Gönderen Konu: ÇOCUKLARIMIZI TELEVİZYONA EMANET ETMEYELİM  (Okunma sayısı 123 defa)

bureax

  • Yönetici
  • Acemi Üye
  • *****
  • İleti: 62
    • Profili Görüntüle
ÇOCUKLARIMIZI TELEVİZYONA EMANET ETMEYELİM
« : 11 Aralık 2018, 20:57:49 »
ÇOCUKLARIMIZI TELEVİZYONA EMANET ETMEYELİM

Televizyonun hayatımızın önemli bir parçası haline geldiği bir gerçektir.Ülkemizde her 100
aileden 98’nin oturma odasında bir televizyon vardır.Yetişkinler günlerinin en az 2-3 saatini
televizyon karşısında geçiriyorlar.Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artıyor.Çünkü
çocuklar gündüz kendilerine yönelik programları izlerken,akşamları da ebeveynleriyle birlikte
yetişkinlere yönelik programları izliyorlar. Bir çocuğun günde ortalama 3 saat TV izlediğini
düşünürsek,bu yılda 1100 saat eder.Bu zaman dilimi,insan ömrüne göre hesaplanacak
olursa,70 yaşına ulaşmış bir kimse,ömrünün 7-10 yılını televizyon başında geçiriyor demektir.
Çocuklar neleri izliyor?
İlköğretim öğrencilerinin büyük çoğunluğunun,en çok şiddet içerikli yerli/yabancı dizileri,en
az çocuk programlarını izledikleri belirlenmiştir.Yapılan araştırmalar,şiddet içerikli
programları izleyen çocukların daha yüksek oranda fiziksel şiddete başvurduklarını ve fiziksel
şiddeti bir çözüm yolu olarak benimsediklerini göstermiştir.
Son yıllarda, okullarda şiddet olaylarının hızla artmasında dizi ve programlarının etkisi en
önemli sebeptir.Öğretmenler sık sık çocukların birbirlerine karşı hoşgörüsüz,bencil,sevgisiz
ve rekabetçi olduklarından şikayet ediyorlar.Çocuklar aralarındaki en küçük bir anlaşmazlığı
bile fiziksel şiddet kullanarak,birbirlerini tehdit ederek,gruptan dışlayarak ya da alay ederek
çözmeye çalışıyorlar.
Çocuk ve gençler şiddeti en çok televizyondan öğreniyorlar.
Televizyon,çocuklara taklit edebilecekleri pek çok davranış biçimi sunmaktadır.Sadece
çocukların izlediği çizgi filmler de bile,binlerce şiddet öğesi vardır.Birde çizgi filmlere,
akşamları ebeveynleri ile izledikleri programları da eklersek,çocuklar için model olabilecek

çok sayıda saldırgan davranış biçimi ortaya çıkmaktadır.Zaman zaman gazetelerde
okuduğumuz “11 yaşındaki çocuk arkadaşını vurdu”, “televizyondan etkilenen 8 yaşındaki bir
ilkokul öğrencisi kendini kravatla gardroba astı”, “liseli öğrenciler birbirlerini bıçakladı” gibi
haberler çocuk ve gençler arasında yayılan şiddetin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Gençler şiddet uygulayıcısı fakat kahraman! olan karakterleri örnek alıyorlar
Şiddet üzerine yapılan bir çok araştırma çocukların şiddeti taklit ettiklerini göstermektedir.
Ailece,beğenerek izlediğimiz pek çok dizide şiddet kimi zaman açık ,kimi zaman örtük ve
kibar bir şekilde verilmektedir.Pek çok dizi karakteri,şiddeti tek problem çözme yöntemi
olarak kullanmakta,saldırganlık ödüllendirilmekte,gücün ve iktidarın gereği olarak
sunulmaktadır.Yine,şiddet uygulayan karakterler haklı ,sempatik,sihirli,doğaüstü güçlere
sahip ve aslında iyi kalpli karakterler olarak sunulmaktadır.
Televizyondaki acı ve şiddet insanları duyarsızlaştırıyor
Ekranlarda sürekli kan,gözyaşı ve şiddet gören insanlar,bir müddet sonra kendi yakınlarında
cereyan eden acılara karşı duyarsızlaşıyorlar.Televizyon, gerçeği,bir film gibi algılamamıza
neden oluyor.Kundağında vurulmuş bir bebek görüntüsünü ya da tankların üzerine yürüyen
çocuk görüntüsünü bir hollywood filmi izler,rahatlığında seyredebiliyoruz.Çünkü daha önce
bu tür görüntüleri,filmlerde defalarca görmüştük.Mesela,gündüz saatlerinde kadınlara yönelik
sunulan programlarda,insanların acı ve dramları şova dönüştürülüyor.Oysa bu tür programları
izleyen insanlar,bir müddet sonra yanı başındaki komşusunun dramına duyarsızlaşabiliyor.
Televizyon gençlere pek çok davranış biçimini öğretiyor
Her ne kadar TV yetişkinler için bir eğlence aracı olsa da,çocuk ve gençler için eğlencenin
ötesinde bir anlam taşır.Televizyon çocuk ve genç için gerçek dünyaya açılan bir
pencere,kolayca bulamadıkları bilgileri edindikleri bir kaynak görevi de görür.Peki ailece
izlediğimiz en popüler dizi ve programlarda karakterler,diyaloglar,tema ve hikayenin gidişi
gençlere ne tür mesajlar veriyor?Mesela,pek çok popüler dizide karşı cinsle nasıl

konuşulacağına dair örnek söz ve davranışlar yer almakta,kadın-erkek ilişkileri
özgürlükçü,risk almaya açık,romantizm ve cinsel odaklı işlenmektedir.Güzel kadınlar ve
zengin erkekler,büyülü bir aşkın atmosferinde,her türlü ahlak değerini yok sayarak bir araya
gelmekte,evlilik dışı ilişkiler bu aşkın atmosferinde olağan görülmektedir.Kimi gençlik
dizisinde gençler otoriteye başkaldırmaya özendirilmekte,özgürlük tanımı başkaldırı
ekseninde yapılmaktadır.Hırs,rekabet,hedefe ulaşmak için her yolun mubah
sayılması,zenginlik,boşanma,serserilik gibi konular pek çok dizinin temasını
oluşturmaktadır.Geleneksel değerler,bu değerleri temsil eden karakterler alay mevzuu
yapılmaktadır.
Pek çok dizi ve haber programını izleyerek,çeşitli suç tekniklerini öğrenmek de mümkün
olabiliyor.Yabancı bir evin kapısı nasıl açılır,başkasının kredi kartına ait bilgileri nasıl elde
edebilir,çanta nasıl kapıp kaçılır gibi.Bazı hukukçular 5 yaşından itibaren televizyon izleyen
çocukların 15 yaşına geldiklerinde,18 bin saldırı,cinsel taciz,kavga,ve işkence yolu
öğrendiklerini belirtmektedir.
Dizilerde cinsiyet rol tanımları nasıl yapılıyor?
Ekranlarımızı işgal eden dizilerde kadın- erkek rol tanımlamaları dikkat çekicidir.Bu
tanımlamalarda çocuklar,bir kadın ya da bir erkek olarak nasıl olmalarını gerektiğine ilişkin
oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir.Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadın ve erkek
rolleri ya batı değerlerine göre tanımlanmakta ya da geleneksel roller çarpıtılarak
verilmektedir. Kimi dizilerde de kadın özgürlükçü,hırslı,başına buyruk,erkekler ise maço gibi
görünmeye çalışsa da aslında zayıf,biraz da aptal olarak da işlenebilmektedir.Bazılarında da
kadınlar zayıf,pasif,en büyük amacı erkeği elde etmek olan,kurtarılmayı bekleyen
taraf,erkekler ise maço,saldırgan,yarışmacı,güçlü,hizmet talep eden taraf olarak
gösterilmektedir.Geleneksel değerleri benimsemiş karakterler eğitimsiz gösterilirken,eğitimli
ve karizmatik karakterler batılı değerleri benimsemektedir.

Aynı şekilde, dizilerde yer alan mesajlarda,kadın ve erkekler akıl ve vicdanlarıyla
değil,duyguları,tutkuları ve hırsları ile karar almaktalar.Mesela pek çok dizide
aşk,evliliğin,çocuğun,her türlü toplumsal değerin ve ahlakın karşısında direnmeye çalışan
fakat savunulması gereken tek duygu olarak sunulmaktadır.
Çok fazla televizyon izleyen kişiler gerçek dünyayı da televizyonda gördükleri şekilde
algılamaya başlıyorlar
Kişiliklerini şekillendirmeye çalışan gençler, dikdörtgen bir kutu içerisinde gördükleri
yetişkinlerin ve başka insanların hayatlarını gerçek olarak algılayabilmekte ve onlar gibi
yaşama arzusu duyabilmektedir.Örneğin,sürekli ekranlarda zenginlerin abartılı yaşam tarzını
gören gençler, bu yaşamlara özenmektedir.Dizilerde orta sınıf bir aile bile, gerçek hayattaki
orta sınıf bir aileden, çok daha zengin ve refah içinde tanımlanmaktadır.Karakterler hırsları
veya duyguları uğruna her türlü riski kolayca almaktadır.Televizyonda duygusal ve fiziksel
birliktelikler hep evli olmayan çiftler arasında cereyan etmektedir.Günde en az 3-4 saatini bu
tür yaşamları izleyerek geçiren insanlar, bir müddet sonra gerçek hayatı bu şekilde
algılayabilmekteler.
Televizyon kadın ve çocukları tüketim çılgınlığına sürüklüyor
Tüketime yönelik bir çok ürünün tanıtımı,artık sadece reklamlarda değil,pek çok programın
içinde yer almaktadır.Sadece dizilerde,özellikle kadın ve çocukları hedef alarak daha fazla
tüketmeleri için,yüzlerce mesaj gönderilmektedir.Her gün izlediğimiz bu programlar suni
ihtiyaçlar yaratmaktadır.Pek çok dizide çocuk ve gençler sigara,alkol kullanmaya
özendirilirken,kadınlar daha fazla güzellik malzemesi kullanmaya teşvik edilmektedir.
Ayrıca hepimizin de bildiği ve tanık olduğu gibi,reklamlar,kısa süreli ve hareketli oldukları
için 6-7 aylık bebekleri bile cezbetmektedir.Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu
ve marka istekleri ile dolmasına neden olmaktadır.Reklam yaratıcıları Derneği’nin

düzenlediği konferansta sunulan bir bildiride,çocukların ailelerin satın aldığı ürün ve
markaların %67’sinde etkili olduğu belirtilmiştir.
Televizyon gizli kalmış duyguları açığa çıkarıyor
Televizyon,psikolojik bir uyaran görevi görerek,gizli kalmış ve henüz uyarılmamış duyguları
açığa çıkarmaktadır.Çok küçük yaşlardan itibaren sürekli yetişkin yaşantısına ait görüntüleri
gören çocuklar,daha erken bir yaşta ergenliğe girmekte,cinsel olarak daha erken
olgunlaşmaktadır.Bazı dizilerde çocuk karakterlerin nasıl flört ettiklerini izleyen
çocuklar,sınıf arkadaşlarına aynı şekilde yaklaşabilmekte,erken yaşlardan itibaren kız-erkek
arkadaş edinebilme telaşına düşmektedir.
Çocukların anne babaları ile ilişkileri bozuluyor
Televizyonda hem modern ve bakımlı,hem de çocuğunun ihtiyaçları ile yakından ilgilenen
anne modelini gören çocuklar,neden kendi annelerin de bu kadar bakımlı olmadığını ya da
neden onlarında sofralarında 4-5 çeşit yemek olmadığını sorguluyorlar.Çocuklar,dizilerdeki
çocuk karakterlerden etkilenerek,babalarından ekonomik seviyelerini aşan ürünler
istiyorlar.Dizilerle, bu talepleri yerine getiremeyen ebeveynlerin suçluluk duyması
sağlanmaya çalışılıyor.
Bazı dizilerde ise anne-babanın sahip olduğu geleneksel değerler,gencin önünde,bir engelmiş
gibi lanse edilmektedir.Genç mutsuzdur ya da kötü yola düşmüştür çünkü ebeveyni onu
anlamamıştır.
Televizyon kelime hazinemizi,dolayısıyla dünyaya bakışımızı daraltıyor
Televizyon,en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde oldukça olumsuz neticelere
neden olmaktadır.Programlarda,Türkçe yanlış,kötü,yabancı özentili ve kısır bir şekilde
kullanılmaktadır..
İnsan oğlunun binlerce yıllık dostu olan kitap,televizyon karşısında fazla
direnememekte,gençler kitap okumak yerine televizyon izlemeyi tercih etmektedir.Oysa kitap

okumak dikkat yoğunluğu ve düşünmeyi gerektiren bire eylemdir.Okumak zihinsel kapasiteyi
geliştirirken,televizyon kitapta sayfalar dolusu anlatılan bir olayı saniyelik bir görüntüye
indirgemektedir.Televizyonun bu hazırcı ve zihni kullanmayı gerektirmeyen
özelliği,düşünmeyen,rahatına düşkün,yüzeysel bilgilerle donanmış bir neslin yetişmesine
neden olmaktadır.
Kendimi ve çocuğumu televizyonun zararlı etkilerinden kurtarabilir miyim?
1.Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde
bırakmamaktır. İzlediği programları mümkün olduğunca birlikte seyredin.Zaman zaman
onunla konuşarak zararlı gördüğünüz konularda yorum yapın,“Bu çocuğun arkadaşına
vurması çok yanlış değil mi? Konuşarak da problemini çözebilirdi” gibi.
2.Çocuğunuzun her programı izlemesine izin vermeyin.
3.Çocuğunuza model olun,sizde programlar konusunda seçici davranın.
4.Çocuğunuzu televizyon izlemek yerine,kitap okumaya yönlendirin.
5.Çocuğunuzun odasına ve kendi yatak odanıza asla televizyon koymayın.Televizyon oturma
odasında ve merkezi olmayan bir yere konulmalıdır.
6.Zararlı gördüğünüz yayınları RTÜK’e bildirin.(Alo RTÜK hattı no:178)

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş