Gönderen Konu: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE  (Okunma sayısı 214 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3409
    • Profili Görüntüle
Merhaba. Sitedeki birçok yazının sahibi gibi ben de HK’nın danışanlarından biriyim. Sizlere terapilerden önceki ve sonraki hayatımı mümkün olduğunca hiçbir gerekçe ile kısaltmadan anlatmaya gayret edeceğim. Daha öncesinde de yazdıklarım bu sitede yayınlanmıştı. Lakin o zamanlar yazdıklarım; yalan olmasa bile eksikti. En büyük eksikliği ise duygularımdı. Bir de bir şekilde ifşa olmaktan endişe ettiğim için kendimi net bir şekilde ifade edemiyordum. İşte sizler bu satırlarda benim hayat hikayemi okuyacaksınız. Umuyorum ki bu hikaye yollarınıza ışık tutar.

İsmim Adalet. En azından bu yazıları yazarken siz beni böyle tanıyacaksınız. Küçüklüğümden beri çok naif bir çocuktum. Her ne kadar aralarda sınırları zorlasam da; kibar, efendi, saygılı, uslu vb. bir sürü sıfatla çocukluğumu nitelendirmek mümkündür. Bu yazıları 27 yaşında, yetişkin bir erkek olarak yazıyorum. Dışarıdan hayatıma bakan insanlar çoğu zaman iyi bir hayatım olduğunu düşünebilir. Ancak bu 27 sene içerisinde geçmişte yapılan hataların esaretinde yaşadığımı kimse görmez.  Öyle hatalardır ki bunlar hala esaretinden kurtulamadığım, hala kurtulmak için mücadele ettiğim…

Tabii ki böyle bir hikayeye başlarken çocukluğumdan başlamak en münasibi gibi görünebilir. Lakin biraz daha öncesine gitmek yaşananların anlaşılmasında daha etkili olacaktır.

Annem babamla görücü usulü ve zorla evlendirilmiş. Benden 4 yaş büyük olan bir ağabeyim ve yaklaşık 10 yaş küçük olan bir kız kardeşim var. Ben ortancayım. Annemin bana hamileliği oldukça problemli geçmiş. Down sendromlu doğma ihtimalim çok yüksek olmakla birlikte, organlarım yeterli gelişimini tamamlamamış. Bu sebeple annem hariç kimse benim doğmamı istememiş. Ancak annem beni aldırma taraftarı olmamış ve buna direnmiş. Biraz da işlerinin rast gitmesi dolayısı ile ben yaklaşık 7,5 aylık iken dünyaya gelmişim. Günlerce hastanede kaldığım için yalnızca bir veya birkaç kere anne sütünü sağılmış olarak içtiğimi söyler annem. Sonrasında gayet sağlıklı olarak hastaneden ayrılmışım. ( Bazı araştırmalarda insan yaşamının anne karnından itibaren şekillenmeye başladığını okumuştum.  Bu sebeple bu detayları verme ihtiyacı hissettim.)

Annem muhafazakar bir insan, babam ise tam tersiydi. Ben ve kardeşlerim muhafazakar yaşam tarzına uygun olarak yetiştirildik. Babam kendimi bildim bileli sadece bankamatik görevi görürdü ki içinde olmasına rağmen asla para çekemediğiniz bozuk olanlarından. İlkokul 3. Sınıfa kadar hatıralarımı şu şekilde özetleyebilirim:

Babam; sinirli, ağzı küfürlü, çok katı kuralları olan ve asla hataya tahammülü olmayan, bununla karşılaştığında da dayak atmaktan çekinmeyen ve anlam veremediğim bir sebepten ötürü beni asla sevmeyen bir adamdı. (Tabi ki buna ileride anlam verebilmiştim.) Bana çok kızar, dövmeye kalkardı. Bunun neticesinde ağladığımda “Karı gibi ağlama!” diyerek daha çok kızardı ve ben daha çok ağlardım. Ağlamamakta çözüm değildi tabi. Bir hatam için özür dilemek için yanına gitsem, yaptığım hatanın mahcubiyeti ve korku ile ezile büzüle özür dilerdim. Bu seferde “Ne karı gibi ezilip büzülüyorsun!” şeklinde bir cevap alırdım. Oysaki şerefsiz babam kısır döngünün farkında değildi. Beni bu kadar korkuttukça daha fazla hata yapıyor, hata yaptıkça azar işitiyor ya da fiziksel şiddete maruz kalıyor, bunların neticesinde ise daha da fazla azar işitir ve ağlar hale geliyordum. Yani bana yaptığı bu işkence hiç bitmedi.  Belki de bana yaşattıkları yüzünden bugün hala “karı” kelimesini kullanarak birbirlerine hakaret eden insanlara şaka bile olsa asla tahammül edemem.

Annem ise tam tersiydi. Evet zaman zaman kızardı. Belki bir iki sille bile yemiş olabilirim. Ama ne olursa olsun onun sevgisinden emindim. Beni hep sever, ne yaparsa iyiliğim için yapardı. Ve her şeyden öte beni babama karşı koruyabilecek bir tek anneme sahiptim.

O zamanlar bir kardeşim yoktu ama ağabeyim vardı. Onu da çok seviyordum. Birlikte oyun oynar, taklalar atardık. Annem yaklaşık ben 8 yaşına gelene kadar birbirimize duyduğumuz muhabbeti şöyle ifade eder: Birbirinize hayrandınız. Sen onsuz hiçbir şey yapmak istemezdin. Hatta bir keresinde 5 yaşında iken abimin okuluna gideceğim diye evden gizlice kaçmıştın. Tabii ki abin de seni çok severdi.

Gerçekten de annemin anlattıkları  gibi bir ilişkimiz vardı abimle. Hatta birlikte olduğumuz bir fotoğraf bu yazdıklarımı gerçekten doğrular niteliktedir.

Ama ne yazık ki abim ve abim dolayısı ile mahallede edindiğimiz birkaç arkadaşımız dolayısı ile bütün arkadaşlarım kızdı. Çünkü bir kişi hariç erkek kuzenim yoktu. Olanla da hiç iyi anlaşamazdım. Hatta nefret ederdim. Şımarık, argo tabirle piç bir veledin tekiydi.

Belkide baba cihetinden yaşadığım olumsuzluk, bunun neticesinde annemle daha fazla yakınlık kurmam ve ağabeyimden başka ailede oynayabileceğim yalnızca kız yeğenlerimin oluşu beni 5-8 yaşlarında iken biraz karşı cinse özendirdi. Birkaç defa göz kapaklarıma sim sürdüğümü hatırlıyorum parlasınlar diye. Ya da saçlarım uzunmuşçasına elimle kulağımın arkasına atardım hanımların yaptığı gibi. Ve tabi ki sonu gelmez evcilik oyunları… Ancak hiçbir zaman kız rolüne bürünmedim. Bazen tiyatro yazar oynardık bütün yeğenler toplanıp. Belki o zaman bir iki defa olmuştur kadın rolüne büründüğüm.

Birde okulda hep kızlarla oynardım. Erkeklerin beni sürekli dövmeye çalışması, bana kıza benzediğimi ifade eden lakaplar takmaları beni kızlarla oynamaya daha da iterdi. Ayrıca kız oyunları daha kolaydı bana göre. Buna karşın annemin bana oyuncak bir alet çantası alması için çok ısrar ettiğimi ve ona sahip olunca ne kadar çok oynadığımı, ayrıca çok sevdiğim uzaktan kumandalı bir arabam olduğunu da hatırlıyorum.

Yine bu yaş aralığında benimle yaşıt kız yeğenlerimden bir tanesi ile birbirimize mahrem bölgelerimizi gösterdiğimizi de hatırlıyorum. Ben onun vajinasına büyükçe piyon tarzı bir şeyler sokmuştum. Aslında görüntüde bir sıkıntı yoktu. Ama oradan çıkan pulların çok kötü koktuğunu ve bundan hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Bunu o da doğrulamıştı. Lakin benim penisim için olumsuz bir yorum yapılmadı. Hatta ve hatta 8 yaşımın sonuna kadar sadece ben göstermeye devam ettim.

                Annemle babam arasındaki uçurum ben yaş aldıkça açılıyordu. Başlarda her şey güzeldi. Bizler kur’an okumayı, namaz kılmayı öğreniyorduk. Zaman içerisinde bu duruma kız yeğenlerim de dahil olmaya başladı. Hep birlikte İslam dinini öğreniyorduk. Babam bu durumdan çok hoşnut olmasa bile çocukları yetiştirme hususunda çok fazla pasif olduğu için fazla ses çıkarmıyordu. Tabii ki bu böyle devam etmedi. Zaman içerisinde halam, amcalarım bu olaya müdahil oldukça asıl uçurumlar o zaman açılmaya başladı. Sırf islamdan uzaklaşmamız adına bir mücadele veriliyordu. Hatta bunun için üşenmediler bir yazlık satın aldılar. İşte hayatımın en kötü günlerini o yazlıkta geçirecektim.

                Ben 8 yaşlarındayken yaşadığım bir olayı asla unutamam. Annemle babam içerideki odada bu yazlığa gitme meselesi yüzünden kavga ediyorlardı. Ben ve abim oturma odasında zorla amcamların yanında oturtuluyorduk. Evde bir huzursuzluk olduğu için bizler de huzursuzduk. Bir anda annemin çığlığını duyduk.  O endişe ve annemi koruma arzusuyla içeri doğru koşmaya çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü amcamlar bize engel oldu.  Abim kalem kutusunu bir silahmışçasına tutarak koşmaya çalışmıştı. O sırada yere düşen not kağıtlarını dahi hatırlarım. Amcamlar sanki çok doğru bir şey yapıyorlarmış gibi bir de aptalca sorular soruyorlardı ne yapacaksınız? O kalem kutusu ile ne yapacaksın? Tabi annemin sesi hala kesilmemişti bu esnada.

                Tabi ben yıllar sonra bu olayı annemden dinlediğimde o zamanlar kendisinin kardeşime hamile olduğunu öğrendim. Babam olacak şerefsizin onun başını duvarlara vurduğunu öğrendim. Tabi olay bununla da bitmiyordu. Amcalarımdan biri annemin yakarışları kesilmeyince içeri gitti. İçeride olanları ise yine annemden dinledim. Güya onları ayırmak amacı ile annemin yüzünü koruduğu kollarını geriye almış. Bunun neticesinde de annem karnına birkaç darbe daha yemiş.

                İnanabiliyorsunuz değil mi? Bu kadar şerefsiz bir aileye sahibim. Amcalarım ortada erkeğim diye dolaşıyorlar ama su katılmamış ibneler. Bu olay ise bunun ilk kanıtıdır. Kendinden aciz olan insanlara zulmetmek en büyük ibnelik değil de nedir? Bu duyguları içimde tutmayacağım elbette. Hatta bu satırları yazarken o şerefsizlerden elimde numarası olan bir tanesine meşhur olduğunu söyleyerek bu yazıyı yollamaya karar verdim. Bu öyle bir şerefsiz ki yıllar sonra kendisi ile yüzleştiğimde gözümün içine baka baka böyle bir şey yapmadığını söyledi.

                Bu noktada yazıma yaklaşık bir gün kadar arar vererek, dediğim eylemi hemen harekete geçirdim ve duygularımı içimde tutmadım.  Mesajımı birebir buraya yazacağım. İşte o satırlar:

                Merhaba. Benimle iletişime geçmek istiyordun. Seni durumlardan haberdar edeyim dedim. Hayatım çok şükür hiç olmadığı kadar yolunda gidiyor. Ünlü bir psikolog hayatımı kitap şeklinde yazmamı söyledi. Tabii ki sizler bu kitapta başroldesiniz. Yazdığım birkaç satırı internette paylaştım. Meşhur oldunuz sayılır. Eğer bir vesile ile basarsak daha da meşhur olacaksınız. Her ne yaşanırsa yaşansın hislerim hiç değişmedi. Çünkü dürüst olamamıştım bu güne kadar. Artık Agop düşüneceğine, Magop düşünsün. İşte o satırların bir kısmı;

“Ben 8 yaşındayken” diye başlayan yerden “Ona meşhur olduğunu söyleyeceğim” kısmına kadar resmini çekip yolladım. Ardından şöyle devam ettim:

Yanlış anlaşılma olmasın, sizlere hakkım haram değil. Ben bütün meseleyi ahırete bıraktım. Sizlere baktığımda tek hatırladığım bunlar. O yüzden benimle bir daha asla iletişim kurmaya çalışma!

İşte bütün mesajım bu şekilde. Olaydan yaklaşık 1,5 saat sonra bana cevap atmış; İyi olmana sevindim, rabbim yolunu açık etsin.. ve dediğin gibi ahirette çözülür sonuç..ama sen olan haklarını helal etme lütfen.

Ne kadar kaşarlı ve kendinden emin bir cevap öyle değil mi? Bu şahsın bana ve aileme yaptıkları bununla da bitmeyecek. Bir sonraki yazıda anlatmaya devam edeceğim, o zaman da bunu göreceksiniz. Sadece bu yazdıklarımı bile yapmış olsa tepkimde haddi aştığım söylenebilir mi?

Bu yazıyı yazar yazmaz bir rahatlama hissi geldi. Zira yaşananlardan dolayı yüzleşmediğim bir tek kendisi kalmıştı. Tam artık yoluma devam edebilirim derken, bu kıymetli(!) şahsiyet size naklettiğim aynı şekilde kızlarına anlatmış meseleyi. Normalde baba tarafından bir tek onlarla görüşüyordum. Lakin bu olaydan sonra kızları whatsapp üzerinden bana yazdı. Hemen hemen yaşıt sayıldığım iki insandan nasihat içerikli mesaj geldi telefonuma. Özetle onların dediği şuydu. Bizim hatırımıza yapmasaydın keşke. Tabii ki bu anlamı çıkartmak için biraz uğraşmam gerekti.  Ben de bunu onlara söyleyebileceğimi tahmin etmediğimi, bu ihtimali bir an için bile aklıma getirsem öyle hissetmeme rağmen o şekilde konuşmayacağımı belirttim. Tabii ki onları üzmüş olduğum için üzgün olduğumu söyledim.  Aslında bu zamana kadar mazlum biri olarak ona edeceğim bir bedduanın ona anında yapışacağını bildiğim halde, sırf onların babaları diye böyle bir şey yapmadığımı ve kendileri ile asla onun hakkında kötü konuşmadığımı hatırlattım.

Şunu bir kez daha gördüm. İnsanlar kendileri öyle olmadığı halde senden inanılmaz bir olgunluk bekleyebiliyorlar. En nihayetinde benden beklenen olgunluğu kimse bana karşı göstermedi nedense.

Nihayetinde ortada büyük bir haksızlık var. Adil insanlar benimle konuştuğu gibi zamanında yediği boklar sebebi ile babası ile de konuşurdu. Üstelik onlar yaşanan birçok şeye sizler gibi okuyarak değil, bizzat yaşayarak müdahil oldular. Bu da yetmezmiş gibi birde sürekli kadına şiddet/kadın cinayetleri konusunda kadınların lehine olan görüşlerini savunuyorlar. Ama senin baban zamanında bir şiddete göz yumdu dediğimde ortada bir cevap yok. Birde şunu düşünmek lazım ben herkesle meselemi kapattım ama hiçbirine küfür etmedim. Neden bir tek o? Cevap kendisini zerre suçlu görmemesi ve zamanında onunla bu meseleyi sakin sakin konuştuğumda gözümün içine baka baka yalan söylemesi... İlaveten hiçbir şey olmamışçasına benimle sürekli iletişim kurmaya çalışması…

Yazının mesaj atacağımı söyledikten sonraki kısmını ertesi gün tamamladım. Şuan baktığımda fazla duygusal bir tepki vermişim diyebiliyorum. Ancak bu geçmişin yükünden kurtulmam için gerekli bir tepkiydi. Başlangıçta yeğenler olarak aramızdaki ilişkinin bozulmasını istemediğim için itiraf etmeliyim ki biraz moralim bozulmuştu. Ancak iyi bir uykudan sonra yaptığım hiçbir şey için pişman olmadığımı gördüm. Benimle görüşmek istemeyen, görüşmesin. Ben üzerinden 20 sene geçen bir olayı yazarken hala ilaç almamı gerektirecek kadar başım ağrıyabiliyor ise, buna sebep olanların da başı ağrıyacak elbette.

