Gönderen Konu: ÇOCUK TACİZİ ve EŞCİNSELLİK: 21 NİSAN İLK TERAPİ – TERKETMEYİ TERKETMEK  (Okunma sayısı 3856 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
21 NİSAN İLK TERAPİ – TERKETMEYİ TERKETMEK
   Bugün tekrardan uzun soluklu bir yolculuğa başlıyorum. Terapilere ilk olarak bundan dört sene önce gelmiştim. Bir buçuk sene düzenli sonraki altı ay da çok kopuk bir şekilde terapilere toplamda iki sene devam etmiştim. Ve iki senelik bir aranın ardından tekrardan terapilere başlama ihtiyacı hissettim. Bu yazımda hem ara vermiş olduğum iki sene de neler yaşadığımı hem de bu terapi de neler yaşandığını anlatacağım.
   Terapisiz geçirdiğim iki seneyi anlatmadan son geldiğim terapiler esnasında neler yaşadığımla başlamak istiyorum. O sıralarda bir buçuk sene geçmişti terapilere başlayalı ve ben ilk günden o güne çok fazla yol kattetmiştim. Artık sosyal fobimi çözümlemek üzereydim. İnsanların içinde sıkılıp daralmıyordum ve kendimi ifade edebiliyordum. Ben de bunu istiyorum yada ben buyum şeklinde hayatın içinde artık yer alabiliyordum. Çünkü artık Hüseyin hocamın tavsiyeleri sayesinde aile ilişkilerimde ki sağlıksız yönleri tespit etmiş ve bunları ortadan kaldırmak için uğraşmıştık. Şöyle ki annem çocuklarına karşı çok korumacı, aşırı sevgi gösteren, kocasıyla yaşadığı problemleri çocuklarına anlatan ve çocuklarıyla avunan bir kadındı. Babam ise asla güven duygusu alamayacağım, karısıyla problemleri olan ve mülayim sessiz bu anlamda pasif bir adamdı. Aslına bakarsanız şuan hala biraz öyleler. Ancak ben hocamın tavsiyelerine uydum ve onların bu saglıksız mekanizmalarının etkisinden kurtulmayı başardım. Bunu nasıl yaptım? Şöyle ki, artık annemle arama mesafe koyduk mesela bazı yasaklar getirdik. Örneğin bir daha babamdan yana bana dert yanmamasına karar verdik. Dert yanmamalıydı çünkü ben iki tarafın arasına sokulup kendi ilişkilerinden dolayı annemi haklı görmeye başladığım zaman, anneme karşı merhamet ediyordum ve babamdan da soğuyordum. Ya da babamla olan ilişkimde de babamdan taleplerde bulunmamı örneğin beni korumasını, beni cesaretlendirmesini, benim yanımda olduğunu hissetirecek şekilde davranmasını tavsiye etmişti hocam. Çünkü babanın oğluna karşı tek görevi maddi anlamda ihtiyacını karşılaması ya da o babanın akşam olunca vaktinde eve gelmesi değildi sadece. Baba çocuğa örnek olmalıydı. Bu dediklerime annem ve babam cephelerinde kısmen de olsa uyuldu. Ancak bu lafta bir uyulma oldu. Terapileri bıraktıktan sonra yavaş yavaş tekrar beni çekim alanlarına aldılar ve yapmaları yanlış olan herşeyi tekrar yapmaya başladılar. Bu yüzden de benim sosyal fobim eskiye nazaran daha az şiddetli olmak üzere tekrar zuhur etti. Bir de benim küçüklüğümden kalan bir taciz istismar problemim var. O orospu çocuguna çok öfkeliyim ve tacizi ve tacizcimi anlatmaya başlarsam bu yazı amacından sapar onu başka biz zaman anlatmak istiyorum. Genel olarak kötü anne baba ve tacizle benim eşcinsellik problemim ortaya çıkmıştı. Ve ben bunu için geliyordum ancak eşcinseliğimi çözmek için birçok adım atmıştık hocamla örneğin bir kız çıkmıştı karşıma ve onunla sevgili olmuştuk, iki sene devam etmişti ilişkimiz. Ancak ben kız arkadaşımla ilişkimden eskisi kadar zevk alamıyordum. Ve bunu eşcinsellik problemimden kaynaklandığını düşünüyordum ve aslında en yakından gördüğüm kadın erkek ilişkisi olan anne ve babamın mutlu olmadıklarını gördüğümden dolayı kız arkadaşımla da yürümeyeceğini düşünmeye başlamıştım . Oysaki yürümeyen birşey yoktu. Sadece ilişkimiz monotonlaşmıştı ve kız arkadaşım beni sıkıyordu sadece. Sevgilim benden ayrılmak istemiyordu, evet ilişkimiz biraz sıkıcı durağan haldeydi ama zaten herkesin ilişkilerinde bu tip evreler oluyordu. Bir de ben bu dönem de iki erkekle eşcinsel deneyim yaşadım. Sonrasında onlarla bir daha görüşmedim irtibatımı kestim. Bunun sorumlusunun kız arkadaşımla olan ilişikimizin olduğunu düşündüm. Ve ardından terapilerinde işe yaramadığını düşünmeye başladım. Çünkü hem terapi alıyordum. Hem de eşcinsel ilişki yaşamıştım. Artık kendime söyleyemesem de yavaş yavaş tam anlamıyla bir heteroseksüel olamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Oysaki bunu sebebi terapilerin gerçekten işe yaramıyor olması değildi. Bunun asıl sebebi terapiler ilk günkü verdiğim önemi göstermememdi ve içten içe terapilere başladığımda tam anlamıyla heteroseksüel olunamayacağı düşüncesinin bende hep bir yerlerde aklımın bir köşesinde olmasaydı. Velhasılkelam bu şekilde buhranlı bir dönem de sevgilimden ayrılma kararı aldım. Sonrasında da bir daha terapiye gitmedim. Bir anda terapileri kesitim. Hep bir sonraki bir sonraki hafta giderim diye düşündüm ancak o hafta bir türlü gelmedi. Ancak herşey yolunda gibiydi. Artık özgüvenim yerindeydi kendimi yakışıklı başarılı görüyordum. Yeniden bir kız arayışına girdim. Ancak bu resmen pazardan elma seçiyormuşcasına bir arayıştı. Bir kaç denemem oldu ancak bunlar başarısızlıkla sonuçlandı. Bir yandan da eşcinsel ilişkilerde yaşamaya başlamıştım. Bu eşcinsel ilişkiler ilişki denebilecek boyutta bile olmuyordu çoğu zaman. Tek gecelik de denedim uzun soluklu da  denedim ancak tek gecelik sadece sevişmeden ibaret olan bir yaşam bir kadın erkek arasındaki paylaşımın yerini tutmadığı gibi ayrıca asla bir kadın erkek arasındaki tek gecelik ilişkiyle bile alakası yoktu. Çünkü bir saat önce tanıştığım bir adamla bir saat sonra yatıyordun ve yarım saat sonra iki tarafta birbirinden kaçmaya çalışıyordu. Böyle tuhaf bir ruh halindeyken bir de üstüne üstlük üç ay önce tacizcimle tekrar karşılaşmıştım. Ancak orada da hiç intikam alamamıştım. Giderek daralmaya başlamıştım. Artık özgüvenimi de kaybediyordum. Çünkü yavaş yavaş eşcinsel hayatın içine girmeye başlamıştım. İşte duygudan kendimden uzaklaşmaya başlamıştım. fiziksel özelliklerime yogunlaşmış sığ bir adam olup çıkmıştım. Bu arada bu iki yıllık süreçte abimle iki ay küs kalmış, sürekli gittiğim mekanlara gitmez olmuş, yavaş yavaş herşeyi terketmeye başlamıştım. şimdi anlıyorum. Hayatımın kötü hale gelmesinin sebebi eşcinsellikten kurtulmaya çalışmayı terketmemdi. Neden terkediyorum peki herşeyi? Tam olarak ben de bilmiyorum ama babam bizi bir anda hiç olmadık bir zamanda terketmişti. Aslında bu durumdan ötürü çok acı çekmiştim. Ve hiç bir şekilde onaylayacağım bir hareket değildi bu. Ancak bu adamın özelliklerini hiç istemesemde bilinçsiz olarak  uyguluyordum sanırım. Hocam istemsizce babamı kopyalamamın sebebi olarak annemin beni babam gibi kimi zaman bilerek kimi zaman bilinçdışı suçlamasından dolayı kaynaklandığını söyledi bu terapi de. Bence de öyle. Annem o kadar çok babamı bana kötülemişti ki babamla asla bir bağ kuramıyordum. Ama bir yandan da babam gibi davranıyordum. Herşeyi terketmiştim. Bu mekanizmayı bir türlü çözemiyorum. Bir de bu terapimden sonraki gün anneme hesap sormam gerektiğini farkettim ve ona neden beni küçükken kız gibi yetiştirdiğini neden hayattaki tüm yanlış kararlarının sorumlusu olarak babamı gördüğünü ve neden tacize uğradım anın sonrasında aslında ipucu olmasına rağmen farketmediğini sordum. Hesap sordum. BİLMİYORUM BUNUN PİŞMANLIĞINI YAŞIYORUM ŞUAN. AMA BU ZAMANA KADAR ASLINDA ANNEMİN YANLIŞ HAREKETLERİ OLMASINA RAĞMEN ONU HİÇ SUÇLAMAMIŞTIM. BUNU BİR DAHAKİ TERAPİMDE NEDEN KENDİMİ BU DURUMDAN DOLAYI SUÇLU HİSSETİĞİMİ HOCAMA DANIŞMALIYIM.
   İşte bu şekilde bir ruh halindeyken artık eşcinsellik problemini çözmeden hayatta mutlu olamayacağımı ben olamayacağımı farkettim ve tekrar terapilere başladım. Şimdi bu uzun girişten sonra aslında daha birçok şey eklemek istesem de tam olarak toparlayamacağım için 21 nisan ilk terapime geçiyorum.
