Gönderen Konu: Eşcinsellikten teorik olarak güzel gelse bile pratikte alabileceğim bir şey yok!  (Okunma sayısı 352 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Adım Yunus Emre . 22 yaşındayım. Ailemle birlikte İstanbul’da yaşamaktayım. Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisiyim.  “1 ağabeyim ve 1 kız kardeşim mevcut”. En ufak şeylere üzülecek kadar hassas ve duygusal bir insanım. Çocukken, annemden tek gün ayrı kalmaya dayanamazdım. Dindar ve sert mizaca sahip insanlar annem ve babam. Bizde dindar insanlar olarak yetiştirildik. 7-8 yaşlarında çok sokağa çıkmama karşın, kilo aldıktan sonra adeta eve hapsolmuştum. Bu süreçte kız kardeşimle oyun oynardım. Uzunca bir süre yaşıtlarım sokakta futbol oynarken ben kız kardeşimle hem kız hem de erkek oyunları oynardım. Kadın kıyafetleri giydiğim de oldu(ancak şu an da bu durum çok itici gelmekte). Yani asosyallik bende vücut bulmuştu. Çok arkadaşım yoktu. Ayrıca, ağabeyimin beni arkadaşlarımın yanında küçük düşürücü birçok hareketi olmuştu. Utangacım ve konuşurken özellikle erkeklerin yüzüne uzun süreli bakamıyorum. Annem ve babam bizleri günümüz dünyasında tehdit olarak gördükleri şeylere karşı hep sakındılar. Öyle ki, bizimle birlikteyken her zaman yanaktan da olsa TV’ de ki bir öpme sahnesini tehdit olarak algıladılar ve çözümü kanal değiştirmekte buldular. Ben çocukluktan beridir ailenin en yaramaz, huysuz ve şakacı çocuğu oldum. Bundan ötürü babamdan çok dayak yedim. Ergenlik dönemin de babama karşı kin besleyerek bugüne geldim. Kurduğum hayaller de babama yer yoktu ve olamazdı. Bazen anneme de yer yoktu ancak o benim için her şeyin anlamıydı. Başarılarımı, sevinçlerimi ilk olarak annemle paylaşırdım. Üzüldüğüm zaman ilk anneme derdimi açardım veyahut birçok konuda annemle sohbet etmeyi seçerdim. Ancak Üniversiteyi kazandıktan sonra benim hikayem biraz değişikliğe uğradı. Aldığım puan İstanbul’da bir Üniversiteye yetse bile ben ailemden biraz uzaklaşmakta çözüm aradım ve kısmen başarılı oldum. Bursa Teknik Üniversitesini kazanmıştım ve yurtta kalacaktım. İlk yıl haftada bir gün eve geliyordum, sonraki yıllar ayda bir gün geldiğimde oluyordu. Bu yıllarda babama karşı daha duyarlı olmaya başladım. Aldığım notları, gözlemlerimi, yaptığımız proje hakkında çalışmaları ilk babamla paylaşıyordum. Ancak babamın bazı hareketleri benim sinirimi zıplatıyor ve buna çözüm üretemiyorum. Hâlbuki sinirlendiğim şeyler aşırı çocukça ve komik. Bursa Tܒ de ki süreç içerisinde birçok arkadaşlık kurdum. Arkadaşlık ilişkilerim kuvvet kazandı. Ardından geçtiğimiz yıl içerisinde farklı nedenlerden Yıldız Teknik Üniversitesine geçiş yaptım. Bu süreçten sonra her şey sanki eskiye döndü. YTܒde geçirdiğim bir döneme rağmen birkaç arkadaşlık kurabilmiştim. Çözüm üretebilmek için kulüpsel faaliyetlere katılmaya çalıştım ancak derslerin zorluğu ve yoğunluğu beni bundan alıkoymakta. Özellikle kendim için istediğim bedene sahip erkeklere karşı eğilimlerimin olduğunu düşünüyorum. Eşcinsel eğilimlerimin 13-14 yaşlarından beridir farkındayım. Kendimi tatmin edebilme durumunun farkına varmam ile birlikte hayatımda kapkara bir sayfa olduğuna inandığım sürece girmiştim. Pornografiyle tanışmam da uzun sürmemişti. Kendimi bildim bileli gey pornosu izlemekteydim. Ancak bu biriyle beraber olmaktan iyidir diye düşünürdüm. Geçtiğimiz aylarda yaşıtım sayılabilecek biriyle birlikte oldum. Ve bu durumdan sonra büyük pişmanlık yaşayarak artık bunu yapmayacağıma dair kendime söz vermiştim. Üstünden yaklaşık iki ay kadar geçti. Sözümde şimdiye kadar durdum. Bu süreç içerisinde fazlaca yıprandım ve kendime ait olmayan bir kimliğe büründüm. Hayatım boyunca hiç düşmeyeceğime inandığım bir kimlikti bu; kendi kimliğine düşman biri. Ayrıca, karşı cinsten hiç arkadaşım olmadı. Bundan mütevellit onlarla konuşma imkanım olmuyor. Yani sadece erkeklere karşı değil kızlara karşı da utangaç bir kimliğim var. Daha da açık ifadeyle kızların davranışları ve kimlikleri benim için kapalı bir kutu gibi. Son olarak ise hiçbir şekilde kadınsı hareketlerim yok ve bu bana aşırı itici gelmekte. Yani cinsel eğilimlerim dışında gayet normal biriyim. Eşcinselliği normalmiş gibi dayatanlara karşın, normal bir durum olmadığını bilmekte ve kurtulmak için tüm bedenim ve benliğimle çaba göstereceğimden en ufak şüphe duymuyorum.



09.02.2020

Dün itibariyle ilk terapime gittim ve Hüseyin beyle tanışarak sürecin başlarını, aile yapımız üzerinde konuştuk. Oraya giderken ne ile karşılaşacağımı bilmediğimden, içimde sorduğum sorulara cevap vererek kendimi hazırlamaya çalıştım. Ayrıca ilk anlarda yaptığı bir tespit süreci başka bir noktaya evirdi ve genel itibariyle tahmin ettiğim sorularla karşılaşmadım. Bu nedenle doğaçlama cevap vermem gerekti. Bu aşamada akılda ki soruları not almak şüphesiz ki danışan kişinin faydasına olacaktır. Çıktıktan sonra sormayı unuttuğum şeyler aklıma geldi. Aslında pek çok konuyu üstün körü de olsa, hemen irdeleyemedik. Ek olarak, kiminle karşılaşacağınızı tahmin edemediğinizden akılda fevkalâde şüpheci bir mekanizma çalışacaktır. Bu mekanizmayı yenmek aslında sizin bu süreci atlama isteğinizle doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Terapi sürecine gelirsek, şöyle başlamak yerinde olacaktır: yanlış pozisyonda (yüzükoyun sürtme) mastürbasyon yaptığımı ilk kez keşfettim. Bu pozisyon hasebiyle cinsel organımı görmüyordum. Bu durum heteroseksüel kimliğin gelişmesini önlemekte. Ancak pozitif taraftan bakarak motivasyon oluşturmak istersek, aynı zamanda, tam olarak bir eşcinsel kimlik kazanmamı da önlemekte. Tabi olarak, tüm süreci bu yanlışa bağlamakta yanlış olacaktır. Yaşadığımız dertleri, acılarımızı içimize atmanın eşcinselleşme sürecimize katkı sağlamaktan başka bir sonucu olmayacaktır. Bir erkek, arkadaş çevresi tarafından kabul görmek için argo kullanmak, ileri gitmeyecek şekilde ağır konuşmak ve sinirlendiği an sinirini dışa vurmak mecburiyetindedir. Bu dışa vurma fiili olmasa bile ağız yoluyla olmalıdır (kanaatimce fiili olması daha iyi). Çünkü kabul görmenin ilk kurallarından biri budur. Aksi taktirde dışlanırsınız ve bu dışlanma sizi duygusal biri yapar. Zaten olmayan özgüveniniz negatiflere iner. Dua ederken bile özgüvenimizden taviz vermemek elzemdir. “Allah’ım yanlış yaptım” , “affet” , “bir daha olmayacak” gibi ifadelerin yerini artık sitemli bir şekilde “en ağır imtihanı bana vermişsin, madem altından kalkabilecek potansiyelim var(var ki vermişsin), o hâlde bana yardım et” ifadesi alacak. Çünkü seni yaratanın karşısında bile sıfır özgüveninle kendini kötülüyorsun. Bir erkek için anneyle başlayan hayat süreci ergenlik sürecinden sonra babaya benzeme sürecine dönüşmeli. Eğer nefret odaklı bir baba-oğul süreci var ise bu, kişinin eşcinselleşmiş olduğunun bir emaresidir. Ancak benim böyle bir durumum yok denebilir. Ufak tefek (zannımca ergence de denilebilir) sayılabilecek hâl ve hareketleri bende nefret duygusu uyandırsa da babamdan nefret etmiyorum. Onunla birçok konuyu rahatlıkla konuşabiliyor, gülüp eğlenebiliyor ve dertleşebiliyorum. Yani babamla kötü bir ilişkimiz yok ancak annemle fazla iyi bir ilişkimiz var. Bu da babamla olması gereken fazla iyi ilişkiye mani oluyor. Süreci aşmak için günah duygusundan bu süreçte sıyrılmak gerekmekte. Son olarak ise pasiflik kelimesini literatürden çıkarmak için fantezi kurmaya başlıyoruz. Kendimi aktif olarak görerek ısrarcı, yakışıklı, kaslı bir aktifi becerme veya daha ilerisi ısrarcı bir kadını becerme fantezisiyle yol almaya başlıyoruz. İlk denemem başarılı oldu denebilir. Kendimi tatmin edebildiğimden beridir ilk kez yüzükoyun mastürbasyon yapmadım, cinsel organı görebilecek şekilde yaptım. Fantezi olarak ise kadın ile başladım ancak muvaffak olamadım (cinsel organ kalkmadı). Ardından erkek ile başlayıp, ısrarcı kadın ile bitti (cinsel organ kalktı). İlk kez cinsel organımdan meni geldiğini ‘o’ an gördüm. Gayet hoştu. Evvelce yüzükoyun ve elbiseyle yaptığımdan geldiğini görmezdim, pişmanlık olurdu ve geldiğini görmediğimden gelenin mezi olduğunu düşünerek üreyemeyeceğime dair bir şüphe oluşmuştu. Artık üreyebileceğimi biliyorum ve bu şüpheyle yaşamayacağım. Şöyle sonlandırmak istiyorum: Eşcinsellikten teorik olarak güzel gelse bile pratik olarak alabileceğim hiçbir şey yok. İkinci terapiye daha hazırlıklı ve istekli gideceğim. Bu süreçten kurtulacağıma dair inancımın kuvvetli olmasına karşın daha da kuvvetlendiğini söylemek mümkün. İkinci terapiyi istekle bekliyorum.
« Son Düzenleme: 19 Şubat 2020, 00:49:11 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Babam. Sen büyüdün de adam mı oldun derdi. Kulaklarımdan tutup kaldırırdı. Döverdi ve elinden annem alırdı bizi. Tuvalet kağıdının kartonunu deliğe atıp, deliği tıkamıştım. Kulağımı çekip tek ayak üstünde bekletmişti. Ergenlikte söylediği her şeye cevap verirdim, kapak etmeye çalışırdım. Babama dair bir şeylerin eksik olduğu hissi zaten var içimde bir yerlerde. Bunu en derinlerimde hissedebiliyorum. Kız kardeşimle çok uğraşırdım, abimle kavga ederdim. Tuvalete bile kitlemişti belli bir süre. Ama o anılar tam olarak canlanmıyor gözümde. İlerleyen süreçte üniversitede el kaldırmaz oldu sanki kendi kabına çekildi. Çünkü o da ciddi psikolojik bunalım yaşadı.

