Gönderen Konu: Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?  (Okunma sayısı 178 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3530
    • Profili Görüntüle
Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?
       
Psikolog Hüseyin Kaçın

İnsan, kendi kendisine yetebilen bir varlık mıdır? Cehennemden daha cehennem bir bilinçaltının oyunlarından kaçmak isterken kaygılarına, daha da ötesi korkularına köle olan bir varlıktır. Kutsal kitaplarla kutsanmasaydı, insandan daha zalim kim olabilirdi yeryüzünde? Hz. Adem yaratılırken, melekler ne kadar yerinde bir soru sormuşlar; “Orada kan dökecek ve fitne çıkaracak birini mi yaratacaksın?” İnsan, kan dökücüdür, fitnecidir, düzen bozucudur, bencildir, nankördür, asidir, sadisttir, mazoşisttir; yani efendi ve köle boyutunda bir hayatın içinde, bıkmadan usanmadan debelenir durur. Bilinçdışı korkulara esir olmuşsak, psikolojik panzehir olarak sapkın ve sapık fantezilerin kurucusu olarak, oyun içinde oyun; ama bu oyunlardan asla kurtulamayan kurbanlar oluruz.

Kutsal bir ses seslenir içimizin derinliklerine ve can evimizden uyarır bizleri:

“Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”

Kendi psikolojisindeki bunalımlarını kendisi düzeltemeyen insanın, kalbi de, imanı da kuvvetli olamaz.

Psikolojimizi sağlamlaştırmak bizim görevimizdir, dinin görevi değil. Din temiz insanları, temizlenmişleri ve arınmışları çağırır. Kirli ruhlar, dini kendi kirli emelleri için nafile bir çaba ile kirletmeye kalkarlar. Oysaki din temizdir; içinde kir tutmaz.

Dindarlar, kadın ve cinsellik konusunda sağlıklı çözümler üretmedikçe, içlerindeki kirden; yani fitne ve fücurdan kurtulamayacaktır. İslam’da kadın ve cinsellik sorunlarının bile isteye üstünü örtmek ve köklü çözümler üretmemek, sorunu çözmediğinden; din de bu konuda sekteye uğramakta, Ateistlerin, Hıristiyanların, Yahudilerin asılsız iftira ve karalamalarına maruz kalmaktadır. Günümüz gençliğinin ömrü internet dünyasında geçmektedir. İnternet demek, cinsellik demektir aslında. Gençler, sanal dünyada bilinçsiz bir şekilde gezinirken farkında olmadan cinsel sapmalara yönlendirilmektedir. Tevrat ve Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ayetlerdeki cinsel kurallar artık yerle bir edilmiştir.

Dinler cahil ya da cahiliye dönemlerinde yaşayan insanlara değil, sapık ve sapkın toplumlara inmişlerdir.

“...Mekkeli Müslümanların, kadınlarıyla cinsel ilişkide bulunurlarken, onları çırılçıplak soyup, farklı pozisyonlarda farklı çeşni ve fanteziler yaşama gibi tam bir serbestlik esasına dayanan cinsellik geleneklerini, Medine’ye hicret ettikten sonra da aynen devam ettirmek istemeleri üzerine, gerek (Yahudi kültüründen etkilenen) Medineli Müslüman kadınların, gerek Yahudilerin bu tip bir cinsellik anlayışını hoş karşılamamaları söz konusu olmuştur.

İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre Hz. Ömer, Hz. Peygamber’e gelip: “Ben mahvoldum ey Allah’ın Elçisi!” demiş, Hz. Peygamber: “Seni mahveden nedir?” diye sorunca, Ömer: “Bu gece yolumu değiştirdim” demiş. Hz. Peygamber ona herhangi bir cevap vermeyip, nihayet “Kadınlarınız ekeneğinizdir..” ayeti vahyolunmuştur ki, ayetin manası: “İster önden, ister arkadan (köpek pozisyonunda) yaklaş, (fakat) anüsten ve hayız halinden sakın!” şeklindedir.

Hz. Ömer’in bu “yolumu değiştirdim” sözü, “arkadan öne (köpek pozisyonu)” diye adlandırılan ilişki türünü de hatıra getirmekle birlikte, biz bunun bir anal ilişki olduğu kanaatindeyiz. Şöyle ki, Hz. Ömer Medine’ye hicret etmiş olan Mekkeli bir muhacirdir. Mekkeli Müslümanların, cinsel ilişki hususunda serbestilik ilkesini esas aldıklarını; eşlerini çırılçıplak soyup, (mutat yoldan olması koşuluyla) cinsel ilişkinin her tür pozisyonunu denediklerini ve böylece cinsellik adına fantezi yaşadıklarını; hatta aynı geleneklerini, evlendikleri Medineli Müslüman kadınlarla da sürdürmek istemeleri üzerine, onlar tarafından tepkiyle karşılandıklarını biliyoruz. Nitekim buna daha önce değinmiştik. Durum bu iken, Ömer’in söz konusu pozisyona aşina olmadığı ve sırf bu tür bir çeşniyi yaşadığı için, Hz. Peygamber’e gelip: “Ben mahvoldum!” demiş olabileceği düşünülemez. Hz. Fârûk’un: “Ben helâk oldum, mahvoldum!” demesi, onun, mutat yoldan vuku bulmuş olması hasebiyle aslen mubah olan bir cinsellik fantezisi yaşamasının değil; belki bir anlık iradesine hâkim olamamanın yol açtığı bir anal ilişki teşebbüsünün nedamet çığlığı olmalıdır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla onun “Yolumu değiştirdim” sözünü, pozisyon değiştirme yerine, gerçek anlamda bir yol değiştirme; mutat yoldan anal yola intikal etme anlamında algılamak, belki daha isabetli olacaktır. Nitekim Neysâbûrî, ilgili hadisi naklederken, orada geçen “tahvîlu’r-rahl (yol değiştirme)” deyiminden açıkça anlaşılanın, bunun mutat mahallin dışında başka bir mahalle (anüs) varmaktan kinaye olduğunu, ilk tercih olarak belirtmektedir.” (Kutsal Metinler Cinsel Sapmaların Referansı mı Bahanesi mi?, Prof. Dr. Necdet Çağıl)

“...Hz. Ömer, cahiliye dönemindeki iki pişmanlığını etrafındakilere sürekli hatırlatırdı. Öyle iki olay ki; hatırladıkça birisinde kendisini tutamayıp ağlar, diğerinde ise sürekli gülermiş. Kız çocuklarının bir zül ve utanç vesilesi sayıldığı günlerde, Araplar onlardan kurtulmak için her yolu denermiş. Özellikle fakir aileler, büyüdüklerinde zenginlerin elinde oyuncak haline gelmesin diye çocuklarını öldürürler ve namuslarını kirlenmeden korumaya aldıklarını düşünürlermiş. Bir gün Hz. Ömer’in de bir kız çocuğu olmuş. Belli bir yaşa geldikten sonra biricik evladını kendi elleriyle gömmeye karar vermiş. Derince bir çukur kazmış ve çocuğunu içine yatırmış. Masum yavrucak, üzerine atılan toprağa anlam verememiş; babasının üzerine sıçrayan çamuru minik elleriyle temizlemeye çalışmış. Artık hareketsiz kalıp, öleceğini anladığında ise can havliyle Hz. Ömer’in başparmağını tutmuş ve öylece son nefesini vermiş. Hz. Ömer’in aklına geldikçe ağladığı ve kendisini hiç affedemediği birkaç olaydan birisi budur. Hatırladıkça keyiflendiği ve gülmekten kendini alamadığı olay ise; helvadan taptıkları putlardır. Özellikle uzun yolculuğa çıkılacağı zamanlarda, akşamdan helvadan putlar hazırlanırmış. Yolcuların bütün sefer boyunca tapındıkları bu putlar; akşama doğru iyice kurur ve lezzetlenirmiş. Hz. Ömer de her defasında dayanamaz, saatlerce tapındıkları putları etrafındakilerle beraber afiyetle yermiş.” (Kızı göm, helvayı ye!, Abdurrahim Boynukalın)

Hz. Ömer, Hz. Nuaym’dan aldığı haber üzerine, Müslüman olduklarına dair ipucu bulmak amacıyla doğruca kız kardeşi Hz. Fâtıma’nın evine yöneldi. O sırada, evlerinde Hz. Habbâb b. el-Eret de bulunuyordu. Elinde de Kur’ân-ı Kerim’in Tâ-hâ Sûresi’nden bir kaç ayetin yazılı olduğu bir metin vardı. Hz. Habbâb, yeni vahyedilmiş olan bu ayetleri Hz. Saîd ve Hz. Fâtıma’ya öğretmekle meşguldü. İşte bu sırada kapıya yaklaşmakta olan Hz. Ömer’in sesini duyunca, içerideki odaların birine geçerek gizlendi. Hz. Fâtıma ise Kur’ân sayfasını dizinin altına koyarak saklamaya çalıştı. Ancak Hz. Ömer, içeride Kur’ân okunurken kapıya varmış ve onların seslerini duymuştu. İçeri girer girmez; “Biraz önce duyduğum mırıltı neydi? Söyleyin bakalım!” diyerek tehditler savurmaya başladı. “Yanlışın var, bir şeyler yoktu.” dedilerse de o; “Hayır, bir şeyler mırıldanıyordunuz. Üstelik haber aldım, Muhammed’e (sav) tâbi olmuş ve dinine girmişsiniz” diye diretti ve eniştesinin üstüne yürüyerek onu tartaklamaya başladı. Bu arada, kocasını kardeşinin elinden kurtarmak için araya giren Hz. Fâtıma’yı da dövmeye koyuldu ve yaraladı. Durum bu noktaya varınca artık dayanamayan eniştesi ve kız kardeşi bağırarak; “Evet, ey Ömer! Biz, Müslüman olduk! Allah’a (cc) ve Rasûlü’ne (sav) iman ettik, anladın mı? Şimdi ne istersen yap!” diyerek ona meydan okudular.

Hz. Ömer, kız kardeşini kanlar içinde görünce bu kez yumuşadı, pişmanlık duymaya başladı ve içinden yaptıklarına üzülerek mahzun bir ifadeyle kız kardeşine; “Biraz önce okumakta olduğunuz şu sayfayı verir misin?” diye ricada bulundu. Hz. Ömer, okuma yazma biliyordu. Ancak Hz. Fâtıma itiraz ederek; “Onu imha edeceğinden endişe ediyoruz.” dedi. Hz. Ömer putları adına yemin ederek; “Korkma! Okuyup geri vereceğim.” diye söz verdi. Hz. Ömer, böyle konuşunca kız kardeşi onun İslâm’ı kabul edeceğinden ümitlenerek şu cevabı verdi; “Bak kardeşim! Sen necissin, putlara taptığın için pissin. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim’i, ancak temiz olanlar ellerine alabilirler.” diye uyardı. Bunun üzerine Hz. Ömer, kalkıp yıkandı. Sonra kardeşi ona bu sayfayı verdi. Hz. Ömer bu sayfada yazılı olan ayetlerin bir bölümünü okuyunca; “Aman ne güzel, ne yüce sözler!” diyerek hayret ve hayranlığını dile getirmekten kendini alamadı.

“...Hz. Ömer’in kişilik yapısını konu edinen müstakil bir çalışmaya henüz rastlayamadık. Hz. Ömer’le ilgili sınırlı ve belli rivâyetleri esas alarak yapılan karakter tespitinde ise o; genelde sert mizaçlı, güçlü, cesur, ateşli, izzetine düşkün, kendisinden korkulan ve zaman zaman fevrî davranabilen biri olarak tanıtılmaktadır. Kanaatimizce Hz. Ömer’e dair bu kişilik algısının oluşmasında da, Hz. Ömer’in bazı gelişmeler karşısında takındığı tavırla ilgili rivâyet ve yorumlar etkili olmuştur. Örneğin, Hz. Ömer’e ilişkin geleneksel kişilik algılaması bağlamında şu olay zikredilir: Buhârî ve Müslîm’de geçen bir rivâyete göre, bir gün Hz. Ömer, Kureyşli kadınların Hz. Muhammed karşısında yüksek sesle konuştuklarını fark etmiştir. Hz. Ömer, Hz. Peygamber’in yanına girmek için ondan izin istemiştir. O sırada Hz. Ömer’in sesini duyan kadınlar, hemen toparlanıp kendilerine çekidüzen vermişlerdir. Bu durumu gören Hz. Peygamber gülümseyince Hz. Ömer: “Allah seni ömür boyu güldürsün ya Rasûlullah, neden güldün?” demiştir. Hz. Peygamber ise kadınların durumuna güldüğünü belirtmiştir. Daha sonra kadınlara dönen Hz. Ömer: “Ey kendilerine yazık eden kadınlar! Rasûlullah buradayken benden korkuyorsunuz, öyle mi?” Kadınlardan biri: “Ey Ömer, sen sert/kaba bir insansın.” demiştir. O esnada Hz. Muhammed devreye girerek: “Ey kadınlar, Ömer’le uğraşmayı bırakın. Ömer bir yere girerse, şeytan oradan kaçar.” Ayrıca, Hz. Ömer’in kişiliği ile ilgili olarak şu rivâyetler nakledilir: Abdullah b. Ömer, Hz. Ömer kadar sert bir insan görmediğini söylemiştir. Ömer’in hilâfete gelmesinden tedirginlik/korku duyan bazı Müslümanlar Hz. Ebû Bekr’e gidip serzenişte bulunmuşlardır. Sert mizacının farkında olan ve bunu beğenmeyen Hz. Ömer iktidara gelince: “Ey Allah’ım, sert mizaçlı birisiyim. Sana itaat edenlere karşı beni yumuşak kıl.” diye dua etmiştir.” (Hudeybiye Antlaşması Özelinde Hz. Ömer’in Kişilik Tahlili Denemesi, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özkan)

Bu bilgiler doğrultusunda genelde Mekke toplumu bireylerinin ve özelde ise Hz Ömer’in, Sadist kişilik özellikleri gösterdiğini düşünebiliriz. Hz. Muhammet, Sadist kişilik özelliği gösteren bir toplumdan Asr-ı Saadet toplumu oluşturmuştur. Arapça “Asr” (zaman, çağ) ve “Saâdet” (mutluluk, bahtiyarlık) kelimelerinden meydana gelen asr-ı saâdet terimi, “mutluluk dönemi, insanların en bahtiyar oldukları çağ” anlamına gelmektedir.
Peygamberler, sapık ve sapkın bir kavimden; yani kişilik bozukluğu olan insanlar topluluğundan, asil ve soylu millet topluluklarını yaratmışlardır.
Günümüz tarikatları ve cemaatleri, sapık ve sapkın; yani sadist kişilik bozukluğu yaşayan bireyleri kapılarından da, bacalarından da kovmakta; yanlarına yaklaştırmamaktadırlar. Şeyh Efendiler ve Cemaat Liderleri kendilerine biat eden modern köle, acı sever, ağlak ağlak yaşayan mazoşist kişilikli bireylerden, değil şampiyon olmak; olsa olsa küme düşmemek için çabalayan takımlar oluşturmaktadırlar. “Allah'ım, iki Ömer’den biriyle bu dini kuvvetlendir!” diyen Hz Peygamber’in kişiliği ile kişiliklenmemiş sözde liderlerden ve acısına sızlanmaktan başka derdi olmayan insan topluluklarından, dine büyük katkı beklenmemelidir.

Günümüz insanı yavaş yavaş Grinin Elli Tonu’na dönüştürülüyor. İşadamı Cristian Grey ile tutkulu aşkı Anastasia Steele’in seks ve şehvet dolu “kırmızı odası” örnek olarak sunuluyor.

Kapitalist sistem, sadist kişilikli bireyleri kendisine işadamı, şirket ceosu, siyaset adamı, sivil toplum lideri seçerken; tarikat ve cemaatler de mazoşist kişilikli bireyleri öbek öbek seçerek, dini ayinlerle günlerini gün ederek avunmaktadır.
Psikoloji bilgisi, açıklama ya da çözümleme yapma adına her şey demek değildir fakat bir düşünce üretilirken içinde psikoloji bilgisi yoksa, orada çok şey eksik kalmaktadır. Hz Peygamber, Asr-ı Saadet toplumunu mazoşist kişilikli bireylerden değil, sadist kişilikli bireylerden “eğiterek, öğreterek” yetiştirmiştir. İki binli yılların insanını dikkate aldığımızda Hz. Ömer, Grinin Elli Tonu’ndaki İşadamı Cristian Grey’dir. Tarikatler ve cemaatler ne zamanki bilimsel yöntemlerle, yani psikoloji ve sosyoloji bilgilerinin doğrultusunda, sapıkları ve sapkınları yetişkin olmadan önce, çocukluk ve gençlik çağlarında keşfedip aralarına katarsa, insanlık için yeniden Asr-ı Saadet ümidi doğacaktır.

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.
“...Lût Kavmi’nin, (erkeklere yanaşmanın ötesinde) kendi hanımlarının cinsel organlarından sarfınazar edip, onların anüslerine yönelmeleri sebebiyle haddi aşan kişiler oldukları bildirilmiş olmaktadır. Nitekim Tâvûs’tan rivayet olunduğuna göre Lût Kavmi’nin homoseksüel ilişkileri, başlangıç itibariyle kadınlarla anal ilişki kurma şeklinde ortaya çıkmıştır. İşte onlar böyle yapmakla şehvet sınırını aşmış olup, diğer insanları; hatta hayvanları bile geride bırakmış oluyorlardı. Yine tüm bu veriler doğrultusunda olsa gerek ki, Mücâhid de ilgili ayetleri: “Kadınlara önden varmanın yerini, erkeklere anal yoldan yaklaşmaya mı bıraktınız?” şeklinde tercüme etmiştir.” ( Kutsal Metinler Cinsel Sapmaların Referansı mı Bahanesi mi?, Prof. Dr. Necdet Çağıl)

Eşcinsellik, kişinin hastalığı değil; içinde yetişip büyüdüğü ailenin hastalığıdır. Bu açıdan baktığımızda eşcinselleri aşağılamak, büyük bir yanılgı olmaktadır. Eşcinsel bireyleri kınamak yerine, öncelikle onları bilinçsiz bir şekilde yetiştiren anne babaları uyarmamız gerekmektedir. Eşcinsel birey, içinde yetiştiği adaletsiz aile sistemine direnen bir bireydir. Bu direnç, çocukluk döneminin güçsüzlüğü içinde pozitif değil negatif bir direnç olduğu için, yaşanan duygusal bunalım aşılamadığından, erotizm bataklığına düşülmektedir. Eşcinsel bireyler, devletin şefkatli eğitim ve sağlık sistemleri tarafından yeniden yetiştirildikleri takdirde, Asr-ı Saadeti tekrar diriltecek bireylerdir.
Allah, bizleri tarikat ve cemaatlerin içinde kümelenen mazoşist bireylerin sapkınlıklarından korusun.

Dindar bir eşcinselin bu konudaki düşüncelerini belki merak edersiniz:




https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html?fbclid=IwAR25iPxFRjQojwdzgA0sajeGo8NUZcnFh6ksLg6sXoivI8s8sJe5K6erH7c