   Hocam neden terapileri yarıda bıraktığımı sordu. Ona lafı gevelesem de en son eşcinsellikten kurtulmanın mümkün olmadığı düşüncesine kapıldığımdan dolayı bıraktığımı terapinin sonlarına doğru söyleyebildim. Oysaki ne kadar saçma bir düşünceye kapıldığımı farkettim çünkü eşcinsellik ne olursa olsun kurtulamayacağımız birşey değil. Ben gerçekten eşcinsel hayatı kenardan köşeden tecrübe etmiş bir erkek olarak şunu söylebilirim. Eşcinsel hayat kesinlikle bana göre değil. Evet ben eşcinsel fantezilerden zevk alıyorum. Ancak iş gerçek boyuta geldiğinde hem tam anlamıyla cinsellik seks yaşamak istemiyordum hem de eşcinsel hayattan aldığım duygusal tatmin kesinlikle bana yetmiyordu. He bunu genel için konuşacak olursak da eşcinsel hayatta duygu alışverişi yok. İlişkiler çok sığ ve ilişkiler terketmek üzerine kuruluyor. Kimse kimseye güvenmiyor. He belki toplum baskısından vs diyebilirsiniz ancak benim gibi gizli eşcinsel olan bir partner bulduğumda bile yani ikimizin de tercihleri istekleri aynı olmasına rağmen bir sekronizasyon oluşmuyordu. Ee o zaman şunu sormak lazım kim bir ilişkiden sevgi saygı sadakat beklemez. Ki zaten bütün ilişkilerimizi bu ilkeler üzerine inşaa etmiyor muyuz. Bunlar eşcinsel hayatta yok arkadaşlar. Sadece cinsel yönden tatmin olmak var, onu da ben tam anlamıyla yaşayamıyordum benim bu anlamda bir eşcinsel kimliğim yoktu yani aktif veya pasif olmuyordum yapsam da devam etmek istemiyordum sadece sevişmede işi bitiriyordum, sadece ego çatışması kim kime aktif olacak veya pasif olacak savaşı var. Bolcana ayrılık terkediş var. Mutsuzluk var. Şimdi tam olarak anlıyorum. Eşcinselliğin bir tabu olma durumunu yani toplumun büyük kesiminin kabul etmemesi durumunu. Bundan kastım homofobi değil. Eşcinselliğin normal karşılanmamasının sebebi bu arkadaşlar. Herşey o kadar çabuk ve değersizki anında eşcinseller karşısındakini tüketiyor. Bunu bende yaptım. Ben de eşcinsel deneyimlerimde anında tükettiğim insanlar oldu bana da yapıldı. Yani dolayısıyla eşcinselliğin kuralları çerçevesinde mutlu olmak normal olmak mümkün değil arkadaşlar. Ama artık tam anlamıyla gözüm açıldı. Eşcinsellik geçmeyecek bir problem değil. Çok aceleci davranmıştım. Ve yaptığım yanlışlardan ötürü kendimi ağır bir şekilde suçlamıştım. Oysaki temeli taa 4 5 yaşlarına dayanan aile içi eğitimden kaynaklanan bu yönelimin çözülmesi için sabırlı ve kararlı olmak gerekiyormuş. Bir de benim tacizim var. Bunun tabiki de etkisi çok çok çok büyük.
   Devamında hocam terapilerimi bırakmaktaki mekanizma ile sevgilimi bırakmamdaki mekanizmanın aynı olduğunu söyledi. Bu konu hakkında uzunca düşündüm. Sanırım ben sürekli başladığım işler konusunda yeterli isteği kendimde bulamıyorum. Piç bir yanım var. Yeri geldiğinde bir anda herşeyi ortada bırakıyorum. Bunun altında yatan ilk sebebin küçüklüğümde ailemin ben okula gitmek istemediğim için beni okuldan almaları olduğunu düşünüyorum. ÇÜNKÜ BEN AİLEDE KÜÇÜKKEN ŞIMARIK VE HOPPA BÜYÜTÜLMÜŞTÜM. BUNUN SEBEBİNİN KÜÇÜKKEN KEKEME OLDUĞUM İÇİN KAYNAKLANDIĞINI SÖYLERLER. ANCAK BANA BÖYLE DAVRANMALARINA RAĞMEN YANİ KEKEMELİĞİM GEÇSİN DİYE BENİ RAHAT BÜYÜTMELERİNE RAĞMEN BEN HALA ÇOK STRESLİ VE BUNALIMLI ANLARIMDA KEKELEMEKTEYİM. DEMEK Kİ AİLEMİN BANA VERMİŞ OLDUKLARI EĞİTİM KEKEMELİĞİMİ ÇÖZMEDİĞİ GİBİ YANLIŞ DA BİR EĞİTİMDİ. İKİNCİ BÜYÜK SEBEP DE BABAMIN BİZİ PİÇ GİBİ TERKETMESİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. BEN PİÇ GİBİ TERKEDİLDİĞİM İÇİN BEN DE HAYATTAKİ ŞEYLERİ PİÇ GİBİ ORTADA BIRAKMAYI BİLİNÇDIŞI BİR ŞEKİLDE YAPIYORUM SANIRIM.
    Hocamın bir başka tavsiyesi bu terapi de kız aramaktan vazgeçmem gerektiği onun doğru zamanda doğru yerde karşıma çıkacağını ve hayatımda kız olmadığı için de ben eşcinselim demekten vazgeçmem gerektiğiydi. Evet çok haklıydı. İlla kız yok diye eşcinsel olduğum düşüncesi çok sığ bir düşünce tarzı. Artık böyle düşünmeyeceğim. Çünkü bu düşünce tarzına göre hareket ettiğimde ben eşcinsel hayatta da mutlu olamıyorum. Bunun sebebi eşcinselliğin tercih edilmesi doğru olan bir yaşam tarzı olmamasından ileri geliyor. Arkadaşlar, ben eşcinsel hayattan kesinlikle tatmin olmadım. Mutlu olamadım. Huzurlu olamadım. Problemlerimi çözemedim. Eskiye nazaran kıyas yaptığımda terapilere inanarak geldiğim ve kutulmayı istediğim dönemde herşey çok daha sakin ve sevgi doluydu. Ancak eşcinsel dönemi az da olsa benimsediğim dönemde hayatım tam bir kaos ortamına dönüştü. O yüzden ben bu problemi çözmeden hayatta hiçbir bir problemi çözemeyeceğim. Hocamın da dediği gibi eşcinsellik problemi çözülmeden hayatta mutlu olamayacağım gerçeğiyle yüzleştim.
   Geri kalan kısmı kısaca özetlemek istiyorum: hocam ile bu terapide aile ilişkilerinden kafa olarak sıyrılmam gerektiğini bu sefer kararlı bir şekilde sürdürmem gerektiğini ve pes etmemem gerektiğini anlamış olduk. Ve çok çok önemli olan kısım aslında tacizcimle ikinci sefer yüzleşmem gerektiği sırada yüzleşmediğimi keşfetmemiz oldu hocamla. Evet hocam çok haklıydı, nedense ilk başta bu kısmı yazmak istemediğimi farkettim. Sonrada istemesem de bahsetmek zorunluluğu duydum. Şöyle ki artık tekrardan tacizcimle yüzleşme hesaplaşma kararı aldım. Önce Allaha sonra kendime ve en son da Hüseyin hocama söz veriyorum ki tacizcimle o orospu çocuğuyla öz dayımla tam anlamıyla yüzleşeceğim ve ona bana layık gördüğü bu hayatın hesabını soracağım. Ona bunun hesabını soracağım gibi bu konuda da yani taciz tecavüz konusunda toplumu bilinçlendirmek ve mağdur çocukları insanları korumak için bu suçu işleyenlerden bunun hesabının sorulması için toplum adına bir gün öncü olacağım. Son olarak hayattaki en büyük diğer destekçim olan abime de söz veriyorum ve abi ve Hüseyin hocam sizin emeklerinizi boşa çıkartmayacağım.
Son olarak hocamın şu sözü çok hoşuma gitti: BİLE BİLE YANLIŞ YAPMA AMA KENDİNE YANLIŞ YAPMA HAKKI DA VER. Evet yanlışlarım oldu bu hayatta. Ama yanlışlarımın olması demek herşey olumsuz gidecek anlamına gelmiyordu. Onu durdurmaktı önemli olan. Bu yanlışlarımdan ötürü de kendimi suçlamak yerine bir deneyim tecrübe olarak görüp yoluma devam etmem gerekiyordu. Evet sevgilimi terketmiş, terapileri terketmiş, tacizcim ile yüzleşmekten vazgeçmiş olabilirim. Evet bunlar beni çok üzdü çok yıprattı ama artık bunlar geride kaldı. İnsan yanlışlarını kabul edebilmeli. Bunlar bana bir imtihandı. Allah bu şekilde bir yolu bana sunmuştu. Allahın izniyle bu sefer tam kararlı profesyonel bir şekilde yoluma devam edeceğim. Artık hayatta savrulup gitmektense hayatımın şöförü olacağım ve kendimden emin bir şekilde yol alacağım. Artık hayatta sahip olduğum şeyleri terk etmeyeceğim. Tutuğum ipi bırakmayacağım. Terk etmeyi terkedeceğim.23/04/2018 – 18.04

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
AĞABEYLİK
Bilen bilir, Fatih Camii’nin ordan sol yaptığınız zaman dümdüz inildiğinde eskiden at pazarı olan meydan şuan ismi aynı olmakla beraber artık kafelerin olduğu bir meydan. Yaklaşık on senedir olan bu kafeler Fatih caminin oralardaysam arkadaşlarla buluşmak için mekan aradığımda ilk adresim oluyordu ama o günden sonra sadece mekan ihtiyacını karşılayan bir yer olmanın çok daha ötesine geçti benim için at pazarı. At pazarı abimi yani adam gibi adamı tanıdığım yer oldu benim için.
   Size bugün biraz abimden bahsetmek istiyorum. kendi hikayeme nerden başlasam diyordum ki nihayet ne zamandır ziyaret etmek istediğim Hüseyin hoca yı ziyaret edebildim. Sanki malum oluyor yada tevafuk artık nasıl adlandıracaksınız bu aralar tam da yaşadığım problemlerin çözüm noktası neresiyse oraya o gün hocanın ofisinde değiniliyor. Ağabeyler ve kardeşler hakkında konuştuk. Benim için kilit nokta olmasının sebebi ise şu sıralar ağabeyim uzakta ve onu çok özlüyorum. O benim akıl hocam. Eğer abiniz kaliteliyse ona danışmak, soru sormak onu örnek almak istiyorsunuz. Bu çok iyi hissettiriyor.