”Halamdan çok çekti. Babaannemden de çok çekmekte. Anneme karşı sürekli saldırganlık pozisyonuna sahipler. Annem bir rahatsızlık yaşadı ve bu nedenle uzun bir süre yattı. Hatta bayıldığı zamanlarda oldu. Sonradan bir doktor vasıtasıyla ayaklandı ve kendine geldi. Ancak hâlen belli başlı problemler meydana gelmekte”

Ancak bununla yaşamaya alışıyor ve mecbur. Babama karşılık annemle daha çok konuşurum. Bu konuşmalar dini, tarikat, memleket(Rize), siyasi vs. gibi konular olur. Ayrıca annemi biraz cahil olarak görüyorum kendi içimde. Babamla da konuştuğum şeyler var ama çok dini muhabbet konuşulmaz. Güleriz, eğleniriz ama içten içe ona karşı bir nefret beslediğimi inkar edemem. Sorduğu masumca sorulara kabaca ve kısaca (uzun konuşmayalım diye) cevap veririm. Bazı durumlarda dişimi sıkarım ona karşı. Yatıştıramadığım bir nefret duygusu var babama karşı. Ergenlik sürecinde kurduğum bir hayal vardı: annemle babamı yaşlandıklarında boş bir eve hapsetme hayalim. Başka hayalimde ise İstanbul’dan Trabzon’a helikopterle gidiyorduk ancak tüm ailem olmasına karşın babam helikopterde yoktu. O sanırım ölmüştü o an. Baban nerde sorusuna neden uydurmak için babam sigaradan gitmiş olur derdim (hâlâ bağımlı). Bu hayalimi anneme de anlatırdım. Çünkü küçüklükten beri anneme seni saraylarda yaşatıcam derdim. Annem öyleydi benim için: hem nefret hem şefkat gösterdiğim kişi. Bir anımda, annemin anlattığına göre annemin ve babamın yaptıklarına karşı verdiğim tepki yaşadığımız binanın 3.katından dışarıya imdat adam öldürüyorlar diye bağırmak olmuş. Bana bu kadar ne yaşatmış olabilirler ki? Konuyla ilgili son olarak, annemin en küçük rahatsızlığında sanki ölecekmiş gibi sabahlara kadar dua ederdim; o ölürse bende ölürüm diye. Halbuki basit bir gripti bunlar. Ben ise çok korkuyordum onu kaybetmekten. Babama tam olarak aynı şeyleri hissetmiyordum. O güçlüydü ve kendi başının çaresine bakabilirdi. Değinmek istediğim başka bir nokta, 2. veya 3. sınıfta sürekli beni öpen bir çocuk vardı. Ben istemezdim, üzülürdüm ama sürekli öperdi. Bir kere Yunus Emre bir kere n’olur gibi sözlerle sürekli öperdi. Eşcinsel ilk hayalimi o çocuğa karşı kurduğumu hatırlar gibiyim. Onun dahil olduğu bir arkadaş grubu vardı. Mahalle kabadayısıydılar bu çocuklar ve ağızları küfürden çıkmazdı. Kurduğum fantezi ise bu grupta ki çocukların okulun arka bahçesinde ki daracık yere bir kulübe yapıp burada bana tecavüz etmelerine dayanıyordu. Ben ise kadın rolünde olduğumdan başımda başörtü ve etekleydim. Düşündükçe hatırlayabiliyorum. Bugün kurduğum en büyük fantezilerim ise aktif kişilerin bana tecavüz etmeleri ve sert davranmaları üzerine dayanıyordu. Bunlara dair porno izlerdim. Değinmek istediğim son nokta ise: Ben kendimi hep pasif yerine koysam da porno izlerken aktif kişinin hep oturma organına, göğsüne ve sert mizacına bakıyorum ve ona esir oluyorum. Sanki beni ilgilendiren cinsel organı değilmiş gibi. Ergenlik sürecinden bugüne kadar ve hâlen kilomla barışık değilim. Halbuki tanıdığım tüm insanlar ve vücut kitle endeksi kilomun normal olduğunu söylüyor. Ek olarak, sanki oturma organım büyükte, ona bakmazlarmış gibi bir his oluşurdu. Kilo aldıktan sonra göğsüm sarkmıştı sanki kadın göğsü gibi hissederdim. Eve geldiğimde abim üstünü değişirken ona bakardm onunki ise gayet erkeksiydi. Hem g.t. de tüm arkadaşlarım gibi küçüktü! Ortaokul ve lise boyunca neredeyse hiç arkadaşlarım gibi soyunamadım. Ya onların çıkmasını beklerdim, ya altıma giyerdim, ya giymez ve azar işitirdim veyahut okuldan kaçardım. Neden? Sırf vücudumu görüpte ayıplamasınlar diye. Ayrıca onlar soyunurken de bazen yanlarında durmamayı tercih ederdim. Soyunurken memeler baş kaldırmış şarkısını hep bir ağızdan söylerlerdi. Bana yönelmesinden korkardım bu şarkının. Ne de olsa doğruydu. Hatta araştırıp jimekomasti (erkeklerde görülen göğsün

anormal büyümesi) olmaktan korkup doktora bile gitmiştim. Doktorun tepkisi ise yalnızca gülmek olmuştu. Değildim tabi ki! Sadece arzuladığım bedeni istiyordum. Şimdilerde ise spora giderek özlem duyduğum bedene erişmek için çaba gösteriyorum. Diyet yapıyorum ve çalışıyorum. Soyunma odasında yaşlılar ve kilolu insanların yanında rahatça soyunabilirken, özlem duyduğum bedene sahip gençlerin yanında ancak yere bakarak soyunabiliyorum. Bonus olarak ise bu yaşadıklarımı çevremde herkes bilsin istiyorum. Onlara derdimi anlatayım, neler çektiğimi, nelere göğüs gerdiğimi görüp ne kadar güçlü biri olduğumu bilsinler ama bunu acıyarak yapsınlar istiyorum. Bu duygularımı yazıya dökmek ise rahatlatıyor. Bunları paylaşabileceğim birinin olması beni mutlu ediyor. İlk terapiden sonra dualarıma bir kişinin daha eklenmesi mükemmel. Sanırım ikinci terapi öncesi bu bilgiler yol kat etmek anlamında çok mühim.
« Son Düzenleme: 19 Şubat 2020, 00:47:41 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Hocam dün ki konuşmaları dinliyorum ve yol haritamı çiziyorum ancak sanki süreçte biraz yanlışlık var. Şöyle ki: annem her şeyi dine bağlıyor evet doğru. Namazlara verdiği önem de malumunuz. Ancak sabah namazı dışında namaz hakkında bir şey duymuyorum ondan. Günlük hayatta dayattığı bazı şeyler mevcut. Örnek vermek istersek: su getir, çayımı doldur, poşetleri al, git marketten şunu al, ekmek al vs. Ancak bunların neredeyse hiçbirini yapmak istemiyorum. Adına üşengeçlik denebilir. Ancak annem ya duygu sömürüsü yapıyor ve dediğini yaptırıyor veyahut ‘iyi tamam baban gider alır’ tarzı laflarla bana dayatarak dediğini yaptırıyor. Veya babamın olduğu ortamda söylediğinden, babamdan çekinerek buna mecburmuş gibi hissediyorum. Babam küçüklükten beri sert bir tavır takınıp, sevgisini gösteremediğinden ondan korkuyoruz. Abim ise bu konuda üşenmiyor ve genel olarak söylenilenlere uyuyor. Annemle muhabbeti tam olarak kesemiyorum. Çünkü sürecin farkına varmasını istemiyorum. Ara sıra bir sıkıntın mı var diye soruyor ancak hayır deyip gönderiyorum. Burada yanlış yapmaktan çekiniyorum aslında. Tam bu noktada nasıl tavır takınmalı? (Dün konuşulanlar aslında biraz daha çocukluk evresinde ki durumlar). Her ne olursa olsun anneme dini bakımdan imtiyaz vermeyeceğim. Ancak çözüm için yeterli olduğu kanaati taşımıyorum. 2 hafta öncesine kadar ki Yunus Emre sanki gitmiş, annesiyle sadece soru-cevap ilişkisinde başka bir Yunus Emre gelmiş gibi. Annemle ayaküstü muhabbetimiz artık yok. Onun söylediği hiçbir şeye gülmüyorum. Konuşurken yüzüne bakmaktan dahi imtina ediyorum. Ancak tereddüt yaşadığımı inkâr edemem. Sanki bu gidişattan korkuyor gibiyim. Geriye dönmek ve ileriye gitmek arasında büyük bir ikilemdeyim. Sürekli evde oturmanın (cumartesi, pazar) vermiş olduğu bir ruh hâli de olabilir bu. Çözemiyorum. Ayrıca büyük ihtimalle (homoseksüel veya heteroseksüel) porno veya erotik film izlesem zevk alırım ancak buna ilgi duymuyor gibiyim. İzleyesim gelmiyor. Babama karşı ise konuşmaya çalışıyorum. Birçok şeyden konuşuyoruz. Ona karşı samimi tavır takınmaya çalışırken anneme soğuk takınıyorum. Dün ‘babana yaklaşabildiğin kadar yaklaş’ dediniz. Bu süreci yanlış yönetmekten veya yönetememekten korkuyorum. Şöyle ki: bu yakınlaşma nasıl olmalı? Sadece samimi konuşarak mı? Yoksa bir şeyleri açmam gerekir mi? Ayrıca önem verdiğim diğer husus ise şu: dün ‘sadist ve mazoşist’ olduğumu belirttiniz. Evet doğru. Ancak tam olarak da değil. Üzerine düşündüm ve cinsel ilişki olmadan bir erkeğin çıplak bir şekilde beni kolları arasına alıp sarıp sarmalaması ve beni dış tehditlere karşı savunması duygusunun bana zevk verdiğini hatırladım. Sürekli tecavüz tarzı şeylerde izlediğim söylenemez. Yatak odasında çekilmiş gey pornoları da zevk veriyordu. Ayrıca belirtmek isterim ki geçen hafta ayrıldığım o çocukla aramızda geçenlerden zevk aldığım neredeyse tek şey ‘sevişme, öpüşme faslıydı’. Sürekli eksik yerleri doldurmaya çalışacağım. Aklıma geldikçe bıkmadan dolduracağım. Süreci doğru yönetebiliyor muyum, bilemiyorum. Ancak babam ve anneme nasıl takınmam gerektiği konusunda hâlâ eksiğim denebilir. Yardımcı olursanız sevinirim

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Süreç devam ederken hep neler yaşandığı değil de, bundan sonra çözüme yönelik tek başıma atabilmem gereken adımlara yönelik yazma ihtiyacı duydum. Ailemden kopabilme ve onlardan ayrı bir birey olduğumu onlara en iyi nasıl hissettirebileceğimi uzun süre düşündüm ve düşünmeye devam edeceğim. Bunu sağlamanın en temel yolu yine kendi kodlarımda gizli sanırım. Neler sevdiğim, neler yapmak istediğim, gelecekte kendimi nerelerde gördüğüme dair kendime orta ve uzun vadeli hedefler koydum. Her şeyden evvel Üniversiteyi ailemin yanında okumak beni oldukça daraltıyor. Bu nedenle gelecek yıl ilk aşamada bir yurtta ardından belki sonraki dönem veya sonraki yıl (maksimum) bir arkadaşla eve çıkmak isterim. Babamın istemediği ancak benim istediğim yüksek lisans hayalimi gerçekleştirmek istiyorum. Yüksek lisansla aynı zamanda çalışabilirim. Böylelikle iş hayatına yönelik kendi mesleğim de tecrübe kazanabilirim. Buna ek olarak küçüklükten beridir keman ve piyano tutkum var. Annemin karşı çıkışlarına aldırmadan bu aletlerden en azından birini çalabilmek istiyorum. Piyanoyu tek geçerim. Çünkü gerçek anlamıyla klasik müziklere tutkum var. Ayrıca opera konserlerine gitmeyi çok istiyorum. Daha önce hiç tecrübe edemedim çünkü çevremde bu tarz müzikleri seven insan yok. Bende tek gitmek istemiyorum. Ayrıca elimden geldiği kadar sinema yerine tiyatroya gitmeyi istiyorum. Fitness’a gitmeye elimden geldiğince devam edeceğim. Ayrıca küçüklükten beridir çok istediğim motosiklet tutkumu