Gönderen Konu: TAKINTILI - OBSESİF MASTURBASYON SENDROMU  (Okunma sayısı 4778 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 2913
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
TAKINTILI - OBSESİF MASTURBASYON SENDROMU
« : 28 Ocak 2015, 17:41:02 »
Bu hafta güzel ve umutla başladı fakat kötü sonuçlandı derken hafta sonu durumu toparladık. Cuma günü işimden ayrıldım. Patronumla anlaşamadık. Fakat etrafımdaki kişiler, daha ziyade onun problemli olduğunu düşündü. Sıkıntılarının olduğunu bende kabul ediyorum. Ancak olay yaşanırken ben nedense sadece onun haklı olduğunu düşündüm. Yani ben ve benim haklı olduğum noktalar yoktu sanki sadece eksikliklerim vardı. Bu problem daha önceleri de tekrarlamıştır hayatımda, yani ben haklıyken haksız pozisyonuna düşmüşümdür. Aklım karışıyor, birden kendimi suçlamaya başlıyorum, beni suçlamalarına izin veriyorum, karşıdakinin hatası yokmuş ya da benimkinin yanında ufak tefekmiş gibi. Ben birisi beni suçladığında kendimi savunamıyorum, çünkü kendimden emin olamıyorum. Karşımdaki kişiyi suçlamak için şartlar bir türlü olgunlaşmıyor. Bu şartlar nedense bana OKKB’yi anımsatıyor, yani bir takım unsurlar, şartlar, ilkeler bu takıntılı düşüncelerimde var. Fakülteden bana miras kaldı. Tabi salt eğitim değil bana bunu yaptıran. Ben buna ihtiyaç duyduğumdan bu bakış açısını benimsedim. Yani problem, benim insanların davranışlarını doğru bir şekilde anlamlandıramam, bunu sağlamak içinde bir takım kriterlere ihtiyaç duymam. O gün konuşup aldığımız kararları karıştırdım, yanlış hatırlıyorumdur diye düşündüm, ama haklı olan bendim. Ayrıca o kadar fazla şey anlatmıştı ki bir çoğu da aklımdan çıktı. Yeni başlayan birine iş göstermeden bu şekilde patlamaya hazır bomba gibi işleri yığması sakıncalıydı. Zaten dosya düşüm sürelerini aylarca işlem yapmaksızın geçirmesi kendi kusurlarının kanıtı. Ama ben haklıyken haksız pozisyonuna düştüm. Kendimi bildim bileli hep eksik hissettim, yani bu terapiler eşcinselliğin tedavisi değil benim için, bu eksiklik hissinin tedavisi. Benim hayatımdaki en asli sorunum budur. Bir tartışmada haklı çıkmam için elimin güçlü olması gerekli, çünkü eksik hissediyorum, bir işe giriştiğimde donanımlı olmam gerekir, örneğin bir eğitim süreci ideal ya da ona yakın tamamlanmış olmalı yoksa ben eksik hissederim. Lisedeki wolleyball maçını hatırlıyorum, yeterince iyi değilim diye katılmamıştım maça fakat