   Küçükken yani beş altı yaşlarındayken ağabeyimle aramız iyi değildi. Bu arada aramızda dört yaş var. Ben ağabeyime saygı duymuyordum o da beni fazla sevmiyordu. Aramızda bir rekabet vardı. Bence bu rekabeti körükleyen asıl şey ise annem ve babamdı. Çünkü ben küçükken kekeme olduğum için doktorlar bizimkilere ‘bu çocuğa asla hayır demeyin istediğini yapın’ şeklinde tavsiyelerde bulunmuşlar. Ondan mıdır bilmem ben kekemeliğim sayesinde ev de istediğimi yapabiliyorken ağabeyim ise sanki ailemin bana hayır diyemediği şeyler için kefaret ödüyordu. Yani ağabeyime fazlasıyla baskı yapılıyordu ben ise rahat tutuluyordum. Neyse biraz daha büyüdükten sonra ortaokul çağına geldiğimizde bu sefer ben okul hayatında başarılıydım ağabeyimse değildi. Evde bir de bundan dolayı ağabeyime baskı yapılıyordu. Benimle kıyaslıyorlardı. Ve o yıllarda ağabeyimle aramdaki bağ bu sebeplerle iyice zayıflamıştı. Ama o yıllarda ben tam ergenliğe girerken aramızdaki bağ tekrar kuvvetlendi. Ergenlikte bana yol gösterdi. Tavsiyelerde bulundu. İlk kız arkadaşıma çıkma teklifi edeceğim zaman gidip ona danışmıştım. Bunları gördükçe ben evdeki bana karşı yapılan pohpohlanmaları reddediyordum ve ona karşı olan sevgim artıyordu. Çünkü evde sürekli ben gözde çocuktum o ise hayta olanımızdı. Ancak dışarda o benim yol göstericimdi evdeki kıyaslamaları önemsemeyerek bana akıl veriyordu, beni seviyordu, ağabeylik yapıyordu. Ben de bu yüzden özellikle babamın bana  karşı olan sevgisine fazla karşılık vermemeye başlamıştım. Çünkü ben o kadar sevilirken abim de sevilmeliydi. Ona  haksızlık yapıldığını düşünüyordum. Öyleydi de. Ama o asla bana karşı tavır almıyordu, benden bilmiyordu. Hep bana ağabeylik yapıyordu. İlk kez aşık olduğumda ona anlatmıştım. İlk kez mastürbasyonun nasıl yapılcağı konusunda, cinsellik konusunda o beni bilgilendirmişti. Yani kısaca hem bir baba gibiydi beni eğitiyordu hemde bana arkadaşlık yapıyordu.
   Hüseyin hocamın tavsiyeleri sayesinde tacizcimle yüzleşebilmiştim. Orospu çocuğunun karşısına tir tir korksam da çıkmayı başarmıştım. Ama orospu çocuğu çok kurnaz olduğu için onu tam olarak kendi başıma köşeye sıkıştıramamıştım. Şöyle olmuştu: telefonla aradım ve konuşmamız gerektiğini söyledim. O da ne olduğunu çok merak etti. Çünkü tacizi aileme  anlattığımdan beri bir yıldır görüşmüyorduk onunla irtibatı tamamen keşmiştik. Neyse dediği saatte gece on gibi söylediği semtte buluşacaktık. Aradım ve meydanda olduğumu meydana gelmesini söyledim. Bir bahane uydurdu ve meydana gelemeyeceğini az ilerde arabasının içinde beklediğini söyledi. Dediğim gibi bu orospu çocuğu çok kurnazdır. Uzun süredir görüşmediğimizden ve başından bela pislik eksik olmadığından dolayı kabahatli olduğunu bildiğinden dolayı benim dediğim yere gelmeye korkmuştu. Arabasına çekmişti beni. Maksat eğer ters bir durum olursa arabayla kaçmayı planlıyordu. Bende oyununa geldim gittim bindim arabasına. Kendime de haksızlık yapmamalıyım bence bu konuda. Çünkü benden çok daha tecrübelidir: bikere aramızda 40 yaş var olsun o kadar. Neyse bindim arabasına bir sigara yaktım. Ve ona dedimki sana bir hikaye anlatıcam. Bir öğlendi küçüktüm daha altı yaşındaydım. Sizin evde don atlet sıcak bir günde uyumam için annem beni sizin yatak odanıza yatırmıştı. Ve sende yanıma uyuma bahanesiyle geldin ve beni öpmeye başladın donumu sıyırdın. .................... dedim. ...... o sırada bana kes dedi. Ve bana bağırmaya başladı. Terbiyesiz dedi in arabadan dedi. Bende ona ailem biliyor herkese anlatıcam artık sen düşün dedim. Bu da bana kime anlatırsan anlat dedi ve ben arabadan indikten sonra korkusundan gazı kökleyip kaçtı. O gün akşamında babamın yanına gittim. Anlattım durumu baba dedim tek başıma karşısına çıktım bu adam tam bir şerefsiz dedim. İnkar etti dedim. Baba, bana yardım et dedim. Ne yapacağız bir şey yapamayız ki, dedi. En azından telefonla ara say söv dedim. Onu da yapmadı. Ve beni tek başıma çaresiz bıraktı. Baba tam bir götsün biliyorsun demi. Daha sonrasında söyledim de ona bunları sevmiyorum seni dedim ama nafile bu adam böyle. Bu satırları yazarken gene hırslandım babama karşı. Ulan neden babalık yapmıyorsun koruyup kollamıyorsun beni. Henüz daha babamla hesaplaşmamı tamamlamamışım demek ki. Bir de şunu eklemem gerekiyor. Tacizciyle yüzleştikten sonra gerçekten de Hüseyin hocamın dediği gibi tedavi sürecinde büyük bir yol kattetim. Orada onun karşısına çıkınca ve o tavrını görünce yani inkar etmesi ve benden kaçması onun aslında asıl suçlu tek suçlu olduğunu anlamamı tam olarak sağladı. O günden sonra taciz sebebiyle kendimi suçlu pis günahkar hissetmeyi bıraktım. Başka bir yazıda bunu tekrar geniş bir şekilde yazıcam. Yapmayan herkese tavsiye ederim.
   Bir hafta geçmişti. Terapide bunların hepsini anlatmıştım ve hocam bana baban sana yardım etmiyorsa abine git demişti. Tavsiyesine uydum. Ağabeyime gittim. Ona  tacizcimle  yalnız başıma görüştüğümü anlattım. Ve ondan tacizcinin oğluyla görüşürken yanımda olmasını istedim. Hiç tereddütsüz bir şekilde TAMAM ABİM. Dedi. Tacizcinin oğlunu çağırdık At Pazarına. Geldi ve anlattım baban beni taciz etti böyle böyle dedim. Kendisi ne dedi biliyormusunuz: Bu anlattıkların normal, ben oğlumu da öyle seviyorum dedi. Psikopatları görüyomusunuz bir insan nasıl kendi çocugunun mahrem bölgelerine oral muamele yapar. Nasıl çocuğuna dokunur. Nasıl????? O da babası puşt gibi inkar etti. Ve siktiroldu gitti. Ama bu sefer diğeri gibi üzülmemiştim. Çünkü yanımda ABİM vardı. Yalnız değildim. Babamın yapmadığı şeyi abim yapmıştı. Saymıştı sövmüştü taciz mağduru kardeşinin yanında babasınından önce durmuştu. İşte ben çok şanşlıyım milyonlarca kez ağabeyim bana yardım etmiştir yanımda olmuştur ama o yaptığını hiç bir zaman unutamam. Hele hele Hüseyin hocayı bulmasını hiç unutamam. Bu konuya girmişken kısaca bir geri dönüş yapacak olursam, eşcinsel problemlerimin olduğunu anneme ve ağabeyime paylaşmıştım. Ve ağabeyim aynı annem gibi hüseyin hocayı buluncaya kadar günlerce uyumamıştı. Resmen adam o bir hafta on günlük süreçte yaşlanmıştı. Ama bulmuştu ve ilk terapim sonrasında Hüseyin hoca tacizden kaynaklanan tüm suçluluk duygusunu üzerimden atmama yardımcı olmuştu. ‘Senin hiçbir suçun yok, sen istemedin, sen izin vermedin; o yaptı.’ Demişti. O gün aylardan sonra ilk kez rahat bir uyku uyumuştum.
   Ağabeyim benim rol modelim, ağabeyim benim babam, ağabeyim benim arkadaşım. Onun sevgisi de öfkesi de bana kızması da her şeyi bana su ekmek gibi temel bir ihtiyaç. Babamdan görmediğim şeyi, annemden babamdan almadığım desteği ondan aldım. Bir kere bile banane demedi. Hüseyin hocamın da dediği gibi, sevgiyi adamlığı dışardaki erkeklerde değil ağabeyim de aramam gerekiyor. Çünkü ağabeyimle aramı ne kadar kuvvetlendirirsem erkeklere karşı olan ilgim de o kadar azalacak. Çünkü hocamın tavsiyesine göre eşcinsellik problemi bir erkekle kaliteli bir bağ kurmadığın, onu rol model alamadığın zamanlar oluyor. İşte evet ağabeyim bana ‘abiliğin kralını’ yaptı. Benim babam kendi halinde biri. Anca dediklerinin, yaptıklarının tersini diyerek ve yaparak örnek alabileceğim bir insan. Babamın eksik taraflarını ağabeyim dolduruyor. Gerçi Allah’a şükür bir babam var hiç değilse sağ ve onu da seviyorum ama bana çok az destek oluyor. Onunla olan ilişkimi de başka bir zaman anlatacağım. Son olarak ben de abime gereken saygıyı ve sevgiyi göstererek bu bunalımlardan kurtulacağım inşallah.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
ANNEM
   Bana normal hayatta sorsalar annen nasıl bir insan diye, çok iyi bir anne muhteşem biri benim için derim. Evet öyle de ama aslında iyi tarafları kötü taraflarını görmeme engel teşkil etmemeli evet annemi seviyorum ama bu sevgi annemi objektif bir şekilde değerlendirmeme engel oluyor.
   Üç yaşımdan başlamak istiyorum. O zamanlar doğuda küçük bir şehirdeymişiz. O zaman çekilmiş fotografımda saçlarım lüle lüle ve uzun. Bunu annem hep şöyle açıklar: Orada imkanlar çok kısıtlı olduğu için saçını biraz geç kestirdik der ve sonrasında da ekler: saçların çok güzeldi lüle lüleydi o yüzden kestirmeden bir fotografını çektim der. Şimdi neden bir anne oğlunun uzun saçlı halini çok beğenir de anı olarak fotografını çekip saklamak ister? Bu çok yavan bir çıkarım gibi gelebilir ama başka örnekler de var.
   Gelelim altı yaşıma. Öz dayım tarafından tacize uğradım. Bir öğlen uykusuna yattığım vakit geldi yanıma yattı o da uykusunun geldiği bahanesiyle ve beni taciz etti. Bu soysuz köpek bunu yaptığında annem de evdeydi. Hayır oğlumun yanıma yatma diyebilirdi önlem alabilirdi. Ya da yanımdan kalktıktan sonra beni taciz ettikten sonra o soysuz köpek anneme ‘oğlunu bir güzel sevdim her yerini öptürdü bana’ dediğinde annem şüphelenebilirdi. Ne demek her yerini öptün sen kimsin de oğlumun her yerini öpebiliyorsun nasıl buna cürret edersin diyebilir ve benimle hemen konuşabilirdi. Bunu neden yapmadı? Bu konuda aslında tam tavrım da bu değil çünkü annemin tacizi algılayamamasını bilinçsizliğine de veriyorum. Çünkü hiç bir anne çocugun yaşadığı travmatik bir olaya tepkisiz kalmaz.
   Yedi yaşıma geldiğimde ise daha bir ekmek almaya bile bakkala gönderilmeyen hanımevladı bir çocuktum. Haliyle dışarı oynamaya da tek başıma neredeyse hiç salınmıyordum ve bir de kekemeydim. Evde kekemeliğimin geçmesi için hiç bir dediğime hayır denmiyordu ve bu yüzden evde aslan dışarda kedi gibiydim. Neyse anaokuluna diye babam okula yazdırmaya götürdü, bu arada dikkat annem beni yanından o kadar ayıramıyor ki yaşıtlarım altısında giderken ben yedimde yeni anaokuluna kayıt ettirilmeye götürülüyorum, ama babam ilkokula yazdırdı beni. Ben de o sırada ilkokula hiç alışamadım. Çünkü bir anda anaokuluna diye götürülmüşken birinci sınıfa yazdırılmıştım ve dışarda hiç sosyalleşemediğim için okula bir türlü alışamıyordum. Bu yüzden de annem hergün beni okula bıraktıktan sonra iki ders saati okul bahçesinde bekliyordu ben istediğim için. Ben de teneffüslerde arkadaşlarımla oynayacağım yerde annemin kucağına gidiyordum. Haliyle bu farklılığı farkeden diğer çocuklar beni dışlıyorlardı. Bir gün okul çıkışında sınıfta beni iki oğlan sıkıştırmıştı ve biri beni yere yatırmış dövüyordu. Okulun bahçesine çıkmadığımı gören annem sınıfa beni kontrole gelince durumu görmüş ve o çocuğu üstümden almıştı. Sonraki sene bana sataşan bir kızı uyarmak için sınıfa gelmişti. Yani fazla uzatmadan benim halletmem gereken meselelere müdahale ediyordu neden? Anne neden? Neden kendi kendime baş etmeme izin vermedin de her boka maydanoz oldun. Neden beni bu kadar fazla korudun?
   Dokuz yaşlarında filandım. İşte bu diğerlerine göre bence en affedilmeyecek olanı: annem beni kadın gezmelerine götürüyordu. Ve ben evde ünlü bir kadın şarkıcının dansını yapıyordum. Annem bu dansı yaptığımı görünce dans bu arada oryantal gibi, çok beğendi hiç yadırgamadı sonra akşam babamın önünde yaptırdı. Umursamaz babam da bir bok demedi. Sonra ben bu dansı bir de okulda son derste sınıfta yaptım. Ve puşt sınıf öğretmenim de bu dansımı onayladı. Sonra okulun piknik gezilerinde kadın gezmelerinde ben dansöz gibi oynadığımda annem olsun öğretmenim olsun beni hep takdir ettiler aferin dediler dansın kızı erkeği olmaz böyle özgür ol dediler. Anne neden izin verdin? Oğlum sen erkeksin böyle dans sana yakışmaz diyeceğin yerde sanki kız çocuğuymuşum gibi neden her yerde beni oynattın?
   Gelelim ortaokul zamanlarıma. Çalışkan bir çocuktum 6. Sınıftayken sonra 7. Sınıfta ergenliğe girdim ve derslerim biraz düştü. Ve ardından 8. Sınıfta annem benim dershanemi değiştirdi. Başarızsızlığımı dershane de bulmuştu. Ama başarısızlığım asıl sebebi ergenliğe girmiştim ve eşcinsel fantezilerim başlamıştı anne. Başlamıştı annem, babam, öğretmenim tacizcim sayesinde. Son sene verildiğim dershane de sınıfa gelen son öğrenciydim ve farklıydım.Onların değişiyle kız gibiydim. Onlarda benimle çok uğraştılar. Bendeki farklılığı gördükçe üstüme geldiler ve benim psikolojimi bozdular. Eşcinsel yönelim sürecimi hızlandırdılar. Ben dershanedeki problemleri asla aileme söyleyemiyordum. Çünkü kompleks yapıyordum aileme karşı utanıyordum. ‘bana kız gibisin’ diyorlar anne baba diyemiyordum. Çünkü dersem annem dershaneye gelir bütün çocukları paylardı. Sonrasında çocuklar bana kız gibisin annesi korumaya geliyor deyip, daha da çok sataşırlardı. Söylemiyordum çünkü babam anneme kızabilirdi işte, senin yüzünden oldu, diyebilirdi. Bir de babamdan utanıyordum çünkü samimi değildi hiç bir zaman. Velhasılkelam anne neden bu kadar korumacı oldun da sokakta ilk dayağımı yemedim kavgamı etmedim? Dershandeki çocuklara bu yüzden karşı gelemedim biliyor musun, kavga etmeyi bilmediğim için. Sevgili annemle babamın bir de meşhur lafları vardır: bizim çocuklarımız kafeste bir kuş ellerin çocuklarıysa bir atmaca. Ulan öyle yetiştireydiniz de ben de atmaca olaydım neden beni böyle yetiştirdiniz?
   Lise zamanları... artık iyice eşcinsellik problemim başlamıştı. Anne neden anne neden?
   Hep annemi överdim ama annem neymiş be... asıl bu durumda olmama yani öz güvensiz olmama sebep olan etkenlerden birisi de onun davranışlarıymış. Taaa bana hamileyken kız olmamı istiyormuş. Çok güzel anne oğlun fiziksel anlamda kız olmadı şansına küs. Ama onu kız gibi yetiştirmeye çalıştın aferin sana. Benim ilkokuldayken hep kız arkadaşlarım daha fazlaydı. Çünkü annem hep arkadaşlarımın anneleriyle de görüşmek istiyordu. Ailesini tanımak ve benim kimle arkadaşlık yaptığımı kontrol etmek için. Geçen de sordum: ‘Anne niye hep kız çocuk anneleriyle görüştün. Neden hiç erkek çocuk anneleriyle görüşmedin.’ Dedim. Bana dedi ki, napayım istedim ama hiç oğlan çocuk anneleriyle bir diyalog kuramadım, dedi. Anne benim arkadaşlarımın annelerini keşke tanımaya çalışmasaydın, keşke kendi kontrolünde ev içinde kızlarla oynatmasaydın beni. İzin verseydin. Sokağa dışarı gönderseydin, gitmiyorsam da zorla beni sokağa çıkartsaydın. Şimdi sen de her suçu annenin üzerine atıyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Bir gün hatırlıyorum. On yaşlarında filanım. Evde n’olur halısahaya maça gideyim diye ağladım. Ama n’oldu, izin vermediler.
   Evet artık toparlayacam anne evet beni senin kadar çok seven bir insan daha yoktur belki. Ama niye bu kadar fazla sevdin? Keşke beni bu şekilde sevmeseydin. Mesela annemle konuşurken bana hala daha kuzum diyor. Oysaki ağabeyime kuzum lafını bu kadar sık kullanmaz. Yani annem beni küçük kuzusu olarak görüyor aslında. Ama ben kuzu değilim bu benim fıtratımda yok kuzuluk. Ben kuzu olmak için değil bu dünyaya aslan olmak için geldim. Canın sağolsun anne ama bunları yazmak zordundaydım. Bilmiyorum Hüseyin hocama soracağım: sanırım annemle de bir hesaplaşma yapmak gerekicek ancak şimdilik içimdekileri yazıya döktüm. Gene de şükrediyorum böyle bir anneye sahip olduğum için. Mesela taciz mağduru olduğumu söylediğim de suçunu kabul etti. Ben farkedemedim oğlum dedi. Söylediklerimi olduğu gibi kabul etti ve bana hep destek oldu. Ve tacizcime ‘ben seni boğazlamak istiyorum.’ Dedi. Babamın yapmadığı cesaretle dimdik karşısında durdu. O anımı da başka bir yazıda anlatacağım. Şimdilik bu kadar. İnşallah annemle daha kaliteli sağlıklı bir anne oğul ilişkimiz olur.


psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
28 NİSAN İKİNCİ TERAPİ – KORKU
   Metro da gidiyordum. Vagonun ilersinden küçük Suriyeli bir çocuk etrafındakilere avuç aça aça ilerliyordu. Sonra bana yöneldi. O sırada ona para vermek istemedim ve hem hayır dedim hem de çocuğu kırmadan başımı salladım. Zaten çocuk da ısrarcı değildi. Sonrasında az ötede ki iki ergen gencin yanına gitti ve onlara da avuç açtı. İçlerinden birtanesi çocukla dalga geçerek konuştu. Yok sana para mara filan dedi. Kız buna dil çıkardı. Eşek kadar olan delikanlı da buna dil çıkardı. En son çocuk bunun karnına vurdu sonrasında bu bizim ‘delikanlı’, çocuğu sırtından ittirdi ve akıllı ol şeklinde bir uyarıda bulundu. O delikanlının yanına gidip sadece hayır demesinin yeterli olduğunu ve çocuğu tahrik etmemesi gerektiğini söyledim. Fazla uzatmadan hatasını kabul etti. Bilmem belki de ordaki gence bir şeyler katabilmişimdir.
   İkinci terapinin gününü iple çektim. Bu bir hafta benim için çok sıkıntılı geçmişti. Sürekli her gün ağlamıştım. Hocam bana ağlamanın kötü olup olmadığını sordu. Evet kötü değildi rahatlatıyordu insanı ama tekrardan bu eşcinsellik problemiyle yüzleşmek gerçekten çok zormuş. Çünkü eşcinsellik probleminin altında anne babayla olan ilişkiler ve küçükken uğradığım taciz yatıyor. Bunları yaklaşık iki senedir halı altına süpürmüşüm şimdi yeniden anılarım problemlerim tazelendi. Ama bu sefer canım acısa da zor da olsa bu süreci ben kazanarak atlatacağım, hocamın da dediği gibi çocukken beni taciz eden tacizciyi haklı çıkarmamak için bu eşcinselliği yeneceğim.
   Bu hafta hocama ilk olarak anne baba ilişkilerimdeki çıkmazımdan bahsettim. Bir gün kendim yapmam gereken birşeyi yapmadan önce anneme söyleme ihtiyacı hissettim. Sonra bir anda kızdım kendime ve onunla konuşurken başladım ona hesap sormaya. Neden anne dedim beni babama karşı doldurdun. Neden babam evde olduğu - olmadığı zamanlar benimle birlikte yattın vs. dedim. Önce biraz savunmaya geçse de sonrasında yelkenleri suya indirdi ve kabul etti yanlışlarını. Bu buna iyi gelmişti ancak sonrasında her saat her gün annemi düşünmeye başlamıştım. Çünkü onu çok üzdüğümü düşünüyordum. Keşke bunların hesabını sormasaydım diyordum. Bunlar hakkında hocam acımamam gerektiğini çünkü orada hesap sorduğumu ve HAKKIMI ARADIĞIMI söyledi. Evet her ne kadar annem çok üzülse de ben doğru olanı yapmıştım. Ona acımamam gerekiyor ve kendimden kopartmam gerekiyor. Eğer bunu ben yapmazsam hiç bir zaman büyüyemeyeceğim. Çünkü annem bana o kadar bağlı ki o beni kendinden uzaklaştırmadı. Uzaklaşması kendi ayaklarımın üzerinde durmam gereken zamanlarda dahi benim işimi kolaylaştırmak adına bana görev vermedi. Çok korumacı davrandı. Şimdi artık annemle arama bir mesafe koydum. Mesela artık canımlı cicimli hitap etmiyoruz birbirimize ve bu buna iyi gelmeye başladı. O da biraz daha sakin davranmaya başladı.
   Devamında aslında bu terapinin en can alıcı yeri korkularımdı. Korkak bir adama dönüşmüştüm şu son bir senelik dönem içerisinde. Sürekli korkar olmuştum. Eşcinsellikten, derslerden, tacizcimden, herşeyden herkesden korkar olmuştum. Hocam korkularımın içini boş olduğunu ve anne-babadan birşey beklememeyi tavsiye etti. Evet bu dediği çok daha korkutucu geliyordu. Ama onlardan hiç birşey beklemezsem annem babam abim o kişi bu kişi vs kimseden medet ummazsam sokakta tek başıma kalırsam evet belki ilk başta sokak biraz soğuk ve ürkütücü olucak ama sonrasında büyüyeceğim. Kendi ayaklarımın üstünde duracağım. Üç sene önceki ben yokum artık. Ben artık yaş itibariyle büyümüş eşcinsel olmayan o tarafı seçmeyen benim. Başaracağım. Bu benim hayatımın problemi. Daha da fazla güçleneceğim. Bir gün gelicek o tacizcimden bunun hesabını soracağım. Bunun için korkularımı bir tarafa bırakıp işlerime okuluma odaklanmalıyım. Odaklanmalıyım ki başarılı güçlü iş güç sahibi bütün donanımlarımla bir ben olarak o tacizcinin karşısına çıkıp işte bu sefer babamsız tek başıma intikamımı alabileyim. Yapmam gereken şey korkularımın üstüne gitmek, bu korkuların boş olduğunun farkına varmak ve hergün korkmamak için umut ederek güçlenmeye çalışmak. Bu güçlenmek fiilini biraz daha açacak olursam örneğin bu sene okulu bitirmem gerekiyorsa okulu bitireceğim ve sosyal fobimi yenmem gerekiyorsa anneme babama acımadan onları kendimden uzaklaştırıp hayatın içinde yer alacağım. Korksam bile korka korka atılacağım hayata. En fazla ne yapabilirler dedi hocam. Evet ne yapabilirler: Ben bu tacizciyi, hakkımı yemeye çalışanları Ben korkutacağım Ben yeneceğim. Onlar beni korkutamaycaklar. Bir de hocamın şu bakış açısı da bana iyi geldi: ‘Senin hikayende acın varsa Allah senin koruyordur da.’ Dedi. Bu zamana kadar ne yalan söyliyim bu şekilde düşünmemiştim. Evet o tacizciyle karşılaştığım sırada aslında Allah beni koruyor da. Evet babam bana yeterli destek ve güveni vermedi bu zamana kadar. Ama en büyük koruyucumuz her zaman yanımızda olan Allah. O her zaman yanımızda. Bu hafta gerçekten bunun güzel de bir örneği başıma geldi. Allah darda zulüm de kaldığın zamanda aslında yanında. Bu şu ara beni çok rahatlatıyor. Benim gibi inançlı biriyseniz eğer bunun hissetmeye çalışmanızı tavsiye ederim. İnanın sadace, şuan zor durumdaysam Allah beni koruyordur da, demek bile çok şeyler değiştirebiliyor.
Sonrasında  bu korkularla baş etme konusunda eski bir danışanla grup terapisi de yaptık. Kendisi tadaviden önce korkak bir adam olduğunu ancak şuan bırak o korkuları tekrar yaşamayı ailesinin bile korkularını yendiğini ailesini güçlendirdiğini söyledi. Çok iyi geldi bana inşallah ben de bir gün oun gibi cesur olurum ve babamı da diğer aile üyelerimi de her  anlamda cesur yapabilirim.
Hocamın terapi de bahsettiği don juan ismini biraz araştırdğımda bunun bir nevi terkedilmeden terketme kompleksi olduğunu anladım. Evet ben çoğu zaman tek gecelik ilişkiler yaşamıştım ve kız arkadaşlım da durduk yere ayrılmıştım. Terapileri de bir anda bırakmıştım. Bunu biraz daha teapide açınca hocamla beraber babamın bizi ben lisedeyken terketmesi olabileceğini düşündük. Ne kadar istemesem de babamın hareketlerini benimsemesem de babamı babam olduğu için kopyalıyordum. Artık bunun formülünü buldum sanırım. Artık babamı sürekli reddetmektense onu daha iyi anlamaya çalışacağım. Gerektiğinde acımayacağım ve haddini bildireceğim. Ona tam olarak samimi olursam işte o zaman babamla barışabilceğim ve danışan eski arkadaşın da dediği gibi bu samimi ikazlarımı gören babam da benle birlikte belki güçlenir. Eğer gene işe yaramazsa da bilmiyorum, o zaman hocamın tavsiyelerine göre bir yol buluruz inşallah.
Son olarak yeniden eşcinsellikten kurtulmak için çıktığım bu yolda size bir anımı paylaşmak istiyorum. Geçenlerde  eskiden görüştüğüm bir eşcinsel mesaj attı ve yatmak isteğini söyledi. Ona net bir şekilde artık eşcinselliği problem olarak gördüğümü kurtulmaya çalıştığımı ve o şekilde bir görüşme olmayacağını söyledim. Devamında ise önce saygıyla karşılar bir tavır takındı. Ancak sorna tekrar eve çağırdı muhabbet etmek için. Ben de dışarda olabileceğini söyledim. Bu sefer o bana beni sıkıştırmayacağını filan sölemeye başladı. Ben de net bir şekilde tekrar hayır dedim. En sonunda iyicene, yalnız bunların hepsi 15 dkda oluyor, kudurmuş gibi bir uslüpla kucağıma oturmak istediğini söyledi. Oysaki ona terapi tedavi aldığımı da söylemiştim. Sonrasında tamam artık birşey yazmamalısın dedim ve bunları hocama anlattığımda bunu yapmasının nedeni olarak benim ona eşcinsellikten kurtulmaya çalıştığımı söylemiş olmam olduğunu söyledi. Bana ilk başta destek olacağını söylediği halde baya bildiğiniz köstek olmaya çalıştı arkadaşlar. İşte eşcinsel hayat bu hayatı benimsemiş insanlar böyle arkadaşlar. Sürekli sizi kullanmaya çalışan sürekli kudurmuş gibi sevişmeyi seksi düşünen insanlar. İşte o lgbti derneklerinin savundugu hayat bu şekilde arkadaşlar. Bilin istedim. Ve o eşcinsele verdiğim net cavaplardan sonra ise gerçekten değişmeye karar verdiğimi istekli olduğumu farkettim. Bir eşcinsele dolaylı olarak eşcinselliğe bizi bu yola iten o ruhu hasta istismarcı piçlere inat karşı gelmiştim. Yenilmemiştim. Arkadaşlar kafanızda eşcinsel fanteziler olabilir ancak bu fantezilerin temelinde gerçekten cinsellik yok başka, hayatta yaşadığımız acıların, tramvaların ve yanlış yetiştirme tarzının (anne-baba) etkisi var. Terapi notlarıma hocamın şu sözleriyle son vermek istiyorum: Buraya iyileşmeye gelen her adam aslında büyük potansiyel barındıran adamdır. Düşmüştür ama iyileşmesi gerekiyordur. İyileşince çok iyi bir eş çok iyi bir baba ve çok başarılı bir erkek olacaktır.
Artık KORKMAYACAĞIM. ŞU SATIRLAR BENİM KORKUMU AZALTTI. HER SATIR ANLAMSIZ KORKULARIM İÇİN BİR KURŞUN.03/05/18 – 17.46

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
BABAMIN GÜCÜNÜ BEN AÇIĞA ÇIKARTACAĞIM.
 Ben babama hiçbir zaman güvenemedim. Bu yazıya başlamadan önce onunla konuşuyordum. Toplamda kendimizi zorlaya zorlaya anak on üç dakika konuşabilmişiz. Gene şikayet etti gündelik hayatından gene kaygılarından bahsetti. Benim babam böyledir. Sonrasında bana, dağıldı mı kafandaki kara bulutlar, dedi.  Daha iyi hissediyorum, dedim ona. Ve devamında ona terapilere gitmek devam etmek istediğimi söyledim. Bana bu ara terapilere ara vermem gerektiğini söyledi. Neden kendinden başka birşeyler yapmaya çalışan insanları hep kısıtlamaya çalışıyorsun? Bunu telefonda soramadım. Abimin ehliyetini aldığı zamanlar araba kullanmasını, annemin çalışmasını kısıtlamıştın. Benimse fazla birşeyimi kısıtlamamıştın. Çünkü bu hayatı senin kurallarına göre yaşıyordum. Ama artık ben eski ben değilim. Bana iyi geldiğini düşündüğüm yoldan gideceğim ve doğru olduğunu düşündüğüm şeyi savuncağım. Senin ne düşündüğünü önemsemeyeceğim.
Aslında ikinci terapimi anlatacaktım. Ama terapiden önce asıl sorgulamam gereken şeyin babamla olan ilişkim olduğunu farkettim. Yıllardır yapmam gereken birşeymiş bu sanırım. Çünkü ben babamla olan problemlerimi yıllardır halı altına süpürüyorum. Daha önce denemelerim olmadı mı, oldu aslında. Ona bir kaç konudan hesap sordum. İşte o şerefsiz tacizciye neden hesap sormadığını veya neden bizi bırakıp gittiğini sordum. Bana geçen gün tekrar bunları sorguladığımda, 55 yaşında olduğunu ve bunlarla uğraşamayacağını söyledi. Hüseyin hocama bu konuyu paylaştığımda napalım senin baban böyle, dedi ve ondan birşey beklememem gerektiğini söyledi. Haklıydı da. Ancak ondan birşey beklemeden nasıl yaşayacağım? Ulan elalem babası hakkında methiyeler dizeler, işte ne bilim mesela – bu adam, benim babam. – isimli şarkılar yazar söyler. Ama benim babama bunların hiçbirisi yakışmıyor. Babam korumadı, sevmedi, güvenmedi ve belki de en önemlisi inanmadı bana çevresindekilere.
Korumadı babam, evet korumadı. Uzunca düşündüm aslında ona haksızlık yapmak istemedim ama malesef beni tam olarak koruduğu bir an yok arkadaşlar. Çok üzücü bir durum. Çocukluğumdan bu yana beni darda kaldığımda sıkıştığımda kurtarmadı da. Beni genelde abim kurtardı, sokakta benden yaşça büyük çocuklardan dayak yerken ya da annem kurtardı beni. Ama babam korumadı hiçbir zaman. Sadece lisedeyken şöyle birşey hatırlıyorum. Araba kullanmayı biliyordum ancak ehliyetim yoktu. bir gün arabayı park halindeki bir araca çarpmıştım ve kaçmamıştım. Bir anda onbeşkadar insan çoluk çocuk mahalleli etrafıma toplanmıştı. Sonra benden hesap sormuşlar ve yakamdan tutmuşlardı tabi o sırada korkmuştum, küçüktüm ve benden yaşça büyük en az dört beş adam vardı karşımda. Ayrıca en az on kadar da çoluk çocuk vardı. Bunlardan biri anama küfür etmişti. O sırada yaşadağım korkunun etkisiyle cevap verememiştim. Sonrasında babamı arayıp durumu anlatmıştım ve yanıma gelmesini söylemiştim. Kısa sürede gelmişti. Çarptığım arabanın sahibine arabasının masrafını karşılayacağını söylemişti. Sonra bana dönüp bir şey dediler mi diye sormuştu. Ben o sırada çok utanmıştım. Baba küfrettiler diyemedim. Yok dedim. Sonra arabaya binince aslında küfür ettiklerini söyledim. O sırada bana orda sorduğumda söylemem gerektiğini söylemişti ve o adamlara karşı beni koruyup savunmamıştı. Evet şimdi haksızlık yaptığımı düşünüyor olabilirsiniz ama insan hayatında en az bir kere olsun, babasıyla gururlanmak, korunduğunu hissetmek istiyor. Bir kere olsun. Sadece çarptığım arabanın masraflarını ödemekle babalık yapılmıyordu. Noldu oğlum iyi misin, sana birşey yaptılar mı demesi lazımdı. Kuru bir birşey oldu mu sorusuna zaten samimiyetsiz bir soru olduğu için olmadı demiştim. Çünkü babam sadece en zoraki vazifelerini yerine getirirdi. Beş dk sonra arabaya binince söylemiştim ancak babam hiç oralı olmamıştı. Ve düşünüyorum başka anım var mı diye. öyle birşey ki babam bir kere olsun beni kanlı canlı korumamıştı. Hiç öyle bir ortam oluşmamıştı bile. O kadar samimiyetsizdi.
Hayatımda onun sevgisini hissettiğim anlar o kadar azdır ki. Bence sevgi sadece seni seviyorum lafıyla anlaşılmıyor. Esas olarak o sevgiyi kişi yaptığı hareketlerle ortaya koymalı.
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde babama karşı öfkeliydim. Ancak şimdi şöyle bir bakıyorum da babam beni aslında nasıl biliyorsa öyle büyüttü. Annem olmasaydı biraz daha acımazsızca ve gaddarca büyütürdü beni çünkü dedem onlara o şekilde davranmıştı. Yani diyeceğim o ki bu yazıda istediğim kadar babama öfkeleneyim istediğim kadar nefretimi kusayım, bunlar artık beni rahatlatmıyor. Hocamın da dediği gibi ondan birşey bekleyecek yaşımı geçtim ve artık büyümem gerekiyor. Zaten babamla yaptığımız konuşmada da ona bu sıkıntılarımı anlattığımda bana şöyle söyledi: sen artık gençlikten olgunluğa geçiş evresindesin. Bu yüzden kontrol sende dedi bana. Ben de ona bana destek olması gerektiğini söyledim. O da olacağını söyledi. Bakalım samimiyetli mi?
Şimdi toparlayacak olursam, evet babam anlayışsız, samimi olmayan bir adam. Ama geçenki terapide de konuştuğumuz gibi benim için kötü tam anlamıyla kötü oluyor. iyi yanlarını göremiyorum sonra o kötü diye atfettiğim kişinin. Hatta hocam çok iyi bir tespitte de bulundu. İlk terapilerimi bırakmamın bir sebebinin de psikologumu baba rolüne sokmam olduğunu söyledi. Çünkü babamı tam anlamıyla kötü gördüğüm için birini baba olarak rol model almam gerekiyordu ve bu kişi psikologum olunca da sonra babamı tam anlamıyla kötü gördüğüm için bu kötü adamın yani babamın özelliklerini hocama geçirmiştim. Ve nihayetinde hocam da kötü olmuştu. Çünkü babalık sıfatıyla kötülük ben de perçinleşmişti. Oysa ben kabul etsem de etmesem de benim bir babam var. Bu adam evet çok iyi süper bir baba değil. Ama en nihayetinde gerçeklikte benim babam. Kötü yanlarını bir tarafa bırakıp iyi yanlarına odaklanmam gerekiyor. Evet bizi zamanında terketmiş olabilir. Ancak ona bu kadar öfke dolu olmamın bir sebebi de küçüklüğümden beri annemin babamı kötülemesi. Ne yapalım babam böyle bir adam. Bu problem de benim problemim artık babamdan son bir kez daha bir beklenti içine gireceğim. Küçükken tacize uğradığımı anlaması için ve birşeyler yapması için son bir beklenti içine gireceğim. Eğer gene birşey yapmazsa, salıcam ipini gidecek. Artık ben bu yolda tek başımayım bu problemi çözersem ben çözeceğim. Napayım. Beni bu zamana kadar anam ve babam büyütemediler ama ben kendi kendimi büyüteceğim. Öyle yapmak zorundayım. Babamı da annemi de ben değiştireceğim. Eğer değişmezlerse de kendileri bilirler. Ama artık ben onların bu hayatından kendimi çıkartacağım ve ben kendim adam olacağım. Geçenki terapinin bir kısmını grup terapisi olarak yapmıştık ve eski bir danışan vardı. O önemli birşey söyledi. Benim babam korkak adamın tekiydi ve ben de korkaktım dedi. Ben korkularımı yendikten sonra babamı da değiştirdim. Babamın içindeki gücü açığa çıkardım dedi. Ben de bunu yapabilirim. Babam, örnek verecek olursam yıllarca hiç ara vermeden çalışmayı ve fakirlikle mücadele etmeyi başardı. Aslında bu anlamda güçlü bir adam. Ama geri kalan o istediğim ondan beklediğim gücü korkmamayı ise önce kendi korkularımı yenerek ben açığa çıkartacağım sonra babamın gücünü de gene ben açığa çıkartacağım Küçük adam olmak bana yakışmaz. Benim hikayem acım varsa Allah beni koruyor da ve beni güçlendirecekte zaten öyle olmasaydı en büyük destekçilerimden biri olan abime sahip olmazdım ve Hüseyin hocayla karşılaşmazdım.


psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
KÖTÜLÜK MÜDÜR İNSANIN DOĞASI
YOKSA SONRADAN MI KÖTÜ OLUR İNSAN ?
SUSKUNLAR DİZİSİ VE KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI - ROMAN ÜÇÜNCÜ TERAPİ
   İnsan yoksa kötülüğe mi meyillidir? Bu sorular Suskunlar dizisinde ana karakter olan Ecevitin iç sesi tarafından soruluyordu bugünkü izlediğim bölümün de. Evet belki biraz tv dizisi belki saçma yerleri var ama dizi bence Türkiye’deki daha da doğrusu sadece Türkiye’de değil Dünya’da olan bir gerçekliği mercek altına almış. Çocukluğunda tacize uğramış bir kişiyi ilerde ne gibi zorluklar bekliyor diziyi izledikçe farkediyoruz. Öncelikle taciz tecavüz mağduru çocuklar her ne pahasına olursa olsun bu iğrenç anıyı unutmak için herşeyi yapıyorlar. Örneğin dizideki Bilal karakteri o lanet günü unutmak için yarasına tuz basıp, bu yarasının üstünü örtmek için yırtıcı saldırgan bir insana dönüşüyor. Çünkü korkuyor. Eğer öyle olmazsa tekrardan başına aynı hadiselerin gelebileceğinden korkuyor. Saldırganlıktan kastım şu tabiki de birisi bir yanlış yaptığı zaman saldırmak güçlü olmak gerekiyor. Ancak Bilalin gereksiz saldırganlığının sebebi hapiste onu taciz eden istismar eden ona şiddet uygulayan ciğeri beş para etmez orospu çocuklarına karşı duyduğu öfke ve onlarla yüzleşememesi. Çünkü insan nasıl yüzleşecek bu çok zor gerçekten ama ŞART. Zamanında erkek şehveti nedir bilmeyen bir çocuk bir orospu çocuğunun hayvani duygularınının tatmin aracı oluyor. Bu gerçek, yıllar sonra içinize oturuyor ve kendinizi kullanılmış sömürülmüş hissediyorsunuz. Bu yüzden bilal gibi saldırganlaşarak sizden çalınan o özgüveni yerine koymaya çalışıyorsunuz. Ya da bizim gibi eşcinsellik problemi olan erkekler ise bu kaybolan özgüveni farklı olarak ya da bir başka güçlü bir erkeğe karşı erotik duygular besleyerek sağlamaya çalışıyor. Aslında hepimiz yaralıyız. Oysaki bu yaranın merhemi bunlar değil. Ya da Ecevit’in yaptığı gibi herşeyi terkedip unuturak yeni bir başlangıç yapmak değil. Çünkü unutamıyorsunuz da. Evet 6 yaşında tacize uğramış bir insan olarak o günü, o sıcak öğleden sonrasını, o odayı hiç unutmadım. Ben de unutmaya çalıştım. 15 yıl boyunca kimseye söyleyemedim. Ama söylemek zorunda hissettim. Çünkü devam edemeyeceğimi anladım. Çünkü ben taciz problemini eşcinsellik problemeni çözmedikçe hayatımdaki hiç bir problemi çözemeyecektim. Bunu Hüseyin hocam söylemişti ilk terapide. He bir de bunun öncesi var. Nedense bu koduğumun psikoloji bölümlerinde ezbere bir eğitimdir tutturulmuş gidiyor. İşte çocukluğunda cinsel istismara şiddete uğramış kişiler psikopatlaşır şeklinde. Tamam efendim kabul ancak bu bir ihtimal. Herkes bilal gibi saldırgan olamıyor bazen. Bazen İbrahim gibi pasif kırılgan duygusal korkak bir yapıya da sahip olabiliyor bu insanlar. Tabi bu duygusal korkak yapısını eğer aile eğitimiyle de çözemiyorsa yani anne çok korumacı baba ise zayıf karakterli ise kişinin eşcinsellik problemine zemin hazırlanmış oluyor. Ancak bu problemi hocam haricindeki diğer psikologlara söylediğimde bana bu istismar konusunda bir yorum bile yapmaışlardı. Çünkü psikoloji bilimi, toplum sürekli bu gerçekle yüzleşmekten kaçıyor. Ben hocama ilk terapiye gittiğimde iyileşmeye çözüm aramaya gayretli olduğum için bunu ilk terapide anlatabilmiştim. Ve o gün Hocamın bana söylediği iki çift kelime benim 15 yıllık suçluluk kirlenmişlik hissimi söküp atmıştı: Senin hiç bir suçun yoktu. bilemezdin, anlayamamanda çok normal evet sen taciz mağdurusun ve bu hissetiklerinden ötürü sen sorumlu suçlu değilsin. Demişti bana. Saolun hocam iyi ki varsınız.