Bu terapilerin benim için en sancılı tarafı; geçmiş yüklerimden her kurtulmak istediğimde ve bunun için bir mücadele başlattığımda, yaşadığım yoğun duygular başımı ağrıtıyor. Hayatımda ilk defa bir ayda 8 defa ağrı kesici aldım. Lakin tüm bunlara rağmen işin iyi tarafı, yüzleştiğim mesele bir daha başımı ağrıtmıyor. Yani evet sancılı bir süreçten geçiyorum. Ama bir gün bitecek.

Lifetime

  • Newbie
  • *
  • İleti: 11
    • Profili Görüntüle
DOSTUM DOSTUM GUZEL DOSTUM

Hayatta bundan sonra mutlu geçirirsin umarım

Adalet

  • Newbie
  • *
  • İleti: 1
  • Kargalar sürü ile kartallar yalnız uçar.
    • Profili Görüntüle
Nihayetinde yazlığa gidildi. O gece teyzemler falan gelmiş bize, yaşanan olayları konuşmuşlar. Bu konuşmaya göre babam bizi ertesi gün anneme bırakacak, birkaç gün orada kalacağız. Sonrasında eve dönülecek. Görünen amaç birkaç gün ortalığın sakinleşmesi... Babam ve ailesinin kalleşçe planlarından kimsenin haberi yoktu tabii. İşte ertesi sabahtan itibaren hayatımın en kötü günlerini yaşamaya başlayacaktım. O günden sonra 17 yaşıma kadar ne yaparsam yapayım, neyi başarırsam başarayım asla mutlu olamayacaktım.
12 yaşına kadar geceleri altına kaçırma problemi ile mücadele ettiğim için, o gece annem beni tuvalete kaldırdı. Bulunduğumuz ev iki katlı olduğu ve benim bulunduğum o da ile banyo üst katta olduğu için ben kimseyi görmedim ve duymadım. Ama her zaman hisleri kuvvetli bir çocuk olduğumdan olsa gerek anneme aşağıda birilerinin olup olmadığını sordum. O da olmadığını söylediğinde sorgulamadım.

Ertesi sabah uyandığımda bir gariplik vardı. Abimle bulunduğumuz odanın güneşlikleri açılmamıştı. Daha önce böyle bir şeyin vuku bulmadığını bildiğimden, yüreğime bir endişe düştü. Hemen yataktan kalktım ve annemlerin yatak odasına yöneldim. Oradaki manzara çok daha korkunçtu. Güneşlikler açılmadığı gibi yatakta dağınık bırakılmıştı. Daha da endişelendim. Bir yandan üst katta kalan son odaya ve sonrasında banyoya bakarken diğer yandan anneme sesleniyordum. Üst kat bomboş… Ağlamaya başladım.  Merdivenleri hızlıca inerek salona geçtim. Salon da aynı şekilde dağınık… Güneşlikler kapalı, koltukların yastıkları dağınık, yerine konulmamış zigon sehpalar… Zigon sehpaların üzerinde kullanılmış çay bardakları. İşte o zaman telaşlı bir şekilde bahçeye çıkıp orada da annemi aradığımı sanıyorum. Buradan sonrası kocaman bir boşluk… Annemin gittiğini bana kimin, nasıl söylediğine dair hiçbir hatıram yok. Hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayayım, sanki hiç yaşanmamış bir meseleyi arıyormuş gibi hissediyorum.

O gecenin sabahında annemi bulamamak hayatımda yaşadığım en kötü olaydır. Ne zaman hatırlasam ağlarım, üzerine konuşmak istediğim bir konu değildir. Çünkü her ne kadar annemin beni çok sevdiğini bilsem ve onun niyetinin kötü olmadığına emin olsam da almış olduğu o kararın çok olumsuz neticeleri oldu. Yıllar sonra, terapiye başlayınca çözebildim bu sorunumu.
O günlerde yaşadığım her an ne hissettiğimi hatırlasam da, yaşadıklarıma dair pek az kuvvetli anım var zihnimde. İşte onlardan bazıları:
3-4 ay boyunca babam ve ailesi tarafından ağabeyim de ben de zorla alıkonulduk. Değil annemi görmek, telefonla konuşmak, ondan bahsetmem bile yasaktı. Her fırsatta başta annemi sonra da ailesini kötülüyorlardı. Konuşulanlar 8 yaşındaki bir çocuk için çok ağır şeylerdi. Ortada ne namus, ne de şeref kalmıştı.

Bir keresinde bana onun adından sahte bir mektup yazıldı. Mektubu satır satır hatırlamıyorum ancak mesaj gayet netti. Babanızda kalın, böylesi herkes için daha iyi, görüşmeyelim vb içerikte bir mektup. O mektubu okuduğum an anneme ait olmadığını anladım. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi; annemin yazısı çok daha güzeldi ve annem “i” harfinin noktalarını yuvarlak şekilde yapmazdı. İkincisi ise; annem bana karşı asla böyle hissetmez ve konuşmazdı.

Yine bu döneme ait, benim için büyük bir travma sebebi olan başka bir olay daha yaşadım. Annemi çok özlediğim için geceleri onun başörtüsüne sarılır, onun kokusunu içime çeke çeke uyurdum. Belki de yaşadığım o korkunç dönemde beni tek teselli eden, ayakta tutan şey buydu. Bir sabah kalktığımda yoktu. Onu da benden almışlardı. Sorduğumda başta halam, sonra diğer herkes yalan söylüyordu. Güya haberleri bile yoktu.

Her sabah uyanır uyanmaz Halamların evine gidiyorduk. Orada da her şey yasaktı. Annemden bahsedemiyordum. Ağladığım zaman baban duyarsa çok kızar denilerek susturulmaya çalışılıyordum. Gördüğüm herkese annemi arasın diye yalvarıyordum. Ne amcalarım, ne halam… İzin yoktu. Yeğenlerimden telefona sahip olanlar tembihlenmişti. Hatta ve hatta oturduğumuz sitedeki insanlar dahi tembihlenmişti. Kocaman bir dünyada yaşıyordum ama o dünya benim hapishanemdi.

Herkes sahip olduğum şeylerden mutlu olmam gerektiğini söylüyordu. Pahalı oyuncaklar, içinde havuzu olan bir site… Mutluluk için yeterli miydi bunlar?.

Tabii ki bu kadar anlatmışken aklınıza şu soru gelmiş olabilir. Annem ne yapıyordu bu süreç içerisinde? Neden bizimle irtibata geçmedi? Cevabı şu: Annemin evden gittiği gecenin ertesi günü babam bizi anlaştıkları üzere anneme götürmek yerine, kalleşçe planını devreye sokarak mahkemede boşanma davası açıyor. İlgili yerlere, başta adaletin sembolü olan(!) kıymetli hakimlere para yedirerek bizim geçici velayetimizi alıyor. Bununla da bitmiyor iş. Anneme bizi görmesi için ya da asıl önemli cihetten bakarak yazayım cümleyi; biri 8, diğeri 12 yaşında olan çocukların annesini görmesi için 1 saat dahi izin verilmiyor.

Davanın temeli de şuna dayanıyor. Annem güya İslam adı altında milleti sömürüyor. Üfürükçülük yapıyor. Devlet aleyhinde propagandalar düzenliyor vs.

Yaklaşık 4 aylık bir sürecin sonunda annem zar zor hafta sonları için görüş alabilmişti. O dönem halamlarda kalıyorduk. Yalan söylemeyeceğim yazlıktan döndüğümüzde istisnai olarak halamla güzel zamanlarımız olsa da ekseriyetle hayatımdan nefret ediyordum. Sonuçta o annem değildi. Kendimi bildim bileli yaşadığım geceleri altıma kaçırma sorunumu nihayetinde anlayışla karşılamadığı zaman gelmişti. Bu dönem ondan ve babamdan para çalmaya başlamıştım. Çünkü yazlıktan ayrıldıktan sonra bana kötülük yapmaya devam eden iki insan vardı. Babam ve halam…

Bu hırsızlık mevzusunu yaklaşık 15 sene sonra tekrardan değerlendirdiğimde aslında kendi adaletimi uyguladığımı ve onları cezalandırmak için böyle fiilde bulunduğumu fark ettim. Çünkü hayatımda bu iki insandan başka kimsenin malını çalmadım.

Aynı dönemde hayatımda islama dair her şey uzaktı. Her zaman okuduğum kuran mahkemeye delil niyeti ile götürülmüştü. Oruç tutmam yasaktı. Anneme, teyzelerime, dayıma asılsız iftiralar atılıyordu. Benim gibi annesi babası ayrı olan, mutsuz çocuklarla dolu özel bir okula gönderilmiştim ağabeyimle beraber.

Bu dönemde annemin kız kardeşime hamile olduğunu öğrendik. Annem bunu şöyle anlatır: Kız kardeşini daha doğmadan çok sevmiştin. Ona hediyeler alırdın hâlbuki o daha doğmamıştı bile. Ama onu kıskanırdın da… Benim karnımı okşayarak “Ne şanslı! O hep senin yanında kalacak.” derdin.

O dönemde belki mevcut problemime ışık tutabilecek iki anım var. İlki doğum günü pastamın kül kedisi temasından olmasını istemem. İkincisi ise yeğenlerimle tiyatro yaptığımız bir günde ben rolüm gereği başörtüsü takan bir nine olmuştum. Babam bunu gördüğünden beni herkesin içinde çok azarlamıştı. Bende kıza benzediğim için bana kızdığını düşündüm.
Yine aynı dönemde ağabeyimle olan kardeş kavgalarımız başladı. Beni sevmediğini düşünüyordum. Bu yıllar boyunca devam etti. Sonunda onun da bu olumsuz dönemin bir yansıması olduğu başka bir terapist tarafından onaylandı. (Tabi ben orta son sınıfta olacaktım o zaman.)

Her şeyin nihayetinde annem mevcut siyasi döneminde bizim lehimize olmadığı o dönemde, bizi alabilme ihtimali olmadığı için tesettüründen vs taviz vererek babamla barıştı. Bunu çok net hatırlıyorum.

Bu dönemdeki en önemli olaylardan bir diğeri ise annemin bu zorlu süreçte bana dedikleridir. “Kimseyi çok sevmeyin. Ben Allah için her şeyden vazgeçebilecek güçteydim. Ama çocuklarım söz konusu olduğunda vazgeçemezdim. Biz bu imtihanı birbirimizi çok sevdiğimiz için yaşadık. Ne zamanki Allah’ı önceliğim yaptım, imtihanım o zaman bitti.”

Bunları duyan bir çocuk olarak annemi sevmekten hep korktum. Ama onu ölesiye seviyordum. Lakin her böyle hissettiğimde Allah’a yalvarıyordum bizi birbirimizden ayırmasın diye. Aslında annemin dediği şeyin bir diğer sonucu da; beni eskisi gibi sevmediğiydi. Ancak ben bu düşünce üzerinde hiç durmadım nedense.

Tabii ki bu dönemde çok fazla şey yaşandı. Hiçbiri güzel anılar olmadığı gibi yukarıda anlattığım kadar çirkindiler aynı zamanda. Nihayetinde kötülük kötülüktür.  Yazmaya kalksam sayfalar yetersiz kalır. Gerek bu sebeple, gerekse siz okuyucuları sıkmamak ve yazıya bir son verebilmek adına çok fazla detaya inmemeye çalıştığımı bilmenizi isterim.