Gönderen Konu: erkek doğulur mu olunur mu?  (Okunma sayısı 3270 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3391
    • Profili Görüntüle
erkek doğulur mu olunur mu?
« : Mayıs 01, 2009, 07:15:52 ös »
... Eylül 19.. Dünya’ya yeni bir erkek çocuk bahşedildi. Çocuğunu kucağına alan baba sevinçten deliye döndü. Ailenin ilk çocuğu değildi. Daha onsekiz aylık bir bebekleri varken aileye yeni bir evlat gelmesi büyük sevinç yarattı. İlk çocukları bir kız evlattı. Narin ve hasta bir bebekti. Yeni doğan erkek çocuk sağlıklıydı. Aile ikiz gibi büyütmeye çalıştıkları çocukları ile çok mutluydu. Anne ev hanımı olmasına rağmen çocuklarına daha fazla zaman ayırmak için eve hizmetli almıştı. Çocuklar beraber uyuyor, beraber oynuyor, beraber yıkanıyor hatta beraber tuvalete giriyordu. Aile çocuklarını aynı renklerde giydiriyor üzerlerine titriyordu. Baba çok meşgul bir insandı. Gece gündüz çalışıyor evine vakit ayıracak vakti olmadığı halde sevgisini onlar üzerinden esirgemiyordu. Baba yalnız bir genç olarak büyümüştü. Kendi babası uzun yıllar yurtdışında çalıştığı için hayatta her şeyin üstesinden kendi gelmişti. Kendi çektiği özlemi çocukları çekmesin diye onların üzerine titriyordu. Anne ise ev işlerini bile bırakmış sadece çocuklarıyla ilgileniyordu. Hamurdan oyuncaklar yapıyor. Portakal kabuklarından minik kurabiyeler yapıyor, çocuklarının yaratıcılıklarını geliştirmesi için çaba gösteriyordu. Aile dış dünyadan izole edilmiş kendi içine kapalı bir sitede oturuyordu. Çocuklar dışarı hiç çıkmıyor, bütün vakitlerini evde anneleri ile beraber geçiriyordu. Çocukların hiç arkadaşı yoktu. En yakın arkadaşları birbirleri idi. Kız çocuk büyümüş anaokulu çağına gelmişti. Erkek çocuk ablasından ayrılmıyor onunla okula gitmek istiyordu. Erkek çocuğun parmak emme alışkanlığı vardı. Aile sevimli göründüğü için üzerine gitmiyor, içten içe mikrop kapacak hasta olacak diye üzerine titriyordu. Kız çocuk anaokuluna başlayınca erkek çocuğun dünyası yıkıldı. Evde yalnız kalmıştı. Ablası okuldayken vakit geçiremiyor, bütün gün camda ablasının gelmesini bekliyordu. Her fırsatta evden kaçıyor, ablasının yanına okula gidiyordu. Bir seneyi böyle atlatan erkek çocuk nihayet anaokuluna başladı. Arkadaşlar edindi. Sene olarak okul çağına gelmesine rağmen yaşıtlarından çok küçüktü. Erkek çocuk birinci sınıfa başladığında, aile çocuğun okuldan soğuduğunu hissetti. Okumayı zor öğrendi. Yaşıtlarından küçük olması ise en büyük şanssızlığıydı küçük çocuğun. Yaşıtlarıyla oynuyor fakat incinme korkusu ile geride kalmayı tercih ediyordu erkek çocuk. Aile çocuklarının en iyi şekilde eğitim alabilmesi için akşamları eve öğretmen çağırıyor, ödevlerine yardımcı olmasını sağlıyordu. Kız çocuk çok başarılıydı. Sınıfında birinci, öğretmenlerin gözdesiydi. Erkek çocuk vasat bir öğrenciydi. Çok zekiydi fakat ders çalışmayı sevmiyordu. Hala parmak emme alışkanlığı devam ediyor, kendisini savunmasız ve mutsuz hissettiğinde parmak emiyordu. Çocuklar izole bir sitede zaman zaman dışarı çıkıyor fakat evlerinin önünden ayrılmıyorlardı hiç. Aile bu konuda çok hassastı. İki kardeş sürekli beraber ders çalışıyor beraber oynuyorlardı. Aynı küçüklüklerindeki gibi hiç ayrılmıyorlardı. Beraber bebek oynuyor beraber örgü örmeye çalışıyorlardı. Erkek çocuk artık ilk okulu bitirmiş orta okula başlamıştı. Eğitim sistemindeki değişiklik yüzünden ablası bir sene önce Anadolu lisesine gitmiş ve ayrılmışlardı. Hayatlarında ilk defa ayrı kalmışlardı. İki kardeş büyümüş artık ergenlik çağına gelmişlerdi. Erkek çocuk yaşıtlarından hala küçüktü. Arkadaşları ergenliğe girmiş ve erkek erkeğe sohbetlerde hep bunlardan bahseder olmuşlardı. Çocuk içten içe kendisinde neden bu değişiklikleri görmediği için üzülüyordu. Bu sıkıntıları yaklaşık bir yıl çocuğa büyük bir sıkıntı yaratmış oldu. Bu sıkıntısını ne ailesi ile nede arkadaşı ile paylaşabilmişti. Baba bu dönemleri yalnız başına atlattığı için çocuğa nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu bu konuda. Zor bir dönem geçiren çocuk içine kapanmıştı. Liselere giriş sınavı için artık geri sayım başlamıştı. Ablasının okuduğu liseye gidebilmek için ders çalışıyor bir yandan da arkadaşlarına zaman ayırıyordu. Sınav zamanı gelmişti. Fakat erkek çocuk sınavı kazanamamıştı. Babası çocuğu Anadolu lisesine girsin diye ek sınıf açtırmış fakat çocuk o sınıfa da girememişti. Hayatta karşılaştığı en büyük darbeydi çocuk için. Artık hiç bir şeyden zevk almıyordu. Babasının önerisi ve zoru ile endüstri meslek lisesine gitti erkek çocuk. İlk defa izole olduğu ortamdan dışarı çıkmıştı ve nasıl davranması gerektiğini hiç bilmiyordu erkek çocuk. Yeni girdiği bu çevre çok farklıydı. Kültür düzeyleri, ekonomik düzeyleri , fiziksel yapıları ile her şeyiyle çok farklı bir ortamdı erkek çocuk için. Ailesi ve öğretmenleri yardımı ile kısa sürede uyum sağlamış olmasına rağmen mutlu değildi. Fiziksel olarak normal fakat ruhsal olarak narin büyümüş bir çocuktu. Endüstri meslek lisesinin şartlarına pek uymuyor fakat bunu belli etmemek için sürekli çaba gösteriyordu. Arkadaşlarından ve çevresinden farklı düşünüyor ve farklı hissediyordu. Zaman içerisinde okuluna alışmış ve ÖSS sınavına çalışmaya başlamıştı. Hayalindeki liseye gidebilmiş olmasa bile istediği üniversiteye gitmek için çabalıyordu. Okulun başarı durumu standardın altında olduğu için okulun gözdesi haline gelmişti. Öğretmenleri tarafında seviliyor, bilgi ve proje yarışmalarına katılıyordu. Sınav zamanı gelmişti ailesi bu konuda çok baskı yapıyordu çocuğa. Sınava girerken bu sınavın hayatının dönüm noktası olacağını biliyordu. Sonuçlar açıklandı ve kazanamadığını öğrendi. Orta okula başlarken yaşadığı gibi ikinci bir yıkım oldu çocuk için. Ablası başka bir şehirde üniversiteyi kazanmıştı. Aile belli etmese de içten içe kızmıştı çocuğa. Bir sene daha sınava hazırlanmak çok zordu ama bunu başarmak zorunda olduğunu hissettiği için başka çaresi yoktu. Zorlu geçen bir yılın ardından büyük sınav tekrar gelmişti. Çocuk istediği puanı alamamasına rağmen tercih yaptı ve ailesinden ayrı bir şehirde üniversiteye başladı. Aile çocuğunun rahat etmesi için bütün imkanlarını kullanmaya hazırdı. Çocuk yurtta kalmadan bir eve çıkmış ve ev hayatına başlamıştı. Kendisini artık özgür ve çok güçlü hissediyordu. Ailesini kararları olmadan kendi kararları ile yaşama fikri bile çok sevindiriyordu çocuğu. Yeni bir ortam yeni bir sosyal çevre farklı olsa da kısa sürede uyum sağlamıştı çocuk. Ailesi daha gitmeden hiç kimseye güvenmemesi konusunda çocuğu doldurmuştu. Çocuk her tanıştığı kişi ile mesafesini koruyor ailesine günde 5 defa rapor veriyordu ne yaptığını. Aile çok düşkündü çocuklarına ve hiç rahat bırakmıyorlardı. Çocuk birçok zayıf ile birinci sınıfı tamamlamıştı. Sınıfta kalacağını öğrendiğinde büyük bir boşluğa düşmüştü. Yaz tatili ege sahilinde güzel bir tatil yerine gitmişlerdi. Aile çocuğu bu tatilde de rahat bırakmamış, başarısız geçen bir senin ödülü hak etmediğini savunmuştur. Tatil sonunda kız çocuk hastalanmış ve hastaneye yatmak zorunda kalmıştır. Kız çocuk hastanede iken anne ve baba sürekli onunla ilgilenirken erkek çocuk başı boş kalmıştır. Zamanını internette geçirmeye başlamıştır. Günlerden bir gün tesadüfen bir gay sitesine rastlamış ve siteye üye olmuştur. Erkekliğinde bir eksiklik olmamasına rağmen ergenlik döneminden kalma bir his ile bu siteye girmiştir. Sitede uzun süre vakit geçirerek tanımadığı birisi ile sohbet etmeye başlamıştır. İçinde olduğu boşluğu siteden tanıştığı bir arkadaşı ile giderdiğini zannederek onunla iyice samimi olmuştur. Onunla konuştukça farklı hissediyor, onunla daha çok görüşmek istiyormuş. Bir yandan da erkekliğini düşünüyor ve bu yaptığının yanlış olduğunu düşünüyormuş. Arkadaşının ilgisine ve onda bulduğu farklı özelliklere iyice kendini kaptırmış biz sevgiliyiz demeye başlamıştır. Uzunca bir süre bu böyle giderken bu sırada gay dünyasını tanımış ve kendini o dünyadan bir adım uzakta tutmuştur hep. Ne kadar uzak dursa da internet sayesinde bir parçası da o dünyada kalmıştır. Zaman ilerledikçe çocuğun yaşadığı sıkıntılar artmaya başlamıştır. Gelecek kaygısı, başarılı olma iç güdüsü ile savaşırken birde gay olma korkusu çocuğun okul ve sosyal hayatını tamamen olumsuz etkilemiştir. Bir yandan ben erkeğim diyerek kızlar çıkıyor, diyer yandan gaylerle sohbetlerine devam ediyordu. Bu sıkıntılar atık o kadar büyümüştü ki uykularını kaçırmaya bile başlamıştı. Günün birinde bunun bir hastalık olduğunu fark eden çocuk tedavi yöntemleri olup olmadığı araştırmaya başlamıştır. Okuduğu bir çok yazı bunun bir hastalık olmadığını, genetik bir problem olduğunu belirtse de çocuk bundan kurtulacağını ümit ederek çözüm yolları aramaya devam etmiştir. İçinde bulunduğu ruh hali o kadar ağır gelmeye başlamıştır ki çocuk her fırsatta dua ediyor ve bir kurtarıcı istiyor olmuştur ALLAH’tan. Ve bir gün bir siteye attığı mail ile hayatı değişmiştir çocuğun. Attığı mail de gay olmakla alakalı olabileceğini düşündüğü sıkıntılarından bahsetmiş ve yollamıştır mailni. Birkaç gün cevap beklemiş fakat cevap gelmeyince umudu kesmiş ve bunalımlı yaşantısına devam etmeye başlamıştır. Bir gün msn adresini birisi eklemiştir. Çocuk netten tanışmaya çalışan bir gay olduğunu düşünerek temkinli yaklaşmıştır bu kişiye. Kısa bir konuşmanın ardından bu kişinin bir gay değil yardım etmeye çalışan birisi olduğunu anlamıştır çocuk. Fakat şüpheler ve soru işaretleri bu kişiye güvenmemesi gerektiğini işaret etmektedir her seferinde. Günler geçtikçe, konuşma ilerledikçe çocuk anlamıştır ki ALLAH’tan istediği dilek gerçek olmuştur artık. İstediği kurtarıcı ALLAH tarafından HÜSEYİN K olarak gönderilmiştir çocuğa. Çocuk için çok zor bir süreç olmuştur bu insana güvenme aşaması. Çocuk hiç kimseye güvenmezken birden tanımadığı bir adama güvenmiş ve her şeyini anlatmaya başlamıştır. Anlattıkça rahatlıyor, rahatladıkça anlatmaya devam ediyormuş. HÜSEYİN K ’ da hiç kimsede göremediği, bu güne kadar hep peygamberlerde bulunan kişilik özellikleri diye anlatılan bütün özellikleri görmüştür çocuk. Artık onu bir yabancı olarak değil kendi ailesinden birisi olarak görmeye başlamıştır. HÜSEYİN Beyin tavsiyelerini dikkatle dinliyor, her önerisini yerine getirmeyi kendine bir borç biliyormuş. HÜSEYİN Bey’in önerdiği “ONARIM TERAPİSİ” kitabını okuduktan sonra çocuk artık sorununun ne olduğunu anlamış ve hayata başka bir bakış açısı ile bakmaya başlamıştır. Kendi sorununun homoseksüellik olmadığını anlamıştır. Sorunun aşırı aile ilgisi ve kontrolü, gelişim yaşlarında ( 3 – 5 yaş) iken yanlış temas kurulması, ergenlik döneminde bir takım konuları kendi iç dünyasında eksiklik olarak algılamasının sonucu olarak bugün yaşadıklarının aslında psikolojik etkiler olduğunu anlamıştır. Kendini yeniden sorgulayıp, hayatında ki eksik taşları yeniden yapılandırarak yeni bir değişim ve gelişim sürecine başlamıştır. Bu süreçte karşısına nasıl bir engel çıkarsa çıksın yenilmeden, tökezlemeden her şeyin üstesinden geleceğine inanarak kendi çocuğunun gelişim döneminde kendi ailesinin yaptığı hataları yapmadan onu en iyi şekilde yetiştirme hayalleri ile yeni bir birey olarak hayatına devam etmeye başlamıştır…


 



« Son Düzenleme: Eylül 15, 2009, 03:25:18 ös Gönderen: psikolog »