   Ahmet Ümit’in yeni romanı Kırlangıç Çığlığı romanını yeni bitirdim. Evet çok kurgulanmış bir roman ama içinde gerçek tespitler de barındırıyor. Kitapta çocukluğunda istismar edilmiş bireylerin nasıl bir ruh haline girebileceğini gözler önüne seriyor burda yazar. Kitapta, tacize uğrayan çocuğun neden karşı gelemediğini açıklıyor. Çünkü çocukken insan karşısındaki tacizcinin ne maksatla ona yaklaştığını anlayamıyor. Romanının bıçkın komiseri mağdur Ali bunu şu şekilde açıklıyor: çocuksunuz ve anne baba sevgisine muhtaçsınız. Karşınızdaki sizi sevdiği zaman onu babanız olarak görüyor ve onun sevgisinin altında aslında sizden faydalanmak istediğini anlayamıyorsunuz. Evet bu yorumu bana uyaralarsak babam beni sevmemişti. İçinden mi gelmiyordu yoksa sevmeyi mi bilmiyordu bilmiyorum. Sanırım sevmeyi bilmiyordu. Bu yüzden ben beni sevdiğini zannetiğim o orospu çocuğundan şüphelenmemiştim. Zaten çocuk şüphe nedir bilmiyorsunuz ki eğer ki sevgiye açsanız birisi sizi sevince ona güveniyorsunuz ve hoşunuza gidiyor. Sonra o kişi sizi taciz etmeye başladığında aslında birşeylerin ters gitmeye başladığını az da olsa sezinliyorsunuz ancak bunu o sizi sevdiğini zannettiğiniz kişiye yakıştıramıyorsunuz. Adeta kitlenip kalıyorsunuz. Sesiniz çıkartamıyorsunuz. Bu kişi sizin babanızda bulamadığınız sevgiyi gösteren ailecek takdir gören bir yetişkinse yani sizden 40 yaş büyük dayınızsa hiç yakıştıramıyorsunuz. OROSPU ÇOCUĞU. Sonrasında gene birşeylerin ters gittiğini farkediyorsunuz. Çünkü bu piçler sonrasında size soğuk davranıyorlar aslında yedikleri bokun farkındalar ve o sırada bir korkuya kapılıyorlar ve sizden uzaklaşıyorlar. Sizde yani mağdur olarak bunun sebebinin siz olduğunu izin verdiğinizi düşünmeye başlıyorsunuz cinselliğin ne demek olduğunu anlamaya başladığınızda. Romanın kilit karakteri Nadir da bunu şu şekilde izah ediyor: ‘Çünkü baba tarafından sevilmediğin zaman tacizci sizi sevdiğinde onun baba sevgisi olduğunu zannediyorsun. Oysaki o erkek şehvetini sen de gidermiş oluyor. ve bu yüzden onu da baba olarak gördüğün için ona konduramıyorsun ve utanmaya başlıyorsun. Sonrasında kitleniyorsun. Ayrıca neden anneme söylemedim diyerek kendini suçlu hissediyorsun ve buyüzden sonrasında utanmış, ezilmiş hissedip bu şekilde hayatını devam ettirmeye çalışıyorsun. Sonrasında sendeki değişmi gören annen istediği kadar seni sevsin korusun fayda etmiyor. Senin ihtayacın yüzleşmek oluyor ve bu ezilmişliği ortadan kaldırmak için affetmemen gerekiyor sonrasında sana ve başkalarına bu kötülüğü yapanları hoş karşılamaman gerektiğini düşünüyorsun. Eğer affedersen kendini hep ezik hissetmeye başlıyor ve değersizleştiriyorsun. İşte bu değersizlik hissini gidermek için onları öldürmek zorundaydım başkomserim.’ Nadir’in kurduğu cümleler tam olarak bunlar olmasa da bu minvalde bir açıklmayla işlediği cinayetleri izah ediyor. Şimdi hocamın da çok doğru bir tespiti var mağdurlarla alakalı. Eğer ki mağdurlar bu problemle yüzleşmezlerse ya eşcinsel öyle yada böyle kendi yaralanmışlıklarını başka erkeklerle duygusal bir paylaşım olmayan yıkıcı eşcinsel erotik ilişkilerle gidermeye yada kitapta anlatıdığı gibi ileri boyutlara taşıyarak bastırdıkları haykıramadıkları öfkeleri yüzünden suç işlemeye ‘katil’ olmaya başlıyorlar. Ben de bu tespite bir ekleme yaparak sonuna kadar destekliyorum. Şöyle ki bir de mağdurlar kendilerini değersiz hissetmeye devam ederlerse üçüncü bir şık tüm yükü – tacizcinin suçunu- omuzlanarak intihar etmeye kalkışabilirler. Çünkü hayatta birinin sizi sevdiğini düşünüyosunuz. Sonra o kişi sizi istismar edince buna kendinizin izin verdiğini düşünürek kendinize olan özsaygınızı yitiriyorsunuz. İşte bu öz saygı kaybı da ya duygusallığın olmadığı sürekli tüketmeye programlanmış yıkıcı eşcinsel hayat tarzına ya suç işlemeye yönelik kendinizi kötü ve cezalandırıcı olarak gördüğünüz kriminal bir hayat tarzına ya da tamamıyla bu saygıyı kaybettiyseniz kendi hayatınıza hiçbir saygınız kalmadığı için yaşama sevinciniz yitirdiğiniz için son olarak da intihara sürükleyebiliyor. Son olarak şunları söylemek istiyorum, biz taciz tecavüz mağduru insanların bir şekilde üç aşağı beş yukarı hayat örüntüleri kesişiyor, işte benzer anne baba aile ilişkileri zayıf sağlıklsız ilişkilere sahip oluyor. Bir şekilde bu hayatın içindeyken o orospu çocukları da sizi buluyor taciz ediyor ve sizi sevgiye güvenmeyen özgüvensiz saldırgan asosyal ve kötülüğe meyilli bir hale getiriyor. Evet bence insan doğuştan kötü değil. Bence bu bozuk giden gidişatta başımıza kötü olaylar gelmesi sonucu kötü yolların kapısı bize sunulmuş oluyor. ama iyi yollar her zaman açık. Ben hikayesi olan bir erkeğim. Bu hikayeyi mutlu sona götürmek benim elimde. Duygularıma kararlarıma cesaretime güvenmeliyim. Sırf beni taciz etti diye o kötü yolları seçmek zorunda değilim. Bu bir imtihan. Allah bana bu hikayeyi verdiyse dayanma gücü de verdi irade de verdi. Bu güçle başaracağım iyi yoldan sapmayacağım ve hep doğruların ve inandıklarımın peşinde koşacağım. Hocamın bir sözüyle sonlandırmak istiyorum: eşcinsel olmayı kabul etmek (yada suça yönelmek) demek, sizi çocukluğunuzda istismar etmiş kişiyi haklı çıkartmak demektir. Hayır kabul etmiyorum. Sen haklı değilsin orospu çocuğu tacizci bana layık gördüğün hayatı değil kendi seçtiğim hayatı yaşayacağım. İnşallah başaracağım.
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2018, 08:00:42 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
12 MAYIS 4. TERAPİ – KORKULARIMI NASIL YENMELİYİM?
NEDEN ALLAH ACI ÇEKTİRİYOR? –                                                                               FETÖ DERSHANELERİNDE NELER OLUYORDU?
   Bu terapi de öncelikle terapiler sürecinde Hüseyin Hoca’ya karşı duyduğum şüphelerle başladık. Ben eskiden beri hocama inandığım kadar bir o kadar söylemlerine şüphe geliştiriyordum. Yani evet yaptığı iş terapiler işe yarıyordu. Dört sene önce ilk geldiğimden beri sosyal fobimi hiç olmadığı kadar çözüme kavuşturdum. İlk defa bir kızla düzenli bir ilişki yaşamıştım. Benim hayatımı s.ken o orospu çocuğu tacizcinin karşısına çıkmıştım. Çaba sarfetmiştim bunlar için. Hüseyin hoca olmasaydı bunları aşamazdım. Ama bir yandan da eşcinsellik konusunda değişmeyeceğimi düşünüyordum. Eşcinselliği yenmek benim için imkansız gibi birşeydi. Bunu hocama söylemesem de içten içe böyle düşünüyordum. Bu sebeplerden ötürü hocamla terapilerine karşı şüphe duyuyordum. Bir yandan da ailemde annem ve abim bana ve hocama çok inansalar da babam bu anlamda tam olarak terapilere güvenmiyordu. Ve ben bu düşüncelerimden ve babamdan etkilendiğim için samimi olamıyordum. Evet, bu terapi de bunu yendim hocam sayesinde. Terapilere güvenmememin sebebi benim eşcinsellikten kurtulmayacağım korkusu yani kendimden şüphe etmem ve babamınn yönlendirmeleriydi. Ne kadar babamı yanlış düşüncelerinden ötürü eleştirsem ve onu onaylamasam da bu adam benim bir şekilde duygularımı düşüncelerimi ele geçiriyordu. Hocam bana bu terapide annem ve babam olmaktan çıkmam gerektiğini BEN olmam gerektiğini benim ne hissettiğimin benim ne istediğimin önemli olduğunu söyledi. çok haklıydı. Aslında ben bu zaman kadar annem babam ne derse ona göre yaşamış istemesem de onların istedikleri şekilde yaşamıştım. Çünkü ‘babacığımın’ emekleri boşa gitmesindi ben uslu bir çocuk olmalıydım çünkü. Ama şimdi eşcinsellikten kurtulmak istiyorsam benim ne istediğim önemli olandı. Ben bu terapilere inanıyorum. Artık şüphe etmeden korkmadan bu terapilere inanıyorum. Bu şekilde yaklaşınca bu terapilerin benim çabalarımın bir anlamı oldu. Verdiğim bu uğraş daha değerli oldu. Problem terapilerin işe yaramıyor oluşu değil benim kendimden şüphe etmemdi. İşte tam da bu esnada hocam şunu sordu: Bir gün Allah’ın karşısına çıksan sana ne der sence? Durdum, ve o sırada hocam yapıştırdı: KORKMA! Ben varken neyden korkuyorsun? Evet, gerçekten Allah’a inanıyorsam neyden niçin korkmalıyımdım ki. Derdi veren Allah ise bunun bir sebebi olmalıydı. Gene beni benden alan bir tespit yaptı: çünkü OL diye yaşattırıyordu. Olayım diye. daha kaliteli olayım diye. evet benim eşcinsellik problemim olmasaydı herşey çok kolay olurdu ama dışardaki insanlardan dertsiz insanlardan ne farkım olurdu. Allah’ım kahrın da hoş lütfun da... bu beni kahır eden eşcinselliği aşarsam detaylara takılmassam üstüne özgüvenimi arttıracak birşeyler yapabilirsem bunu yapmamı sağlayan şey eşcinsellik problemi yaşamış olmam olacak. Evet ben ve sen eşcinsellik problemi olan arkadaşım, bir gün biz OLACAĞIZ.
   Acılar çileler demişken, ortaokuldaki bir senelik dershane tecrübemi de konuştuk. Çünkü fetönün anafen dershanesi bir senede hayatımı s.ken olaylar zincirine katılmayı başarmıştı. Ben son sene bir şekilde bu dershaneye verilmiştim. İyi dershane diye. evet her sene bilmem kaç tane birinci çıkartan başarılı bir dershaneydi. Ama öte yandan çocukların dünyalarını s.ken bir hapishaneydi adeta bu dershane. Dediğim gibi son senemde dershaneye verilmiştim. İlk zamanlar iyiydi ama sonra ben o zihniyette olmadığım farklı olduğum için dershanedeki öğrenciler beni dışlamaya sonraları benle alay etmeye başlamışlardı. Onlardan olmadığımı bilen rehber öğretmenimiz de öğrencilerin bu tavrına işbirlikçi oluyordu. Neler olmuyordu ki. Bir kere tam ergenlik çağındayken kendi hemcinslerim bana kız gibisin top gibi yakıştırmalarda bulunuyorlardı. Bu dalgaları o kadar ayyuka çıkmıştı ki hoca görse bile duymamazlıktan geliyordu. Ben hocaya olanı söylediğimde beni önemsemiyodu. Sonra bir gün yurt programı oldu ve ben de dört günlük bu programa katıldım. Ömründen ömür giden dört gündü benim için. Aynı kültürden olmadığım bir avuç piçle bir arada kalmıştım. Bir gün akşam benle dalga geçme boyutunu o kadar abartmışlardı ki ben uyurken yüzüme çoraplarını koymaya başladılar. Ne kadar rahatsız olsam da karşı koyamıyordum. Çünkü kendimi onlara karşı ezik hissediyordum. Çünkü ben beş yaşında tacize uğramış ve babası tarafından hiç sevilmemiş bir çocuktum. Onlar beni ezdikçe bu ezikliği içselleştirdim ve artık onlara karşı koyamıyordum. Hocaya da söylesem hoca ve dershane sadece başarıya odaklanmış bir ticarethaneydi. Çocuğun psikolojisi onlar için önemli değildi bahsettiğim dört günlük yurt macerasında o kadar psikolojim s.k.lmişti ki eve geldiğimde ellerim yara bere içinde kalmıştı. Doktor aşırı stresten kaynakladığını söylemişti. Evet  siz siz olun okuyan veli varsa veya sen sınavlara hazırlanan bir öğrenciysen kesinlikle küçük az öğrencisi olan eğitim kurumlarına verin çocuğunuzu. Çünkü ben 5 6 tane ergenin beni ezerek ego kapışması yaşadıkları bir ortamda bir sene geçirmiştim. Öyle ki her şeyimle dalga geçiyorlardı. Hoca da bunlara duyarsız kalıyordu belki de samanyolu tv izlemiyorum diye böyle yapıyorlardı. Ki gerçekten öyleydi. Şu an hepsinin ismi aklımda bir gün elime fırsat geçtiği an suratlarının tam ortasına ikişer yumruk indireceğim.  Hepsinden bir gün hesabını soracağım o aptal sohbetlerine katılmadığım için hepsi bana düşmandılar. Hepsiyle bir gün hesaplaşacağım. O 14 yaşındaki çocuğun psikolojisine önem vermeyen dershane zihniyetine o örümcek kafalılara öfkem hiç bitmeyecek. Çok şükür ki şuan artık çocukları zehirleyemiyorlar.
   Sonrasında belki de bu terapinin en önemli konusu suçluluk duyguma gelmişti sıra. Ben yaşadığım eşcinsel deneyimlerden ötürü suçluluğu pişmanlığı bir türlü atamamıştım. Sonra hocam terapiye bir danışanını davet etti. Eşcinselliği çözdüğünü söyleyen arkadaşın dediklerine emin olamıyordum nasıl suçlu pişman hissetmez diye. Ama bir tespitte bulundu ki: eğer eşcinsel hayatın içine girmeseydim değişmek de istemezdim çünkü ne b.klu bir hayat olduğunu görünce değişmek istedim ve bu bana göre değil dedim dedi. Çok etkilendim. Sonra hocam da eşcinselliğin temelinin tacize ve kötü anne baba ilişkisine dayandığı söyledi. baban sahiplenseydi sahipsiz olmasaydın sevgisiz olmasaydın o tacizci sana yaklaşmazdı dedi.  Evet eğer beni babam samimi bir şekilde seviyor olsaydı bu sevgi açlığımı başka erkekler de eşcinsel olarak aramayacaktım. Burada Onarım terapisi kitabından bir kesit okuduk: babalar çocuklarınıza sarılın eğer siz sarılmazsanız bir gün bir başka erkek çocuğunuza sarılır ve o erkek de çocuğunuzun eşcinselleşmesine sebep olur. Vayy bee helal olsun Joseph Nicolosi. Sonra Hüseyin hocam da ağır bir tespit yaptı :bu taciz ve tecavüzcüler sahipsiz sevgisiz çocukları buluyorlar dedi. Evet benim tacizcim de babamdan alamadığım sevgiyle ilk yanıma yaklaşmıştı ve sonrasında beni taciz etmişti. Orospunun evladı... yaşadığım eşcinsel ilişkiler benim eşcinsellik problemimden yıllarca duyduğum acılardan bunalımlardan dolayı olmuştu. Ben ki beni çok seven kızı terketmiştim. Hepsi neden olmuştu? Hepsi annemin babamın bana sahip çıkmamasından ve tacizden dolayı eşcinselllik problemimden olmuştu. Ben durduk yere eşcinsel hayatın içine girmemiştim artık kendimi suçlamıyorum. Bunların hepsi eşcinsellikten tam anlamıyla kurtulabilmem için Allah’ın bana çektirdiği acılardı. O bana bu acıları verdi ama Olayım diye verdi. Artık hiç şüphem kalmadı. İnşallah bu problemi çözeceğim. Aşacağım ve yeni ben inşaa edeceğim. Donanımlı, arkasındakilerden pişmanlık duymayan bunları bir hayat tecrübesi olarak gören bir ben olacağım. İlk hedefim mezun olmak ve mesleğimi elime almak başarılı olmak. Bunları yaşamasaydım sıradan biri olacaktım. Ama bu problemi aşarsam asla sıradan biri olmayacağım.
Not: Hocamın tavsiye ettiği iki film vardı. Bunlardan ilki Ajji.bu filmeden çıkardığım, bu tacizci tecavüzcü istismarcı orospu çocukları o kadar vicdanını kaybetmiş yaratıklar ki cinsel tatminleri için nasıl çocuklara ellerini sürebiliyor diye düşünürken filmdeki puştun cansız kadın mankene neler yaptığını ve yaşlı bir kadına bile nasıl tahrik olduğunu görünce onların nasıl bir -vicdana- sahip olduklarını dahi anladım. Vicdansız ciğeri beş para etmez orospu çocukları.
Not: ikinci film ise güney kore yapımı silenced-sessizlik. Yaşanmış bir olaymış. Orada istismara maruz kalmış çocuklarının haklarının savunulması onların psikolojisini nasıl düzelttiğini bir kez daha anladım. Okuyan kişi eğer ki istismar durumu varsa git hesap sor dava et. Bu kendini ezilmiş hisseden o cocuğun kendini değerli hissetmesini büyümesini onun hayvan olmadığını onun da insan olduğunu anlamasını sağlıyor. Şununla bitirmek istiyorum: duymuyorsun, görmüyorsun ama bunların da ötesinde kalbinle hissedebilirsin. İşte bu esas önemli olan şeydir. KALBİNLE HİSSEDEBİLMEK. Evet ne kadar mağdur olsak da bizim de bir kalbimiz var kalbimize güvenip kalbimizle yaşamlıyız ona güvenmeliyiz.19/05/18 - 02.51

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta