Gönderen Konu: AHLAK  (Okunma sayısı 6609 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3216
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
AHLAK
« : 22 Şubat 2016, 01:12:16 »
AHLAK


Bilincimizi esir alan kapitalist ideoloji/iktidar, bireysel özgürlük ve mutluluk yalanlarıyla bilinçaltımızı yönettikçe kendi gücünü pekiştirmektedir. Her türlü kurum ve kuruluşlarla, her türlü kutsal değerleri istismar eden ideolojik güç; din olgusunu da kendi tekeline almıştır. Din adamları sınıfı dini kurumlarla dini yönetmektedir. Bu anlamda " dindar insan " Allah'ın değil devletin/iktidarın kuludur. Devletin dini kontrol etme yöntemi akla ve mantığa uygun bilgileri ilahiyat/teoloji bilimi kisvesi altında zihinlere işleyerek oluşturmaktadır. İnsan "birey" olarak daima her anlamda insan olarak yaşamayı hedeflemelidir. Nedir insan olmak? Aile, toplum, devlet otoriteleri güç dengeleri karşısında eğer çelişkiler, tutarsızlıklar ortaya  çıktığında boyun eğmemektir; güçlü olana teslim olmamaktır. Özgürlük ve mutluluk  peşinde koşan bireyler tutkularının ve hazlarının gel gitleri arasında kimliksizleşmektedirler.

Birey için tek otorite devlettir; insan için ise yegane otorite Allah'tır. İnsan yüzünü ve gönlünü daima güne yani güneşe bakan ayçiçeği gibi daima Allah'a dönük olarak yaşamalıdır.

En sahtesinden tarikat ve cemaat kurumlarındaki bireyler şeyhlerinin ve liderlerinin ilahi aşk peşinde koştukları yanılsaması yada hezeyanları ile iç dünyalarındaki gerçek tanrısal/kutsal gücü hastalıklı hale getirmektedirler.
Varsa eğer en gerçeğinden tarikat şeyhi peşinden adam koşturmak yerine kendisi adam yaratmak adına insan peşinde koşmalıdır. Bu bağlamda nerdedir gerçek erenler ve evliyalar? Yunus Emre'ler, Mevlana'lar, Şems'ler, Hasan Sezai'ler...

Konya'da insan Mevlana gibi olmalıdır, Bursa'da Emir Sultan gibi yaşamalı, Edirne'de Hasan Sezai yada Şeyh Bedrettin gibi ilkeli olmalıdır. Eğer hakikat sırlarına  ermek istiyorsa, gerçek özgürlüğü gerçek mutluluğu gerçekten istiyorsa.. Gönül dünyasının  sırlarından bir sır da bu olsa gerek. Edirne'deki insan sırlı gönül yolculuğuna Mevlana ile yola çıksa bile Hasan Sezai yada Şeyh Bedrettin ile yoluna devam etmelidir.

Eşcinsellik, toplumsal sorunların baskısı altında dinamikleri çürümüş aile yapısında ezilen çocuğun aslında aile otoritesine başkaldırması eylemidir. Aile içi güç dengeleri adına yıpratılan duygusal edimlerin yeniden aranması ve kişilikle bütünleştirilmesi çabasıdır. Eşcinsellik bireysel bir hastalık değil; aile ve kültürel değerlerin yıpranmasının göstergesi  olarak hastalıklı bir aile ve toplumsal yapısının insan ruhunu işgal etmesidir. Eşcinsellik; sevgi, bağlanma, ait olma arayışları içindeki çocuk ve ergenin erotizm çukuruna düşmesidir. Bu noktada sonra da  duygusal bağlılık değil, sex bağımlılığına dönüşen ailesel bir hastalıktır. Eşcinsel genç, ruhsal anlamda hastalıklı  ailedeki iyileşmeye en uygun kişidir.

Hiç bir kötü/yalan insan, iyi/ahlaklı insanı tek başına yenemez. Üç beş kötü insanın aralarında çıkar ilişkileri kurarak oluşturdukları iktidar gücüyle iyi/ahlaklı insana karşı uyguladıkları eylemlere mobing-ibnelik denilebilir. Bu anlamda eşcinsellik "ibnelik" değildir. "İbnelik" erotik içerikli bir hakaret değildir. İbnelik, içindeki bastırılmış yani gizil eşcinsel  duygular yani çocukken otorite karşısında ezilmişliklerin yarattığı teslimiyettir.

Zeki Müren "ibne" değildir. Kültürel yozlaşmanın gelecekteki görünmeyen tehlikelerine kendi gönül dünyasından aşk ışıklarıyla içinde yetiştiği topluma yol göstermiş sanat güneşimizdir. Varsa eğer eşcinsel ilişkileri onlar bizim bilmediğimiz ve bize yansımamış gizli yaşanmış günah dünyasıdır. Zeki Müren'i yargılamak bize değil, affetmek Allah'ın insiyatifinde olan  bir süreçtir. Ruhu şad olsun...

Ahmet Kaya'ya da toplumsal olarak teşekkür borcumuz vardır. Acı çekmeden özgür olunamayacağını öğrettiği için..

Barış Manço ise modern çağın sanat dervişi olarak, kapitalist sistemin reklam sektörü ile aile yapımıza dayatmaya çalıştığı Ramazan sofraları yerine Halil İbrahim sofrasının önemini unutulmuş bir değer olarak yeniden hatırlatmıştır.


"Çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler
Buyurun sizde buyurun
Buyurun dostlar buyurun

Barış der her bir yanın altın gümüş taş olsa
Dalkavuklar etrafında el pençe divan dursa
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok

Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok"

Sanat ve yaratıcılık acıdan güç alır. Sanatçı içsel acılarına direndikçe bu süreç yaratıcılık olarak kültürel bir değere dönüşmektedir. Sanatçılar unutulmamalıdır ki toplumsal ruhu besleyen insanlardır.

18 Şubat 2016
07:15
Çapa

Psikolog www.huseyinkacin.com

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3216
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: AHLAK
« Yanıtla #1 : 09 Mart 2016, 08:56:16 »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3216
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: AHLAK
« Yanıtla #2 : 09 Mart 2016, 10:14:52 »
Başta Amerikan Psikoloji Derneği (American Psychological Association - APA), Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association), Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization - WHO), Dünya Cinsel Sağlık Birliği (World Association for Sexual Health - WAS), Avrupa Seksoloji Federasyonu (European Federation of Sexology), Uluslararası Aile Terapileri Örgütü (IFTA - International Family Therapy Association) ve Almanya Sosyal Bilimsel Seks Araştırmaları Derneği (Gerrman Societyfor Social Scientific Sexuality Research) olmak üzere tüm uluslararası kuruluşların eşcinsellikle ilgili görüşlerini anlamak durumundayız…

“302.9 Başka Türlü Adlandırılamayan Cinsel Bozukluk” başlığı altında,Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders - DSM-IV)’de,“eşcinsel yöneliminden rahatsız olanlar” için üstü kapalı olarak bir “bozukluk” tanımlaması yapılmıştır.

Bu kategori herhangi özgül bir cinsel bozukluk için tanı ölçütlerini karşılamayan, ne bir cinsel işlev bozukluğu, ne de bir parafili (cinsel sapkınlık) olmayan cinsel bir bozukluğu kodlamak içindir.

Örnekleri arasında “cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyma” şeklinde bir başlık bulunmaktadır.

Ayrıca bir başka uluslararası tanı sistemi olan ICD–10 (International Classification of Diseases)’da eşcinsellik; F66 kodu ile “cinsel gelişim ve oryantasyon bağlantılı psikolojik ve davranışsal bozukluklar”adı altında ele alınmıştır ve burada “sadece cinsel yönelim bir bozukluk olarak kabul edilmemelidir” ibaresi vardır.

Homoseksüalite, heteroseksüalite ya da biseksüalite cinsel gelişme ve yönelimdeki kişi için sorunlu olabilecek farklılıkları belirtmek için kullanılmıştır. Ancak cinsel olgunlaşma bozukluğu, benliğe yabancı cinsel yönelim ve cinsel ilişki bozukluğugibi durumların eşcinselliğe eşlik etmesi için, kişinin eşcinselliği ya da eşcinsel ilişkiyi yaşamayı bir sorun haline getirmesi gerekmektedir.

F66.1 kodu “egodistonik” cinsel yönelimi tanımlamak için kullanılmıştır. Yani ICD-10’na bakıldığında eşcinsel yönelimin kişi için bazen ruhsal bir sorun haline gelebileceği görülecektir.


www.huseyinkacin.com

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3216
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: AHLAK
« Yanıtla #3 : 09 Haziran 2019, 13:11:24 »
Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.

Eşcinsellik, toplumsal sorunların baskısı altında dinamikleri çürümüş aile yapısında ezilen çocuğun aslında aile otoritesine başkaldırması eylemidir. Aile içi güç dengeleri adına yıpratılan duygusal edimlerin yeniden aranması ve kişilikle bütünleştirilmesi çabasıdır. Eşcinsellik bireysel bir hastalık değil; aile ve kültürel değerlerin yıpranmasının göstergesi  olarak hastalıklı bir aile ve toplumsal yapısının insan ruhunu işgal etmesidir. Eşcinsellik; sevgi, bağlanma, ait olma arayışları içindeki çocuk ve ergenin erotizm çukuruna düşmesidir. Bu noktada sonra da  duygusal bağlılık değil, sex bağımlılığına dönüşen ailesel bir hastalıktır. Eşcinsel genç, ruhsal anlamda hastalıklı  ailedeki iyileşmeye en uygun kişidir.

Hiç bir kötü/yalan insan, iyi/ahlaklı insanı tek başına yenemez. Üç beş kötü insanın aralarında çıkar ilişkileri kurarak oluşturdukları iktidar gücüyle iyi/ahlaklı insana karşı uyguladıkları eylemlere mobing-ibnelik denilebilir. Bu anlamda eşcinsellik "ibnelik" değildir. "İbnelik" erotik içerikli bir hakaret değildir. İbnelik, içindeki bastırılmış yani gizil eşcinsel  duygular yani çocukken otorite karşısında ezilmişliklerin yarattığı teslimiyettir.

Zeki Müren "ibne" değildir. Kültürel yozlaşmanın gelecekteki görünmeyen tehlikelerine kendi gönül dünyasından aşk ışıklarıyla içinde yetiştiği topluma yol göstermiş sanat güneşimizdir. Varsa eğer eşcinsel ilişkileri onlar bizim bilmediğimiz ve bize yansımamış gizli yaşanmış günah dünyasıdır. Zeki Müren'i yargılamak bize değil, affetmek Allah'ın insiyatifinde olan  bir süreçtir. Ruhu şad olsun...

https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

www.huseyinkacin.com

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/gundem/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html?fbclid=IwAR1vhGVXAoLadKVUekEQmlOMEt0rYibXclB1s5oDjE55IPCIv47Os_Qi3g8