oluşturulan takım başarısızdı. Ben onlardan daha iyi bir oyuncuydum. Avuçlarının içi ile falan vuruyorlardı topa. Ama kendilerini yeterli buluyorlardı ve pat diye işe olaya giriveriyorlardı. Çok düşünmüşümdür hayatım boyunca bazı arkadaşlarım için, bu çocuk kendini ne sanıyor diye. Kendimi eksik hissedip onların çok farklı hayatlar yaşadığını sanmıştım. Defalarca gözümün önünde hatalar yapmışlardı, bense şaşkınlıkla izlemiş, onların benden iyi olmadıklarına buna rağmen inanamamıştım. Çünkü benim eksikliklerim başkalarının yüksekliği yalanından kaynaklanmıyor, başka bir sorunum var. Bilinçaltımda bana doğduğum günden beri eksik hissettiren bir şey. Bu nedenledir ki ben hiç mutlu olamadım diyebilirim rahatla, çünkü her zaman giderilmesi gereken eksiklikler vardı, en iyi anlarda bile. Bu konuda da şüphelendiğim en önemli sebep, bebekliğimde beyinsiz babamın bana tuvalet eğitimi vermek için beni azarlaması. Bir diğer neden olarak da annemin ve ablamın bana sürekli kol kanat germesi ve benim tecrübe edinememem var tabi. Fakat neden beni korudular, çünkü ben güçsüzdüm, eziktim. Yani başlangıçtaki ezikliğin nedeni değil bir sonucu olmalı onlar. Benim kişiliğim gelişmedi, bir yerlerde takıldım kaldım. Nasıl ki cinsel hayatımda yokluk hakim, sosyal hayatımda da böyle. Ben yok derecede yetersizim. Bana edilen iltifatlar karşısında rahatsız oluyorum, utanıyorum adeta. Çünkü kendimi tek bir yönümle tanıttım, göremediler tam olarak diyorum. Tam olarak görseler eksiğim yani. Bu eksiklik hissi kendime akıl yolu ile bakmamdan kaynaklanıyor, daha fazla sosyal ilişkiye girersem, bu eksikliği aşabilirim. Çünkü insanların gün içinde o salak bile yaptıysa ben yaparım gibi ölçüler kullandığını görüyorum. Sosyal ilişkiler işe yarayabilir. Tabi bu noktada OKKB sıkıntım bu faydayı engelleyebiliyor. Ben kendimden aşağı gördüğüm kişiler ile pek vakit geçirmeyi sevmiyorum. Üst gördüğüm kişilerde zamanla gözümden düşüyor. Genel olarak sosyal ilişkileri sevmiyorum çünkü. Bir ilişkide eksikliğimi gidermekten başka gayem olmuyor. OKKB olarak sürekli iş gözü ile hayata bakıyorum, yani bir gelişim süreci gibi hayata bakınca doğal olarak, düşenlere ilgim kayboluyor. Onları küçümsemek değil, en iyilerine sahip olsunlar, kötü bir şey istemiyorum ama benim ilgimi çekmiyorlar. Yani şu ilgisiz kesimden birilerini bulup vakit geçirmeye çabalamam gerekiyor. Olmayan bir ilgiyi uyandırmak çok zor.


İşimde yaşadığım bu kriz sonucunda bir sorun daha gözlemledim. Yanında çalıştığım kişi, hiç evlenmemiş bir bayandı. Daha önceden de o işe girip çıkanlar çok olmuş, onları da yetersiz bulmuş kendi anlattığına göre. Beni de yetersiz buldu, beni yumuşak karnımdan vurmuş oldu. Eğitim sistemimizdeki boşluktan ötürü de benim kadar olmasa da başka arkadaşlarım da derin yetersizlik hissediyorlar. Fakat bazıları oldukça sağlıklı bir şekilde, sistem bu, bizim hatamız değil deyip, tökezlemeden yola devam edebiliyorlar. Neyse anlatacağım şey farklı. Kadın herkesi yetersiz bulmuş, çünkü işler gerçekten zora sokulmuş. Yani işlerin mahiyeti gereği bir zorluk değil bu. Kendisi yanlış kararlar verdiğinden işler çıkmaza girmiş, aklınca bazı planlar yapıp bize anlatacaktı, bizde işleri yetiştirecektik, ama evdeki hesap çarşıya uymadı.  İşlerin çıkmaza girmesinin nedeni önemli… Kadın sosyal sorumluluklar üstlenmiş, avukat kimliğini topluma ücretsiz olacak bir şekilde hasretmiş, fakat bürosunda bekleyen işler için bir plan geliştirmemiş. Ayrıca büro düzen olarak alt üst olmuş bir durumda, bilgisayarlar karman çorman, dosyalar karman çorman, mutfakta çürük sebzeler ve pislik boka dönüşmüş resmen, tuvaletler tıkalı ve kullanılmıyor, toz, toprak, gübür… Geçmişte işine adamış kendini, başarılı biri olduğu belli fakat iş dışında bir şeye yönelmemiş. Yani bunca problem, çözümü getirilemeyecek problemler değil ancak artık sistem donmaya başlamış kadında bu nedenle ilerleyemiyor. Zaten konuşma yeteneğinde de hasar var, kekeleyerek konuşuyordu zaman zaman, cümleleri anlamsız ve devrik olabiliyordu. Bu yaşananlarda şunu gördüm, onun yerinde bende olabilirdim. Çünkü eğilimlerimi incelediğimizde, bende tek bir işe kendimi adayabilirim, konuşmamda kekeleme ve devriklik gibi problemlerim var, özel hayatımda bende yalnızım. Bazen düşünüyorum, herşeyle bağını kes ve işine gücüne odaklan diyorum. Bunu yapınca mutluluk ve başarı gelmiyormuş bunu gördüm. Yani obsesif bir şekilde tek bir alanda var olmak gerçekten sakıncalı. Yani işim dışında da kendimi verebileceğim faaliyetlerin önemini gözlemledim.
Bu konu ile ilgili üçüncü çıkarımım ise, yaşadığımız olay sonrasında benim yenilgi psikolojisine girmem ve bunu fark etmemem oldu. Hüseyin Bey bunu siz fark etmiştiniz. İşten ayrıldığımda kendimi toparlayıp yeni kararlar aldım. Aslında kendimi toparladığımı sanmıştım. Kadının bana tavsiyelerde bulunmuştu, sen serbest avukat olmamalısın, kurum avukatlığı, hakim-savcılık düşün, bu şekilde olması mümkün değil vs. Etrafımdakilere göre bu sözleri söylemesine izin vermemeliydim. Fakat ben, durup dinledim yalnızca, çünkü ona saygı duyuyordum, kendimi yetersiz hissediyordum ve bu nedenle de söylediklerinin doğru olduğunu düşünmüştüm. Askere gitmeye ve belki de memleketime dönmeye karar verdim. Ailemle konuşmasam bile hiç değilse orada kendi evimde olur, öylesine bir işe girerim diye düşünmüştüm. Yani yenilgi psikolojisindeydim. O işten ayrıldıktan sonra, yenisini aramayı düşünmedim. Çünkü kadının sözleri birer kanundu adeta. Benim kişiliğim öylesine zayıf ki, zorlukla karşılaşınca onu aşmaya değil, yolumu değiştiriyorum. Benim problemlerimden birisi de bu. Kendine güvenen biri olsam, kadın konuşurken ya tamam haklılık payı olabilir ama abartıyor diyebilirdim, işten ayrılıp yenisini zorlayabilirdim. Mesleğim zor bir meslek, fakat herkes için zor. Bazı azınlıklar için böyle değil. Kolayca ve keyifle yapıyorlar ya da işleri hazır. Fakat büyük çoğunluk ile aynı yoldayım ve onlar da ilerliyorlar. Ne kadar zayıf olsam da ya da olmamama rağmen öyleymişim gibi hissetsem de güçlüklerle karşılaştığımda toparlanmam gerektiğini hatırlamam gerekli. Fakat bunun çözümünü bulamıyorum, insan her an uyanık olamıyor. İnsan onca koşuşturmanın içerisinde sorunu çözmeyi değil tespit etmeyi bile beceremeyebiliyor. Tabi benim kafam genelde karışıktır, biraz zamanla kendimi toparlar ve berraklaşır aklım. Yani yeni işe başladığım zamanlarda bu karmaşaların arasında ortaya çıkan krizleri yönetmek vermem gereken bir sınav. Karşılaşmadan da bir şey geliştirmek mümkün değil.

Askere gitmeye karar vermiştim. Fakat bunun yanlış olduğunu düşündük. Mesleki gelişim açısından, kişilik gelişimim açısından bazı adımlar attık. Süreç başladı kısacası. 6 aylık bir ara pek mantıklı değil. Tabi doğru dürüst bir mesleki gelişim için araya yüksek lisansımı alıp, tecilimi iyice uzatmam gerekir diye düşünüyorum bir yandan da. Belki de askere gitmem, bedelli yaparım. Çünkü bu işi daha baştan halletmediğim için çok olumsuz bir zamana ötelendi. Askerlik beni geliştirir, Türkiye’de  askerlik sosyal anlamda bir basamaktır diye düşünürdüm ama, arada kaldım. Bu konuya ilerleyen terapilerde vakit ayırmamız gerekiyor, çünkü içimde kaygı ve belirsizlik yaratıyor. Kişilik gelişimi açısından da yakaladığımız bazı algılarımız var. Bu dürtülere sahip çıkıp büyütmek gerekiyor. Buda süreç istiyor.
İşten ayrıldığım gün, eski işyerimde çalışanlarla da bir olay yaşadım. Benden bir konuda yardım istediler ve bende çok zor bir pozisyona düştüm. Onların bir işlemini yapmayacaktım sadece yardım edecektim. Ancak, durum böyle olmadı. Adliyede çalışanların bana karşı içlerinde şüphe oluştu. Mayına basmadım ama basarken ayağımı çektim. Obsesif kişiliğim beni bir kez daha korudu. Yani kılı kırk yaran, şüpheci yapımdan kurtulmak istesem de bir işe yaradı. Bu konuyla ilgili bana eski işyerindekiler ile görüşmek sakıncalıdır dediniz. Yani öylesine sakıncalı ki, sosyal hayatta, duygusal boyutta ilişkilerin olmaması gerekirmiş. Bu pek mümkün gelmedi bana. Günün yarısından çoğunu işyerinde geçirmek zorundayız. Başka nerede sosyalleşeceğiz. Mutlaka birine bir derdimizi anlatacağız yada dinleyeceğiz. İşyeri duygu kaldırmaz diyoruz ama duyguların da bir yerlere akması lazım. Benim gibi hiçbir çevresi olmayan biri için bu biraz zor. Yani bütün gün orada vakit geçireceğim sonra da duygusal ilişki kurmayacağım. Ama benim iyileşmem için sosyalleşmem gerekiyor, kendimi gözlemlemem gerekiyor. Burada zaman bakımından bir hata var, fazla ideal düşünüyorsunuz gibime geliyor. Yani psikoloji olarak doğrudur ama uygulama kabiliyeti var mı buna bakmak gerekir. Ayrıca yaptığım hata beni hayrete düşürüyor, ben insanlarla duygusal ilişki kuramıyorum, duygularımı açamıyorum derim hep. Burada resmen istirmar edildim. Böyle bir hata benim tarafımdan nasıl yapıldı. Ben sadece yardımcı oldum yardım istediler diye. Belki de duygular konusunda çok tecrübesizim. Yani tecrübeli olsam sizin gibi düşünebilirim. Yaşadığım kötü şeye rağmen hala yanlış yaptım, beni ateşe attılar diyemiyorum. Yani bundan emin olamıyorum. Başkası olsa belki gerçekten amaçları ateşe atmak olmasa bile, kendine verdiği değerden sanki öyleymişçesine öfkelenir. Ama ben çok şüpheciyim, suçlayamıyorum bizzat. Bu beni savunmasız, kullanmaya açık bir hale getiriyor.
Kendimle ilgili bir sıkıntım var. Bunu yıllardır düşünmüşümdür. Açıklaması güç bir sıkıntı. Normal bir insan bir şeyi tecrübe edip bunu hayatına aktarma kabiliyetine sahiptir. Ben bunu yapamıyorum. Son olayımda bile, kötü bir tecrübem oldu, ama sanki bir kez daha hiç yaşanmamış gibi bunu tekrarlayabilirim. Sanki birileri benim yerime bir şeyleri yapmakla görevli gibi. Kendi hayatımın dizginlerini ele alma dürtüm gelişmemiş, bunu uyanık tutamıyorum. En hayati kararlardan tutun da en önemsiz kararlarda bile ben bunu hissediyorum. Mesela yalnız yaşadığım bir evim vardı ve ben orayı idare edemedim. 1 hafta belki doğru dürüst yemek yapmışımdır. Sorunları tespit edip adımlar atmam için çok çaba sarf etmem gerekiyor. Bu birçok insanda otomatik gelişen bir şey… Sorumluluk sahibi olmamaktır belki de bu problem. Bugüne kadar çoğu sorumluluğum ailem tarafından üstlenildiği için. Bunu nasıl çözebilirim ben, tamam sorumluluklarımı üstleneceğim diye karar alsam da bir zaman sonra yine her şey eskisi gibi devam ediyor. Böyle olduğu sürece de kendimi değiştiremem.

Terapilerimden bahsedelim biraz. Her süreç aşamasında kriz yaratıyorum. Bende eşcinsellik ile başladık, eşcinsel bir yaşantım olmadığı için üzerinde fazla durmadan ikinci sürecimiz olan enseste geçtik. Ensestten sonra da Obsesif Kompulsif bozukluğa geçtik. Bir ara gündemimizi TMS oluşturdu. Kadın algısı belirdi. Yani bir sürece geçtiğimizde motivasyonum kırılıyor. Sonra bunu rasyonelleştiriyorum, habire yeni bir problem çıkıyor, hiç bitmeyecek benim bu sıkıntılarım diyorum. Hüseyin Bey çok abartıyor her sorunun üzerine gidiyor diyorum. Sonra gelmiyorum terapiye ya da terapilerden kopmuş bir halde gelebiliyorum. Değişime ayak uyduramamam sürecime sahiplenmeme engel oluyor. O çok beğendiğim evrim teorisi, ne en zeki olanın nede en güçlü olanın hayatta kalacağını söyler, değişime en iyi ayak uyduran hayatta kalır der. Değişimin en zayıf noktam olması ne kötü… Bu kadar inatçı olmaktan nefret ediyorum.

Ödevler konusunda inat ediyorum. Terapi verimlerini süper düşüren birşey bu. Bu nedenle gerekli yada gereksiz tüm ödevlerin yapılması gerektiğine karar verdik. Yani direncin kırılması için.  O dilekçeleri yazınca ne hissedeceğimi merak ediyorum. Hayatta plansızca yapılan şeylerin insana kazandırdıkları da olabilir tabi.

Masturbasyon konusuna ödev koymak istedim, iki ay boyunca el ile gibi. Ama bunu yapmadık. Obsesif yapıyı buraya mı taşımak istedim. Penisi özgür bırakacağız dedik ama şimdi katılmıyorum buna. Bazen belli ölçüler kullanabiliriz, daha verimli olmak adına. Bunları bir ritüel haline getirirsek obsesyonlar burada başlıyor. Yani ben bu mastürbasyon konusunda zorlanıyorum, hiç yapmak istemiyorum nerdeyse. Bu süreçten verim almak için bu konuda hedefler ve ödevler belirlemek istiyorum ben. Benim terapilerimin asıl tıkanıklıklarından biri de bu zaten, problemi tespit ediyoruz ama nasıl çözüleceği konusunda somut bir şeyimiz yok.
Obsesyonlarımın hayatımın her alanına sıçramış olmasından dolayı başarısızlıklar yaşadım. Mükemmeliyetçilik takıntımdan dolayı çalışmalarımı tamamlayamıyorum, tam hedefe ulaşamadığım için de kendimi başarısız hissediyorum. Stajımı düzgün yapmadım diye garson mu olsam diye düşünüyordum bir ara. İdealize ettiğim şablona ulaşamadığım için iş bulmak imkansız mı olacak yada bulduğum işte çözümü getiremeyecek miyim? İnternette nasıl başarılı olunur gibi araştırıyoum sonra bunları muhakkak yapmalıyım diye dayatıyorum. Onları öğrenmeliyim ama yapmadığımda başarısız oldum dememeliyim. Yapmadan da başaranlar var. Bu Okkb şöyle bişey, kafamda bir şablon oluşuyor, ideal bişey bu, ona ulaşamayınca başarısızım diyorum. Böyle olmaz elimde 10 üzerinden 4 de olabilir. OKKB çıkmaz noktam ne yaparım bilmiyorum. Meliyim malıyım tarzı cümleleri çok olur diyorlar, benim yazımda bundan geçilmiyor.
Herşeye de OKKB dememek gerekiyor. Neden çünkü mesela okuma meselesinde saat tutabilirim,bunu herkes yapar bazı şeyler öyle yapılmalı verim için. Ama bir iş böyle yapılır diye kurallaştırmak yada standardize etmek OKKB yaratır. Yani obsesyon sanmamak gerek herşeyi. Yani bir işi ezbere belli standartlarla yapmamak gerek. Ben bunu nasıl yaparım diye baştan düşünmek gerek. Standardize etme ve mümkün mertebe tekrardan kaçınmalıyım, bir defada bitsin diye.
Terapilerde genç bir ergen arkadaşla konuştum. Çocuk benimle konuşurken kafa sallıyor ve çok utangaç bir şekilde davranıyordu, bunu yapmaktansa konuşsa, yanlış yada eksik de olsa birşeyler söylese, kendine güvenerek bunu yapsa, kişilikli bir davranış olur. Yani mesele içerik değil şekil. Hatalı ve eksik şeyler anlatsa susup onaylamasından daha iyi puan toplar. Bu problem bende de var. Kendimden üstün bulduğum kişi karşısında böyle bir tavır sergiliyorum. Birde sesim içime kaçıyor sanki.
Selamlar.


https://www.facebook.com/deep.submerge.5?fref=ts
« Son Düzenleme: 27 Mayıs 2015, 00:33:52 Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 2913
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: TAKINTILI - OBSESİF MASTURBASYON SENDROMU
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2015, 00:31:45 »

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 2913
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: TAKINTILI - OBSESİF MASTURBASYON SENDROMU
« Yanıtla #2 : 27 Mayıs 2015, 00:35:39 »
Hüseyin Bey ile ikinci görüşmemizi yaptık.  Görüşmeler konusunda düşünme ve yazma işini biraz ciddiye almıyorum. İki gün geçti, görüşmenin sıcaklığı azaldı ve ben yeni başlıyorum. Aslında yıllardır beklediğim bir fırsat. Bir psikolog ile görüşüyorum, yeni bir işe ve yeni bir şehre başlayacağım, daha önemsemeliyim.
Görüşmeye ailemi değerlendirme ile devam ettik. Babamı anlattım. Çocukluğumdan bahsettik, ilişkilerimizden , annemle olan anlaşmamızdan da bahsettik. Doğrudan erkeklere olan uzaklık ve kadınların koruyuculuğu kısmını yakaladı.
Hiçbir şey hatırlamıyorum neler konuştuğumuza dair. Zaten genelde de ben anlattım. Bir takım kararlar aldık. Buna göre;
•   Ben erkeklerin dünyasına hitap etmiyorum. Bir erkeğin benim şu andaki halimle benimle iletişim kurması için hiçbir gerekçe yok. Bir takım konularda kendimi geliştirmeliyim. Erkeklerin dünyası; spor, politika, din, cinsellik dedi. Gerçekten de ben bu konularda fazla iyi değilim. Özellikle cinsellik konusunda -mış gibi davranmak zorundaymışım. İlişkileri koparıp koparıp durmamalıyım. Mesela bir futbol ve basket takımını destekleyebilirim, bir gazete okuyabilirim. Bir şekilde işin içine girmeliyim.

Kafamda bir takım belli belirsiz düşünceler var. Az önce de geldi. Mesela futbolla ilgilenirken, futbol konusunda sohbet ederken, bir erkeğin bana laf attığını hayal ettim saniyeler içerisinde; sen ne anlarsın be futboldan gibi. Bu gibi belli belirsiz düşünceler yüzünden kendimde bu konularda sosyalleşecek cesareti bulamıyorum ve bulamamış olmalıyım. Böyle bir şeyle karşılaştığımda ortamda tutunana kadar dişimi sıkmalı ve mücadele etmeliyim.

•   Anne ve Baba ilişkileri konusunda ise her ne yaşarsan yaşa; sana ait tüm sorumlulukları kendin almalısın dedi. Kendi evini kurarken bile yardım almayacaksın derecesinde. Hiçbir açıklama yapmak yok, kararlarını söyleyeceksin, onay ya da yorum ile zihnini etkilemelerine izin vermeyeceksin. Sen kendinle ilgili konuları biliyorsun. Daha az önce annemler aracılığıyla bir iş şansı kazandım. Çelişkili bir durum...  Ama diğer erkeklerde bu sektörde bunu yapıyor. Aileden şuradan buradan tanıdık devreye sokuyor. Evet belki gidip bağlantım ile kendim konuşmalıydım. Sorunları kendim çözmeliyim. Bu mesele hayata karşı cesaretimi arttıracak olmalı.


•   Terapide olanları dışarıya anlatmama konusu üzerinde de durduk. Bu sadece seni ilgilendiriyor çünkü dedi. Zaten anlatırken öyle bir anlatıyorum ki; ben aktif olduğumdan bencilmişim falan filan. Bakınnn benimde sizde olmayan farklı bişeyim var demek ihtiyacı bu, eşcinselleştirme aşamasının esası.

•   En önemli mesele ise Eşcinselleştirme konusu… Tüm eşcinseller ve ben hayatı eşcinsel gözlüğü ile görüyoruz. Olaylara yaptığımız yorumlar, hayallerimiz hep bu yönde… Gerçekten de bu çok doğru bir nokta. Ablamda bu konuda beni eleştirdi. O kadar çok bu konunun içerisine girmişsin ki her şeye bu gözlükle bakıyorsun dedi.

Kütüphanedeki çocukların yanında yaptığım yorumu hatırladım. Son derece gereksiz bir şekilde acaba Tayyip Erdoğan ile Melih Gökçek arasında eşcinsel bir ilişki mi var demiştim de ikisi de hiç yorum yapmamıştı. Bunu hangi akla hizmet söyledim bilmiyorum. Böyle bir şeyi söylerken ne düşünüyorum. Siz heteroseksüellersiniz bense eşcinselim; farklı bir bakış açım var, bunu görüyorsunuz değil mi; benimde farklı bir özelliğim var meselesi…

Erkeklerin hayatında var olmaya tutunmaya çalıştım yıllarca ve bunun bir yolunu bulamadım. Çünkü gerçekten de erkeklerin dünyasında tedavülde olan değerler açısından pek bilgi sahibi değilim. Bunu gidermek için de yeni değerler yaratıyorum aklımca kolay yoldan. Sanırım hayal gücümdeki bunca aptalca unsur da bunu gösteriyor. Ben zaten farklıyım, ben kopmuşum yaa, dünyanın en absürt insanı, deli işte ne yapsa yeridir… Bunların hepsi erkeklerin arasında tutunamamla ilgili. Kendimi küçümseterek de olsa o dünyaya adım atmaya çalışıyorum.  O garip futbol yorumlarını yapmanın asıl sebebi ne, erkekleri güldürmek değil mi, erkekleri güldürmeye çalışmak da onların ilgisini çekmeye çalışmak değil mi… Şu yeni dünyayı keşvetmem lazım. Erkeklerin dünyasını.

•   Bir yerlere yeni ortamlara girme konusu… Bir yerlere yazılmamı istedi. Bunun mantığı davranışlarımı gözlemlemek, hatalarımı ortaya çıkarmak ve erkeklerin dünyasında alıştırma yapmak olmalı. Kütüphanedeki yeni arkadaşlarımdan aslında konuların gözlemini yaptım ve şu eşcinselleştirme hatasını da buldum.

•   Bencillik konusu ve mekanikleşmiş ilişkiler konusu üzerine konuştuk. Bencil olduğumu biliyorum. Aktif eşcinsellerde bu konu olabiliyormuş. Sinan sana yardımcı olmaya çalışırken sen çok soğuktun ve kendinden hiç bahsetmedin, ona kötü davrandın dedi. Evet geçen hafta rahatsız oldum. Bir eşcinselle konuşmak iyi hissettirmiyor. Eşcinselleri ve eşcinselliği sevmiyorum. Erkeklerin dünyasına giriş için yeni değer oluşturacağım zaman yüceltmeyi de biliyorum ama. Bunu tespit etmek beni durdurabilecek mi? Tam olarak ne yaparsam bu huyumdan vazgeçerim. Erkeklerin dünyasındaki değerleri kazanıp harcayarak bunu yapmalıyım. Erkeklerin dünyasını öğrenmek için plan yapmalıyım.

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1469.0


yazının devamını okumak için linki tıklayınız

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 2913
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: TAKINTILI - OBSESİF MASTURBASYON SENDROMU
« Yanıtla #3 : 27 Haziran 2017, 23:58:04 »
..