Gönderen Konu: TECAVÜZ MAĞDURU BİREYLER: TERÖR ÖRGÜTÜ ÇOCUKLARI KANDIRIYOR MU?  (Okunma sayısı 1629 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3061
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Travmanın Terörü…
Cinsel suistimal, cümle kurmak çok basit, yazıp çizmek, atıp tutmak…
“Toplumsal farkındalık oluşturuyoruz biz” gibisinden masum niyetlerle, üç beş çocuğu savunuyormuş gibi yapmak, Melek ve şeytan oyunu sahnelemek.
Shakespeare oyunları tutmaz buralarda, ali cengiz numaralarını kimse yalayıp yutmaz. Sahnesi yoktur bu tiyatronun, ışıklar her yerde, herkesin üzerindedir… Başroller kapılmış, herkes belli bir seviyeye kadar “kötü adamdır”…
Gazetelerin sür manşetlerinde, ya da, genzi sigara kokan, hükümete ya da medya patronlarına yağlama çekebilmek adına fikirlerini çürütmüş olan üç beş yazar çizerin üçüncü sayfa köşe yazılarında okuduklarınızdan ibaret değildir terör…
Bir bombanın patlaması değildir, sözde şehit olan oğullarına ağlayan üç beş ailenin acısı değildir. Masum bebeklerin ölümü değildir. Hükümet başkanının “Tüm bu acılardan sonra” başlıklı konuşması değildir.
Terör beş perdelik bir oyundur, Beyoğlu’nun sahnelerinde sergilenmez, gökkuşağına boyanmış sokaklarda, içlerinde ki terörizmi gökkuşağının renkleriyle örten bireylerin adımlarını görebilirsiniz en fazla.
Beş perdelik bir oyundur terör, perde arkası aşklar yoktur, perde aralarında bir kahve molası yoktur. Erken çocuklukta başlar…
Bir tohumdur travma, körpe bir yüreğe ekilen, bireyi “kimliksizliğe” ve “benliksizliğe” iten, dinamitin fitili gibidir. Travma geçiren bireyler sığınmacıdır, hep o “sıcak” ve “babacan” ortamı ararlar; “Kimsenin herhangi bir çıkar gütmediği”…
Fedakardırlar, kendilerine o sıcaklığı ve sevecenliği ihsan edebilecek varlık için her şeyi göze alabilirler, hayalperesttirler, ama hayallerini gerçekleştirirler. Tek sorun; başkaları tarafından kendilerine empoze edilen hayalleri gerçekleştirirler. Çünkü kendi hayallerini gerçekleştiremeyecek kadar ürkek ve itilmişlerdir.
Toplum dışlar travmayı, her zaman, hafife alır, travma sahibi birey bile travmasından bahsederken istihza içeren bir usül ile konuşur. Dışlanır, travma, onu yaşayanlar ve onu hatırlatanlar.
İlk perdedir travma, bireyin kişiliğini dipsiz bir kuyuya gömer, ve bir robot yetiştirir, sevgi ve ilgiyi görünce çalışan, durdurulamaz bir robot.
Terör örgütleri beyin yıkamaz, sadece bireye toplumun gösteremediği, bir tür “ilgi” ve “sevecenlik” gösterir.
İkinci perde aile içi şiddettir. Bireyin aileye karşı “aşırı kopmacı” bir tutum geliştirmesine sebep olan aile içi şiddet. Başrol babanındır, anneler genelde meleği oynar, çocuklar babanın ağırlığı altında ezildikleri yetmezmiş gibi, bir de, baba tarafından ezilen annenin ağırlığı altında ezilirler, zaten travmayla başa çıkmaya çalışan, ve kendi iç dünyasında entel-dantel kesimin tabiriyle “büyük fırtınlar yaşayan” bir bireyin, böyle bir aile içinde ergenliğinin ortalarına kadar hayatını idame ettirdiğini düşünün. Babayı devlete mi şikayet edeceksiniz? Tecavüzü? Devleti devlete anlatamazsınız. Dışarıdan bir el uzanmadığı sürece, kaçış yoktur bu travmatik ortamdan.

Bir üçüncü perde ergenliktir, “çalkantılı” diyorlar ya, evet çalkantılı ergenlik. Duygusal açıdan ne çocuklukta, ne de ergenlikte tatmin edilmeyen bireylerden doğan psikopatların gerçekleştirdiği eylemleri görmekteyiz ekranlarda. Bir diğer bağlamda; animasyon filmi senaryosu gibidir aslında. Dikkat ederseniz animasyon filmlerinde ki baş karakterlerin, aslında travma mağduru “iyi psikopatlar” olduğunu görürsünüz. Onlar her psikopatın geçirdiği evreden, mucizevi bir şekilde, “iyi insanlara” ve “süper kahramanlara” dönüşerek çıkarlar, ve küçükken kendilerine haksızlık yapan dünyayı kurtarırlar.
Ama gerçek dünyada işler öyle yürümez. O çocuk büyür bir gün elbet, hesap soramaz, soracak gücü bulamaz. Çok ihtimam gerektiren nadide bir çiçek gibi sular kinini, büyütür, tüm dünyadan intikam alabilecek kadar nefret dolu bir hale gelir.
Dördüncü perde beyaz adamdır, beyaz adam her yerdedir, gözler, izler, çok gözlemcidir… İyi bir pedagog, iyi bir psikolog, iyi bir yardımseverdir beyaz adam. Bazen köylü, genç bir abi, bazen zengin bir işadamı, bazen de bir dernekte faaliyetler yürüten yardımsever bir abidir. Beyaz adamı anlayamaz kimse, bireyin hayatının dibe vurduğu anlardan birinde, bir mucize gibi çıkar gelir. Beyaz adamlar beyin yıkamaz, sadece insan seçerler, ezilen ve toplumun dışladığı tecavüz mağduru bireyler, biçilmiş kaftandır onlar ve amaçları için.
Sonra perde arası verir tiyatro, o sessiz, sakin, dışlanan çocuğu ailesi arar belki, belki üçüncü sayfa haberlerinden bir kaçında “terör örgütü çocukları kandırıyor” gibisinden haberlere rastlarsınız, çok ikiyüzlüdür toplum; önce kendi dışlar, mağdur eder, sonra “kandırdılar” der, “beynini yıkadılar” der, “psikopat” , “sosyopat” der, ama hep masumdur toplum.
Beşinci perde, bir Salı sabahı karakolun önünde, askeri bir konvoyun geçtiği yolda, ya da nöbet tutan bir iki polisin gözlerinin önünde sergilenir.
Akıcıdır kanlar, toprak alışkındır, şehitler kutsanır, teröristler geberir, herkes iyi adam, kötü adam rolünü çok iyi oynar. Elebaşları menfaat elde eder, Hükümet başları sağduyuya çağırır, toplum kenetlenir ve herkes aradığı bir şeye kavuşur, ölen “şehid” olur, aileler “gazi”, toplum “vatansever” olur, destekçi işadamları “milyarder”, sadece o bir iki ibne günah keçisi olurlar. Tüm bu pisliğin ve akan kanın sorumlusudur. Apo’ya önemli olduğu için, selo’ya da barış yanlısı ve demokratik olduğu için sağduyu gösterebilen bir millet ve hükümet, tükürürler her zaman, o bir iki mezara, işerler köpekler, “vatanın sattığı” bu zavallıların mezartaşlarına.
Siz eşcinselleri taksimde tokmakçı/lubunya, tecavüz mağdurlarını da anti-pedofilik dernek başkanları  sanırsınız. İbnelik peşinde koşan karı gibi erkekler gelir aklınıza. Asıl eşcinseller ve travma mağdurları, daha doğrusu toplumun mağdurları, şu an dağlarda, ellerinde prezervatif ve hoşgörü dövizleriyle değil kaleşnikoflarla, büyük bir kinle dönecekler, kendilerine her türlü haksızlığı reva gören bu yurda, ve onun insanına…
Geçmiş olsun(!)

Bir arkadaşın bir sözü vardı; “Herhangi bir örgütün cephesinde, on yıllar boyu bıkmadan, usanmadan savaşabilen, rütbe hırsı peşinde koşmayan, dava bilincine sahip bireylerin hepsi, sokaklardan gelmiştir. Hiçbiri güzel bir çocukluk yaşamamıştır. Toplum dışlamıştır onları, ve onlar da tutunmuştur “dava” dedikleri kutsallarına.”


Ben yine de siz pek “sağduyulu” pek “hoşgörülü” topluma karşı niyetimi belirteyim, herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın. İnsani haklara, ve insanların namusuna göz diken biçareleri savunmak değildir niyetim, sadece, sıcak evlerinizde otururken, kendinizi masum ve terör mağduru sanmayın sakın. İkiyüzlü ve cahil bir toplum olarak, siz ektiniz bu terörün tohumlarını… Rüzgar ektiğiniz gibi fırtına biçiyorsunuz şimdilerde. Terörü lanetleye lanetleye bir yere varamazsınız, tükürüklü ağızlarınızla lanet okuyacağınıza, genç yaşta körpe delikanlıların dağa çıkmasına neden olanları, sorumsuz, ilgisiz, şiddet uygulayan babaları, tecavüzcü, pedofilikleri, kuran kurslarından otlananları, cemaat ağbabalarını, beyaz adamları lanetleyin, onları öldürün,
Kendinizi öldürün yani; içinize kadar işlemiş hepsi çünkü…
Yazıyı yazma niyetim de buydu; “Asıl kötü adam/terörist kim?”
(……)
(!!)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3061
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3061
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta