Gönderen Konu: Eşcinselliği Doğru Okumak: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir  (Okunma sayısı 27390 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Geçen günlerde LGBT derneklerinin "Onur Yürüyüşleri" adıyla yaptığı faaliyetlerle, eşcinsellik meselesini ilk defa bu kadar gündemde tuttu. Hem bu derneklerin faaliyetlerini, hem de kimliğini açığa çıkaramayan eşcinsellerin sayısını dikkate aldığımızda şu öngörüde bulunabiliriz: Kürt sorunu çözüldüğü takdirde eşcinsellik, ülkenin en büyük iç meselesi haline gelecektir. Bu durum eşcinselliği dikkate almamız gerektiğini gösteriyor.

Toplum eşcinselleri sadece kadınsı hareketleri olan, dine uzak kimseler olarak tanıyor ama gerçekte durum böyle değildir. Eşcinsellerin bir kısmı kaybedecek bir şeyi olmadığı için açıkça bunun mücadelesini veriyor. Ancak büyük kısmı, toplum baskısından kendini açığa çıkaramıyor. Daha büyük kısmı ise istemediği halde taşıdığı eşcinsel hislerden kurtulmak istiyor ancak derdini kimseye açamıyor. Dindar insanların, cemaatlerin içinde bunlardan çokça var. Ama bu durum kabul edilmek istenmiyor. İran eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad, “İran’da Avrupa ve Amerika’daki gibi eşcinsel yoktur!” açıklaması yapıp dünyayı kendine güldürmüştü. Bizdeki dindarlar da tam olarak bu noktada duruyorlar: “Bizim içimizde eşcinsel yok!”

Bu mantık neticesinde, dindarların konuyla ilgili söylemleri yalnızca gerçek eşcinsellere yönelik kaldı. “Lut kavmi, sapkınlık, ahlaksızlık, kıyamet alameti” kelimelerinden fazlasını bilme gereği duymadılar.

İlk yazımı okumayanlar için; bu yazının sahibinin eşcinsel hisler içinde kıvranan ve aldığı psikolojik destek neticesinde düzelen bir erkek tarafından yazıldığını tekrar edeyim. Ben eşcinsel hislerimi farkedip kurtulmak istediğimde önce internetten araştırma yaptım. İnternetten LGBT derneklerinin sitelerine yönlendirildim. Onlar bunun hastalık filan olmadığını, doğuştan olup tedavisinin olmadığını, bireyin bu şekilde yaşamaya alışması gerektiğini söylüyorlardı. Hatta eşcinselliği kutsayıp, böyle yaşamanın erdem olduğu propagandasını yapıyorlardı. Doktorlara ulaştım, onlar da “bunun çözümü yok” deyip geri gönderdiler. Bu kez dini kaynakları araştırdım, hocaların ne dediğine baktım. Onlar da Lut Kıssası’ndan başka bir şey anlatmıyordu.

Yazı dizisinin ilk bölümü için tıklayınız!

Bu durumda olduğunuzu hayal edin. Eşcinsellik lanetli bir iştir, elinizde olmadan bu hislere sahipsiniz ve tedavisi de yok! Hal bu olunca lanetli olduğunuzu düşünmeye başlıyorsunuz. Düşünsenize, Allah sizden yüz çevirmiş! İntiharı düşünürsünüz ama intihar da haram! İçinden çıkılamayacak bir labirentte buluyorsunuz kendinizi.


Bazı hocalar, namazı ihlaslı bir şekilde kılınca durumun düzeleceğini söylüyor. Oysa bunun namazla hiç alakası yok. Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Mesela eşcinselliği fiiliyata dökmenizi engeller. Ama içteki hissi yok etmez. Ben beş vakit namazımı kılan biri olarak biliyorum ki, 24 saat alnınızı secdeden kaldırmasanız bile, sadece bununla sorun çözülmez.

Bazıları da bunun bir imtihan olduğunu söyleyip sabredildiği takdirde Allah’ın mükafatlandıracağını söylüyor. İmtihan kısmı doğrudur. Ama sabır kelimesini çok yanlış kullanıyoruz. Sabır; belaların üstümüzden geçmesine müsaade edip ses çıkarmamak değildir. O belayı bertaraf etmek için her türlü çözüm yolunu denemek, bu esnada Allah’a isyan etmemek demektir.

Bazı hocalar kurtulmak isteyenlere vaktini boşa geçirmemesi gerektiğini söyleyerek ona eşcinselliğini hatırlamayacak kadar meşgul olmasını, yani bu sorunu halının altına süpürmesini tavsiye etmiş. Yapmamız gereken onu aseksuel yapmak değil, mevcut cinsel isteğini doğru kanala yönlendirmektir. Cinsel isteği zaptetmek sorunu, işin bu kısmını başarabildikten sonra gelmelidir. Ayrıca psikoloğum “30 yaşına geldiği halde hala ilişki yaşamamış eşcinsel yoktur” demişti. Ben de aksi bir örneğe rastlamadım. İrade ne kadar kuvvetli olursa olsun, sorun çözülmediği takdirde bir gün mutlaka patlak verecektir.

Bazıları evliliği tavsiye etmiş. Oysa bu evlenmekle de çözülmez. Bu sorunları çözmeden evlenen kişi zaten eşine gerekli ilgiyi gösteremez ve o evlilik sonunda yıkılır. Ya da adam bütün hayatı boyunca hoşlanmadığı bir cinsle beraber yaşama eziyetine katlanır. Bu durum kadına da haksızlıktır.

Yapılması gereken, değer yargılarımıza uygun bir psikolog bulup tedavi olmaktır. Eşcinsellik konusunda psikologlar ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı bunun doğal bir yönelim olduğunu savunup tedavisi olmadığını söylerken, diğer kısım tedavinin mümkün olabileceğini söyler. İnsanın yaratılışında olmayan bir yönelim doğal olamaz. Kişi kendindeki bu halden rahatsızsa bu bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir. Tedavisi yok diyenlere karşı Peygamberimizin (sav) “Tedavi olunuz! Zira Allah yarattığı her derde deva yaratmıştır. Ancak ihtiyarlık müstesnadır.” hadis-i şerifine iman ediyoruz elhamdülillah! Tedavisi olmasaydı ben iyileşmezdim.

Ben ilk olarak televizyonda Hüseyin Kaçın isimli bir psikologdan dinledim tedavi olunabileceğini. Hemen ulaştım. İstanbul’da Şişli-Mecidiyeköy’de idi bürosu. Uzak bir ildeydim ve maddi durumum müsait olmadığı için uzun süre ertelemek zorunda kaldım başlamayı. Bu esnada başka psikologları da araştırdım. Nevzat Tarhan da aynı fikirdeydi. Yine İstanbul’da Mustafa Merter isimli bir psikolog varmış. Ankara’da CİSED başkanı psikiyatr Cem Keçe de onarım terapisi yapıyor. TV 5’te Yüzleşme programını yapan Mehtap Kayaoğlu’na mesaj gönderip tedaviyi sordum. Tedavinin olduğunu söyledi ve yok diyenleri eleştirdi. Cem Keçe ve Mehtap Kayaoğlu’nun söylediği fiyat bütçeme uygun olmadığı için elemek zorunda kaldım. Bu esnada Hüseyin Kaçın’ın web sitesi www.escinselterapi.net ‘teki, o güne kadar terapi görmüş olan diğer danışanların yazılarını okudum. Anlattıkları benim durumumla büyük ölçüde örtüşüyordu.

Nihayetinde imkan bulup terapilere başladık. Bu esnada benim durumumda olan onlarcasıyla görüştüm. Ve aynı durumda olup tedavinin olduğundan haberi olmayan binlerce genç olduğunun farkına vardım. Yıllardır takip ettiğim muhafazakar medyanın yazarlarına ulaşıp tedaviyi anlatmalarını istedim. İlk olarak, bazı partilerin eşcinsellik politikasına tepki yazısı yazmış olan Serdar Arseven’e telefonla ulaştım. Üç dakika boyunca derdimi anlattım. Bu işin sloganlarla, yakınmalarla çözülemeyeceğini, kurtulmak isteyenlerin yönlendirilmesi gerektiğini izah ettim. İki saniye soluklanmamı fırsat bilip “Tamam kardeşim hadi iyi akşamlar” deyip telefonu kapattı.

Abdurrahman Dilipak’a ulaştım, bir yemekte olduğunu, anlatmak istediğimi mail olarak ulaştırmamı söyledi. Dediğini yaptım ama dönüş olmadı.

İsa Tatlıcan’a ulaştım. Onunla uzunca konuştuk meseleyi. Ciddiye alıp dinledi, sözlerime hak verdi, sonra sabır tavsiye edip kapattı. Oysa ben onu tavsiye almak için aramamıştım. Köşesinde tedaviyi anlatan bir yazıya yer vermesi için aramıştım.

Bu yazarlardan hiç biri istediğimi yapmadı. Bir yandan da eşcinselliğin yayılmasından yakınmaya, batının eşcinsellik oyununu deşifre eden müthiş analizler yapmaya devam ettiler. Hayırlısı olsun.

Ersoy Dede’nin Bıçak Sırtı programında eşcinsellik tartışılmıştı. Programa Ali Rıza Demircan, Barbaros Şansal gibi isimler katılmıştı. İşte sürekli eleştirdiğim iki taraf bir aradaydı. Şansal eşcinsel haklarından başka bir şey konuşmuyor, Demircan bunun haram olduğundan başka bir şey söylemiyordu. Yine kısır bir tartışmaydı. Bu iş böyle çözülemezdi. Ersoy Dede’ye ulaşıp derdimizi anlatmaya çalıştık. Tedavinin konuşulacağı bir program ayarlamak istedik. Psikoloğumuz Hüseyin Bey psikolojik alt yapıyı anlatacak, biz tedavi olanlar da maskeli şekilde katılıp kendimizi anlatacaktık. Talebimiz olumlu karşılandı. Program %80 ihtimalle yapılacaktı. Sonra bir anda iptal oldu. Gerekçe, bir önceki programa gelen tepkiler ve maskeli katılma talebimizdi.

Mehmet Ali Önel’in Deşifre programında da benzeri kısır bir tartışma yapılmıştı. Aynı şekilde ona da ulaşıp aynı talepte bulunduk. Yine talebimiz olumlu karşılandı ve program büyük ihtimal yapılacaktı. Sonra yine iptal oldu. Gerekçe, ailelerin önceki programa “eşcinsellik propagandası yapmayın” diye tepki göstermesiydi.

Bu vesileyle heyecanımız kırılmış oldu ve vazgeçtik. Muhafazakarlar için yakınıp sloganlarla konuşma kolaylığına kaçmanın daha cazip olduğunu anlamış olduk. Öte yandan sosyal medyada da insanlara durumu anlatmaya çalıştık. Ama anlamaya kapalı olduklarını gördük. Bütün eşcinselleri aynı sepete koyup, bir insanın elinde olmadan bu hisleri taşıyabileceğini tahayyül edemiyorlardı. Bu durum, kurtulmak isteyenleri ümitsizliğe sevk edip LGBT derneklerinin kucağına itiyor. Vebaldir bu, etmeyin. Günah olan yalnızca eşcinsel yaşamın kendisi olabilir. Eşcinsel hisler günah olarak değerlendirilemez. Bir Müslüman olarak elbette eşcinselliğe karşı olmalısınız. Ama eğer bir şeye karşıysanız, ondan çıkış yolunu da tarif etmek zorundasınız. Artık eşcinsellik kelimesini duyunca yönünüzü değiştirmeyin. Böyle bir sorun var ve siz görmezden geldikçe daha da büyüyor. Sosyal medyada eşcinseller öyle bir inanmışlıkla çalışıyor ki hayretten donakalırsınız. Onların yanlışı savunduğu kadar sizler doğruyu (doğru şekilde) savunsaydınız, belki bugün onursuzluk yürüyüşlerinin yapıldığı noktaya gelmeyecektik.

Yeni Şafak’tan İsmail Kılıçarslan geçen gün köşesinde bu konuya değinmiş. O yazıdan aldığım notları aktarmak istiyorum:

“İki yüzlülüğün lüzumu yok. Günah yerine günahkarlardan nefret edip eşcinselliği bu noktaya taşıyan sizin fobik tavrınız. (…) Ey bu memleketin dindar, Allah’ı ve kitabını önemseyen çocukları! Günahtan nefret eder, günahı ortadan kaldırmaya çalışırsanız mesafe alırsınız. Günahkardan nefret eder, günahkarı ortadan kaldırmaya kalkarsanız, karşınızda size düşmanlıkta cahiliye dönemini bile geçmeye hazır azılı İslam düşmanları bulursunuz.(…) Bana Hz. Lut’un kıssasını anlatıp durmayın arkadaşlar! Hz. Lut kavminin helak olmaması için kaç yıl geceli gündüzlü tebliğ ve irşatta bulunmuştur biliyor musunuz?(…) Eşcinsellikle devekuşu gibi kafamızı kuma sokarak, yaşadığımız toplumda eşcinsellik yokmuş gibi davranarak mı mücadele edeceğiz? Nerede kaldı nebevi metod? Nerede kaldı tövbe ve hidayet dilemek?”

Gerçi Kılıçarslan ile birebir aynı noktadan bahsetmiyoruz. O eşcinselliği savunanlara karşı nebevi metodla yaklaşmamızı, tebliğ yapmamızı söylüyor. Ben ise o sonraki iş diye düşünüyorum. İnsanlar şimdilik günahkar eşcinseller ile istemeden eşcinsellik hissini içinde taşıyıp kurtulmak isteyenler arasındaki farkı anlasa yeterli.

Bir sonraki yazımda eşcinselliğin nedenlerini anlatmaya çalışacağım. Selam ile…

ALİ AYDIN





« Son Düzenleme: 08 Şubat 2018, 11:46:32 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı. Nihayet 2011
yılında bir tv de Hüseyin Kaçın isimli bir terapiste rastladım. Aynen beni
anlatıyordu. İrtibata geçtim ve terapiye başladık. Geldiğimiz noktada
hamdolsun büyük bir mesafe katetmiş bulunuyoruz.
Terapiler boyunca anladım ki eşcinsellik sadece eşcinsellik değil,
çocukluktan itibaren biriken yetiştirilme hatalarının acı bir sonucu.
Eşcinsellğin içinde mükemmelliyetçilik, özgüven eksikliği, baskın ve örnek
alınan anne, sinik veya aşırı baskın kendinden nefret ettiren baba, narsizm,
boderlane ve türlü sıkıntılar yer alır. Bunları tek tek çözmeden
eşcinselliği yenmek mümkün değildir.
Evet, verdiğiniz cevaplara geri dönelim. Vaktini boş geçirmemesi gerektiğini
söyleyerek ona eşcinselliğini hatırlamayacak kadar meşgul olmasını, yani bu
sorunu halının altına süpürmesini tavsiye etmişsiniz aslında. Yapmamız
gereken onu aseksual yapmak değil, mevcut cinsel isteği doğru kanala
yönlendirmektir. Cinsel isteği zaptetmek sorunu, işin bu kısmını
başarabildikten sonra gelmelidir. Eşcinsellik evlilikle çözülmez. Bu
sorunları çözmeden evlenen kişi zaten eşine gerekli ilgiyi gösteremez ve o
evlilik sonunda yıkılır. Ya da adam bütün ömrü boyunca hoşlanmadığı bir
cinsle beraber olma eziyetine katlanır. Bu durum kadına da haksızlıktır.
Dua demişsiniz. Evet, bizim duadan başka ehemniyetimiz yok. Lakin konu
eşcinsellik olunca farklı bir durum var. Eşcinsellerin en büyük sorunu
özgüven eksikliğidir. Dindar bir eşcinsel sürekli Allah'a bir daha o
fantazileri aklına getirmeyeceğine, normal bir erkek olacağına dair
yeminler, tevbeler eder. İnsandaki cinsellik arzusu bir sel gibidir.
Eşcinsel bireydeki bu arzular yanlış kanala yönelmiş ve oraya doğru
akmaktadır. Ne kadar zaptetmeye kalkarsa kalksın, önüne çektiği set yine
patlar ve başa döner. Neticede bu kısır döngü böyle devam eder gider. Allah'a
verdiği sözleri bir türlü tutamayan bu bireyin artık kendine saygısı
kalmaz. Bu durum özgüven eksikliğini, yani eşcinselliği besleyen bir
durumdur. Bende de böyleydi. Bu yüzden psikoloğum terapi süreci boyunca
eşcinsellikten kurtulmak için dua ve tevbe etmememi söyledi. (Kendisi dini
hassasiyetleri olan biridir, güvenebilirim.) Onun için “Allahım nolur kurtar
beni!” dualarımın yerini “Allahım karşıma nefesim olacak bir hatun çıkar.
Nefesi olacak, her yönden birbirimizi memnun edeceğimiz, cennette de
birlikte olmak isteyeceğimiz ve olacağımız bir eş nasip et bana!” duası
aldı, çok daha etkili, en azından psikolojim üzerinde.
Eşcinseliğin bir çok nedeni var, benimkiler şunlar:
1- Mükemmelliyetçilik: Fiziken ve vasıf olarak çok kötü olmamama rağmen
sürekli kendime kusur buluyor, bir kadının benden hoşlanmayacağını
düşünüyorum. Bir kadının beni beğenebileceği mükemmellikte olmaya çalışıyor,
sonra o mükemmelliğe hiç bir zaman erişemeyeceğimi düşünüp baktığım
erkeklere “kızlar bundan hoşlanırmı” gözüyle bakmaya başlıyorum. Sonra
kızların hoşlanacağı o mükemmel kişiyle yakın olmaya çalışıyor, farkında
olmadan beynimde fantaziler kurmaya başlıyorum. Böylece onu, yani
mükemmelliği kolay yoldan elde etmiş oluyorum. Bunlar kafamda gelişen
süreçler tabii.
2- Özgüven eksikliği: Yukarıdakiyle benzer bir durum. Kişinin kendisini
güçsüz kuvvetsiz görmesi ve koruyacak bir güç araması. Kendini koruması
karşılığında onu cinselliğiyle ödüllendirmiştir. (Yine sadece zihnimde
gelişen süreç
3- Dini anlatanların kadınlarla arama koyduğu mesafeyi abartması, düşünmeyi
dahi yasaklaması, kadını şeytan olarak lanse etmeleri. Çocuk aklımızla neler
düşünüyoruz bunların sonucunda. Tam olarak şöyle Bir şey: kadın anne abla
hala teyze olarak iyi, ama cinsellik devreye girdiğinde kadın şeytan!
Düşünmek bile haram! Dediğim gibi, insandaki cinsellik isteği bir sel
gibi... Eğer bu selin doğal yolunu tıkarsanız kendine başka bir yol bulur
mutlaka. Bende de öyle oldu. “Kadını düşünmek haram, gerçi Kuran'da Lut
kavminden filan bahsediliyor ama yinede erkeği düşünmeye bir yasak
konulmamış” gibi bir düşünce gelişiyor çocuk aklıyla insanın. Gerçi yasaklar
insanı cezbeder ama bende bu farklı oldu.
4- Babamdan nefret etmem ve ablam tarafından yetiştirilmem...
Daha nedenler var ama yavaş yavaş çözüyoruz inşallah. Ben sizden bu yazıyı
paylaşmanızı rica ediyorum. Çünkü muhtemelen o cevap verdiğiniz arkadaşlar
şu anda “Ya Nureddin Hoca'ya bile sordum ama derdime deva bulamadım. Ne
lanetli bi adamım ben?” diye kıvranıp duruyorlardır. Ben size konu hakkında
gerekli linkleri atayım.



http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1576.0 linki tıklayınız

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Eşcinselliği Doğru Okumak: Eşcinsellik Tedavi Edilebilir Mi?
« Yanıtla #2 : 25 Haziran 2017, 21:48:18 »
Özgürlüğü Putlaştırmış Hümanist Müslümanların Dikkatine!

Türkiye'de ve dünyada uzun süredir yoğun bir şekilde eşcinsellik propagandası yapılmaya devam ediyor. Olay özgürlük minvalinde pazarlanıp, konu üzerinde hassasiyetgösteren toplumlar ve bireyler adeta kamusal baskı altına alınmaya çalışıyor. Müslüman eşcinselliğe nasıl bakmalı? Müslüman eşcinsel olur mu? Kamuoyunda pompalanan "eşcinsellik, özgürlük " vs dayatmalarına karşı bir okurumuzdan gelen bir değerlendimeyi sizlerle paylaşıyoruz..
 
 
"Medya, meziyetmiş gibi öteden beri eşcinselliğin özgürlük olduğunu vurgular. Böylelikle eşcinselliğe karşı çıkanlar da ‘’özgürlük düşmanı’’ olur tabii. Durmadan bunu pompalayan yayınlardan etkilenen müslüman kesim, ‘’günah işleme özgürlüğüne’’ saygı duyulmasıgerektiğine inanmaya başladı sonunda..

Proje kokan söylemler de çıktı bu arada. ‘ Eşcinseliz ve dindarız’ gibi sloganları olan küçük gruplar medyanın yeni hamlesi oldu. Eşcinselliği sempatik gösteren röportajlarla, ‘’hem müslüman, hem de eşcinsel olabilirsiniz’’ mesajı verdiler.

Direk söyleyemedikleri cümle şudur . ‘Eşcinsellik günah değildir’.

Herkes neyin ne olduğunu bilerek yapıyor diye müdahale etme gereği duymuyordum. Ancak hem durumun böyle olmadığını gördüğümden, hem de bu propagandaların konuya hakim olmayanları etkilemesini engellemek istediğimden bir yazı yazma gereği duydum. Öncelikle bu yazıyı, eşcinsel hisler içinde kıvranan ve aldığı psikolojik destek neticesinde normale dönen bir erkeğin yazdığını bilerek okumanızı istiyorum. Bu süreçte yaptığım araştırmaları ve tecrübelerimi, ironik bir şekilde “onur yürüyüşleri” olarak isimlendirilen onursuzluğun gündemde olduğu bu günlerde yazmamda fayda var diye düşünüyorum.

Fizikte bir kural vardır. Zıt kuvvetler (-+) birbirini çeker, aynı kuvvetler (++,--) birbirini iter. Maddenin en küçük birimi olarak bilinen atom bu kural üzerine çalışır. Yani varlık bu kural üzerine kurulmuştur. Sevgi ile aşk birbirinden farklı şeylerdir. Bir insan her şeyi sevebilir. Başka bir insanı, bir kediyi, bir serçeyi, oyuncağını kalemini, evini, yemek yemeyi, uyumayı… Kısacası sevgi duygusu sınırsız ve büyük bir duygudur. Aşk ise bir çekim kuvvetidir. Bir bağlanmadır. Alanı dar, yoğunluğu ise çok büyüktür. Yukarıdaki kural gereği bu, zıt kuvvetler arasında olur. Yani gerçek aşk, karşı cinsler arasında ortaya çıkan bir çekim kuvvetidir. Yani erkek kadın için, kadın da erkek için yaratılmıştır.

Bir insanın hemcinsine duyduğu yoğun sevgi ve bağlanma hissi ise gerçek değil, yalancı bir aşktır. Kişi farkında olarak veya olmayarak, kendisinde eksik olarak gördüğü bir takım özellikleri başkalarında görüp onlara bağlanır. Bu kişinin bilinçaltı, kendisinde olmadığını düşündüğü bir takım özellikleri başkalarında görür ve sahibini onlara yönlendirir. Bu gerçekte bir güç aktarımıdır. Dolayısıyla eşcinsellik doğal bir yönelim değildir, fıtrata aykırıdır. Fıtrata aykırı olan bütün biyolojik durumlar hastalıktır. Ve Allah tedavisi olmayan hiçbir hastalığı var etmemiştir.

EŞCİNSELLİK HASTALIK MIDIR, CİNSEL TERCİH MİDİR ?

Eşcinsellik savunucusu çevrelerin en çok sığındığı argüman, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) eşcinselliği hastalık sınıfından çıkarmış olmasıdır. WHO’nun bu kararına ilahi bir fetva gibi sarılıyorlar. Oysa WHO, egemenlerin isteği doğrultusunda, onlara fayda sağlayacak kararlar almakla yükümlü bir kuruluştur. Ciddiye alınacak yanı yoktur. WHO’nun bu kararı aldığında, karşı çıkan doktorlar görevlerinden alındılar. Hala ABD ve Avrupa’da doktorların, eşcinselliği tedavi edilebilir bir hastalık olarak nitelemesi yasaktır. Oysa bilimsel veriler daima tartışmaya açık olmalıdır. Eğer tartışılmasına müsaade edilmiyorsa, o bilimsel veri değildir.

Son zamanlarda Müslümanların batının hümanist söylemlerinden etkilenip, özgürlüğü putlaştırdıklarını görüyoruz. Bu İslami bir tavır değildir. Allah Müslümanın önüne kırmızı çizgiler koymuştur. İnsanın istediği her şeyi yapmasına izin vermemiş, bazılarını haram kılmıştır. Bunlardan biri de eşcinsellik... Kuran’daki Lut kıssası bu konuda önemli bir kaynaktır. Ancak şöyle bir savunmaya rastlar olduk: “Allah Lut kavmini kavmini eşcinsel olduğu için değil, sapkın olduğunu için helak etti.”

http://haberseyret.com/haber/17339/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3116
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta