...
Adı Yunus'tu.

Anacığı kim bilir ne hayallerle, ne ümitlerle kucaklamıştı Yunus'unu.

Adı Yunus'tu ama ismine inat hamsi gibi cılızdı.

Akranları top peşinde koşturup dururken o hep elleri yanağında kenarda otururdu.

Adı Yunus'tu ve kendisi ondört yaşında çok ama çok yorgundu...


Çok zaman geçmedi belki bir kaç ay.

Ama nereden bilebilirdim ki Yunus'a bir günün bin yıldan beter geldiğini.

İki elimi yanağıma koyup düşünmüyorum o günden beri.

Göz göze gelemiyorum mesela.

''Baban iş buldu mu?'' diye soramıyorum.

''Amcan askerden döndü mü?'' diyemiyorum.

''Babannen öldü mü?''

Ablan ne zaman konuşacak?

Sen okuyup adam olacaktın söz vermiştin, caymadın değil mi Yunus'um diyemiyorum...


''Evimiz bir odalı, ben yerde yatıyorum. Zaten ne haddimize bizim divanda yatmak '' deyişini unutamıyorum!!!

''Aynı odada annem, babam, babaannem, amcam, ablam, ben yatıyoruz'' deyişini,

''Her gece babam annemin yanından kalkıp ayakucuma geliyor, titriyorum o zaman'' deyişini,

''Titriyorum ve korkuyorum ama birşey diyemiyorum'' derken yüzünü yerden kaldıramayışını, unutamıyorum.

Sigara yakma bahanesiyle başımı yerden kaldırdığımda, onun da utançtan yerde olan başına elimi sürüşümü, göz yaşlarıyla karışık o anki tebessümünü, unutamıyorum...

Uzun cümle kurmak yada en basitinden bir cümle dahi kurmanın zor olduğu anlardan birinde olduğumdan, ''Eee sonra'' ya tamah edişimi,

''Ama ayıp şeyler, anlatamam ki hocam''deyişini...

....


''Babam beni elliyor; ama ayıp'' diyor Yunus'um.

''Zaten öldürücem ben onu o zaman hepimiz kurtulacağız'' deyişini,

''Sen akıllı bir çocuksun Yunus, bak bakalım şimdi bana, sence bu gerçekten çözüm olacak mı? Eğer öyleyse öldür tabi'' deyişimi unutamıyorum.


(Belkide alacağım cevabı az çok tahmin ettiğimden, her defasında sonradan yanlış olduğunu düşünüp kendi kendime kızdığım bu soruyu sormuşum herhalde. Ya da o an mantığımı yitirmiş olduğumdan sadece, bilemiyorum....)


''Biliyorum''diyor. ''Biliyorum bu çözüm değil. Okulu bitireyim liseye gitmiycem zaten. Terzide çalışcam anneme ablama bakacağım''deyişini unutamıyorum.


''Ablan?''

''Evet ablam, aynı sınıftayız. Adı E....''

''Sessiz birisi ablan evet şimdi hatırladım''

''Nasıl sesi çıksın ki hocam, o çok küçük yaşta tecavüze uğradı''

''Baban mı?''


''Hayır, köpek amcam. Ama şimdi askere gitti yedi ay falan rahatız.''

''Özür dilerim öğretmenim.''

''Ne için?''

''Köpek dedim diye.''

''Haketmişti bu seferlik boşver.. İyi de sizin bu evin hali ne be oğlum!''

''Hocam ilk dedem anneme tecavüz etmiş. Ondan sonra amcam ablama.Annem bunları babama anlatıncada babaannemle babam bir olup annemin dayaktan dalağını patlatmışlar. Şimdi korkudan hiç birmiz ses çıkartamıyoz...''


''Yunus yavaşla.''


Sessizlik, sessizlik, sessizlik....


Uykusuzluk, uykusuzluk, uykusuzluk....


Ve her hafta aynı saatte başlayan vicdan azabı....

http://onlinemakale.dusunenadamdergisi.org/pdf/dusunenadam/2522010154321-1_4-4.pdf


psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Yıllar sonra babamla sahnede hesaplaştım

Duyduk duymadık demeyin! Bu ülkede taşlar yerinden oynuyor, konuşulmayan şeyler konuşuluyor, tartışılmayan şeyler tartışılıyor.

En çarpıcı örneklerinden biri ensest. Bir üniversite öğrencisi Arascan Dönmez, babasıyla yaşadıklarından yola çıkarak bir oyun yazıyor. Daha doğrusu, bir performans. Adı, ?Ağustosta Karla Dans'. 23 haftadır oynuyor. Aşağıda okuyacaksınız zaten, Arascan'ın çocukluğu felaket geçiyor. Ne anne var, ne baba. Baba madde bağımlısı, hapislere girip girip çıkıyor. Anne ortalıkta yok, başını alıp gitmiş. Ve bu kadar sıkıntı, acı yetmezmiş gibi, bir de cinsel istismar. Ne var ki bu genç adam, bütün okullarında yüzde 100 burslu okuyor. Parlak, zeki biri. Pek çok ödülü var. ?Ağustosta Karla Dans' performansıyla da önemli bir şey yapıyor, yaşadığı zorlukları sahnede anlatarak kendini iyileştirmeye çalışıyor. En büyük destekçilerinden biri Profesör Bengi Semerci. Yaşadığın felaketin olumsuzlukların kurtulabilmesi için onu destekliyor, cesaretlendiriyor...

HAMİŞ: Bir sonraki gösterisi yarın şermola Performans'ta, ilgilenenlere duyrulur...

Ailenizin kökleri nereden?
- Makedonya'dan. Selanik göçmeni. Bursa, Osmangazi'ye yerleşiyorlar.

Gözünüzü açtığınızda...
- İstanbul'dayım.

Çocukluk?
- Uzmanların patolojik olarak tanımlayacakları bir çocukluk. Orada oraya savrulmuş; acılı, acıklı. Bir yaşındayken, annemle babam ayrılıyor. şiddetli geçimsizlik. Annem her şeyini alıp gidiyor, beni bırakıyor...

Neden?
- Bir röportajda sorduğunuz bu sorunun, hayat boyu cevabını bulmaya çalıştım! Velayetim onda olmasına rağmen, hazır değil, iyi değil, ruhen sağlıklı değil. Erken yaptığı bir evlilik. Hayatını yaşamak istiyor, özgür olmak istiyor, beni bir türlü benimseyemiyor.

Baba?
- O zaten bu hikâyede bir var, bir yok. Var olduğunda da hayatımın içine ediyor. Babam, ben bildim bileli, cezaevine girip çıkıyor. Sekiz yaşıma kadar babaanne, dede ve halayla yaşıyorum.

Anne figürü?
- Babaanne. Belli bir yaşa kadar onu anne olarak biliyorum. Ama sürekli, ?Neden arkadaşlarımın annesi gibi topuklu ayakkabı giymiyor? Neden makyaj yapmıyor? Neden yaşlı?? diye üzülüyorum.

Baba figürü?
- İşte orada işler karışıyor. Babaanneme, ?Anne? diyorum. O zaman da dedeme ?Baba? demem lazım değil mi? Ama ona ?Dede? diyorum. Bu arada, sürekli fotoğrafını gösterdikleri ve ?Bak, senin baban bu!? dedikleri bir adam var. Ama o adam hiç gelmiyor, hep tatilde olduğu söyleniyor. Bitmeyen tatil. Bazen arıyor, beni konuşturuyorlar. O zaman da, ?Yani babaannemle o fotoğraftaki adam mı evli?? diye soruyorum. Her şey kafamda karmakarışık.

Gerçek anneniz peki?
- Ha bir de o var tabii. Sekiz yıl sonra, birden ortaya çıkıyor, artık anne olmaya hazır! Ben ilkokul ikideyken, beni güpe gündüz kaçırıyor. Öz annem ya, buna hakkı olduğunu düşünüyor. Birlikte Gölcük'e taşınıyoruz, psikolojim iyice bozuluyor. Beni okula filan da göndermiyor. Annem olduğunu söyleyen ama duygusal herhangi bir bağımın olmadığı bir kadın ve bir üvey kardeş... Meğer o sekiz yılda annem bir daha evlenmiş, bir çocuk daha yapmış, ikinci eşinden de boşanmış ve ?fotoğrafta gördüğüm adam'a, yani babama dönmek istiyor. Aklınca, aileyi yeniden bir araya toplayacak. Babam da, o sırada Bolu Yarıaçık Cezaevi'nde. Hayatımın en fena üç yılını Gölcük'te ve Bolu'da geçiriyorum.

Annenize mi, babanıza mı benziyorsunuz?
- İkisine de benzemek istemiyorum!


KENDİ KENDİMİN AİLESİYİM

Hangisine daha yakınsınız?
- İkisine de değilim. Onların ikisine de, bir çocuğun anne ve babasına baktığı gibi bakamam.

Aile sizin için ne ifade ediyor?
- İnsan, kendi içinde fiziksel ve ruhsal bir denge oluşturabilmişse, tek kişilik bir aileye sahip olabilir. Henüz böyle bir iddiam yok. Ama deniyorum, kendimi oldurmaya çalışıyorum. Sorunun cevabına gelince, bendeki aile kavramı, anne, baba ve çocuktan oluşmuyor. Ben, kendi kendimin ailesiyim.

Hikâye nasıl devam ediyor...
- 10 yaşında annemle babam yine ayrılıyor. Eşyalarından korktuğum, odalarında dolaşmaktan ürktüğüm, uyuduğumda bile arkamda ayak sesleri duyduğum Bolu'daki o evi, annem ve kardeşim terk ediyor, yerine yine babaannem geliyor. Babaannem hayatımdaki tek güneş, beni tekrar okula yazdırıyor. O kazık yaşımda, ilkokul 2'yi yeniden okuyorum, ama başarılıyım, 3'ü okumadan valilikten bir izinle 4'e atlıyorum. şiir yarışmalarında ödüller alıyorum. Okula gönderilmediğim üç yıl boyunca annem hep aptal olduğumu söylüyor, oysa hiç de değilmişim. Tam yeniden kendime güvenimi kazanacakken, babaannemi kaybediyorum.

Of felaketler peş peşe gelmiş...
- Hem de nasıl. Babaannem ölünce, hop yeniden ıstanbul. Bu sefer de halamla yaşamaya başlıyorum, onun da eşiyle sorunları var, dört yıl da orada sığıntı gibi yaşıyorum. Ortaokulu bitirmeye yakın, babam cezaevinden çıkıyor, hafta sonları babamla kalıyorum.

Babanızla ilişkiniz nasıl?
- Birden bire, hayatım kurtuldu zannediyorum. Tutunacak bir dal bulmuşum. Ona tapıyorum, bayılıyorum. Artık hayat boyu beni sevecek, kafamı okşayacak biri var: Babam. Parfümler süren, güzel giyinen bir erkek. Beni etkiliyor ve farklı etkiliyor. Hafta sonlarını iple çekiyorum. Okul çıkışı, koştur koştur onun arkadaşıyla yaşadığı eve gidiyorum. Babamla yakınlaşmak istiyorum, bütün o yılların acısını çıkarmak istiyorum, beni sevsin istiyorum. Akşamları ona sarılıp uyumak çok hoşuma gidiyor. Onun çekyatında birlikte uyuyoruz. ışte o uyumalar, günün birinde benim ?Ağustosta Karla Dans' adlı bu oyunu yazmama sebep oluyor.

Babanızla yaşadığınız tam olarak neydi?
- Ortada normal olmayan bir durum vardı. Ama daha önce bir babam olmadığı için normal nedir bilmiyordum. Babasını çok seven, hatta babasına aşık bir çocuktum. Babamın madde bağımlılığı vardı, içeride arkadaşıyla sohbet eder, müzik dinler ya da porno izler sonra yanıma gelirdi. Yıllarca o kadar hiç kimse yoktu ki beni seven, onun varlığı, bana sarılması beni mutlu ederdi. Ama işte baba-oğul gibi değildi ilişkimiz. Tabii bunu çok sonra fark ettim. O sarılmaların bana verdiği zarar, bende yarattığı tahribat çok ağır oldu. Yaşanan şeyin adını koymamı istiyorsanız, ensestti.

Sonra...
- Sonra tekrar cezaevi. Bu arada liseyi bitirdim, Bilgi Üniversitesi'ne girdim ve sahne ve gösteri sanatları yönetimi okumaya başladım. ıkinci sınıftayken hapisten çıktı. Tekrar bir araya geldik. Geçmişi son kez açıp kapatmak ve kafamdaki soruların cevaplarını alabilmek için, onunla tekrar iletişim kurmaya çalıştım. Hatta, biseksüel olduğumu anlattım. Kıyameti kopardı. Bölük pörçük zamanlarda bir araya gelişimiz, herkesle herkes gibi oluşumuz ama hiçbir zaman bir baba-oğul gibi olamayışımız bende bu duyguları yarattı ve bu oyunu yazdım. Bir nevi, içimdekileri dışarı çıkarıp kendimi tedavi etmeye çalışmak...

Ne kadarı yaşadıklarınız, ne kadarı kurgu...
- Otobiyografik öğeler taşıyor ama kurguyla iç içe geçiyor. Ama tabii ki kendi yaşadıklarımdan yola çıktım...

Ensest, bu toplumun en ağır tabularından biriyken, pek çok insan ensesti gizlerken, sizi bu performansı yazmaya iten tam neydi?
- Yaşadıklarımı gizlemenin kime ne faydası var ki? Aksine, bas bas bağırmak, kusmak geliyor içimden. Başkalarını bilemem, ben kendimi dışa vurarak, paylaşarak iyileştirme yolunu seçenlerdenim. Ne kadar küçük olsanız da, insan bir şekilde ayırabiliyor iyi dokunmalarla, kötü dokunmaları. O dokunmaların masum olmadığını...
Daha da fecisi, sevgiden kaynaklanmadığını da biliyor. Ya da bir gün, kafasına dank ediyor. Sevgiye o kadar muhtaçtım ki, ses de çıkaramıyordum. Bunun suçluluğunu da çok yaşadım. Hep şöyle dedim kendime: ?Bunları bana yapmasına izin veriyorum, öyleyse istiyorum, öyleyse suçluyum!?
Oysa sadece babamın sevgisini kazanmak istiyordum. Ve sonunda, o tekrar cezaevine girince, gittim, yaşadıklarımı bir klinik psikoloğa anlattım. Ensest kavramını işte o zaman öğrendim. Sonra Bengi Semerci'ye mail attım. Bugün hâlâ ayaktaysam, biraz da onun sayesinde. Hep onun yazılarını okuyordum, mailime cevap verince, gittim yüz yüze de konuştum, kendisinden çok destek gördüm.

PERFORMANSIN EN ÇARPICI YERİ FİNALİ

Bu performansı yazan da, yöneten de, oynayan de sizsiniz. Ne zaman aklınıza geldi böyle bir şeyi yapmak...
- Babamla gerçek hayatta yüzleşemediğim için bunu bir performansa taşıdım. Bu, tek kişilik bir oyun.

Biraz anlatır mısınız?
- Yaşadığı ensestin yıl dönümü 10 Ağustos gecesi, babasını sıradan ve ucuz bir uyku ilacıyla uyutup onunla dolaylı yoldan iletişime geçen, hem kendini, hem yılları, hem de o geceyi babası üzerinden tedaviye kalkışan, birçok konuda kararsız olsa da, artık kendi cinsel tercihi konusunda kesin bir karara varabilmiş 23 yaşındaki bir gencin hikâyesi bu. Üç de videosu var bu oyunun. Birincisinde, sekiz yaşında bir çocuğu izliyoruz, madde kullanan, porno izleyen bir babaya korku dolu gözlerle bakıyor. ıkinci videoda dokunmalarla, ensest anlatılıyor. Üçüncü videoda da, artık o küçük çocuk büyümüş, babasıyla hesaplaşmasını bitirmiş, üzerinde bir battaniye var. Sonunda da o battaniyeyi atıp çırıl çıplak kalıyor, en cesur haliyle bir bilinmeze doğru gidiyor, nereye gittiğini bilmiyoruz.

Siz sekiz değildiniz ensesti yaşadığınızda...
- İşte kurgu olan o bölümler. Ensesti daha çarpıcı bir şekilde anlatabilmek için çocuğun yaşını küçülttüm, henüz gay olarak da tanımlamıyorum kendimi, oyundaki çocuk tanımlıyor. Ama oyundaki baba da cezaevine girmiş ve çıktığında oğluyla görüşmek istiyor. Bir erkek arkadaşının evinde olduğu öğreniyor. Kapıyı, oğlunun çıplak erkek arkadaşı açıyor, arkada da kafasında sarı bir perukla oğlunu görüyor. Birden bire deliriyor, ?Siz i.ne misiniz? Nesiniz? ı.neleeer!? diye bağırıyor. Çocuk da babayı uyuttuktan sonra diyor ki, ?Ortada ne seni suçlayan var ne o geceyi! Esas soru soracak biri varsa, o da benim, sen değilsin. Nasıl bir i.nelik olduğunu sana şimdi göstereceğim? diyor. Aslında babanın bu çıkışı ve riyakârlık içinde oluşu, çocuğu bütün bunları yapmaya itiyor. Artık uzantıya sahip her şey çocuk için penis. O yüzden sahnede açık-kapalı, direkt ve endirekt yoldan verilmiş örtülü, örtüsüz bir sürü penis var. Muz, su pompası vesaire. Ama en çarpıcısı oyunun finali. Ancak bu şekilde bu hesaplaşmayı bitireceğini düşünüyor ve yatakta uyuyan babasına bakarak, baş parmağına prezervatif takıyor ve şöyle diyor: ?Yok, yok bu bir intikam gecesi değil. Karakterim seninkiyle aynı değil. şimdi sen de benim kadar savunmasızsın. Sana her şeyi yapabilecek durumdayım ama merak etme sana, bana yaptığınla karşılık vermeyeceğim.? Akabinde de babasının üzerine işiyor. Yatağının üzerinde beyaz bir maske var. O maske, aslında babanın suratı. Alt tarafını boş bırakıyorum, oraya herkes kendi ensestini koysun diye. Evet sert bir oyun, finali de öyle. Ama insanlar o kadar gerilmiş bir halde izliyorlar ki, resmen sonunda rahatlıyorlar...

ÖNCE KORKTUM SONRA SUSTUM YILLAR İÇİNDE DE ÖLDÜM

Oyunda şöyle bir yer var: ?Parkta babasıyla oynayan bir çocuk gördüğümde kendimi düşünüyordum, bizi düşünüyordum. Seninle bir gece oyun oynadık. Aylardan ağustos'tu, ayın 10'uydu. Yer, park yerine bir oturma odasıydı. Kumların üstünde değil, bir çekyattaydık, vakit öğlen değil, geceydi. Bu, iki kişilik bir oyundu. Sen birazdan bir sürü şey içecek, kendinden geçecektin, ben de savunmasız bir şekilde uyumak için seni bekleyen o çocuk olacaktım. Ve her gün, o önünden geçtiğim parkın kaydırağına çıkar gibi, o gün de tek tek merdivenlerinden çıktım oturdum. Tam kayacaktım, aşağıda sen olacaktın, beni tutacaktın ama ben kayamadım. Bacaklarım kaydırağın sonuna ulaşamadı. Bir başındaydım ortasında. Önce takıldım, sonra korktum, sustum, yıllar içinde de öldüm!? Kendini bu şekilde ifade eden bir insanın ruhsal açıdan ne durumda olduğunu bizler değil, bir psikiyatr
açıklayabilir ancak.

CEMİL İPEKÇİ ?ZAYIFLA? DEDİ 30 KİLO BİRDEN VERDİM

Neden tek kişilik oyun değil de, performans olarak nitelendiriyorsunuz?
- Çünkü serim, düğüm, çözüm yok. Her seferinde bir yere varıyor ama asla kendini tamamlamıyor. 24. haftaya girecek. Bıkmadan, usanmadan her hafta gelip 20 lira para verenler var. 70 dakikada bitmesi gerekiyor ama bazen 110 dakikayı buluyor. Sonra izleyicilerle soru cevap kısmı başlıyor, insanlar çıkıp kendi yaşadıklarını anlatıyor ve oyunu değerlendiriyor.

Tam olarak ne zaman aklınıza geldi böyle bir şey sahnelemek?
- Beş sene önce. Sahnede boş bir yatak olacak. Karakterin üzerinde bir bornoz. Yatakta uyuttuğu babası... Ama oyunun başından sonuna kadar o babanın bir fonksiyonu yok. Hiç konuşmuyor. Bornozlu karakter gidip gelip ona bir şeyler söylüyor. Bu resim vardı kafamda. Ama metin henüz yoktu. Ben sondan gittim. Önce o bornozu bulmaya çalmıştım. Cemil ıpekçi'ye ulaştım. Çok açık sözlü davrandı, ?Böyle bir yağ kütlesine bornoz filan dikemem. Zayıfla gel!? dedi. 110 kiloydum. Haklıydı. Gittim, kilo verdim.

Kaç kilo verdiniz?
- 30 kilodan fazla. Şimdi 74 kiloyum. Sonra baktım ki kilo vermek yetmiyor, kaslanmak gerekiyor. Kıvanç Tatlıtuğ'un hocalarını buldum, Karen ve Tony Hill. Hikâyemden etkilendiler, bana destek verdiler. Karen holistik beslenme uzmanı, Tony da fitness eğitmeni. Ayrıca Ayla Algan'dan da oyunculuk dersleri alıyorum, Fa Coach Akademi'den de koçluk eğitimi.

KOD ADI ?BİRLİKTE UYUMAK'TI

Ensesti yaşadığım dönem, aynı zamanda kendi cinselliğimi de sorguluyordum. ?Ben neyim?? diyordum. Yönelimimle ilgili yanlış bir şey yapıyorsam, bunların düzelmesi için dua ediyordum. Yıllardır görmediğim bir baba var. Parkta oynamamışım, birlikte bir şey paylaşmamışım, tensel temas yok, baba duygusu yok, kokusu yok. ışte bütün bunların hepsi, seneler sonra bir çekyatın üzerinde yaşandı. Adı da, ?birlikte uyumak'tı. ılk kez ona bu kadar yakındım. Ama aynı zamanda şu da vardı: Ben sadece kızlardan değil, erkeklerden de hoşlandığımı fark ediyordum. Ve yanımda yatan bir erkek bedeniydi. Yıllarca yanımda olmadığı için de, ?Ama o senin baban!? demedi içimdeki ses. ıtiraz etmediğim için de hep kendimi suçladım. Ama sonradan anladım ki, ne olursa olsun, onun bunu yapmaması gerekiyordu. O mesafeyi koruması gerekiyordu. O yüzden yaşadıklarım ensest!

Toplumda tabu kabul edilen bir konuyu insanların gözüne sokarsam, beni perişan ederler diye korkmadınız mı?
- Hayır, niye korkayım? Tam tersine, yıllardır hasır altı yaptığımız yetmedi mi, sakladığımız, sustuğumuz? Her altı erkek ve her dört kız çocuğundan biri bu ülkede ensestle felaketiyle karşı karşıya değil mi? Oyunumun sonunda anlıyoruz ki, çocuk olduğu için hakkını arayamayan kişi, yıllar sonra kendisine yapılan haksızlığın karşısına dikiliyor. O yüzden bu performans, insan hakları kapsamında değerlendirilmeli.

Gerçekten bütün o yaşadıklarınızı atlatabildiniz mi?
- İki seçeneğim vardı önümde: Ya bütün bu yaşadıklarıma ?kader' deyip, böyle bir anneye babaya sahip olduğum için kahredecek, kendimi arabeske vuracaktım ya da ?Bütün bunları yaşamam gerekiyordu? deyip, ders çıkaracaktım. ikinci şıkkı tercih ettim.

Ne dersi çıkardınız?
- Size garip gelebilir ama şuna inanıyorum: Alim bir babanın evladı da olabilirdim. Bu manyak anne babayı seçtim. Tanrı da onlara dedi ki, ?Sizi görevlendiriyorum. Onu kesinlikle sevmeyeceksiniz, omuzlarına kaldıramayacağı yükler vereceksiniz çünkü o, 23 yaşına geldiğinde çok iyi bir oyun yazacak ve insanlığa faydalı olacak. Ama bütün bu noktalara gelebilmesi için bu süreçlerden geçmesi gerekiyor.? Eskiden çilehaneler varmış. ınsanlar olgunlaşmak, büyümek ve bir kademe yükselebilmek için o çilehanelere gidip çile çekermiş. Benim öyle bir yere gitmeme gerek kalmadı. En büyük çilehane ailemdi. Ama şimdi hepsi geride kaldı. Bütün geçmişimle helalleşirken, annemi de, babamı da affederken, sanatın dönüştürücü etkisinden yararlanıyorum. Belki de gerçekten benim gibi şeyler yaşamış insanlara faydam dokunur...

DÜNYADA CEZASI MÜEBBETE KADAR GİDİYOR

Ensestin cezası ABD'de 10 yıldan başlayıp müebbet hapse kadar gidiyor. Fransa'da 20 yıldan az değil, İngiltere'de ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açılıyor. Tabii bu oyunla, TCK'da bir değişiklik gerçekleştiremem ama farkındalık yaratabilirim. Kim bilir, belki bir çocuk koruma merkezinin kurulmasını da sağlayabilirim.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19489733.asp
« Son Düzenleme: 10 Ocak 2012, 06:34:18 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3227
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
ANNELER ÇOCUKLARINI TACİZ EDER Mİ?

Dikiş tutturamayıp bir noktada devam edemememden bahsettik. Kararlar alıp bunları devam ettirememem bir sorun teşkil ediyor. Mesleğim konusunda kararlar alıyorum. Korku ve kaygı içinde oluyorum bu konuda çoğu zaman. Hâkim olayım diyorum, aç açıkta kalmam. Ama onunda çok dezavantajı var diyoruz. Asosyal yaşan psikolojik sorunları tetikler. Avukat olayım diyorum o zaman. Piyasa çok kötü, ben iyi değilim, okulu bile zar zor bitirdim diyebilirim. Ama ideal şartlarda hangi meslek güzel dense avukatlık derim tabi. Beklentilerin çok yüksek ve sivri yanlarını törpülemelisin, aceleci davranıyorsun dedi Hüseyin Bey.  Çok yüksek beklentiler dediğimiz aslında düzenli bir gelir. Şu anda bir çok arkadaşımın sahip olduğu gibi. Ortada kalmamak.
Evde ablamla aynı banyoya girmem, tuvaleti annemin kullanması anında dikkatsiz davranması, anne ile uyuma, anne ve babanın yatağına yatmak, abla ile aynı odada yaşamak, onu çamaşırlı görmek konularını konuştuk. Bunlar olmaması gereken şeylermiş. Psikolojik olarak bana yük oldular hep bu doğru. Yani bugün çamaşır asarken bile ablamın çamaşırına denk gelince istisnasız rahatsız oluyorum ve kendime yediremiyorum. Anne ve babanın cinselliğine dair bir saniyeliğine bile olsa düşüncelerin aklına gelmesi sakıncalı bir şeymiş ve bu yatağa yatmaların vs. neticesiymiş. Psikolojik anlamda o ortama ortak olmuşsun gibi oluyor. Ben böyle düşünceleri ara sıra düşündüğümü hatırlıyorum ancak nadir. Ben bunu obsesif kompulsif bozukluk sanırdım. Benim üzerimde bu düzen duygusal ve erotik bir baskı oluşturmuş bu düzen. Evimiz erkek çocuğuna layık değilmiş, onu hadım eden öğelerle dolup taşmış hep. Annem sorumluluklarını almadı diyebiliriz. Gereksiz sorumluluklarıyla uğraşmayı tercih etti. Annem hep didindi, çalıştı ancak önceliklerini hiç doğru belirleyemedi. Belkide ev hanımı olmalı ve babamın maaşı ile yaşamalıydık. Bu özgür kadın bana pahalıya patladı. Ama belkide iyi oldu, evden uzak ve yorgun olunca daha az taciz edilmiş de olabilirim.

Senin hikâyen eşcinsellik değil ensest diyor. Bu erotizme dönüşmemiş, psikolojik bir ensest. Daha doğrusu ensest öncesi aşama. 21 yaşında üniversiteye giden oğlunun penisini ellemek bunun kanıtıdır Hüseyin Beye göre. Cinsel haz almasa bile sorumsuzluk. Ama onun hislerini kendisi analiz edebilirdi, babama duyması gereken hisleri bana karşı hissettiğine inanırım bazen. Sapıkça, bunu kendisi de farkındaydı.

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1525.0

yazının devamını okumak için linki tıklayınız