gerçekleştirmek istiyorum. Çevremde ki herkesin araba tutkusu varken benim motosiklet tutkum var. Bu tutkumdan biraz anneme bahsetmiştim. Ancak şiddetle reddetmişti. Ne kadar ahmakça davranmışım! Seni ilgilendiren şey kendi istediklerin olmalı! Fikir almak güzel ancak söylediğin şeyi yap, yap ki senin kendi kararlarını alabildiğini herkes görsün. Bunu uzun süredir yapmayı istiyorum. Sanırım bu yaz çalışarak kenarıma para koyacak ve ehliyeti alacağım. Ardından bir yolunu bulup 2.el veya ucuz fiyata bir motosiklet alacağım. Üniversite kapısından motosikletle fit bir erkek olarak girersem kız düşürürüm herhalde. Bu da hayatım boyunca kurduğum en güzel gelecek umudu. Ne peki? Tabi ki hayatımı birleştirebileceğim bir kız bulmak. Bu dini kurallar gereği anne babanın vazifesi ancak ben kendim bulmayı tercih ederim. Ancak bu boyutsal anlamda belirsiz bir durum. Çünkü nasıl bir kızdan hoşlanacağımı bilmiyorum, kızların nasıl davrandıklarını bilmiyorum, regl ne demek bilmiyorum, erkeklerin zihnimde kalıplaşmış bir hâli var ancak kızların yok. Yani yakışıklı erkeğin bir tanımını yapabilirim ancak güzel kızın tanımını yapamam. Sanırım süreç bu boşluğu kapatacaktır. Onlarla nasıl tanışacağımı bilmiyorum, yanlarında neler konuşulması gerektiğini bilmemem gibi. Geleceğe yönelik düşlerimde her ne kadar yüzü gözükmese de, ‘onunla’ neler yapabileceğimi her zaman düşünürüm. En çok istediğim şey İstanbul’un sakin bir sahil kesiminde sağanak yağan yağmurun altında ona evlenme teklifi etmek sanırım. Bunu başardığım an gerçek bir birey olmanın son adımını atmış ve bunu başarmış olacağım. Artık benden mutlusu bir tek eşim olacak o insan olur sanırım. Çünkü ruhunun en derinliklerinde kendiyle yüzleşmeyi başarmış, her şeye ve herkese rağmen bu bilincin ışığında yolunu bir şekilde çizebilmiş ve kendi olmayı meydan okuyarak kazanabilmiş bir insan olarak ona her şeyimle kendimi verebilirim. Son olarak ise Üniversitede yapabileceğim en son şeyi düşlüyorum. Aslında bunun adımlarını attığımı söyleyebilirim. Ohri’den Osaka’ya; Kudüs’ten Kanada’ya; Sidney’den Lofoten Adalarına kadar gezmeyi istediğim çok yer var. En azından Üniversite sürecinde birkaç yere gidebilirim. Geri kalanını evlendikten sonra yapabilirim sanırım. Yapamazsam da Ülkemin her karışını motosikletim de elini belime dolamış kişiyle gezebilirim. O zamana arabaya geçmiş olurum herhalde. 1 yıl kadar önce para biriktirerek yurtdışında bir şehre gidiş-geliş uçak biletlerimi ve otel biletlerimi almıştım. Her şeyi hazırlamış, rotamı çıkartmıştım. Sosyal medya da tanıştığım bir abiyle orada buluşacak ve gezecektik. Son olarak pasaport ve vize işlemlerini de tamamlamıştım. Konuyu babama açtığımda izin vermedi, bunu ancak kendi ailenin başına geçtiğinde yapabilirsin dedi. Böylelikle ilk yurtdışı girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. Halbuki her şey hazırdı! Annem ve babam hayallerime karşı en büyük vesayet! Bundan sonra önümde dururlarsa ezerim, ardımda dururlarsa kendine güvenmiş bir insan olarak daha kuvvetli olurum. Her şeye rağmen bu hayallerimin ardında ısrarla durmak istiyorum. Özetle, şu aşamada en azından müzik aleti çalmayı öğrenebilirim. Ardından motosikletimle tozu dumana katabilirim. İnşallah her şeyden önce kendimle yüzleşmek ve beni esir eden bu rahatsızlığın üstesinden gelebilmek asıl meselem.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
‘Anneme bir şey olursa yaşayamam’ derdim her zaman kendime. Bu nedenle anneme tehdit gördüğüm her şeye karşı koruma duygusu geliştirdim. Örneğin, her zaman onunla pazara çıkardım. Eşyalarını taşırdım. Mahalleye geldiğimde ise tüm yaşıtlarımın futbol oynadığını görürdüm. Ben ise içerlerdim poşetleri taşırken bu duruma. Bazı durumlarda hakkımı koruyamayacak kadar ahmaktım. Örneğin, annemle gittiğim pazarda annem, satıcıdan portakal tarzı bir şey almıştı. Annem parasını verdiği hâlde satıcı vermediğini söylemiş ve annemi itham etmişti. Ben ise o an suspus olmuştum. Evet belki küçüktüm lakin iki çift söz söyleyebilirdim. Eve geldiğimizde annem ‘erkekliğimi’ sorgulamıştı. Ben ise her zaman ki aptallığımla odama geçip içime ağlamıştım. Annemsiz geçen tek gün geçmeyen saatler anlamına geliyordu benim için. Bir keresinde, amcamın işi icabı bana yardım duymuştu. 3-4 gün amcamlarda kalacak ve dükkanda ona yardım edecektim. 16 veya 17 yaşındaydım. İlk kez annemden ayrı kalıyordum. Her gece odama çekilir annemin hasretiyle yanıp tutuşurdum. Evlerin arasında ki mesafe ise toplu ulaşımla 1,5 saat. Misafirliğe gittiğimizde dini kurallar gereği kadınlar ile erkekler farklı odalarda oturur, sohbet eder ve çay içerlerdi. Ben ise abim ve babam gibi erkekler tarafında değil, kadınlar tarafında oturur onlarla muhabbet ederdim. Erkek tarafıyla rahat konuşamazdım. Ve muhabbetleri ilgi çekici değildi.

Geldiğimiz noktaya kadar olan kısmı özet geçerek beklentilerimi ifade etmek istiyorum. Öncelikle babamın sert mizaca sahip, çok çabuk sinirlenen bir insan olduğunu belirtmiştim. Küçükken ondan ne çok ne de az dayak yedim. Bu hafta babamdan duyduğum bir cümle şuydu: ‘bizim geleneklerimizde çocuğu anne yetiştirir baba değil’. Ben ise cevaben: ‘ancak çocuk, hayatı babayla öğrenmez mi?’ oldu. Yani babam birçok baba gibi annemle aramada ki ilişkiye müdahil olmadı. Sevgisini gördüğüm vakitler oldu ancak genel itibariyle çok göstermediği bu sözünden de anlaşılmakta. Abime ve bana karşı bu şekilde davransa bile; kız kardeşime bir tokat attığını hatırlamıyorum. Beni ergenlik döneminde kendisine karşı sivri dilli ve dik başlı olmakla itham ederdi. Doğru denebilir. Bazen sözlerine cevap verir ve onu kızdırırdım. Bu nedenle küstüğümüz de olurdu. Ancak hep ben özür dilerdim. Onunla 1 ayı geçtiği de oldu küskünlük süremizin. Hatta yakın bir zamanda. Özür dilediğimde ise bana ‘ben sana iyi bir baba olamamışım, 1 ay boyunca bana hiç ihtiyaç duymadın demek ki!’ demişti. Ben ise olur mu öyle şey vs. deyip buzları eritmiştim. Ancak annemle bir haftadan fazla küs kalamazdım. Geçen terapi de sorulan bir soru vardı: ‘Baban abinin oyununa gelip sana tepki(sözlü veya fiili) gösterdiğinde ne yapmak istiyorsun?’ sorusu. Ben ise işkence demiştim. Ancak yanlış bir terim kullandım. Babama ve hiç kimseye karşı işkence gibi bir düşüncem olduğunu hatırlamıyorum. Ancak o kızgınlık durumunda hadlerini bildirmek isterdim. Bu tepkim bazen fiili ve bazen sözlü olabilirdi. Ancak işkence boyutuna hiç gitmedi. Ayrıca annemle dini muhabbetimizi tamamıyla kestim. Sanki daha özgür hissediyorum. Ders çalışırken bazen yanına gider muhabbet eder veya benden rica ettiği şeyleri yapardım. Ancak şimdi yanına uğramamakla beraber, ilişkimizi soru-cevap boyutunda tutuyorum. Aslında zaman kayıplarıymış. Benim aklımı kurcalayan farklı bir soru var: babam abime de bana da aynı davranırken (hem sevgi hem şiddet bağlamında) neden ben? Ayrıca sanırım ben küçüklükten beridir abimi kıskanıyorum. Ona karşı vücuduyla başlayan kıskanma serüvenim babamla arasında ki ilişkiyi de kıskanmaya kadar gitti. Sanırım anneme fazlaca yanaşmamda bir diğer etken bu olabilir. Babama yanaşamadığımdan abimi annemle kıskandırma. O her zaman sosyal oldu. Eve kapanmadı benim gibi. Uslu çocuğu oynamayı reddetti. Ben ise ailenin hatası olmayan tek bireyiydim şimdilerde. Kendi işimi kendim görebildiğimi onlara göstermek için kenarımda hep para sakladım. Böylece çeşitli ihtiyaçlarımı kendi cebimden karşılıyor ve babama ihtiyaç duymuyordum. Bu da annemi ve babamı oldukça memnun ediyor. Öyle ki, 4-5 şehir gezdim ve tüm masraflarımı kendim karşıladım. Abim ise bu konuda benim tam tersim konumunda. Aldığı bardağın bile parasını babama mâl etmeye çalışıyor. Üniversiteye geçerken abim en iyi dershanelere verilmesine karşın hiçbir şey başaramadı. Ancak ben maddi sebepler bahane edilerek dershaneye verilmedim. Bu benim içerlediğim bir başka olay. Ayrıca, fantezi dünyamı biraz daha açmak istiyorum çünkü biraz muğlak kaldı. Her şeyden önce porno (gey) izlerken sadece sex kısmını izlediğimi söylemeliyim. Yani sevişme, oral sex bana göre değil gibiydi. Sadece becerme izlemek istiyordum. Belki de internetimin bitmesinden korktuğumdan bir an evvel o sahneyi hayal etmek istiyordum. Tecavüz pornosu izlediğim doğru. Hatta pornodan ziyade buna dair saçma sapan hikayelere girdiğim de çok olurdu. Onları okur zevke gelirdim. Asker, polis gibi ‘güç’ unsurlarına dair porno da izlerdim. Ancak bu noktada şunu söylemek isterim: izlediğim bu pornoların

bende yarattığı duygu sanıyorum ki ‘işe yarama duygusu’. Yani kendimi değersiz hissetmemin bir sonucu da denebilir. Bu tam anlamıyla ‘madem bir boka yaradığın yok; o hâlde birileri seni becersinde bari onları mutlu et’ anlayışı. Kırbaç, ip vs. gibi unsurlar ile fantezim hiç olmadı. Sadece bir ya da birkaç erkek yeterliydi. Ayrıca belirtmeliyim ki, bu tarz fantezileri kurarken birkaç kişi yani grup halinde becerdiklerinde en çok hoşuma giden duygu, onların erkeklik egolarına bir şeyler katmaktı. Öyle ki, bunları düşlerken beceren arkadaşa diğerleri ‘mükemmel beceriyorsun’ tarzında laflar söyleyerek erkekliğine şan katıyordu. Aslında bu da kendini değersiz hissetme kategorisinde yerini alabilecek unsur denebilir. Ayrıca ‘olmayan erkeklik egom’. Aslında tecavüzden kastımın ne olduğu en açık hâliyle budur. Bunun ‘duygularımın olmaması, duygu boyutunun yokluğu’ olarak nitelemiştiniz. Ancak ben geleceğe yönelik, sevgilimle (kadın) saatlerce göz göze bakışmanın, yağmurda ıslanmanın, aynı tabaktan yemek yemenin, tiyatroya gitmenin, kitap okuyup üzerine tartışmanın, tenimize dokunmanın, öpüşmenin, yatakta onu çıldırtacak (zevk anlamında) her türlü davranışın hayalini kuruyordum. Ne kadar duygu boyutlu bilmiyorum ancak bunu çok istiyorum. Yani karşı cinse tecavüz etmenin, onun canını yakmanın değil; alabileceği zevki ona en iyi şekilde vermenin onu ‘canının yanmayacağı’ en sert şekilde becermek olduğu düşüncesinin bende hakim olduğunu söyleyebilirim (yani canı yandığı an sertlikten vazgeçerim). Ayrıca not düşmem gerekir ki fantezilerimde beni beceren erkekler hep aynı tipte insanlar. Hiç değişmiyorlar. Daha da indirgeyebileceğim ifadeyle ‘hem kişisel olarak hem bedensel olarak’ özlemini duyduğum karakterlerdi onlar. Her şeyden önce sosyallerdi, geniş bir arkadaş çevreleri vardı. Erkeklik egoları vardı. Elini sallasa elli kadın düşürecek ‘tip’ ve ‘fizik’ vardı. Örneklendirirsem daha da oturacaktır. Şöyle ki: eğer göbeği olsaydı, boyu kısa olsaydı, utangaç olsaydı, yaşlı olsaydı, sesi çok ince olsaydı (bunlardan herhangi biri olması yeterli) ben asla fantezi kurmazdım. Yani olmak istediğim kişiyi düşlüyordum! Ayrıca düşlediğim ‘o’ erkeklerden birkaç tanesiyle arkadaşlığım oldu. Tanışmazdan evvel düşlerken zevk alabilirdim ancak tanıştıktan sonra zevk alamazdım. Çünkü bir hukukumuz olmuştu. Halbuki hayallerimde ki kişiydi o! Aslında düşündükçe ne kadar kompleks bir süreç olduğunun farkına varabiliyorum. Birçok sorunun altında farklı paradigmalar var. Paradigmaların nedenini tahmin edebiliyorum ancak çözmekte aciz kalıyorum ve bu da aslında paylaşılması gerektiğini net olarak ortaya koyuyor. Kimse böyle bir sürecin altından tek başına kalkamaz sanırım. Son olarak demeliyim ki sokakta her ne kadar kadınlar ilgimi çekmese de, heteroseksüel pornolardan zevk almaya başladım. Sanırım biraz da meniyi görmenin etkisi denebilir. Çok önemli olduğuna inandığım birkaç detay vermek istiyorum. İlk gey pornosunu 15 yaşında izledim. Yani 8.sınıfta veya lise 1 de iken. Bunu hatırlayabilmek için saatlerce uğraştım. Yani 8’e kadar bir şey yapmış olmam mümkün değil. Belki düşünsel anlamda bir şeyler vardır ancak mastürbasyon yoktur. Onu tahminimce lise 1’de keşfettim. Evvelce de dediğim gibi ilk kez ve sürekli yüzükoyun devam etti.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
3.Terapi aşamasına kadar genel bakış atarak ne yaşandığını özetlemek istiyorum. Annemle arama mesafe koymanın üzerinden yaklaşık 3 hafta geçti. Ne sarılıyorum, ne gülüyorum ne de başka bir şey. Sadece soru-cevap ilişkisi. Sabah namazında cehennemle tehdit eden annem yok artık. Aynı evde olsak bile yüzünü hatırlayamıyorum. Çünkü ona baktığımda beni kendine bağımlı eden bilinçsiz bir insan görüyorum. Şu an aşırı huzursuzum ve bunun nedeninin annemle aramızda ki kopukluk olduğunun farkındayım. Ancak iyi taraftan bakarsak evvelden heteroseksüel video izlediğimde kalkmayan cinsel organım şimdilerde kalkmaya başladı. Mamafih sokakta gördüğümde ilgimi halen hemcinslerim çekiyor. 2 erkeğe bakıyorsam 1 kıza da bakarak adım atıyorum ancak ilgimi çekmiyor gibi. Aslında erkekleri gördüğümde de fantezi kurmuyorum, yalnızca kendime böyle bir vücudun olsa ya da böyle bir popon olsa ne güzel olur gibi sözler söylüyorum. Yani vücudunu kıskanıyorum. Ayrıca, gey pornografi dünyasından heteroseksüel pornografi dünyasına geçiş ne kadar da zormuş! Heteroseksüel videolar ilgimi çekse bile gey videolar izleyesim geliyor. İkisinden de zevk alsam bile benim için daha yeni bir dünya olduğundan adım atmakta zorlanıyorum. Nasıl olsa yıllarca izlediğim gey videolara aşinayım. Bu nedenle bırakmak zor oluyor. Ayrıca gey videolarında kendimi aktif yerine daha rahat koyabiliyorum. Ancak pasiflik halen geçmedi. Öneriler doğrultusunda fanteziler kurmaya devam ediyorum. Çok karanlık bir ruh hali içindeyim. Sanki içim daralıyor. Duvarlar, şehirler üzerime geliyor. Neden diye soruyorum kendime. Değişememekten korkuyor olabilirim veya yarı yolda kalmaktan. Başaramamaktan ilk kez bu kadar korkuyorum. İlk kez ümitsizlik sardı içimi. Ancak yılgınlık göstermeyeceğim. Belli bir mesafe yol katettim, ardıma dönüp bakacak olursam gücüm kırılabilir. Bundan sebep yalnızca önüme bakıyorum. Ancak bu yaşıma kadar hiç yaşamadığım duygular var içimde bir yerlerde. O duygular değişmekten korkuyor olabilir. Bu nedenle ümitsizlik veya huzursuzluk oluyor olabilir. Bilmiyorum hiçbir şey. Yalnızca kadınları düşünmek istiyorum. Zihnimde erkekler olmasın istiyorum. Bu hafta sürekli aktif rolünde becerme fantezisi kurdum. Kadınlar ilgimi çekmedi. İntihar düşünmedi ancak şimdilerde kendime dönüp diyorum ki: keşke bir an da ortadan kaybolsan, herkes seni merak etse ve yok olsan bir daha gelmemek üzere. Benim eşcinselliğim babanın tutumundan ziyade annemin tutuculuğu. Her ne kadar annemden ayrı kalmaya devam etsem de, babamla halen yakınlaşamıyoruz. Cesaretimi kazanabilmem için 2.ödevim verildi: pisuara işemek. Başta anormal gelse bile gayet mantıklı. Henüz deneyemesem bile deneyeceğim. Son olarak ise gerçekten bu büyü bozulacak ve ben gerçek bir erkek olabilecek miyim? sorusuna net bir evet yanıtı almak istiyorum. Bu bana çok büyük cesaret kazandıracaktır. Bu günlerin ardından geriye dönüp baktığım vakit, acıların hatıralaştığını görecek ve bir daha geri dönmemek üzere bu yoldan çıkacağım. İşte o vakit gerçek kimliğime kavuşacağım.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3325
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Türk aile yapısı çocuğun yetiştirilmesinde, annenin mutlak otoritesi ve bu duruma babanın kayıtsızlığı üzerine konumlanmış durumdadır. 4. Terapi sürecinde babamın tarafıyla ilişkilerimizi konuştuk. Babaannemin sevgisiz tutumlarına rağmen dedemin vefatıyla uzunca bir süre onunla kaldık. Bu süreçte onun ağzından duyduğumuz cümleler genel itibariyle dedikodulara dayanırdı. Babaannem apartmanın 2.katında biz ise 4.katındayız. Akşamları yatar sabahları eve gelirdik. Ancak akşam bitmezdi. Ruh hastası bir insanın yanında ‘yıllarca’ bu şekilde gidip gelip kaldık. Kime dert yanmalı? Bizi buna sürükleyen babama mı? yoksa suçlu yaşlı başlı kadında mı? Yaşlı kadında ise suç, babam bizi neden farklı bir yerde yaşatmayıp bu kadına mecbur bıraktı? Ne annem mutlu, ne kendisi, ne de evlatları. Adına ne denir bunun? Sadakat mi? Anne sevgisi mi? Peki bir erkek olarak ben, babamı örnek alacak olursam halim nice olur? Aynı şeylerin vuku bulma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle bu teşhisleri babama karşı yapmak mecburiyetindeyim. Çünkü babaannemi sırtına almış ve hayatının önceliği olarak taşıyan bir insanın hatalarını yüzüne vurmazsan yaptığını sadakat sanacaktır. Ancak bunun adı ahmaklıktır. Çünkü anneni hayatının temeline koyarsan ailene gerçek kıymeti veremezsin. Ben de bunu yaşamıyor muyum zaten? Hayatımın merkezinde annem yok mu? Evet öyle ancak annemin hegemonyasını yıkmakta kararlıyım. Bu nedenle sadece Hüseyin beyin dedikleriyle kalmayacak daha ötelere giderek sınırları zorlayacağım. Gerekirse günlerce ağlasın. S*kimde olmayacak! Babam? Onunla teşhislerimi paylaşacak ve iyi bir ilişki kuracağım. İki şey aslında zıt. Çünkü teşhislerim doğrudan onu suçlu bulmakta. Lakin mümkün olduğunca süreci devam ettireceğim. Ayrıca Hüseyin beyin önerisiyle kullandığım ilaç ilk günlerden tesir ederek obsesif tarafıma karşı bir savunma mekanizması oluşturuyor. Normalde 2 hafta da tesir eden ilacın ilk günlerden etki etmesi obsesif tarafımın ne denli büyük bir tehdit olduğunu göstermektedir. Daha önceden sokakta hemcinslerimin ilgimi çekmesinden bahsetmiştim. Ancak ben hiç fantezi boyutuna gelmedim. Yani baktığımda onunla öpüşme, sevişme veya sex fantezim olmadı. Sadece vücudunu kıskanıp keşke bende olsam diyordum. Bunun nedeni de çocukluk travmalarım. Çocukken sokakta abimin dışlamasıyla kapandığım evde yemeğe abanıyordum. Bu da beni şişman yapıyordu. Özellikle kalçanın büyük olması ve buna yönelik arkada