Gönderen Konu: İnsan Büyüyünce Ölür  (Okunma sayısı 2627 defa)

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Mayıs 2018 - Cinsel Dürtüler

 Terapiye başladığım sırada kafamı yorduğum ilk mesele Semih ve Muhammed'di.

 Terapi ilerledikçe odak noktamı Babama yöneltmeyi başardım, Muhammed ve Semih'in bana neden destek olmadıkları konusunda ikna olmasam da hayal kırıklığımı bir kenara bırakabildim.

 Şu sıralar farkettiğim üçüncü büyük bir husus var üstesinden gelmeye çalıştığım. Cinsel dürtülerim ve cinsel fantezilerim. Bu zaten benim farkında olduğum bir gerçekti lakin zevk almamdan dolayı sorun teşkil etmesinden ziyade varlığıyla yaşamam gerektiği düşüncesindeydim. Geçmişimi sorun etmeyi bırakır, kendimle barışırsam zaten yok olacağını düşünüyordum. Aslında sağlıklı bir düşünce. İçinde bu dürtülerle yaşamaya alıştığında ya da daha kibar bir düşünceyle onlarla savaşmak yerine onların varlığını kabul ettiğinde onlarla yüzleşmek daha kolaylaşır. Ancak sabırsız olmamdan mı öte geliyor emin olamadığım nokta şudur ki, hakikaten canımı sıkıyorlar. Bugün sınavlarıma 2 gün kalmışken kesinlikle oturup ders çalışmam gereken ve hemen hemen okuldan sonra bu olaya daha çok yoğunlaşacağımı bilmeme rağmen cinsel dürtülerime kapılmak üzereyim.

 Herşeye rağmen insanız, ve bu dürtüler illa ki olmak zorunda. Ancak bu dürtülerin hemcinslerime yönelik olması beni yıpratıyor. Kendimi değersiz hissetmeme neden olan ve sigaraya başlamam neden olan yegane etmen. Bir yandan buna tam anlamıyla bilimsel bir karşıt bulamamış olmama rağmen -yani rasyonel olarak hala eşcinselliğin benim kafamda bir yeri olabilecekken- vicdanımın beni omzumdan dürtüklemesi kayıtsız kalamayacağım bir gerçek. Hala içimde ve bugüne değin karartmadığım kalbimin sesi benim azınlıktaki destekçilerimden.

 Bunların bilincinde olmama rağmen içim içimi yiyiyor, hemen gidip her kim olursa olsun birini bulup sevişmek, tabiri caizse kendimi siktirmek istiyorum. Ne kadar da hoş geliyor düşüncesi, bu biçimde yaratılmış olmak canımı sıkıyor elbet. Ama dini yönü ağır basan biri olarak şu klişeyi de göz önünde bulundurmak zorundayım ki herkes kendi sınavını veriyor. Asıl hayat elbet burası değil, olmamalı.

 Mesela, otobüsteyim okula giderken kumral, hafif sakalları çıkmış düzgün vücut hatlarına sahip bir delikanlı görüyorum. Gözlerim ona kayıyor, ona karşı cinsel arzular beslemeye başlıyorum. Sonra gözlerimi onun üzerinden aldığımda aklım devreye giriyor 'Hadi birazdan ineceksin birkaç dakika daha bakmanın zararı olmaz.'. Sonra tekrar bakıyorum. 1 dakika önce düşündüğüm şey ile o an içerisinde bulunduğum düşüncem çok farklı. Geriye dönmeye çalıştığımda çoğu zaman ne düşündüğümü hatırlayamaz buluyorum kendimi. Sonra sadece o konu kalıyor o an kafamda. Ya onu düşünüyorum ya da bu yaptığım saçma diyip kendimi sorgulamaya ve yer yer kendimi aşağılamaya başlıyorum. Hemen saydam bir yüzey bulup buna karşılık arıyorum adeta, gerçekten bu kadar değersiz miyim? Joseph Nicolasi de bahsediyor bu durumdan." Eşcinsel eğilimi gösteren kişiler sık sık aynaya bakar ve 'Hala ben erkek miyim?' sorusuna yanıt ararlar." diyor Onarım Terapisi kitabında.

 Bunları bir kenara itmeyi başarabilirsem eğer şu sıralar aklımı çokca meşgul eden bir isim daha var. Gücüme güç, inancıma inanç katıyor. Kendisi ilk kez adını andığım Ayşe Nur. 1 senedir ilgi beslediğim, yer yer kendimi onun peşinden gider bulduğum, sosyal medya hesaplarına defaatle girip aynı fotoğrafa onlarca kez baktığımı bildiğim kız. Kendisi beni tanımıyor ve herhangi bir muhabbetimiz de olmuş değil. Farklı bölümlerde olmamızdan dolayı çok sık göremediğim ama okula her girdiğimde gözlerimle aradığım tek kişidir.

 Değişime ilk karar verdiğim 1 sene evvelinde hoşlandığım, hatta nedensizce aşık olduğumu düşündüğüm biri. Fakat beni ikileme sokan kısım, değişme olan inancımın taze olmayışını yeni farkedip müdahale edememiş olmamdan kaynaklı. Evet 1 senedir eminim ki aklımı en çok meşgul eden kişidir ama ne ilginçtir elimi kolumu bağlamış olan biteni seyrediyorum sadece.

 Önceki yazımda da yazmıştım "Olayları akışına bırakan ama aynı anda akışa da yön vermeye soyundum." sözüm bu konuda koca bir yalan. Bazen suçlu arıyorum ya neden böyle olduğuma dair. Şöyle bir gerçek de var ki, zaman zaman tek suçlu da benimdir.

 Hüseyin Bey bana şunu belirtmişti: O -Az önce tanıştığım danışanı kastederek- buraya isteyerek ve değişmek için geliyor. Her geldiğinde gözlerinin içi parlıyor ve beni kendine o kadar yakın hissediyor ki bana Hüseyin diye hitap ediyor.

 Bu laf açıkca banaydı. Kalkıp bulduğum ilk boşlukta kendi paramla İstanbul'a gelip, bana yardım etmediklerini düşündüğüm için aylarca beni bunalıma sokanlara kin duyan, babama içten içe karşı hırçınlaşabilen ben aslında değişim konusunda yavru kedi gibi sızlanıyorum. Bu kendimi değersizleştirmekten öte beni anlayan birinin bunu farkettiği anda söylemesi gereken bir eleştiridir. Ve evet ben bu kadar değişmek istediğim halde neden değişime bu denli karşı koyuyorum?

 Şuan dersi bırakıp porno izleyip ya da gerekirse birini bulup kendimi siktirtmek için neden bir sebebim olmasın?

 Hayır bir sebebim yok çünkü de ondan. Ben bu hayata hayvan gibi yaşayıp yemek içmek sikişmek için gelmedim. Benim sorumlu olduğum bir hayatım, kardeşlerim, ailem, vatanım ve herşeyden önemlisi ideallerim var. Benim gidip kendimi ateşe atmam demek bunları da yok etmem manasına geldiğinden işte bu güne değin oraya adım atmaktan çekinirdim. Hala da öyleyim. Lakin masumane görünen, cinsel dürtülerime ayak uydurup yaklaşıp ellememe/bulaşmama stratejim beni bugün içinde bulunduğum ruhsal bunalıma soktu. İki yanımı -viccdanımı ve dürtülerimi- o kadar şiddetli hissediyorum ki, artık dışarıda tek başıma yürürken/konuşurken/yeyip içerken farkedilir biçimde dengesizleşiyorum. Evet dürtülerim doğrultusunda bodoslama ilerlememem gerekiyor artık. Ben büyüdüm, ileride bir aile kuracağım ve sorumluluklarım altında ezilmekten ziyade sorumluluklarımdan zevk almak istiyorum.

 Evet hiç olmadığı kadar isteksizim değişime ama bir yandan bunların bilincinde olup yazıya döküyor olabilmem bana istekli olma konusunda yardımcı oluyor. Değişimi hakikaten istiyorum, sadece bunu dürtülerime uydurmakta güçlük çekiyorum. İnanıyorum ki buda zamanla hallolacak.
« Son Düzenleme: 09 Temmuz 2018, 09:49:21 Gönderen: psikolog »

maxmun95

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: İnsan Büyüyünce Ölür
« Yanıtla #16 : 14 Mayıs 2018, 02:23:49 »
merhaba khan,yazında şu kısım dikkatimi çekti."Hayır bir sebebim yok çünkü de ondan. Ben bu hayata hayvan gibi yaşayıp yemek içmek sikişmek için gelmedim. Benim sorumlu olduğum bir hayatım, kardeşlerim, ailem, vatanım ve herşeyden önemlisi ideallerim var. Benim gidip kendimi ateşe atmam demek bunları da yok etmem manasına geldiğinden işte bu güne değin oraya adım atmaktan çekinirdim. Hala da öyleyim. Lakin masumane görünen, cinsel dürtülerime ayak uydurup yaklaşıp ellememe/bulaşmama stratejim beni bugün içinde bulunduğum ruhsal bunalıma soktu. İki yanımı -viccdanımı ve dürtülerimi- o kadar şiddetli hissediyorum ki, artık dışarıda tek başıma yürürken/konuşurken/yeyip içerken farkedilir biçimde dengesizleşiyorum. Evet dürtülerim doğrultusunda bodoslama ilerlememem gerekiyor artık. Ben büyüdüm, ileride bir aile kuracağım ve sorumluluklarım altında ezilmekten ziyade sorumluluklarımdan zevk almak istiyorum."

Ne acıdır ki bu noktada senle birleşiyorum bende idellari olan anneme babama açıkça aileme insanlığa karşı sorumluluğu olan biri olarak görüyorum hep kendimi ve bu yüzden şu yaşıma kadar kendimi öyle veyahut böyle korumayı başardım.Ama kontrolümü kaybetmekten korkuyorum tuz buz olmuş bir cam parçası gibi dağılmaktan ortada kalmaktan.Senin tabirinle siktirtme konusu ne acı ki yazarken bile kendimden iğreniyorum.Ama gerçeklerden içindekilerden de kaçamıyor insan işte duyguyu iyi bilirim o kadar zaman içimde bende bastırdım ki halende kontrolünü sağlayıp bastırmaya çalışıyorum.Bu öyle bir düşünce ki "ballı zehir" derim ben bu duyguya düşüncesi tatlı ama zehir,ve sonu olmayan bir zehir bu bakımdan benimde kafam çok karışıyor.He karışıyor dediğim ömrüm boyunca eşcinsel bir hayat yaşamayı asla düşünmedim düşünmek taraftarı da değilim.Sadakatin avuç avuç dilenildiği bir "zevk,cinsel dürtü,yaşam" ne kadar bizi mutlu edebilir ki...Peki ya herşey olup biter,cinsel bir ilişki yaşadın hayallerinde ki unutulmayacak bir zevk ile hemde peki herey bittikten sonra ne olucak sonu olmayan bir muamma ötesi yok çünkü ne beklicen o kişiden evlenip çocuk sahibi mi olmak "imkansız!" mutlu olmak mı? sadakat mi?"imkansız" herşey 1 saate sığdı sığacak 2 dk lık bir zevk uğruna koca bir ömür ve ideallerini canice öldürdüğün bir hayat kalıcak elde ne acı...

İşte bu yüzden seninde tabirinle, ki benimde aşırı dereecede kumral kirli sakallı veya renkli gözlü fiziği düzgün erkekler çok dikkatimi çeker.Hatta baka kalırım farkedicek diye utanırım beyaz olan tenim dahada soluklaşır veya kıpkırmızı olurum,ama kendimce bulduğum bir taktik ile savuşturabiliyorum bu duyguları eskisine oranla,derim ki kendi kendime;
istediğin olsa sonrası ne olucak ne beklicen hayattan açıkçası "Peki ya sonra?" derim kendi kendime biraz daha kafamın netleşmesini sağlarım sanada tavsiye ederim.İdeallerini sevdiklerini aileni veyahut sana veya senin can-ı gönülden değer verdiklerin kişileri düşün bu duygualrı bastırmakta yardımcı oluyor.Sağlıcakla kal.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Ynt: İnsan Büyüyünce Ölür
« Yanıtla #17 : 19 Mayıs 2018, 23:03:16 »
merhaba khan,yazında şu kısım dikkatimi çekti."Hayır bir sebebim yok çünkü de ondan. Ben bu hayata hayvan gibi yaşayıp yemek içmek sikişmek için gelmedim. Benim sorumlu olduğum bir hayatım, kardeşlerim, ailem, vatanım ve herşeyden önemlisi ideallerim var. Benim gidip kendimi ateşe atmam demek bunları da yok etmem manasına geldiğinden işte bu güne değin oraya adım atmaktan çekinirdim. Hala da öyleyim. Lakin masumane görünen, cinsel dürtülerime ayak uydurup yaklaşıp ellememe/bulaşmama stratejim beni bugün içinde bulunduğum ruhsal bunalıma soktu. İki yanımı -viccdanımı ve dürtülerimi- o kadar şiddetli hissediyorum ki, artık dışarıda tek başıma yürürken/konuşurken/yeyip içerken farkedilir biçimde dengesizleşiyorum. Evet dürtülerim doğrultusunda bodoslama ilerlememem gerekiyor artık. Ben büyüdüm, ileride bir aile kuracağım ve sorumluluklarım altında ezilmekten ziyade sorumluluklarımdan zevk almak istiyorum."

Ne acıdır ki bu noktada senle birleşiyorum bende idellari olan anneme babama açıkça aileme insanlığa karşı sorumluluğu olan biri olarak görüyorum hep kendimi ve bu yüzden şu yaşıma kadar kendimi öyle veyahut böyle korumayı başardım.Ama kontrolümü kaybetmekten korkuyorum tuz buz olmuş bir cam parçası gibi dağılmaktan ortada kalmaktan.Senin tabirinle siktirtme konusu ne acı ki yazarken bile kendimden iğreniyorum.Ama gerçeklerden içindekilerden de kaçamıyor insan işte duyguyu iyi bilirim o kadar zaman içimde bende bastırdım ki halende kontrolünü sağlayıp bastırmaya çalışıyorum.Bu öyle bir düşünce ki "ballı zehir" derim ben bu duyguya düşüncesi tatlı ama zehir,ve sonu olmayan bir zehir bu bakımdan benimde kafam çok karışıyor.He karışıyor dediğim ömrüm boyunca eşcinsel bir hayat yaşamayı asla düşünmedim düşünmek taraftarı da değilim.Sadakatin avuç avuç dilenildiği bir "zevk,cinsel dürtü,yaşam" ne kadar bizi mutlu edebilir ki...Peki ya herşey olup biter,cinsel bir ilişki yaşadın hayallerinde ki unutulmayacak bir zevk ile hemde peki herey bittikten sonra ne olucak sonu olmayan bir muamma ötesi yok çünkü ne beklicen o kişiden evlenip çocuk sahibi mi olmak "imkansız!" mutlu olmak mı? sadakat mi?"imkansız" herşey 1 saate sığdı sığacak 2 dk lık bir zevk uğruna koca bir ömür ve ideallerini canice öldürdüğün bir hayat kalıcak elde ne acı...

İşte bu yüzden seninde tabirinle, ki benimde aşırı dereecede kumral kirli sakallı veya renkli gözlü fiziği düzgün erkekler çok dikkatimi çeker.Hatta baka kalırım farkedicek diye utanırım beyaz olan tenim dahada soluklaşır veya kıpkırmızı olurum,ama kendimce bulduğum bir taktik ile savuşturabiliyorum bu duyguları eskisine oranla,derim ki kendi kendime;
istediğin olsa sonrası ne olucak ne beklicen hayattan açıkçası "Peki ya sonra?" derim kendi kendime biraz daha kafamın netleşmesini sağlarım sanada tavsiye ederim.İdeallerini sevdiklerini aileni veyahut sana veya senin can-ı gönülden değer verdiklerin kişileri düşün bu duygualrı bastırmakta yardımcı oluyor.Sağlıcakla kal.


 Benim başından beri dert edindiğim sıkıntı şudur ki, kendime yakın birini şu güne dek bulamadım. Bunun acısını çekiyorum. Hayatımda sadece azınlıkta kişiye güvenip bu konuyu açtım ve yazımda da çok dile getirdiğim gibi hepside 'Biz senin derdinle bir iki saat dertlendik, seni dinledik şimdi ise kafamızı kuma gömüyor destek olmayıp kendini düzelteceğine inanıyoruz' yalanına inandırıyorlar. Benim canımı da bu sıkıyor. Hani hayatımda gerçekten değer verebileceğim insanlar yok değil ama beni anlayabilecek birini bulabilmem zor. Tabii burada sizlerle ve Hüseyin hocamla dertleşip çözüm yolu arıyor ve yeri geldi mi defalarca eşcinsel eğilimleri doğrultusuna hareket etmiş insanlar bile birbirlerini anlayıp birbirlerini teselli edebilecekleri cümleler kuruyor. Fakat günlük hayatımda, arkadaşım kardeşim deyip yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen insanların hiçbirinden hiç bir konuda destek göremiyor olmak yorucu.

 Aslında soğukkanlı biriyimdir, bu tarz olguları dert edinmemek gerekiyor ama o denli yıprandım ki bu terapiye gelmesem ve bu yaşıma kadar biriyle birlikte olmasam da eminim ki bu aylarda bunu başarmış olacaktım. Terapiden sonra bile denedim bunu buraya yazmasam da çok yakınlaştım ama terapiden olsa gerek eskisi kadar heyecanlı gelmiyor. Bu oldukça olumlu bir gelişme.

 Hüseyin Hocam da demişti, erkekler korkaktır. Hakikaten öyle, birinden ilgi görünce çekimser davranıyorlar. Tabii bunu erkeklerden soğumak için düşünüyor değilim, ben de öyleyim de ondan. Örneğin beni bu hayatta en çok annem ve kardeşim sever, ben ise en çok onlara karşı kayıtsız kalıyor ve bu kayıtsızlığımı farketmesinler diye her fırsatta onlara hediyeler alıyor ve yatıştırıyorum. Aslında evde onlarla birlikte bulundukça boğuluyor gibi oluyorum. Ben de onları seviyorum, ama beni sevmeyenler daha çok aklıma takılıyor ve en küçük sözleri beni kedere boğuyor.

 Hani olur ya haberlere çıkan kimseler vardır. Kanseri bilmem kaçıncı kez yendi diye. Bu büyük bir başarı, bizim durumumuzla kıyaslanamaz bile. Fakat onların bir ortak noktası vardır ki oda şudur, hemen hemen hepsinin yanında can dostları/eşi/ailesi vardır veya en kötü durumda sanata veya bir başka bir alanda olağanüstü tutkuları onlara can verir. Ben de bu hayatta tutunabileceğim bir dal arıyorum, tabii bunun mümkünse eşim olmasını çok diliyorum.

 Kafam yine dalgın, ne yaptığımı ve yazdığımı bilmiyor gibiyim. Yoruldum, fakat başaracağım Allahın izniyle. Allah razı olsun kardeşim.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
İnsan Büyüyünce Ölür - Semih Abi
« Yanıtla #18 : 21 Mayıs 2018, 08:30:12 »
Mayıs 2018 - Semih

 Forumdaki yazıları okurken ve terapi sırasında tanıştığım arkadaşlarda iyileşme belirtileri gösterenler arasında şu dikkatimi çekti. En ümitli olanların arkasında genellikle yakınlarından biri bulunuyor ve bazıları ailesinden önce durumu kendi abilerine anlatmış durumda. Aslında mantıklı, aile ile nesil uyuşmazlığından ve konunun hassasiyetinden olsa gerek konuşması çok daha zor. Eğer varsa abiniz ile bu konuyu tartışmak kişiye eşcinselikten sıyrılma konusunda açık kapı bırakıyor.

 Benim 2 tane abim var. Eğer konuyu onlara açmış olsaydım beni anlayabileceklerini düşünmüyorum. Daha benim nasıl biri olduğumu, neler yaptığımı, neleri sevip neleri sevmediğimi bilmiyorlar. Bende bu yüzden 2 senedir tanışık olduğum bir abime, arkadaşıma konuyu açmak istemiştim. Bu kişi yazılarımda çoğu vakit söz ettiğim Semih abidir.

 Normalde insanlara değer verebilen biri değilimdir. Hüseyin Hocam bana ketum demişti. Hakikaten de öyleyim, insanlara yanaşma konusunda çok isteksizim. Dışarıdan birinin benimle arkadaşlık kurması zor. Bunu ben istemiyorum, aksine insanlarla tanışıp samimi olmayı severim. Ama hepsi bir yere kadar. Asla hayatımda hemen hiç kimse tam anlamıyla değer verdiğim bir kişilik olarak konumunu koruyamadı. Bunun istisnası vardı, Semih abi. Kendisini çok olgun, düşünceli ve naif ruhlu biri olarak görmüşümdür hep. Bu konuyu geçtiğimiz sene ona açmaya karar vermiştim. Yazımda da bahsettiğim gibi, konuyu ona açtığımda içimi dökme derdiyle anlatmış, en küçük bir beklentiye de girmemiştim. Ayrıca, ne bekleyebilirdim ki? Beni değiştirebilecek kişi dışarıda değil benim tam içimde yatıyordu.

 Geçtiğimiz sene oldukça keyifliydi, hayatımda değer verdiğim insanlar, yeni gittiğim şehirde yepyeni bir çevre ve kaliteli onca insanla tanışma fırsatım oldu. Semih abi de bunlardan biriydi. Zamanımın çoğunu onunla geçiriyordum. Normalde insanlar kendi yaşıtlarıyla vakit geçirmeyi yeğlerken ben küçüklüğümden beri hep büyüklerle hemhal olurum. Yaşıtlarım bana gerizekalı gibi görünür. Ama büyük biriyle dost olmak benim için ayrıcalıklı bir nitelik. Tabii bunu içinde bulunduğumuz eşcinsellik psikolojisiyle düşünürsek babadan göremediğim ilgiyi yine büyük erkeklerde arıyor oluşum şeklinde değerlendirebiliriz. Bu erotik anlamda olmak zorunda değil, çünkü çoğu eşcinselin aksine hemcinslerimle bağ kurmak konusunda özel bir yeteneğim var. Erkekler bana korkunç gelmiyor, eğlenceli ve arkadaş canlısı geliyor. Tabii dediğim gibi, benden yaşça olgun olanlara karşı bu şekilde.

 Semih abi iyi güzel, temiz kalpli bir insan. Fakat anlamadığım nokta şu, bana neden destek olmadı? Bu neden benim için çok önemli onu da tam idrak edebilmiş değilim ancak bana konuyu açtığım gün adam akıllı destek olsa ben eminim ki şuan kökten değişmiştim. Kendimi yeterince yalnızlaştırıyorum. Hayatımda hiç kimse yokki onun uğrunda yaşayayım ya da yaşamıma yön vereyim. Ya yemin ederim bir kişi dahi yok. Neden böyle peki? Onlarca kardeşi olan, 50 ye yakın kuzeni ve belkide 400 e yakın arkadaşı olan ben, neden yapayalnızım? Anasını satayım neden değer verdiğim insanlar beni hep hayal kırıklığına uğratıyor? Sonra bana ketum diyorlar, tabii ketum olurum. Bunu bağırmak istiyorum: İnsanlar kendi dertleriyle o kadar meşgul ki yanında kardeşim dediği insanın bir bok çukurunda olduğunu göremiyor. Amına kodumun tüm insanları haysiyetsiz, gamsız ve hayatın kölesi olmuş durumda.

 Bir dala tutunamayan insan ne yapar? Aşağı düşer. Yani hata yapar. Ben çoğu kez bir erkekle birlikte olmanın eşiğinden döndüm. Evet Allah yardım etti, bir başkası değil. Eğer gidip bir erkekle birlikte olsam daha mı iyi olurdu? Ailem bunu öğrense beni keser, arkadaşlarım benden soğur, semih abi dediğim zat siktir olur giderdi. Daha da yalnızlaşırdım.

 Bunca hayal kırıklığına rağmen her seferinde bu konuda kapısını çaldığım insan Semih abidir. Belli ki benden rahatsız oluyor, böyle insanların varlığını kabul etmiyor, yer yer yadırgıyor. Aslında o bir homofobik. Ben ise değilim. Homofobik olmanın bir mantalitesi yok. Tamam eşcinselliği benimsemediğim için buradayım ve bu yazıları yazıyorum fakat bu bu tarz insanların varlığını reddetme, onları hor görme hakkını tanımıyor bana. Kimseyi hor göremeyiz, böyle bir hakkımız yok.

 Benim yaşadığım çelişki burada başlıyor. Böyle ince ruhlu bir insan nasıl olurda bana karşı duyarsız olur. Belli ki böyle insanları kabul etmiyor. Ama benle arasındaki ilişkiden dolayı hala irtibatı koparmıyor. Belkide onun için benim bir eşcinsel olmam darbe oldu. Bilemiyorum her ne oldu fakat onun bir önyargısı aslında beni mahvetti. Hayal kırıklığına uğradım. Açıkcası ondan bu konuda iğreniyorum.

 O okulu bitirdi, şuan benim okuduğum bölümde akademisyen. Ve okulum bitene kadar karşılaşmak zorunda olduğum bir kimse. Aramı bu olayları düşünmeden iyi tutmaya çabalıyorum. Ama şunu bilin ki çok yoruldum. Hakikaten onunla bu ilişkiyi sürdürdüğüm müddetçe midem bulanmaya da devam edecek. Nasıl yürümesi gerektiğini bilmiyorum ama böyle yürümek zorunda değil. Ne yapıp edip hayatımdan onu atmam bence en iyisi olacak.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
İnsan Büyüyünce Ölür - İyiye, Hep Daha İyiye
« Yanıtla #19 : 15 Haziran 2018, 02:45:56 »
Haziran 2018 - İyiye, Hep Daha İyiye

 En başta şunu belirtmek isterim ki, her şey oldukça iyi gidiyor. 5. terapiyi geriye bıraktım ve üzerimdeki değişim inanılmaz. En baştan beri kendimden ziyade sorunun dışarıdakiler olduğunu düşünür dururdum. Aslında bu yaşadığım hayal kırıklığı 5. terapime değin aklımdan atamadığım bir olguydu. Fakat sorun en başından beri bu değildi. Ben ona inanmak istiyordum. Bu sorunu sanıyorum oldukça aştım ve artık daha çok babama, sorunun kaynağına yönelip aramızdaki baba oğul ilişkisini geliştirebilmek adına ciddi adımlar attım. Bu aşamada buna çok daha fazla vakit ayırıyorum.

 Çoğu zaman kendimi aktif ya da pasif olarak adlandırmaktan geri duruyordum, çünkü cinsellik jargonuna hemen hemen hiç hakim değildim. Ancak zevklerime bakarak daha çok pasif eğilimli biri olduğumu söyleyebilirim de. Şuan ise ciddi bir şekilde aktif fantezilerden haz almaya başladım. Önceki yazılarımda da belirttiğim üzere bu karşı cinslerimle çok daha zevkli hallere büründü. Üzerine düşüldüğü zaman bir kadın erkek ilişkisinde erkeğe düşen rolü çok rahat üstlenebiliyorum. Erkekliğin gerektirdiği role bürünmek, hoşuma gitmiyor değil. Geçtiğimiz günlerde sevgili olmak isteyeceğim türden biri aklımı cezbetti ve oldukça uzun bir hoş sohbetimiz oldu. Ben o sohbet sırasında kendim hakkında şunu söyleyebilirim ki, işte o muhabbetin içindeki ben, gerçek bendi.

 Üçüncü olarak iyileşen durumum ise, kendimle barışabilmek. Evet şu sıralar cinsel yönelimim bataklığa sapmaktan kurtulmuş olsa ve babamla aramı oldukça iyi tutmaya başlasam dahi ben eşcinsel eğilimleri olan biriyim. Şuan Hüseyin Hocamın da söylediği gibi, biseksüel evredeyim. Tabii ki şu yaşıma gelene kadar eşcinsel yönelimimi beslediğim için bu benim için alışkanlık olmuş durumda. Fakat az önce de belirttiğim gibi, erkek rolüne yatırım yaptığımda çok farklı bir zevk aldığımında farkındayım. Aslında cinselliğe bağımlılık dışında çok bir ilgisi olmayan biriyim. Ancak bu değişim, ve kadınlara karşı yeni yeni duymaya başladığım bu haz keşfedilmeyi bekleyen bir tat. Bununda bilincinde olmaya başarabildiğimde erkeklere olan ilgim sadece eski günlerimden kalma yok edilmeyi bekleyen bir alışkanlık vasfına geliyor.

 Artık Babama çok daha yakın olduğum bariz. Hüseyin Hocanın tavsiyelerine uyup çok daha sık irtibat haline geldim babamla. Bunu terapinin ilk zamanlarından beri uyguluyorum. Şuan Baba oğul ilişkisinde geldiğimiz konum, kovalayan kişinin babam olmasını sağladı. Babamla ve ailemle olan ilişkime sonra daha detaylı değineceğim. Kısaca şunu söyleyebilirim ki, babam benim ismimi bile zar zor hatırlardı. Buda kendisinden beni bir hayli uzaklaştırıyordu. Şuan ki geldiğimiz durumda ise, her fırsatta bana hayatının özel anlarını anlatıp benim hayatıma yön verme çabasıyla geçiyor. Şu güne kadar yaşadığım bu soğukluktan sonra ilgi alakasının bu kadar artması kendime olan özgüvenimi tazeliyor. En son dün gece yemek masasına oturup 2.5, 3 saat kadar muhabbet ettiğimizi söyleyebilirim. Bence şuan iyi gidiyoruz.

 Şuan geldiğim noktadan sonucu çok daha net görüyorum. iyiye, hep daha iyiye gidiyorum.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Haziran 2018 - 5. Terapi

 Eşcinsellik cinsellik midir? Hayır eşcinsellik cinsellik olamaz. Beşinci terapide bunu öğrenmiş oldum. Bahsedilenin aksine bu terapide hormon takviyesi ya da beyine uygulanan garip sinyaller yok. Bu terapide Baba sevgisinden öyle ya da böyle mahrum bırakılmış ya da bir şekilde sapkın biri tarafından bahanesi kabul edilemeyecek derecede tecavüze uğramış nice insan bulunuyor. Danışanların hemen hepsi aslında bir cinsellik batağının içinde olduğunun farkında. İster bir ilişki yaşamış olsun ister çok ileri gitmemiş olsun. Bir çoğumuzun terapiye başlama sebebi anti-homofobiklerin* iddia ettiğinin aksine ruhsal sıkıntılara dayanmakta. Bende bu sebeple 5. terapim için yine o odada bekleme salonunda oturuyordum.

 Kapıyı Eda açtı. Kendisini çok iyi kalpli, zeki ve güçlü buldum. İçeride önceden tanıştığım ve adını ikidir unuttuğum bir arkadaş ile birlikte Ercan Abi de oturuyordu. Bu ismini unuttuğum arkadaş eşcinselliği yenmiş biriydi ve şuan hayatına yeni bir üniversite ve yeni bir şehirle devam ediyordu. Şehir dışında ikamet etmesine rağmen ziyaretini eksik etmiyordu ki bu onu ilk görüşüm değildi.  Bu sırada içeri girip yerimi aldım. İçerideki üçlü oldukça keyifli bir vaziyette muhabbet ederken muhabbetlerine dahil olabilmek benim de neşemi birkaç kat arttırdı. Yarım saat çok hızlı bir şekilde geçti ve Hüseyin Hocamın odasında buldum kendimi. Bir önceki görüşmemizde oldukça keyifsiz olduğumdan hocam beni uyarmıştı ve bende bu sefer keyfim hiç mi hiç olmadığı halde ofise enerji dolu girmeyi başarmıştım. Ama bu terapide ne konuşacağımı ve neyi anlatmam gerektiğinden yine emin değildim.

 "Ne yaptık" dedi. Güldü. Anlatmaya başladım: İstanbul'a yeni geldim, üniversite araya girdiğinden uzun bir süre buradayım ve onca eşyayla birlikte geldim. Sirkeciye kadar gidip Babamı aradım beni alması için. Geldi beni aldı ve ablamı da almak için Üsküdar'a yola koyulduk. Uzun süredir görüşmüyorduk ve her zamanki gibi soğuktu. Bende belirgin bir soğuklukla davranmaya devam ettim. Asabi çocuğu oynadım. İlginçtir başladı muhabbet etmeye. Avrasya Tünelinden geçerken "Mavi lambalar yanınca denizin altına giriyorsun" dedi. Bunun gibi birkaç cümle daha sarfetti. Normalde muhabbet etmeye çalışan benimdir ve dinlemeyen odur ama o gün ne olduysa tam tersi bir psikolojiye girmiştik. Üsküdar'a varmıştık ve ablamın gelmesini beklerken dışarıda bir masada oturup karşılıklı bir şekilde yaklaşık 5-10 dakika kadar sus pus oturduk. O sırada bana baktı, anlamlı anlamlı bir şekilde "Hayat geçici yavrum, bak dün neydiniz bugün ne oldunuz. Büyükler ölür yerine yenileri gelir." dedi.

 O an gözümün içine ağlamaklı bir biçimde bakıyordu. Bana yıllarca ismim yerine 'şey' diye hitap eden, her geldiğinde sarılmak yerine gidip elini öptüğümüz ve her zaman bir işi olduğu için biz çocuklarını sadece eşlerine emanet eden adam sanki o an gitmişti. Aslında benim senelerdir ailemin gidişatını görüp üzülmem gibi, o da bir şeylerin farkına nihayet varmıştı. Ablam geldiğinde onu da alıp eve sürdük. Araçta babamın bir şekilde diğerlerinden ayrı tuttuğu iki çocuğu, ablam ve ben, vardık. Babam altmışını aşmış, işinden elini ayağını çekince aydınlanmışcasına annemle evlendiği dönemde yaşadıkları sansasyonel olayları anlatmaya koyuldu. Zamanında iş yerinin bombalandığını, bir terör örgütünün ailemize musallat olduğunu ve hatta evimize dahi saldırıda bulunduğunu öğrendim. Asıl amaçları haraç kesmek olan bu örgüte babam ailesinin en büyüğü olarak "Bunlara bir kere taviz verdik mi devamını isterler ve ileride çocuklarımıza da musallat olurlar" deyip fire vermemiş olması bir çok kimsenin yapamayacağı bir gövde gösterisidir. Hakikaten de bu örgütle polis dahilinde mücadele edip içeri attırmayı başarmış.

 Olur ya çocukken, sağda solda dolanırken bazı fısıltılar işitirsin. Ya da çok küçükken yaşadığın travmaları bile anımsarsın. Veyahut bu ikisi de karışıp anlatılan o denli korkunç olayları sanki yaşamışcasına defaatle görürsün zihninde. İşte bunlar benim geçmişteki korkularım. Belkide annemin diğerlerine nazaran benim üstüme bu kadar düşmesinde muhtemel soru işaretleri bunlar. Nedense babamın anlattıklarıyla benim küçükken anımsadıklarım örtüşüyor birbirine.

 Hüseyin Hocayla bunları konuştuktan sonra belirttiğim korkularım üzerinde pek durmadık ama ikimiz de orada bir şeylerin olabileceği konusunda hemfikirdik. Terapinin sonuna gelene kadar ailemden, babamdan ve genel konulardan konuşmaya devam ettik. Hüseyin Bey benden bu terapideki en önemli olayı bulmamı istedi. Ben bulamayınca kendisi atıldı, "Muhammed ve Semihten hiç bahsetmedin." deyip sırıttı. Haklıydı, ilk kez onlardan bahsetmeyip sorunun kaynağına yönelmeyi başarmıştım. Bu artık sorunu kabullenip üzerine gidebilmem için muhteşem bir başlangıçtı. İnsanların beni anlamaması, göstermelik tutumları benim için arap saçına dönmüştü. Ve ben şunu çok net söyleyebilirim ki hiç olmadığı kadar sorunun üzerine gitmeye hazırım.

*Anti-homofobik: Homofobiklere, homofobik olduğunu düşündüğü onarım terapistlerine ve danışanlarına karşı içten düşmanca tavır besleyen İnsansılar familyasındaki bir alt tür.


Değil mi o parlayan kapkara kömür,
Filhakika bana vurulmuştu mühür,
Aydınlattı nice ömür; istediğin kadar köpür,
İnsan büyüyünce ölür.
« Son Düzenleme: 09 Temmuz 2018, 09:49:46 Gönderen: psikolog »

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Haziran 2018 - Bir Kayıp

 Gecenin bir vakti, saat 3:00 sıraları. Babaannemin rahatsızlandığını duymuş gözüme uyku girmemişti. Abim aradı, "Babaannemi vefat etti." dedi. Hiç bir şey hissetmedim. Telefonu kısa tuttum ve kapadım. Babaannemi çok mu çok severdim ama o an bir şey hissedememek çok dokundu. Bu ilk kez olmuyordu.

 Babaannemin evine gittik. Amcamlar ve herkes oradaydı. İlk önce babama gittim, elini uzattı ama ben sarıldım. Baş sağlığı diledim. Tek tek amcamlarla tokalaştıktan sonra geçtim babamın yanına oturdum. Cenaze kalkana değin babama bakıp aslında ne kadar iyi bir insan olduğunu düşünüp durdum.

 Cenazeyi eve almaya girdiklerinde tüm oğulları yarışırcasına tabuta yüklendi. Araca kaldırdığımızda aracın hareket etmeden önceki birkaç dakikası kayda değerdir. Babannem geride 50-60 kadar torun ve bir o kadarda onların çocuklarını bırakarak öbür aleme göçtü. Herkes orada hüngür hüngür ağlarken kardeşim bana yaklaşıp yaşının verdiği masumlukla "Abi sen neden ağlamıyorsun yoksa babaannemi hiç sevmiyor musun?" dedi.

 Araç kalkmadan önce bir herkesi yokladım, gözüm arkamda köşeye çekilmiş ağlayan babama takıldı. O ruhsuz adam hüngür hüngür ağlıyordu. Ablam farketmiş olacak ki ona doğru kollarını açarak gitti ve birbirlerine sarıldılar.

Temmuz 2018 - 6. Terapi

 Yine hangi daire olduğunu unutmuştum. 1 ve 2 ye bastım, kapı açıldı. Kapıyı açan kişi kolsuz siyah bir tişört giymiş ve küpe takmıştı. Saçlarındaki beyazlıkları örtmek istercesine genç görünmeye çalışan Aliydi bu arkadaş. Kendisini hakikaten cana yakın buldum. Kendisi ilk terapide tanıştığım Ahmet'in arkadaşıymış. Bu arkadaşların hikayesi uzun tabi, bir gün birliktelerken Ahmet'in babası tarafından görülmüşler, ardından olayın vahametini anlayan babası Ahmet'i alıp buraya getirmiş. Akabinde Ahmet ve babası da Ali'yi terapiye davet etmişler ama Ali kısa bir süre sonra ayrılmış. Aradan aylar (belkide bir iki yıl kadar) geçmesine rağmen terapiye kendi rızasıyla gelmeye başlamış.

 Hüseyin Hocanın odasına geçince ilk önce geçtiğimiz hafta yaşadığımız vefat haberinden ve benim duygusuz tavrımdan anlatmaya başladım. O bunu "Babana karşı bir dik duruş" olarak niteledi, ki haklı buldum. Babama yoğunlaşmam gerektiğinden ve her fırsatta onunla konuşup gerekirse onu yargılamam gerektiğinin önemine işaret etti. Terapiye başladığımdan beri uyguladığım bir davranıştı bu, hakikaten işe yarıyordu. Kızlara hiç ilgi duymayan ben bir anda onlara karşı duygusallıktan öte erotik duygular beslemeye başlamıştım. Erkek çocuğun babayla olan ilişkisinin öneminde pre-homeseksüel(eşcinsellik öncesi) döneme işaret edilir. Çocuğun babayla olan ilişkisinin erkek çocuğun erkekliği içselleştirdiğine sıkça değinilir. Sanki bu terapi boyunca tüm bu pre-homoseksüel dönemi baştan yaşıyormuşum gibi.

 Seçimleri yeni geride bırakmıştık. Siyaset-Futbol-Kızlar erkeği erkek yapan unsurlardı benim gözümde. Futbol oynamazdım ama çok güzel siyaset yaptığımı öne sürebilirim. Tabii Hüseyin Bey'de bu zaafımı görmüş olacak ki terapinin son kısmı gereğinden fazla uzadı ve tamamıyla siyaset, tarih ve Hüseyin Hocamın "Cinsel istismar edilen çocukların ciddi yerlerde kullanılabileceği" tezi hakkında konuştuk. Genelde konuşan oydu ve ben sadece bir iki yorumumu ilave edebiliyordum. Kanıma giriyordu, bir çoğu konuda aynı minvalde düşünüyor olmamız beni etkiliyordu. Aklıma takılan bir soru vardı "Hocam tam olarak detayı bilmiyorum ama araştırdığım ve forumdan da okuduğuma göre onarım terapisi üzerinde yetersiz kalmışız, neden daha fazla şey yapamıyoruz?" dediğimde uzun uzadıya anlattığı engellemelerin sonuna "Ebemizi siktiler" dedi. Tabii şaka bir yana, cümlelerinden biri de şuydu "Ben hayatımı eşcinselliğe adadım ama sonuçta bir psikoloğum hem de bir eşcinsel psikoloğu, kim takar beni?", "En azından Nevzat Tarhan Üniversite rektörü bir adı namı var".

Hüseyin Beyin uğraşmadığını düşünmüyorum. Bu konuda bir şeylerin ters gittiği aşikar. Her yandan "Geylik özgürlüktür" naraları atılırken eşcinsel olmak istemeyenlerin özgürlüğüne müdahale eden mantaliteyi ben tanımıyorum. Durum şöyle olsaydı eğer, biri gelip te bana karışmayın ben gey olmak istiyorum dese, biraz durup düşünür, sonra ona siktiri çekerdim. Ama alayı gelip "Sen eşcinsel geldin eşcinsel öleceksin" dese o zaman büyük sikerler işte.

Hüseyin Hocam'la uzun ve keyifli bir muhabbet oldu. Ben de onu biraz daha yakından tanıma fırsatını elde ettim. Dünyanın çivisi çıkmıştı, Hüseyin Hoca ise yanında birkaç kişiyle bu işin üstesinden gelmeye çalışıyordu, ama yetersizdi. Eğer onlar kadar çalışıyor olsaydık, mümkün değil bu kadar yayılmaları. Bunlara canımın sıkıldığını fark etmiş olacak ki Hüseyin Bey yanıma geldi, sımsıkı sarıldı. Uzunca bir süre bırakmadı, "Bak bakalım erkek erkeğe sarılmak nasılmış." dedi. Sonra omuzlarımdan tutup bana bakıp birbirinden değerli övgüler yağdırmaya başladı. Zekamdan, duruşumdan bahsetti. Ben ise yerin dibine girdim, göz teması bile kuramaz oldum. "Ben bir adamı içeri girdiğinde tanırım, eğer sana kaliteli birisin dediysem öylesindir" dedi. O kadar alışık değildim ki bu sözlere, hayatım boyunca psikolojik olarak o kadar çok dışlanmıştım ki yakın çevrem tarafından, kendi değerimi göremez, hissedemez olmuştum. Hüseyin Bey bunu görmem için karşıma geçmiş şov yapıyor, bana bağırıyordu sanki.

 "Ne hissetin?" dedi. Hislerimi tarif etmem mümkün değildi, bunları yazarken bile gözlerim doldu. O an da duygulandığım için kendisine bakamaz olmuştum. Bir baba şefkatiyle yıllardır duymayı beklediğim sözlerdi bunlar. Sahte övgüler değil, kendimi kanıtlamanın zaferiydi bu. "Yerin dibine girdim Hüseyin Bey" dedim yaşlı gözlerle. "Sen kendini değersizleştiriyorsun bunun üstesinden gel" dedi. Sanırım bu bana terapide söylenebilecek en değerli eleştiriydi.
« Son Düzenleme: 19 Temmuz 2018, 17:41:01 Gönderen: psikolog »

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Temmuz 2018 - Dibe, En Dibe

 Uyku gibi, insanın depresifleşmesi de belli bir periyotta kendini gösterir mi? Mesele saat 12 de uyuyorsan hemen her gün o saatte uykun gelir, ama bir insan neden her iki ayda bir depresif olur? Bu ilk önce akademik başarıda kendini gösterdi. Okulda ilk önce vizelerde bir iki hafta kendime gelemedim, 2 ay sonra finallerde yine aynını yaşadım. Matematiksel ifadeyle 3.20 olan ganom 2.20 ye düşebildi, derslerin yarısını bıraktım. Birinciliğe oynayan ben, neden böyle yaptım?

 6. Terapiden sonra baya baya dibe vurdum. Her fırsatta erkekleri arzular oldum ve pornografiye olan bağlılığım arttı. Laneten yaşıyorum. Moralin bozulduğu an aç erkekleri izle, ne kadar sefil bir hayat! En son kafaya koymuştum, birini bulup ilişkiye girecektim. Ama akbilime atacak kadar param bile yoktu, işin sonunu kestirebildiğimden bende para istemedim zaten. İki hafta kadar bu böyle sürdü. Sonrasında okuduğum şehre yazın ortasında dönmek zorunda kaldım birkaç işi halledebilmek için. Muhammed ile karşılaştık. Bundan önceki görüşmemiz birkaç hafta önceydi ve o zaman gayet normaldi. O gün ise nedense ben onu görünce çok gerildim, o da beni görünce afalladı. Baktım muhabbet edeceği yok zoraki ben bir iki soru sordum, geçiştirdi geçti sonra ayrıldık zaten.

 Bir yandan iyi bir haber aldığım için keyfim yerine gelmişti, bu şehri seviyordum herkesten uzak tamamen kendi kurduğum hayatımı yaşıyorum. Fakat Muhammed ile o bir iki dakikalık konuşmamız beni germek için yetiyorda artıyor bile. Aslında evet hata bendeydi, onları nedensizce takıntı haline getirmiştim. Oysaki yaptıkları bir şey yoktu. Hiçbir şey yapmadıkları için sinirlendim ben de, çünkü ben böyle biri değildim. Ben bu hayatta bir şeyler başarmak istiyorum. İnsanlara bunu anlatmak, kendimce yardımcı olmak istiyorum.

 Pazar günü gelmişti, sabahtan Hüseyin Hocayı arayıp geleceğimi söyledim, o da sağolsun planlarını iptal edip o güne beni yerleştirdi. Sabah ki biletim yanmıştı, kalktığımda zaten biletin vaktinin geldiğini gördüm. Sonra arkadaşımla öğlene kadar eşya taşıdık. Orayı halleder halletmez otobüse bindim, terminale gidene dek tüm aktarmalara ucu ucuna yetiştim. Saat 15:30 biletine yetişebilmek için otobüsten inip terminale hızla koştum. Adam kapıları kapamış gitti diyordu bana. Sinir küpüne döndüm çünkü bunu da kaçırsaydım bu bugünkü ikinci salaklığım olacaktı. Derdimi yakınmaya çalışırken başka bir görevli geçmeme müsaade etti ve ona da yetişip İstanbul'a yola koyuldum. Yolda Onarım Terapisi kitabını da bitirme fırsatım oldu, yakın zamanda kitap ile ilgili bir değerlendirme yazmayı düşünüyorum.

7. Terapi

 Kan ter içerisinde İstanbul'a gelir gelmez birde terapiye yetişmek için koşmaya başladım. Terapiye bir iki dakika geç kalınca Hüseyin Bey başka bir arkdaşı içeri almıştı. Bekleme odası boştu, uzunca bir sürede kimse gelmedi. Ardından Ercan Abi, Metin, Furkan ve biriyle birlikte güle oynaya içeri girdiler. Metin bu terapilerde en çok gördüğüm kişiydi, daha önce de bahsetmiştim eşcinselliği yenmişti. Kendisiyle barışık, güler yüzlü çok efendi bir çocuktu. Furkan ise en son görüşmemize göre baya iyiydi, yaşça en küçük olmasına karşın muhabbeti çekip çeviren oydu. O salonda o gün herkes iyiydi ama benim durumum bok götürüyordu. En azından birazdan Hüseyin Hocanın yanına girip içimi boşaltacağım için teselli oluyordum fakat o gün öyle olmadı.

 Hüseyin Hoca beni içeri davet etti, bundan önce de başkalarının terapilerine girip yorum yaptığımız olmuştu, ama benim terapime kimsenin çağrılmaması o an dikkatimi çekti. Berke ile tanıştım, karşısına oturup tanıştık. Hüseyin Hoca bana "Evet kendini anlat" diyordu. Dedim ya hiç havamda değildim, hele ki bir başkasına durumumu anlatma konusunda kötü tecrübelerim olduğundan herkese içimi dökememeye başlamıştım. Yine de anlatabildiğim kadar en özet haliyle anlattım. Babamın çok eşinin olduğu, benim bilmem kaçıncı çocuğu olduğum, benim ise onun tam tersine eşcinsel olduğum ve terapiye gelmesem çoktan ilişkiye girmiş olabileceğimi anlattım. O ise kendine dair bir şey anlatamadı. Benim hayatım üzerinden gittik, çok eşlilik hakkında sorular sordu aile yapımı sordu. Bir bir cevap verdim. Kendisi bana hakikaten çok kaliteli ve samimi geldi, Hüseyin Beyin dediğine göre eşcinsel değildi başka sebeplerden dolayı terapi alıyordu. Sonrasında o çıktı ve benim terapime başladık.

 Günün son terapisiydi, sabahtan akşama kadar o odada insanların ne yaşadıklarını dinliyordu Hüseyin Hoca. Berke ile baya koyu muhabbet çevirmişlerdi bence, çünkü Berke çıktıktan sonra da muhabbetin tesiriyle aldı yürüdü Hüseyin Hoca. İlk 15 dakikasını anlamayarak kafa salladığım bir yarım saat kadar konuştu. Anladığım ve çokça hak verdiğim kısımlarda ise daha çok aklımı kurcalayan sorular üzerine konuştuk. Mesela ben Hüseyin Hocanın aksine, bir tecavüz mağdurunun kullanıldığı taktirde çok önemli yerlere gelebileceğini düşünmüyordum. Hüseyin Bey bu konuda meselenin kişilik çokluğuyla ilintili olduğunu tecavüz mağdurlarının da kişilik çokluğu gösterdiğine değiniyordu. Ardından Yeşil Prens adlı Hamas liderinin oğlunu konu alan filmi izlememi önerdi. Ardından şunu ekledi, "Bir tecavüz mağduru eğer farkedilip belli bir amaç için kullanılmamışsa evet o sokak fahişesi olabilir" sanırım biraz daha aklıma yatmıştı. Demek istediği şuydu, bir tecavüz mağduru kullanıldığı taktirde çok değerli olabilir, çoklu kişiliği sayesinde iyi bir oyuncu/ajan/mafya babası/cemaat lideri olabilir, hatta bu uğurda bilerek tecavüz bile ettirilmiş insanlar bile olabilir.

 Bu konu ilgimi çekiyordu o yüzden biraz daha zihnim açıldı ama bir yanımda geçtiğimiz iki haftanın hesabını soruyordu bana, içini dök diye bağırıyordu. Sonrasında konuyu biraz toparlamak adına Onarım Terapisini bitirdiğimi ve kitabın benim yaşantımla doğrudan ilgili olmasına şaşırdığımı söyledim. Bu kitabın en ilgi çekici yanı buydu, senin tek olmadığını ispatlıyordu. Nokta atışı tespitlerde bulunuyordu. Aslında bu demek oluyor ki eşcinsel bireyler aynı psikolojik semptomları gösteriyordu. Bu semptomlarda tabii olarak çevresel faktörlere dayandırılabiliyor, aslında eşcinselliğin sonradan kazanıldığına dair bir kanıt sunuyordu.

 Kitapta şuna da değiniyordu: Eşcinsel bireylerin erkeklerle 3 tip arkadaşlıkları söz konusudur. Birincisi, geylerle olan arkadaşlık ilişkisi. Bu arkadaşlıkta cinsel birliktelik olma olasılığı fazladır ve erkekler birbirlerini etkilemek için çalışabilirler. İkincisi heteroseksüel biriyle olan arkadaşlık. Bu tarz arkadaşlıklar öneriliyor ve erkeğin bir başka erkeği erotize etmeden yakın bir ilişki kurabilmesi açısından önem arz ediyor. Hatta bu tip arkadaşlardan seçilecek iyi bir sırdaşa eşcinsel olduğun mevzusu anlatıldığında "Beni tanısa beni sevmez" argümanını kırmış oluyorsun -Arkadaşın bunu doğal karşıladığı durumda-. Üçüncüsü, erotik olarak hoşlandığın heteroseksüel arkadaş. Bu tip arkadaşlık sürdürülebildiği taktirde eşcinselliğe en iyi ölçüde azalttığı tespit edilen arkadaş ilişkisidir. Tabii bu durumda da kendi durumunu anlattığında ve karşındaki seni kabul ettiğinde onu artık bir erotik obje olmaktan çıkarıyorsun.

 Hüseyin Bey'e benim bugüne kadar neden Semih ve Muhammed e zihnen takıldığımı bu argümanla anlattım. Aslında bu en başından beri farkında olduğum bir gerçekti, eğer onlar yaklaşılması gerektiği gibi yaklaşsalardı ben bu sorunu büyük ölçüde aşmış olacaktım. Semih bu kriterlerden ikincisine Muhammed ise üçüncüsüne uyuyordu. Semih ile bu konuyu açtıktan sonra aramızın açılması beni çok kötü etkilemişti. Fakat aynı zamanda Muhammed ile de samimiyeti koruyamadığımızdan iyice beter olmuştum. Semih yine arkadaşlığı bozmadığından bir abi kardeş, belkide arkadaş olarak devam ettik. Ama Muhammed tavır aldığı için, tüm suçu kendime yıkmaya başlamıştım.

 Bunu yine neden anlatıyorum. Çünkü mesele benim ve bir çoklarının tecrübe ettiği gibi, herhangi bir insanın eşcinsellik meselesinde var olan günaha değil günahkara odaklanmasından kaynaklanıyor. Ben oldum olası bunun günah olması kısmına takıldım, ya da alkol hırsızlık gibi durumlara. Ama bu iki arkadaş bir kendini onlara açan bir eşcinsel gördüklerinde kaçacak delik aradılar, bu zavallılıktır.

 Mesele kendimi yalnızlaştırmama geldi. Hüseyin bey bana sıkça içimi dökebileceğim birini bulmamı söylüyordu, ben ise çoğu zaman "Yok, arıyorum" diyordum. Aksi şeytan, çevremin bu kadar geniş olduğunu bildiğim halde içeriden beni anlayan birinin çıkmaması aslında mümkün değil. Aslında bu sefer birini buldum, esasen bu sene en çok yanımda olan kişiydi zaten, farketmem niye bu kadar geç sürdü bilemiyorum. Önümüzdeki günlerde bir araya gelicez, o zaman bu durumu olmasa da kendim hakkında bir çok şeyi anlatmayı düşünüyorum.

 Tabii diğer bir konu egoya küçüklüğümden gelen bir set çekmiş olmamdı. Hüseyin Bey biraz egolu olmamın bu süreçte iyi olabileceğini söylüyordu. Ben ise ona kibirle ilgili hadisi söylüyordum. Ona bunu küçük yaşta öğrendiğimi anlattım. O ise bu hadisinin küçük yaştaki birine öğretilmemesi gerektiğini insanın belli bir kademeye geldikten sonra kibrini kontrol etmesi gerektiğini söylüyordu. Ben şuan tedavi için bunu yararlı gördüğümden mantıklı buldum, kulağıma küpe ettim.

 Kendimi çok derin düşünürken buluyorum. Olmadık şeyleri olmaması gerektiği kadar abarttığımı fark ettim. Bunun için daha önceden ilaç kullanmıştım, fakat bu ilaçlarda kimi zaman yararlı oldu kimi zaman tesir bile etmedi. Ayrıca şuna eminim ki belki bir iki kutu daha bunlardan edinebilirim ama hayatımı idame ettirebilmem için doğal olarak kendimi toparlamam gerekiyor. Hüseyin Bey bunun için bundan sonra aklıma taktığım meseleleri bir yere not edip terapilerde onla birlikte değerlendirmem gerektiğini önerdi.

 Ardından kendi yazdığı İsyan (Tıkla) şiirinin şu satırlarını ezberinden okudu:

ve Allah isyan etti kullarına
bir temmuz gecesi ağlasak ta sızlasak ta
yalandan acılarımız içimizi kanatmıyor
aydınlanmıyor ruhlarımız

muhammedin adamları
ibrahim olmadıkça
Allah'ın gazabıdır bizi bekleyen...

"Bir temmuz gecesi Allah isyan etti kullarına" derken 15 Temmuzu işaret ediyordu, aslında Allah ülkedeki cemaatlerin ipi kopmuş olmasından dolayı bizi uyardığına değiniyordu ki buna ben de katılıyordum. "Muhammedin adamları (bu biz oluyoruz)/ İbrahim olmadıkça /Allahın gazabıdır bizi bekleyen..." okuduktan sonra bana Hz İbrahimin Hz Muhammed ve Hz İsa'dan farkını sordu. Sonra ekledi, Hz İbrahim ibrani dinlerin babasıydı ve aynı zamanda ikinci Adem kabul edilirdi. Onlardan farkı onun bir babasının olmasıydı. Ve o babasını karşısına almasıydı. Bu dizeler eşcinselliğin en büyük etkeninin baba ilgisizliğini, aslında babanın bir erkek çocuğu üzerinde kendini yok hükmünde kanıtlayabilmesine işaret eden duygu yüklü cümlelerdi.

 Terapiden çıkmadan önce Hüseyin Bey ayağa kalkıp yine kendini değersizleştiriyorsun diye ikaz etti. Akabinde "Şeyh uçmaz müridi uçurur" dedi. "Yeri geldi mi uçmayı bileceksin ama müridin seni tutup çektimi aşağıda ineceksin, yoksa yürümeyi unutursun" diye ekledi. Bir önceki haftayı yineledi ve tekrar sarıldı. Şuan için egoyu şişirmem gerektiğini de söyledi.

 Oldukça zaman geçmişti ve Hüseyin Bey'in Edirne'ye gitmek için Otogara gitmesi gerekiyordu. Hızla ben, o ve Metin ofisten çıkıp Vatan'a yürüdük. Yürürken Metin'in seslendirdiği İsyan şiirinin hepsini dinletti Hüseyin Bey. Metin'in okuması baya iyiydi, sözler ise etkileyiciydi. Ardından Topkapı'dan gelen metroya bindik. Metronun içerisindeyken Hüseyin Bey ilginç bir noktaya daha değindi. Tarihi örgüden bahsediyordu, hak ile batılın mücadelesinden. Bir dönem hak bir dönem batıl zirve olmuştu her zaman. Şuan Avrupa Amerika Ve Rusya gibi kutupsal güçler hüküm sürerken onun öncesinde Osmanlı Emevi Abbasiler gibi Müslüman devletler, ondan önce Bizans, Moğol ve Pers İmparatorlukları, onun da öncesinde bozulmamış Hristiyanlıkla yönetilen Roma İmparatorluğu gibi güçler yer alıyordu. Anlaşılan bir hak bir batıl galip geliyordu Allah tarafından. Sonrasında beni en başta sorgulamaya iten ama ardından ikna eden romanın fethinin müjdelendiği hadise atıfta bulunarak şu sözleri sözleri söyledi "Roma 2050'de fethedilecek". "Nasıl hocam" dedim, "Ben bunu bizim görebileceğimizi sanmıyorum bence gidişat hiç iyi değil" dedim, o ise "Ben göremeyebilirim ama sizin göreceğinize inanıyorum. Kağıt kalemi alıp hesapladım, şuana kadarki düzen devam ederse 2050 romanın fethi olacaktır" dedi. Aslında hak verdim, öncesinde bu durumu özetleyen bir grafik görmüştüm, batıl ise uzun süredir hüküm sürmekte. Ayrıca İstanbul'un fethinin fetret devri gibi bir felaketten hemen bir kaç on yıl sonra olması ise bunun mümkün olduğunu kanıtlar nitelikteydi. "Hocam ben Roma'nın kılıç kalkan ile fethedileceğini düşünmüyorum, bakın Hindistan ve Güney Doğu Asya ülkelerine, alayı Müslüman Tüccarlar tarafından tebliğ yoluyla İslamlaştırıldı, fethedildi. Keza Türk'ler ve Farslar da öyle. Aslında Roma kılıç ve kalkan ile değil kalem ile fethedilecek." diye ekledim. Hüseyin Beyin bana tekrar sarılıp kutlamasıyla bir övgüyü hak etmiştim zannımca.

 Otogara geldik ve Metin Adana'ya gidebileceği otobüslere yönelirken vedalaştık. Ben ise Hüseyin bey ile peronuna kadar eşlik ettim. Otobüsün gelmesine sözde 5 dakika varken bir 25 dakika kadar orada lafladığımızı hatırlıyorum. O sırada derin mevzulara devam ediyorduk. Biraz Türkiye siyaset tarihine değindik. Bu benim ilgimi çokça cezbeden bir husustu. Zamanında "Ne şeriat ne demokrasi" adlı bir kitabı okumuştum, Türk siyasi tarihine dair bir fikir savaşının çok güzel ele alınmış bir parçasıdır, tavsiye ederim. Orada da bahsedildiği gibi aslında Erbakan ile Erdoğanın keskin ayrılıklarına değiniyordu. Erdoğan seçimleri ilk kazanışından önce çalışmalarını ve görüşünü anlatmak için genelevlere kıraathanelere gidip kendi fikrini anlatmak için halk ile iç içe hareket etmişti, Refah Partisindekilere nazaran. Bu yüzden o yenilikçi tayfa adı verilen ekiple alıp yürümüştü. Necmettin Erbakan ise daha entellektüel aileden gelen biriydi. Üslubu ve hareketleri çok efendiceydi ama belkide bu yüzden halka yeterince hitap edememişti. Erbakan 28 Şubat'ta ülkeye bir şey olmasın diye koltuğundan ayrılmıştı ama Hüseyin Bey'e göre ayrılmaması en efdali olabilirdi. Sonuçta bunu Erdoğan 15 Temmuz da halkı sokağa davet ederek uygulamıştı ve aslında bu sayede başkanlık koltuğuna oturduğu su götürmez bir gerçek.

 Şunu garanti edebilirim ki beni bu süreçte bir yakınım bir dostum desteklemedi, aksine itelediler. Ya da çok sevdiğim okulum, ideallerim veyahut fotoğrafçılık gibi uğraşlarım beni dürtüklemedi. Onlardan uzaklaşmam beni kötü etkiledi. Sanki şu güne değin bu zevklerim, arkadaşlarım hep bana yabancıydılar, olmaması gereken arkadaşlıklar kurmuş, belkide tam kendimi tanıyamadan bir hayata atılmıştım. Tercihlerimi hiç bir zaman küçümsemedim, neyi yeğlediysem sahiplendim, üzüntüsüyle neşesiyle. Fakat yeni yeni kurmaya başladığım bu hayat beni bir anda yalnız bıraktı. Hiç beklemediğim kadar hızla elimi ayağımı çektim bütün bunlardan. O yüzden toparlanmakta güçlük çekiyor, bir yandan hayatımın kahpece bana bakıp "Şş hadi gelsene, hadi ayağa kalk bir işe yara" demesi canıma tak ediyor. Bu süreçte bana destek olan yegane şey içinde bulunduğum dernekti, siyasi görüşlerimdi. Ben bir muhafazakar değilim, ister eşcinsellik konusunda ister ekonomi konusunda ister dış ilişkilerimiz konusunda bir şeylerin çok geç olmadan değiştirilmesi gerektiğine inancım tam. İnşallah sizlerin beni anladığı gibi ortak derdimizi başkalarına da anlatma hususunda başarılı oluruz, olacağız.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
İnsan Büyüyünce Ölür - İçinden Geldiğince
« Yanıtla #23 : 20 Eylül 2018, 13:38:52 »
Eylül 2018 - İçinden Geldiğince

 Yalnızlık oldukça iğrendirici bir hal alıyor benim için. Terapi süresince kendimin yeni bir özelliğini keşfetmiş durumdayım. Yalnız kaldığım her an zihnim bu yalnızlığı doldurmak istercesine krank biyel mekanizması gibi çalışmaya başlıyor. Yazılarımda da görebileceğiniz üzere belli başlı birkaç konuya takılmış durumdayım, babamla yüzleşmek benim için meşakkatli ve çelişkiler beni oldukça yorar durumda. Bir yandan hiç olmadığı kadar tembellik su yüzüne çıkmış durumda. Elimi kolumu bağlamış hayatın önümden geçişini izliyorum.

 Son 1 aydır yoğun bir tempoyla geçiyor hayatım, sınavlar, dernek toplantıları, yeni evi düzenleme gibi meşgaleler. Bir aydır terapiye gitmiyor ve iki aydır yazmıyorum. Bunların benim için bahane olmaması gerekiyor ama oldu işte, yapacak bir şey yok.

 Babamı karşıma alıp konuşmam gerekiyor artık. Zihnimdeki ile gerçek hayatta çelişen o baba figürünü olumlu ya da olumsuz bir şekilde yıkmak zorundayım. Eğer babamı karşıma alıp durumu kabul ettirirsem bu benim için büyük bir artı puan olacak. Ola ki o adam beni anlamadan dinlemeden yargılamaya kalkarsa onu hayatımda bir yere koyabilirim, yani hiçbir yere. Bu istediğim son şey ama gerekirse okurken çalışıp masraflarımı karşılayabilirim. Bakalım durum neyi gösterecek.

 Şuan şu konumdayım, iki cinsten de zevk almıyorum. Bu bir aşama elbet. Bu beni korkuttuğu için geri doğru gidiyorum genelde, erkekleri arzuluyorum. Bazen kadınları çok ciddi şekilde arzuladığım oluyor, hakikaten hiç tatmadığım bir zevkin doruğuna varıyorum, akabinde çok yoğun bir erkek arzusu gelmese çok daha iyi olacak. Bunun sırrını çözebilmiş değilim.

 Yazabilirsem terapileri tek tek yazmaya devam edeceğim, Onarım Terapisine dair aldığım notlarıda yakında paylaşacağım inşallah. Durumum çok kötü değil, Allaha şükür iyi gidiyor, daha iyi olabilmesi için uğraşıyorum. Kalın sağlıcakla.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Ynt: İnsan Büyüyünce Ölür
« Yanıtla #24 : 24 Ekim 2018, 23:43:56 »
Ekim 2018 - Değişim İnanılmaz

 "İnanın bana inanmadığım hiç bir şeye inanmıyorum." Ne demek bu? Şu demek muhterem forum okuyucuları, inanmadığım tek bir kelimeyi şuraya yazdıysam bu yazıyı okuyan her okuyucunun kilosu kadar başıma taş yağsın, tabi meteor yağsın ki zengin olalım. (Örn: Sarıçiçek Meteoriti)

 Değiştim gençler, ben bayanlardan çok mu çok hoşlanıyor, koynumda en güzel kokusuyla sadece ve sadece bana ait bir hatun olsun istiyorum. Gelsin bana sarılsın, öpsün, koklasın. Ne kadar da huzur veriyor insana düşüncesi. Tabii verecek, birbirimize yaratıldığımız ak ve kara kadar farklı oluşumuzdan da belli değil mi ya? Karanlık olmasa ışığın, günah olmasa sevabın, erkek olmasa kadının bir anlama gelmesi mümkün müydü?

 Hüseyin Hocam kendimi tanımlamamı istediğinde genelde şu ifadeyi yeğliyorum "Çok eşli bir babanın eşcinsel eğilimleri olan oğluyum". Evet hala eşcinsel eğilimlerim var ve annelerim de henüz ölmediğine göre evet babam hala çok eşli ama ben aynı ben değilim. Bir keresinde ailevi sorunları için kendisi gibi bir psikoloğa gelen Yusuf Bey şunu söylemişti: Duruşuna baktığımda hayatta bir şeylerin çok fazla eksikliğini çektiğini görüyorum. Evet haklıydı, başta baba eksikliğinin, sonda ofsaytın ne demek olduğunu bilmemenin eksikliğini çekiyordum. Değiştim diyorum çünkü öncesinde zevk aldığımı sandığım eşcinsel içerikli herşeyden şimdi en küçük bir heyecan hissedemiyor yaptığım mastürbasyonları laneten yapıp bitiriyorum. Bunun beni küçük düşürdüğünü sanıyordum ama bunun değişimin küçük bir aşaması olduğunun henüz bilincine vardım.

 Ha şu da var, Hüseyin Hocamın öz ve yerinde söylediklerini harfiyen uygulasam şuan 4. çocuğumu kucağıma alıyor olabilirdim (her bir kadından bir çocuk şeklinde tabii). Ama mücadele dediğimiz olgu bu ya zaten. Seni şaşırtabilecek derecede seni senden iyi tanıyan bir sınav. Şunu demek istiyorum, "Ben var ya ben, harikayım lan, her şeyin üstesinden gelirim" sözünü ağzına tıkacak cinsten, senin öngördüğünü senden önce öngörüp uygulayan bir irade, varlık.

 İnsan öğrendikçe haz almıyor mu zaten şu hayattan? Öylesine bir öğrenme ki, seni sen yapan değerlerin kırık tuğlalarını fark ettikçe onu çıkarıp bir merhale daha atlamanı sağlayan türden. Kendimi çok daha iyi tanıyorum, keza insanları da. Ama bir yandan kendimi hiç tanımıyorum da. Atomun kapladığı alana göre %1'den çok daha az bir bölgede kümelenmesine benzetebiliriz bunu. Uzaktan bakınca evet o atomlar (ya da boşluklar) birleşince karşına bir cisim çıkıyor olabilir ama eline bir elektronik mikroskop aldığında aslında onu ne kadar da bilmediğini farkedebilirsin.

 Velhasılı kelam, değiştim diyorsam değişmişimdir, gecenin bu vaktinde beni yazmaya iten dürtülerimin beni başka yerlere itmemesi dileğiyle, kalın sağlıcakla.

Khan

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 24
    • Profili Görüntüle
Ynt: İnsan Büyüyünce Ölür
« Yanıtla #25 : 16 Kasım 2018, 14:03:52 »
Kasım 2018 - Dürtüler

 Önümde T cetvelim asılı duruyor, yanında duvara astığım ve kendim tasarladığım projeler var. Öteki yanımda ders kitaplarım ve Almanca kitaplarım bulunuyor. Kendi evimdeyim, istediğim şekilde yaşıyorum. İstediklerimi yapıyorum ve yeni bilgi edinmenin cazibesi bende bu yaşıma değin azalmış değil. Oysa ki mutsuz, içine kapanık bir hayatın hasretini çekiyorum nedensizce.

 Elimin altındaki materyaller benim nereye gittiğim ve neler peşinde olduğumu hatırlatmak maksadıyla her daim gözümün önünde, duvara çivilenmiş ya da masamın bir köşesine istiflenmiş. Buna ihtiyaç duymamın sebebi, son senelerde unutkanlığımın artmış olmasından kaynaklı. "Ben kimim, kim olmak istiyorum?" "Bu dünyada iz bırakmadan mı öleceğim?" gibi envaiçeşit sorular aklımı kurcalamakta.

 Arada çok büyük ve yoğun dürtüler geliyor "Git bir erkekle ne halt ediyorsan et, ama bir şeyler et" şeklinde. Bu dürtüler beni çok korkutuyor, beni bir yaprak gibi savurması ürkütüyor. Bununla mücadele etmek beni o denli yıprattı ki, sanıyorum tüm mesele de bu ya. Her ne kadar suçlu olsalar da içinde bulunduğum durumun tek suçlusu benim dışımdakilermiş gibi davranmam yanlış. Ama beni korkutan dürtülerim beni üzmemek zorunda, emin ol elimde değil.

 Elimde olan başka şeyler var, değişimin kapısını aralayan. Onlarla uğraşmaktan gocunuyorum nedensizce. Mesela terapiye devam etmek zorundayım. Hocamın da dediği gibi babamla da konuşmam ve beni bundan böyle değişmeye çalışan bir eşcinsel olarak görmesini sağlamak zorundayım. Moralimi yüksek tutmalı, eski hobilerime ve alışkanlıklarıma tekrar yakınlaşmalıyım. Ve o hala bulamadığım yakın arkadaşı bir an önce edinmek zorundayım.

 Yapılacak az şey kaldı. Kalın sağlıcakla.