Gönderen Konu: EŞCİNSELLER KUŞAK ÇATIŞMASI YAŞAR MI? PASİF AKTİF BİSEKSÜEL HETEROSEKSÜEL OLMAK!  (Okunma sayısı 2176 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3254
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Hafif bir heyecanla yürüdüm,  dar kapıdan geçtik. Günün sonuydu yine, biz bizeydik. Espritiüel bir karşılamadan sonra üçümüz yapıştık koltuklara. 2 saat kadar sürdü sanırım, çok şey ölçtük tarttık, çpk şey konuştuk. Kafamda biraz özetleyebildim, madde madde şu şekilde idi;
-Birinci madde: Benim insanlarla ilişkilerimde sürekli olarak oynadığım standart rol, eğer bunu dört kelimeyle açıklamam gerekirse, bunlar; -mi?, acaba, tabii ki ve peki, olacaktır. Ürkek bir kedi gibiyim. Her ne kadar, insanların karakterli iyi tanısam, ve davranışlarını iyi analiz edebilsem de, maalesef şu sessizliğim nedeniyle ilişkiler ve olaylar üzerinde çok fazla kontrolüm yok. Dar bir yolda yürüyorum ve karşıdan yanyana gelen iki kişi için, her zaman kendimi caddeye atar ve yol veririm, her zaman. Asla değişmiyor bu, kenara çekilen, yol veren, ses çıkartmayan, sömürülmeye müsait, kullanılmayı sorun etmeyen, ortamlarda ki yegane kişiyim ben. Seviliyorum genelde, ama neden diye sorduğumda, insanların beni karakter ya da kişiliğim yüzünden değil, onlar için yaptığım fedakarlıklar sayesinde sevdiklerini görüyorum. Benim bu oynadığım role en uygun örnek, en son girdiğim iş yerinde yaşadığım parodik bi yığın olay. Efendim, şöyle ki, işyerine girmeden bir hafta önce, bizim üçüncü patron, ekibiyle birlikte fas’ta bir otomobil fuarına gidiyor, orada bir stand kızıyla tanışıyorlar, birbirlerine numaralarını veriyorlar. Türkiyeye döndüğünde patron beni yakalıyor, önce benden ona ingilizce öğretmemi istiyor (tanıştığı kızla yazışabilmek için). Fakat 2-3 dersten sonra ingilizcenin öyle bir ayda yalanıp yutulacak kadar kolay lokma olmadığını görüyor, bu sefer yenge hanımla olan yazışmaları benim yürütmem gerekiyor, zaten girdiğim iş yerinde 3-4 kişilik iş yapmaktayım (işyerinin hademesinden bile daha az bir maaşla..) bir de faslı bir hatunla uğraşmak gibi bir görev ekleniyor. Kaprisleri, dırdırı, hayalleri, hobileri derken kadın artık geceleri rüyalarıma bile giriyor, gel zaman git zaman, ben patronun evli ve iki çocuk babası olduğunu öğreniyorum (başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor tabii..), sesimi çıkartmıyorum ama... Varsın böyle yürüsün.. O sırada bir pasifle tanışıyorum, yeni bir ilişkiye başlama kararı alıyorum, ama faslı yenge zaten iki kadına bedel maşAllah. Bir tarafta aşık olduğum yeni sevgilim, bir tarafta da çiçekli böcekli dünyasını anlamakta güçlük çektiğim bir kadın. Bir de aralarda öyle zamanlar oluyor ki, yorgun argın sigara molasına çıkarken yakalıyor beni patron, arıyor yengeyi, yarım saat simultane tercüme yapıyorum ikisinin arasında. Gel zaman git zaman. Faslı yengenin İstanbula gelmesi gibi bi olay oluyor. Patron olacak herifin emri, ve üç günlük uğraşlar silsilesi sonunda işyerinden bi arkadaşın tanıdığını araya sokup rica minnet bi uçak bileti ayarlıyoruz. Kadının geleceği haftasonu kar yağıyor, patron inat edip 5 saatte havalimanına gidiyor, geceleyin uyumaya çalışıyorum, patron durmadan whatsappa mesaj yağdırıyor, yengenin uçağı türbülansa giriyor, 3 saatte iniş yapıyor. Patron ertesi sabah yengeyle lüks bir restorana gidiyor. Selfi çekip bana atıyor. Ben hüseyin hocanın muayenehanesinde sessiz sakin kitap okuyup sigara tüttürürken beni arıyor, o gün de 3.5 saate yakın simultane tercüme yapıyorum telefon üzerinden. Sonra tutturuyor sen de gel diye. Allahtan aklım azıcık başımda, o kıyamette bostancıya gitmiyorum. Sonra patronla 1.5 gün görüşmüyoruz. Pazartesi işbaşı yapıyoruz, kışta kıyamette işyerine geliyorum, alt kata indiğimde başımda bitiyor, daha nefes alamadan “Ben hiç iyi değilim, bittim ben, öldüm” diye yakınmaya başlıyor, daha ne olduğunu anlamadan gidiyor, ben ya-sabır çeke çeke işlerime koyuluyorum. Öğlen sigara molasında yine beni buluyor herif beni. Belsoğukluğuna yakalanmış, faslı yengeyle “arka kapıdan” pişirmişler işi. Oha falan oluyorum ben. Ama gökkuşağının verdiği o engin hoşgörüyle susuyorum. Ağlasam mı gülsem mi  bilemiyorum. O kadar zaman durup, bi azmanın karısını aldatmasına yardım ettiğim yetmezmiş gibi, bir de bu herifin yalakalıklarıyla uğraşıyorum. Gelip gidip can damarımdan giriyor (babamla olan ilişkim), abinim diyor, “kardeşimize bi güzellik yaparız”... Ben diyor, “kardeşimi zara’ya götürücem, üstünü başını düzcez birlikte”... Midem bulanmıştı artık. İletişimimi kestim, samimiyet falan, her haltı çöpe attım. Hasta oldum en son, fakat üç patronun üçünden de müsamahanın m’sini göremedim.. Niye böyle uzun uzun anlattım? Çünkü bakın. Daha adam beni bulur bulmaz ona bir kez “HAYIR” demem yeterliydi. Bu kadar boklukla uğraşmazdım. Ama sessiz kaldım. Sürekli, sürekli sessiz kaldım. Potansiyel bir eşcinsel olan bu herifin tacizlerine o kadar zaman sessiz kaldım. İşyerinden çıkacağım gün dert yanıyordu bana; “Ahmetçim” diyordu, “Benim ciddi sorunlarım var... Kadınlarla yapamıyorum ben... Daha fazlası lazım bana....”... Anlamıştım derdini... “Birgün” diyordu, “İşyeri dışında güzel bir mekanda buluşalım, senle konuşcak çok şeyimiz var bizim”.. Lafını bitirmesini bile beklemedim, kalktım, bize öğretilen tüm edep kurallarına ters düşen bir şekilde, konuşurken ona kıçımı döndüm, yürüdüm, koridorda sümüklerimi sildim, muhasebeye girdim, soğuk bir sesle çıkışımı istedim. Paramı aldım. Kimseye bi selam vermeden hayalet gibi çıktım kapıdan. Bulsunlar hadi şimdi götleri yiyorsa, asgari ücretle çalışacak bir çizimciyi, bir tercümanı.
- İkinci madde: Kuşak çatışması meselesi...: Şöyle ki, eşcinsellik zaten sessiz sakin yaşanan bir şey olduğu için, biz eşcinsel bireylerden pek azı, dışadönük, haşin, cevval ve patavatsız olmakta. Ekseriyetimiz maalesef ve pek normal olarak, içe dönük, sessiz, etliye sütlüye bulaşmayan, uyumlu, halim selim varlıklardır. Fedakardırlar (pasif olanlar). O yüzden hani şu sivilceli ergenler ve onların ebeveynleriyle yaşadıkları sonu gelmeyen kavgaları yaşamazlar. Bir eşcinsel ailesiyle pek az takışır, ama bir kez kavga edildiğinde, anne baba olarak şok olabilirsiniz, size karşı tüm nefretini tek seferde kusar çünkü. “Bu çocuk neler diyo böyle?”.... İşte benim o nefreti kusmam gerekiyor. Tamam, babaya karşı fevkalade kustuk, peki ya diğerleri? Çok mu masumlar? Hayır, hiç te bile. Hepsiyle daha uzun uzun kavga etmemiz gerekiyormuş. Ki ben bu sessizliğimi bozabileyim....
-Üçüncü madde: Anne payı. Özetle şunu konuştuk hüseyin hocayla; “Eğer, histreonik bir ananın oğlu olan nevrotik babam, psikopat bir babanın ileri derecede psikotik kızı olan annemle evlenmeseydi, ACABA, bunlar yaşanırmıydı?”......(!)
Bence babam çalışan bir kadınla bile evlenseydi, muhtemelen şuan yaşadıklarımızın sadece %10’unu yaşardık. Hatta bence, eğer babam bir öğretmenle evlenseydi, şuan yaşadıklarımızın hiçbirini yaşamıyor olabilirdik. Kısacası, şundan bilmem kaç yıl önce, üniversitenin koridorlarında ebeveynlerim,n arasında vurgun bir aşk yaşanmamış, sadece nevrotik tencere yuvarlanmış, psikotik kapağını bulmuş(...)
Bayağı bir konuştuk. Bu sefer, ne örselenmiş, ne de sersemlemiş hissediyordum. Samimi bir şekilde vedalaştık... Özlemişim ben... “İki ödevini de bitirmezsen önümüzde ki hafta bu kapıdan girme!” dedi.. Anlamıştım, pişkin pişkin güldüm. Çıktım.
Konuşma sırasında aklıma gelen bir konu, yavaşlatmıştı kalp atışlarımı. Düşünceli bir şekilde yaktım sigaramı, kapıdan çıktım. Hava kararmıştı, bir eşcinseldim, az önce terapiden çıkmıştım, ve kafamda düşündüğüm şey bir “evlat özlemi” idi. Tüm korkularımı, endişelerimi kenara bıraktım, otobüsü beklerken o ayazda hayal ettim, daha önce hiç hayal etmediğim bir sahneyi.. En ilginç yanı da, hayal ederken büyük bir özlemle yanıp tutuştuğumu farkettim, bu hayali gerçekleştirmek istiyordum..
İlkbaharın ortalarını yaşayan bir ev.. Sabahlardan bir Pazar. Güneş pencereleri yıkıyor, evin içini ısıtıyor. İşte eşim diyeceğim kadın, orada, sofra kuruyor.. Açık turuncu saçları var. Ne kadar da güzel! Yunan masallarından fırlamış bir afrodit gibi. Bembeyaz bir teni var. Ona şehvetle baktığımı hayal edebiliyorum, pencerenin arkasından maşuğunu izleyen korkak bir aşık gibiyim. Göğüslerine kayıyor bakışlarım, çekici kıvrak beline, eteğinin kenarından görünen bacaklarına... Bir genci arıyorum evimin içinde, 17-18 yaşlarında, gencecik bir filiz. Boncuk gözleri var, kıvırcık sakalları, dalgalı saçları.. Oğlum imiş o, sarılıyorum, kokluyorum saçlarını.. Bambaşka oluyormuş evlat kokusu...
Nasıl bir hismiş baba olmak... 5 dakikalığına da olsa hissedebildim... Yaklaşan otobüs uyandırdı beni bu rüyadan, ağladığımı farkettim, ilerde birkaç kişi bana bakıyordu, “Otobüs durağında ağlayan bir deli”..
Son bi konudan bahsedip noktalayacağım yazımı...
Konu: “iki rüyam”. Son bir ay içerisinde gördüğüm, çok ilginç iki rüya. Ve ikisinin arasındaki o benzerlik;
İlk rüya:
Akrabalarımın evindeydim, çocukluğumun geçtiği bir odada, çocukluğumdan kalma eşyaların arasında, 90’lardan kalma bir kanepede yatıyordum, Pazar sabahıydı ve işe gitmeyeceğim için rahattım. Elektrikler kesilmişti, ve nedense öğle vakti olmasına rağmen herkes uyuyordu.. Bir adam belirdi bir anda başucumda, gözgöze geldik, ergenlik hayallerimi kurarken, hayalimdeki erkekti bu adam, uzun boyluydu, istediğim gibi bir vücuda ve tipe sahiptim. Yavaşça çıplak bedeniyle uzandı üzerime, yavaş ve hafif bir şekilde sevişmeye başladık, kıyafetlerimi çıkardım, bacaklarımdan tutup kendine doğru çekti beni, isteyerek pasif oldum ona. Rüyanın garip yanı, benim her dokunuşu, her nefesi hissediyor olmam; (affedersiniz ama, içime girerken o acıyla karışık zevki, gitgellerinden boşalmasına kadar herşeyi...) herşeyi ama herşeyi hissettim. Sonra bir sessizlik oldu, yataktan kalktı, sessiz bir şekilde odayı terketti, bende peşinden fırladım, holden mutfağa geçerken bir anlığına gözden kaybettim onu. Mutfağa girdiğimde, onun teyzeme dönüşmüş olduğunu gördüm. Her zaman ki gibi soğanlı gözleme yapıyordu teyzem, tek bir farkla; 2 broke girls’te ki Max karakteri gibi seksi giyinmişti, (diziyi izleyenler bilir; deri çizmeler, v yaka bir penye, koyu renk dar bir pantolon, bordo ruj) ve iri dolgun göğüsleri vardı, aynı dizide olduğu gibi. Ben az önce bir erkeğin altından kalkmış bir erkek olarak, nasıl oluyorsa teyzeme o tarz bir ilgiyle baktım, ama içten içe onun o az önceki erkek olduğunu biliyordum (nasıl oluyorsa artık, odadan mutfağa geçerken cinsiyet değiştirmiş kendisi...), yanına yaklaştım ve seks’i kastederek:”Bir daha ne zaman yapabiliriz?” dedim, bir kadına bunu sormanın ezikliğini taşıyarak. Aynı Max gibi jest ve mimiklerle cevap verdi:”Bir daha böyle bir fırsatımız olacağını sanmıyorum maalesef.”.. Sokakta buldum kendimi, yeni sevgilimin çocukluk haliyle karşılaştım köşede, bakkaldan dönmekteydi Ramazan... Takip ettim onu sokak köşelerinden, öyle bitiverdi rüya...
Affınıza sığınarak bir şey eklemeden duramicam; Uyandığımda malum bölgem sızlıyordu.... :|
Hüseyin hocayla konuştuğumuzda kendisi şu şekilde bir yorum getirdi;
Erkekle birlikte olduğum oda: Benim pasiflik geçmişimi simgeliyormuş. Zaten oda eşya müzesi gibiydi, tecavüze uğradığım çocukluk yıllarından tutun da, çalıştığım zamana kadar, o evde yer alan bütün eşyalar, sıralanmış ve düzenli bir şekilde yığılmışlardı odanın içine.
Koridor: Terapilerle başlayan geçiş ve değişim sürecini simgeliyormuş, koridorda bir erkeği takip ediyor olmam, yeni edindiğim sevgilim.
Mutfak: Teyzemi çekici bir şekilde görmemin ve ona seks teklifi yapmamın iki anlamı var;
Her erkek çocuğu, (genellikle teyze ile), bir yakınlık geliştirir, bir nevi aşk oyunu... 13’lü 14’lü yaşlarda, “teyzemle evlenebilir miyim?” gibi sorular, sürekli teyzeyle bir arada olmayı istemek vb. şekilde kendini gösterir. Genelde teyze evlendiğinde “enişte” den nefret edilir, hiç sevilmez, ve mutlaka ama mutlaka, erkek çocukları o teyzenin evlendiği enişteyle ilişkiye girdikleri anı kafasında sahneler, aslında burda heteroseksüel bir bilinçaltı oyunu söz konusudur. Erkek çocuk, “avı” elinden kaçırmıştır. Ama şahit olduğu anlar, ve kafasında kurgulayacağı sahneler heteroseksüelliğini geliştirir.
Benim artık biseksüel ve tam aktif bir kimliğe bürünmem.
 
Bu aktiflik meselesini kısaca özetleyeyim;
Eskiden pasif fanteziler kurmadan boşalamayan ben, artık aktif fantezi kurmazsam boşalamıyorum, ve pasif fantezi kurduğumda masturbasyondan soğuyorum. Yani pasif olmayı kesinlikle ama kesinlikle istemediğimi hissediyorum iliklerime kadar. Aktif olmalıyım, almalıyım, ama vermemeliyim... Mutluluk verici... Feminen bi lubunya olmaktansa Maskülen bi laço olmak.... :)
 
İkinci rüyayı da, dün ki seanstan sonra, bu gece görmüş bulunmaktayım, anlatmaya başlamadan önce açıklayayım ki, bu da ilki gibi, çok gerçekçi, ortamın ısısından tut da, rutubete, kokulara kadar, herşeyi ama herşeyi hissettiğim, gerçek hayattan bir kesit gibi...:
Rüyamda bir sosyal tesisin devasa tuvaletindeydim, hiç tuvaletim olmamakla beraber, boş bir kabin arıyordum, o sırada sağ tarafımda duran kapılardan biri açıldı, o tarafa yönelirken bir anda kapıdan çıplak bir erkek çıktı, içim bi hoş oldu tabii, yine gayet çekici ve hoş bir gençti, aynı yaşlardaydık, esmerdi ve çok yakışıklıydı.. Ve her nasılsa onun heteroseksüel olduğunun farkındaydım, yanımdan geçip gitmeye çalıştı, fakat ben çölün ortasında susuz kalmış bir insan misali, erkek bedenine susamıştım, tabiri caizse, çok azmıştım. Kimseler görmeden kolundan tutup çektim onu, bir kabine girdik, ben aceleyle soyundum ve ona yaklaştım, “öp beni” dedim.  Şaşırmış ve biraz da korkmuştu, utana sıkıla yanağımdan öptü beni, çok utanmış, yanakları al al olmuştu, dediğim gibi, herşeyi hissediyordum rüyada olmama rağmen, yanağıma batan sakallarını, o sıcak nefesini... Ben güldüm, basbayağı heteroseksüeldi, bana bakmıyordu bile. Ben durmadım ama, öpüşmeye başladım, başlarda dudaklarını kaçırdı benden, ama o an o kadar azgındım ki, hiç bir şey umrumda değildi. Ne onun utanması, ne de rızası olup olmadığı, hayatımda hiç bu kadar çirkefleştiğimi, bu kadar kaba ve iğrenç olduğumu hatırlamıyorum. Sevişmeye başladık, zamanla yumuşadı, erekte oldu, artık onun da zevk aldığını farkediyordum. Sonra ona pasif oldum, bir süre sonra beni kendi isteğiyle öpüyordu, ben yine pasif olmaktan hoşlanıyordum, ama pasif olduğumu bir türlü hissedemiyordum, belden aşağım uyuşmuş gibiydi. Böyle aşağı yukarı 2-3 saat devam ettik, bir türlü boşalmadı ama. Garip bir sessizliği vardı, tek kelime etmedi, hiç, ama hiç bir şey söylemedi, bir zaman sonra benim kıyafetlerimi aldı, ve kabinden çıktı, sonra geri döndü, kapıyı aralayıp bana gülümsedi, ve kayboldu, sanki çok anlamlı bir şey söylemişçesine garip bir his kapladı içimi, onun kıyafetlerimi almış olmasına rağmen ben giyiniktim, önce kabinden, sonra tesisten çıktım, bizimkiler kapının önündeydi, arabada tıkınmaktaydılar, ve yine kadınlar girdi araya, sülalemizde ne kadar tanıdığım kadın varsa hepsini gördüm, hepsi oradaydı, ve ben bu sefer de kız kuzenime kafayı takmıştım, uzunca bir süre peşinde dolandım, en sonunda tesise girdik, o bayanlar tuvaletine girince, peşini bırakıp erkekler tuvaletine girdim tekrar, boş bir kabin ararken sevgilimle karşılaştım, tekrar bi kabine girip seks yapmaya başladım, bu sefer de yine aynı şekilde aşağı yukarı 2-3 saat ben aktif oldum, ama ben de boşalmadım. Öyle bitiverdi...
Henüz hocanın görüşüne sunmadım ama, bence bu rüya ilkinin bir tekrarı gibi. Yine üç bölümden oluşuyor; “Geçmiş, Şimdi,Gelecek”. Ve üç konuyu anlatıyor yine: “Pasiflik, Aktiflik,Biseksüellik”...
Pornografi ve müstehcenlik için kusuruma bakmayın, herşeyi olduğu gibi anlattım, niyetim sex story yazmak değil, sadece ilginç olayları yansıtmak. O yüzden okurken “zevk alınabilecek bir kaç satır” gözüyle okumayın lütfen..
İyi terapiler...
Hadi sağlıcakla..

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3254
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3254
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta