Gönderen Konu: EŞCİNSELLİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU MUDUR:ÇEKİNGEN KİŞİLİK & OBSESİF KOMPULSİF KİŞİLİK  (Okunma sayısı 3659 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3204
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Bu düşünceleri Pazar gecesi yazıyorum. Son terapimizden bir gün sonrası. Ses kayıt cihazı getirmedim. Bunu özellikle yaptım. Ses kayıt cihazı sayesinde daha mükemmel bir iş çıkarıyorum ama aynı zamanda içimdeki canavar olan mükemmeliyetçilik huyumu iyice güçlendirmiş oluyorum. Bir başka neden de pratik olmaya ihtiyacımın olması. Çünkü bir terapiye gelmeden önce bir önceki terapinin düşünülmesi ve içselleştirilmesi gerekiyor, bunu bu yazılar yöntemiyle yapıyoruz. Fakat, işin içine bir ses kaydını dinlemek ve yazmak girdiğinde insanın gözünde büyüyebiliyor, hele ki tembelliğe meyletmiş bir insansanız. Şikayetçi olduğum bir diğer noktam olan zayıf hafızamdan yazıyorum bu kez.
Son terapimizin asıl konusu ile başlamak istiyorum. Bir buçuk ay kadar terapiye ara verdim, geri dönmemek üzere değil, geri geleceğimi adım gibi biliyordum. Bıktığımdan gelmedim. Hayatımdan memnun değilim, değiştirmek için bir şeyler yapıyorum ancak fayda sağlayamadım. Yalnızca terapiler açısından değil her konuda bir yılgınlık tavrı sergiledim. Aldığım tüm kararlarda ve işimde. Hatta işimde bu yılgın, isteksiz, bıkkın tavrım tartışma konusu oldu. İnancımı yitirdim. Kendimi toplamakta zorlanan bir insan olduğumdan dolayı bu kadar ara vermem gerekti. Ancak bu kadar zaman sonra, ya ne yapıyorum böyle yapmamalıyım diyebildim. Güçsüzlük, tembellik, hayal kırıklığı, yorgunluk, umutsuzluk bu kararımın nedenleriydi. Bu süre zarfı içerisinde güzel vakit geçirmedim, yaptığımdan memnun kalmadım. Gelecek kaygısını iliklerime kadar hissettim, arkadaşlarımın yaşantılarına bakıp kendiminkiyle kıyasladım ve üzüntüm iyice arttı.
Daha önce de gelmemezlik etmiştim. Siz bu seferki firarım ve önceki firarım arasında ortak bir nokta buldunuz. İrdelenmesi gereken bir ortak nokta... İlk firarımda çok problem ettiğim işsizlik problemimden dolayı bana yardım eli uzatmıştınız fakat ben kabul etmemiştim bunu. Bu defa da babam geldi ve sonraki terapilere ben gelmedim. Babam geldiğinde beni babama karşı fazlaca övdünüz… Benim hakkım 1 saatlik terapi almak. Fakat terapimin 1 saati aştığı günler oldu, övgüler ve iş konusunda yardım eli uzattınız. Şüphelendiğim nokta, acaba ben sizden pozitif bir şeyler aldığımda sizi kendime bağladığımı düşünüyor ve gelmeyerek beni aramanızı, ilgilenmenizi yani bu ilginin devamını ve takdir ettiğinizden daha fazlasını mı almaya çalışıyorum? İlgi sömürücüsü müyüm?
Bütün bu olumlu şeyler mutluluk verici. Size saygı duyuyorum diyemeyeceğim. Fakat saygın biri olmadığınız anlamına asla gelmez. Çünkü sakin kafayla baktığımda size saygı duyuyorum beraberinde gelen sevgi de olabiliyor. Ancak günlük hayatta insan bilinçaltı ile hareket ediyor ve bu sakin bilince sahip olamıyorum. Buda size aşık olmamı engelleyen şey olmalı. Tüm kalbimle inanıyorum ki sizde ve hatta bende önceden gittiğim Psikiyatristim Emre’de olmayan çok şey var, ama ben Emre’yi bırakamıyorum. Tekrarlamak istiyorum, benim düşüncelerim hasta, beynim hasta. Çünkü benim dünyamda tedavülde olan değerler çok hatalı. Küçüklüğümden beri değişmedi bunlar. İnsanların fiziksel cazibeleri, maddi olarak sahip olunan şeyler, ortam insanı olmak, iyi okullar bitirmek ve iyi kariyer yapmak, güzel bir ada sahip olmak, aydın bir aileye sahip olmak, iyi giyinmek, özgüven sahibi olmak gibi gibi yanıltıcı olduğunu adım gibi bildiğim şeyler benim için önemli. Aşık olduğum erkeklerde bunlar var. İlgimi çeken insanlarda bunlar var. Bunların önemini yitirmesini çok isterdim. Bu yazdıklarım bana eşcinselim demekten daha büyük utanç veriyor. Manevi olarak da dikkat ettiğim bazı şeyler var. Üçüncü olarak kendimde beğenmediğim bir noktada bu maddiyatçılık.
Bana bu kadar iyi davranan bir insana karşı hiç mi sorumluluk hissetmedim, neden hissetmedim. Belki de babamda sonra bana en çok iyi davranan ikinci erkeksiniz. Bunda samimiyim. Açıp bir telefon edip gelemeyeğimi söylemek hiç de zor değildi. Aklıma gelmedi mi haber vermek, geldi. Düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Neden etmedim? Sakin kafa ile düşününce, gelmeyeyimde arasın sorsun diye bir düşünce benim aklımdan geçmedi. Gelmememin nedeni dediğim gibi tembellik, yılgınlık vs. Fakat gelmediğim süre içerisinde aklıma keşke arasaydı diye geldi, bunu da düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Yani belki biraz süreyi uzatmıştır bu düşünce onun dışında direk gelmeme sebebi değil bu. Bir defa aramıştınız da, birinci görüşmemizin öncesinde. O zaman sevinmiştim. Geçen gün mail kutumda sizden gelen 5 maili görüncede sevindim. Ama şunu da iyi biliyorum ki ben bunları bilinçaltımdan dolayı istiyorum, yoğunlaşıp da bilincimle düşünüce bu arama benim terapime zarar verir, aklım başıma gelince kızardım bu duruma. Uzun zamandır yalnız biriyim, elbette ilgi görmek isterim. Zaten erkeklerin ilgiside benim için hep önemli olmuştur. Çelişkili şekilde spor salonundaki kadının da beni aramasını istiyorum zaman zaman, neden gelmiyorsun diye. Belkide bir başka kişilik bozukluğuna işarettir bu davranışlar.
Terapi esnasında bu şüpheye dayanak olan başka tecrübelerimde oldu, bunu anlatmak istedim. Ben bir erkekten olması gerekenden fazla ilgi beklemişimdir hep. Bu nedenler arkadaşım olan birileri ile aramı bozup peşimden koşmasını da istedim. Üniversitede erkek düşmanıydım. Ama lisede küçük bir ezikken bu hesabı yaptığımı ve uygulamaya koyduğumu iyi hatırlıyorum. Arkadaşınla aranı bozarsan seninle barışmak için daha fazlasını yapacaktır. Ama ben öyle bokunu çıkarırdım ki bu işin bıkar giderlerdi. Bende iyice kin tutmaya başlardım. Zaten karga kinim meşhurdur. Lise demişken, ortaokul ve lisede herkes beni çok ezdi, o günlere asla dönmek istemiyorum. Üniversitede uğraşan bir iki tip oldu ama nedense eskisi gibi kırılgan değildim. Aşık bile olmadığım bu erkekleri çırılçıplak görsem ilgi göstermem. Yaptıklarıyla ilgilenmedim. Sonuç olarak üniversitenin 4 yılı boyunca hiçbir erkekle arkadaşlık ilişkisi kurmadım. Kızlarla da maskeli bir şekilde kurdum.
Kendime dair üzerinde durulması gereken bir konu da insanlarla menfaat ilişkisi kurmam. Üniversitede bunu sık yaşadım. Erkeklerle arkadaş olmadım, çünkü üniversitede şunu düşündüm. Ben bir gayim ve zor bir hayatım var, bu erkeklerinse çok kolay bir hayatı var ama bu güne kadar hep aşağılandım. Aynı yerdeyiz, herşey onlar için çok kolaydı ama biz aynı yerdeyiz. Onlarla arkadaş olursam yine alay konusu olacağım diye baştan ilişkileri kestim, zamanla da onlardan nefret etmeme yarayacak başka nedenler de ürettim. Zaten yukarıda da anlattığım bir erkeğe sancılı hisler beslememe neden olacak şeylere sahip değillerdi de. Kızlarla da arkadaşlık kurdum ancak bunlar menfaate dayalıydı. Bazılarında ben fazla fazla verici oldum bazılarında onlardan aldım. Ancak teker teker hepsini hayatımdan çıkardım. Çok boş olduklarını düşündüm. Çünkü yine ben bir eşcinseldim bir yığın şey araştırmıştım, onlardan gelen tek bir eleştiriye dahi tahammül edemez haldeydim. Ben tanrılaşmışmıydım, insanları küçük görüyordum sahidende. Çabaları çok gündelikti, gerçekler hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Böyle düşünüyordum. Hala da böyle düşünüyorum. Bir hedef belirliyorlar, profesör olmak örneğin ve buna ulaşana kadar çabalıyorlar ve kendilerinden eminler. Peki gerçekten ihtiyaçları bu mu? Beni çıldırtan bu eminlikleri ve kararlılıkları… İttiyaçları bu olmasa bile bundan banane. Sanırım kendi hayatımdaki bir çok yetersizlikten dolayı onları kıskandım. Ama gerçekten çok salaklarda vardı içlerinde onlar için bişey diyemeyeceğim. Sonuç olarak ilişkilerim daha çok alışveriş gibiydi. Çünkü ben onlara sorunumu anlatmadım, yanımda olmalarına olanak sağlamadım. Beni ben olarak sevemediler çünkü göremediler. Maskeyi sevdiler, ben maskeden yorulup çıkarınca onlardan da sıkıldım. Kendim olmam için birilerine eşcinsel olduğumu anlatmalıyım. Bunu nasıl yaparım.
Bugün 18.Ekim.2014. Güya geçen haftaki terapimize ait olan bu değerlendirme yazısını hafta içi pazartesi Salı gibi gönderecektim. Ses kaydı bile yapmamıştım, işimi halledebileyim diye. Ne oldu. Bugün cumartesi, yarın terapi var ve ben daha gönderemedim. Belki benim terapimden önce okuyamayacaksınız bu yazdıklarımı da. Bu hafta yapmamam gereken şeyler yaptım. İyi adımların yanı sıra kötü bir şey de yaptım.
Sanal sex olayına bulaştım. İnternet üzerinde görüntülü konuşma ile yapılan bir şey bu. Konuşmalar rastgele başlatılıyor ve karşınızda 31 çeken bir erkek buluyorsunuz. Bende aramaya başladım bunu. Nitekim buldum da. Oldukça keyifliydi. Kaç erkekle görüştüm bilmiyorum. Ama 3 günümü aldı bu mesele. Erkeklerde dikkatimi çeken bir şey oldu. Öncelikle bu ne saflıktır. Ben kamera açmıyorum sen ortadasın. Kendimi doğal olarak bayan olarak tanıtıyorum. Saf mısın görmeden etmeden konuşmaya devam ediyorsun. Erkeklerin bu saflığı ve benimse bir yalancı sapık olmam kendimi onlara aşık hissettirdi. Emre ve Onur adlı iki adam, PC yi kapattıktan ve boşaldıktan sonra bile aklımdaydı. Öyle saflardıki aşık oldum. Erkek masumiyeti  Bunu hep sevmişimdir. Erkeklerle ilgili dikkatimi çeken bir diğer konu, penislerini hemen göstermek istemeleriydi. Yani göstermeye çok meraklılar. Hemen çıkarıversinler diye konuyu oraya çekmeye çalışıyorlar. Birde laf ettiğimde kızıyorlar. Mesela küçük dememe dayanamadı bir tanesi. Küçük de değildi, gayet güzeldi. Bunları yazarken bile sertleşme yaşıyorum. Nefret ediyorum cinsellikten.
Konuşma yaparken karşınıza bir çok ekran çıkıyor. Bu ekranlarda karşı tarafı reddettiğim çok oldu. İlk olarak vücudunu beğenmediğim erkekleri hemen reddettim. Özellikle vücudu güzel olanlarla konuştum. Zayıf bilekleri olanlara dikkat ettim ve kapadım. Çünkü benim bileklerim de zayıf. Bir tanesi vardı çok konuşuyordu ve çok sanatsal konuşuyordu. Yani boş konuşuyordu. O itici geldi. Çünkü bende boş beleş geveze biriyimdir ve cool olamadığım için kendime kızarım. Suratı çok çirkin olanlar vardı onlarla konuşmadım. Aşırı kıllı tipler vardı. Onlarla da konuşmadım. Kendi bacaklarımın da kıllı olmasından hep nefret etmişimdir. Türk erkekleri fazla kıllı değiller. Ben ortalamanın üzerindeymişim bunu öğrendim. Dolayısıyla kılsız vücudu olanlar çok iyiydi diyebilirim.
İşyerinde bir psikoloğun sitesine girdim ve kişilik bozukluklarına baktım. Bazıları bana cuk oturdu. Çekingen kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk direk bendi. Obsesif kompulsif bozukluk için 32 soruluk bir test vardı ve normalin üzerinde çıktım. Bir doktorla görüşmelisiniz diyordu. Nicolassi’nin kitabında eşcinsellerde en az bir kişilik bozukluğu gözlemlenir diyordu. Şaşırmadım bu duruma. Kendini gerçekleştirememek çok zor.
Bu haftaya dair çok da birşey anlatamayacağım. Olumlu birşeyler de oldu da deve de kulak.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3204
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
20.Ekim.2014 Pazartesi akşamı yazmaya başladım. Son terapimizden 1 gün sonrası yani. Yazılarımı gözümde büyütmeden ertesi güne postalamak istiyorum.  Umarım yaparım. Başlayıp bitmeyen işlerimden gına geldi.
Bugün kötü bir gündü. Aslında olumlu şeyler de oldu fakat yoğun depresif bir ruh hali ile yataktan çıktım ve tersine çevirmeye gücüm yetmedi. Kaybolup gidiyorum hayatın içinde. Birşeyler yapıyorum ama benimle olan ilgisini hissedemediğimden keyif almıyorum.
Sürtünerek mastürbasyon yaptım gece. Yapmamam gereken bir şey bu… Son terapide ayna karşısında el ile porno izlemeksizin yapmayı kararlaştırmıştık. Ama olmadı. Gece uykusuzluk ve baş ağrısı tutunca, engel olamadım. Yatakta yatarken zaten aklıma hep sarılacak birileri gelir, böyle uyanık kalınca da devamını getirdim. Bu durum sabah moral bozukluğu yarattı. Hem yanlış olanı yapmam hemde yapmam gerekeni yapmamamdan dolayı bozuldum.
Bütün gün bir şekilde geçti. Bilgisayar başına ancak oturabildim. 21.45 saat. Koltuk tepesinde oyalanmakla geçti son 1 saatim. Sorumsuzluklarımdan nefret ediyorum. Bütün insanlar iradeleriyle güzel hayat kuruyorlar kendilerine şekil veriyorlar, ben diken gibiyim, yabani ot gibiyim. Kibar kibar konuşan yabani bir ot 
Son terapinin değerlendirmesine geliyim. Öncelikle lezbiyen kardeşin görüşmesi sırasında boş boğazlık ettim. Bunu evde fark ettim, özür dilemem gerekiyor. Terapiye neden geliyorsun diye sorulduğunda, ben neden böyle oldu kısmında terapiye gelmesemde cevap bulabilirdim ama nasıl kısmında bulamıyorum, terapiye ihtiyaç duyuyorum dedim. Bunu söylememeliydim. Bir neden olarak ben ensesti bulamazdım. Orada sizin başarınızı yok ettim. Bunun için üzgünüm. Keşke demeseydim.
Mesleğimden bahsettik. Öğretmenlik yapmak istiyordum. Bir deneme dersi anlattım. Bana kendini hissettin mi diye sordu. Kendini hissetmek ne demek acaba. Sanırım kaybolmamak. Yani yaptığım eylemi hayatımın bütünü içine oturtmak. Bilemedim. Bence bu iş anlamlı. Geçimimi sağlayacağım, akademisyen yanım var biraz hemde çekingenliğim bakımından gelişimime katkı sağlayacak.
Terapimde geçen hafta 2 3 gün dadandığım canlı web cam aracılığı ile kurulan sex sohbetleri ile başladık. Burada benim düşünce yapımda olan bir rahatsızlığı tespit ettik. Şöyle gelişti konuşma. Ben internette konuştuğum erkeklerin cinsel organlarını açıp göstermek yani teşhir etmek eğiliminde olduklarını tuhaf bulduğumu söyledim. Neden erkekler bunu yapmak ister ki diye sordum. Hüseyin Bey tüm erkekler bunu yapmaz, orada bu kafa yapısındaki insanlarla konuştuğundan öyle geldi sana dedi. Burada benim düşünce yanlışım olarak, erkekleri genelleştirme eğiliminde olduğumu gördüm. Yani, bir hata olduğunda, yanlış bişey yapan birkaç erkek varsa ben tüm erkeklere bunu mal ediyorum.  Erkekler şöyledir erkekler böyledir diye geçmişte de bir takım inançlar geliştirmişliğim olmuştu. Bir şekilde bir erkekle tanıştığımda aslında hiç öyle olmadığını görünce daha kolay aşık olur hale gelirdim. Hiç öyle değilmiş diye düşünürdüm hatta kendi aptallığımdan kendimi değersizleştirirdim.  Bu davranışımın bir başka nedeni de pasif eşcinselleştirme şimdi bunu fark ediyorum. Erkekleri bu şekilde suçlarken,  ben eşcinselim onlar kötü ben iyiyime getirmek istedim farkında olmadan. Eşcinselleştirme geçtiğimiz seansların masaya yatırılan konusuydu. Tam olarak atamamış olduğumu gördüm.
Ben çok sık okul değiştirdim. Bu konu hakkında konuştuk. Yani ilk okulda 3 farklı okulda, orta okulda 3 farklı okulda, lisede 2 farklı okulda okudum. Babamın mesleği nedeniyle okul değiştirmek zorundaydık. Fakat bunun yanı sıra annemin pimpirikli ve bilmiş bir insan olmasının da kurbanı oldum. Zorunlu okul değişiklikleri zordu ancak annem nedeniyle bu okul iyi değil şuna yazdıralım gibi nedenlerle hep okulum dolayısıyla arkadaşlarım değişti. Bu durum beni okul hayatım boyunca yalnız ve savunmasız kıldı. Doğru düzgün arkadaşlarım yoktu, olmazdı. Zaten çekingen bir insandım, birde birbirleriyle yıllarca tanışıp arkadaşlık etmiş insanların arasında yer bulamazdım. Yedinci sınıfı, sekizinci sınıfı, lise 3 ü hatırlıyorum. Kimseyle konuşmadığım zamanlardı, bir kişiyle bile. Bunun ötesinde birde gelişememiş bir erkek olduğumdan yani bir kıza benzememden dolayı alay konusu olurdum sıkça. Normal bir insanın okul değiştirmesinden daha sancılı geçerdi. Okulları gezen sirk maymunu gibiymişim düşününce. Gittiğim yerde insanların eğlence kaynağı olmuşum. Keşke bende eğlenseydim. Annem ve babama bu konuda çok öfkeliyim. Evimizde kişiliğimin gelişmesine müsait bir ortam yoktu. Sapık annem insanı yıldırır, agresif babam korkuturdu. Talepkar değildim asla. Buna rağmen durumun rahatsız ediciliği ve korkunçluğu o kadar büyük boyutlara ulaşırdı ki toparlanır cılız da olsa bir itiraz edebilirdim ancak asla sonuç alamadım. Üstelik ben uzun zamanlar bu konuda kendimi haksız da buldum yetmezmiş gibi.  Benim beceriksizliğimdi böyle bir talepte bulunmaya hakkım yoktu diye kendimi eleştirdim. Başka okuldan gelen bir kız vardı 4. Sınıftayken, o hemen arkadaş olmuştu hem de en popüler çocuklarla. Onu şaşkınlıkla izlemiştim.
Bu sık okul değişiklikleri nedeniyle ben arkadaşlık ilişkisi kuramadım. Kurmayı öğrenemedim. Bu nedenle bugün 2014 yılında bile arkadaşı olmayan bir insanım. Yalnız gidip geliyorum, yalnız birşeylere çabalıyorum, eve gelen bir arkadaşım yok, olmadı da. Bana yakın davranan birine hep benden bir çıkarı var diye düşünürüm. Ablamın arkadaşları var, bende onlarla konuşuyorum. Ama asıl kişi ablam ben değilim.  Çocukluğumda da ablamın arkadaşlarıyla arkadaş olurdum. Çünkü o benim rol modelimdi sanırım. Onun arkadaşlarıyle arkadaş olunca büyüklerle arkadaş oluyordum. Kendi arkadaşlarım da vardı. Kızlarla arkadaş olmayı severdim anaokulunda. Ama kendimi asla erkek dışı bir şey görmezdim. Kızların yanında erkek olan kişi olmaktan hoşlanırdım sanırım. İlk okulda da erkek arkadaşlarım vardı. Ama ben tercih edilen değildim. Yine çabalardım yani arkadaş olayım diye. Ama onlar futbol bilirdi erkekleşmeye başlamışlardı. Bende hiçbir şey yoktu. Geri planda kalır yada dışlanırdım. 3. Ve 4. Sınıfta kendi grubumu kurmuştum. Biri gay ve biri kız olarak servis arkadaşlarım vardı. Sınıfta pısırıktım ama. Mahallede de o arkadaşlarımla görüşürdüm. Ama yine korkak ve geri plandaydım. Sadece o arkadaşlarımla iyi hissederdim. Sonra ne oldu, taşındık. Devam ettirmeyi başardık kız olanla. Ama 3 yıl önce ben bitirmeye karar verdim. Çünkü çok iyi dost olduğumuzu sanıyordu ama ben kendimi anlatmıyordum. Rol yapmak istemiyordum ve değişmek istiyordum. Bir çok değişim adımımdan biri de onu hayatımdan çıkarmak oldu. Değişemedim. Ona iyilik yaptım, umarım yolunu bulur gerçek arkadaşları olur. Benim aşmam gereken çok şey var. Hiç de umudum yok sadece çaresizlikten çabalıyorum. Ortaokula geldiğimizde ben artık damgalanan ve istenmeyen biriydim. Tartaklandığımda oldu. En kötüsü de aşk. Aşktan nefret ediyorum. Hep birilerine hayran kalmışımdır. Ama aşk anlamında sancıları 5. Sınıfta yaşamaya başladım. Sonra bugüne kadar getirdim.
Sancı derken ifade etmeye çalıştığım şey, yataktaki çaresiz anlarım. Çocukluğumdan beri bir yastığa sarılıyorum ve fanteziler kuruyorum. İçim hormonlarımdan dolayı allak bullak oluyor. Acı çekiyorum. Uzun süre uyuyamıyorum. Anlatmıyorum. Bir şekilde sızıyorum. Aşık olduğum kişiyi görünce utanıyorum, çaresizim. Gidip söylenmez bile. Bugün hala devam ediyor bu. Aşktan nefret ediyorum. Ne olurdu biraz mutlu olsaydım. Ben sırf hava güneşli diye mutlu olduğum günleri, saksıdaki çiçeklerle ilgilendiğim günleri, ağaçları sulamaktan keyif aldığım günleri çok özledim. Bok var gibi aşık oluyorum. Aşk bir uyarı, hayatını düzeltmen için. Kaçabildiğim kadar kaçmak istiyorum ondan.
Psikiyatrist Emre’den bir şey öğrendim satır arasında. Bir şeyleri çocukluğundakilere benzetmeye çalışırdı. Bende neresi benziyor diye suratımı şişirir ona bakardım.  Şimdi bu bir metodsa Hüseyin Bey, ben hislerimi de denklemin içine katarak şu yastığa sarılma konusunu düşünelim diyorum. Ben öyle ruhen sarsılırcasına anneme de sarılırdım çocukluğumda. Rahat bırakmamacasına. Bunlara olmaması gereken ön sevişmeler dedik. Ama yatakta her gece yaşadığım sancılara benzerliğini konuşmadık.
Annem ve Babamın hatalarına tosluyoruz sürekli her seansta. Bunları değerlendirirken öfkeleniyorum ya da başka zamanlarda aklıma gelince kızıyorum. Hayatım harcanmış bir hayat. Çocukluğumu ve gençliğimi korkunç günlerle geçirdim. Onların acı çekmesini istiyorum. Ama tam aksi oluyor. Köpek annem bayramda arayıp yine duygularımı sömürmeye kalkıştı, ağlıyordu. Umursamadım. Çünkü ağlayacak biri varsa oda benim. Ama öyle kişiliksizim ki bana yapılana boyun eğmekten başka bir şey yaptığım yok. Ne kadar zavallı olduğumu anlayamıyorum bile çoğu zaman. Yıllarca farkına bile varmadım. İntihar etmek geçiyor aklımdan, ölene kadar çeksinler acısını diye. Ne zavallı bir düşünce… Kendini hiçe sayarak başkalarını cezalandırmak… Kişiliksizlik bu işte…

Bir başka konu olarak, kişilik bozukluklarından bahsettik. Bende obsesif kompulsif bozukluk başta olmak üzere çekingenlik, narsizm, paranoid bozukluk ve borderline olduğunu düşünüyor. Obsesif kompulsif ve çekingen kişilik bence de var. Diğerlerini bilemiyorum, tanımıyorum. Bu hastalıkları okurken insan hepsi bende var diyerek okuyor, güven olmuyor ki. Obsesif kompulsif bozukluğa yöneleceğiz önümüzdeki seanslarda. Ben üniversitede ders notu hazırlarken sıkıntı yaşardım. Mümkün olduğunca objektifleştirmek isterdim metinleri. Diğer arkadaşlarımda böyle değildi durum. İnsanlarla olan ilişkilerimde de çok katı ve kuralcıyımdır. Ama bu kuralları çoğu zaman unutur bir anda olmadık bir zamanda patlardım. Çocukkende odam derli topluydu, kitaplarımın belli yerleri vardı yada yazım aşırı düzgündü. Bugünde aynı gereksizlikleri yapabiliyorum. Mesela karalama yapmayı fazla sevmem, temize çekerim notlarımı. Zaman kaybından başka bişey değil. Karalanmış kağıttan ezberleyemem düzenli olmalı diye ikinciye üçüncüye yazarım. Hâlbuki ders esnasında hızlı hızlı tutulan notları da pekala çalışabilirdim. Aşırı şekilciliğim var. Neden böyle peki bunları nasıl aşacağım. Mesela o notları düzeltmesem yapamam diye düşünürüm. Düzen varsa aklıma girer yoksa birşeyler eksik kalır. Tamamen olmalı. Bir şeyleri tamamen yapacağım diye hiç ilerleme kaydedemeyip başarısız olduğum zamanlar oldu. Yani normal bir çalışma ile atlatabileceğim yerde takıntılarım yüzünden ilerleyemediğim zamanlarım oldu. Mesela o notlar çıkarıldıktan sonra, bir defa anlayarak kalem kullanmadan okunmalı, ikinci defa renkli kalemlerle okunmalı, üçüncü defa keçeli kalemle anahtar kelimeler çizilmeli, dördüncü ve beşinci okumalar bunun üzerinden gitmeli. Arkadaşlarım da en az 5 kez okurlar. Fakat ben bunu sadece planlarım. Hiçbir zaman 2 den fazla okuyamadım. Bitmiyor benim işlerim. Kafamda sürekli mükemmeleştirmeye yönelik planlar var ama başlayamıyorum yada çok geç kalıyorum. Bunun nedeni kendime güvenmemem. Bir okuyuşta oturturum ikincide anlarım diyemiyorum. Kendime güvenmediğim için teknikler geliştirmek istiyorum. Ayrıca bir ders için geliştirdiğimi diğerinde de uygularım diyorum. Diğerinde çabalamamak için tembellik için zemin yaratıyorum. Yani sebep olarak güvensizlik ve tembellik diyebilirim şimdilik.

Masturbasyon konusundan bahsettik. En son porno vs izleyerek elle yapıyordum. Sürtünmeden tamamen kurtulmak istiyoruz. El ile baya yaptım ama bırakıp sürtünme yaptığımda oldu. Fakat bu süre zarfında daha çok elle yaptım. Çünkü pornolarla kendimi ödüllendirdim. Sürtünmede porno izlemiyorum. Şimdi ise pornosuzi ayna karşısında fantezi kurmam gerekiyor.  Vücudumda kendimi uyaran bölgeler keşfetmeliyim. Vücudumu keşfetmeliyim. Ne demekse. Başka erkeklere fantazilerimde yaptıklarım kendime yapılmasını istediklerim olabilir. Bir ipucu olarak bu elimde. Deneyerek göreceğim bu hafta. Umutsuzum.
Masturbasyonla ilgili olarak vicdan azabı konusu da konuşuldu. Ben ergenliğe ilk girdiğim zaman ve bunu izleten bir iki yıl mastürbasyon yaptıktan sonra tuhaf bir vicdan azabı çekerdim. Bunu başka erkeklerde yaşar. Fakat onlar bir süre sonra üstesinden gelir, çünkü bu engellenemez ve doğal birşeydir. Ben üstesinden zor geldim. Çünkü benim için bu engellenemez ve aykırı bir şey. Ben eşcinselliği kabul edemeden yaptım. Cinsellik kaçınılmazdır. En sonunda bende fiiliyata vurmadan bu hormonu vücudumdan atmak için yapacağım dedim. Başka çarem yoktu. Vicdan azabı ondan sonra yok oldu bende de.
Penis büyüklüğü konuşuldu. 15 cm ve altı küçükmüş, sosyal fobiklikle bağlantısı olabilirmiş. Bilemiyorum. Ama penisim pantolonun içinde sıkıştıysa yada sürtünme mastürbasyonu yaptıysam penisimin küçülmesinden dolayı ruhen bir sıkıntı yaşıyorum gerçekten. O gün mal gibi oluyorum. Zaten kalkmamış haliyle çok küçük. Kalkınca 15 cm falan oluyor ama kalkmamış hali gerçekten küçük. Yani sanal sexteki çocuklarınki öyle değildi sanki  Bu duruma moralim bozuluyor. Küçük penis sanırım benim de psikolojimi bozuyor. Yani pantolonumun önünden anlaşılmıyor bile. Başka erkeklerde de dikkat ederim hep fermuar bölgesine. Bugün bile ettim. Kendiminkiyle kıyaslıyor olmalıyım.

Bana işim ile ilgili bir soru sordunuz. Ben o soruyu anlamadım.  Sanırım siz tam olarak soramadınız. Bende anlamayacağım endişesi ile tam dinleyemedim, odaklanamadım. Bir yığın yorum yaptım ulaşmak istediğim noktaya ulaşabilmek için. Ben mesleğim konusunda gerçekten bilgi sahibi değilim. Okulu bitirdim ama ezberlediklerimi unuttum. İnsanla tuhaf bir şekilde hatırlıyor. Ben bu nedenle güvenimi ytiriyor ve mesleğimi sevmiyorum. Belki bu şekilde mesleğimi bilen kişilerle alıştırmalar yaparsam işi aşabilirim. Bilmiyorum ki.

Selamlar 
 


psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3204
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Umarım bu yazıyı fazla detayların içerisinde kaybolmadan tamamlarım. Aptal OKB bozukluğundan nefret ediyorum. Kendime dair sevmediğim ne varsa bu OKB den doğuyor. Detaylı  yazılar güzel oluyor ama OKB mi tetikliyor ve beni yoruyor. Yazmayabiliyorum bile.
Dün terapim vardı. İki haftadır gitmiyordum ve iki haftam da gerçekten çok kötü geçti. Henüz hayatımı doğrultabilmiş değilim. Maddi ve manevi olarak çok güçsüzüm. Hiç arkadaşım yok mesela, olmadı da anasını satayım. Çoğu beni beğenmedi, benimde beğenmediklerim oldu.
Terapide yine başka bir yere gittik. Yani taşınmış Hüseyin Bey. Allahın çarpı koyduğu bir yerde, sen o binayı nerden buldun, o sokak, allahım o kapı… Evlere şenlik… Herşey tam da bir kusur o beyaz papağanmış gibi, baş köşeye de konmuş o hayvan… Her neyse önemli olan Hüseyin Bey; seviyoruz, sayıyoruz. Hatta baya baya seviyoruz. Nereye gidilecekse gideriz. Ama söylenmeden edemedim, şanımdan geliyor.
Obsesif-Kompulsif kişilik bozuluğundan muzdaribim. Bu bozukluk beni bir hiçmişim gibi hissettirtiyor. Başardığım şeyleri görmezden gelmeme ve keyfini alamama neden oluyor. Duygularımın oluşmasına olanak vermeyip beni mekanikleştiriyor. (Daha 4 yaşındayken çok aşırı ağlamam gereken durumlarda bile kendimi bastırıp durdurmaya çalıştığımı hatırlıyorum, çocuk ağlamaz mı ağlar, ama benim çocuk aklım ağlamak kötüdür diyordu. Yani ailemden utandığımı hatırlıyorum dün gibi. Ağladığımı görmemeliler. O gün bana seni evlatlık aldık ve bırakmak zorundayız demişlerdi beyinsiz ailem) İnsanlara bağlanamamama ve yalnızlaşmama neden oluyor. Ayrıntıların içerisinde kaybolmama ve büyük emekler verip başarısız olmama neden oluyor. İnsanları ve kendimi acımazsızca yargılamama neden oluyor. Beni tembelliğe itiyor, çünkü teferruatlı bir iş yapayım derken, herşey gözümde büyüyor. Birçok şeye sebep olan bu illet benim hayatımla olan duygusal bağlarımı koparıyor fakat duygularımı yok edemiyor. Hayatıma düzenli bir şekilde dağıtamadığım duygularım başka bir erkekte birikiyor ve beni eşcinsel dürtülere mahkum kılıyor. Yani OKB eşcinselliğimi tetikliyor yada eşcinselliğim OKB hayatımın bir sonucu. Eşcinsellik de obsesif yargılamamdan nasibini alıyor ve beni yıllardır içinde çırpındığım depresyona sürüklüyor.
Ben gerçekten de uzun zamandır hiç mutlu değilim. Yani kendimden hoşlanmıyorum. Çünkü kendimi anormal bir şekilde yargılıyorum. Değiştirmem gereken bir yönüm varsa değiştiremiyorum teferruatlı düşünmekten yılıyorum, harekete geçemiyorum. En basitinden bir spora bile gidemiyorum. Bunun yanı sıra Obsesif kodlanmış bazı düşüncelerim var. Mesela ergenlik çağındayken yaptığım bir gözlem benim obsesif yanımı bana gösteriyor. Seslerimizin yavaş yavaş kalınlaşmaya başladığı dönemlerde, sınıfımızdaki erkekler hormonlarının etkisiyle kalınlaşan seslerini kullanırdı. Ama bu iş yalnızca hormonlarla değil, bir çabayıda gerektirirdi. Yani kendi kendilerini bu sesi kullanmaya iterlerdi. Bundan keyif de alırlardı. Bense doğal zamanı gelince nasılsa sesim kalınlaşır diye düşünürdüm. Böyle şeyleri neden yapıyoruz ki? Bir çok konuda böyle düşündüm. Herşey in bir doğası var, zamanı gelince olur, olacaktır. Kendi erkekliğime dair hiçbir şeyi geliştirmedim. Neden spor yapayım ki, bu doğal değil, bir gün ağır bir iş yapmam gerekirse kaslarım kendiliğinden gelişir. Sadece erkeklik de değil, mesela evde merak ettiğim ansiklopedileri okumadım, zamanı gelince liseden öğretmen ödev verecek sandım. Yani şartlar benim için hiç olgunlaşmadı. Siyasal bir tartışmaya girişmedim, henüz erkendi. Özendiğim bir çok şeyi yeri gelsede yapmadım, yeri gelmesede fırsat yaratmadım. Erkek olmak çabalamakmış, çabalamadım, olurum sandım büyüdüğümde.
Arkadaşsız kaldım. Neden mi? Aşırı yargılamayı bir kenara bırakırsak, yine bu düşüncenin etkisini görürüz. Bir çocuk hoplayıp zıplayıp benle arkadaş olmaya çalışırken ben bunu yapmacık bulurdum. Çünkü doğal değildi. Eğer biz zamanı gelirde birlikte bir şeyler yapmak zorunda kalırsak zaten birbirimizi sevecektik. Yani arkadaş edinmek istedim ama çabalamadım. Bir başka mesele, kendimi doğal sunmak istememdi. Yani hiç yalan söylemedim. Yalan söylemedim, çünkü beni olduğum gibi kabul etsinler istedim, çünkü doğal halimle davranamayıp maske takmak beni delirtirdi, korktum.  Doğal halimle beni tanımaları da eşcinsel yönümü bilmeleri olduğuna göre, kimseyle arkadaşlık edemedim. Bunun gibi örnekler var. Hatta en uç örneğini vereyim, bir arkadaşım bana adımı sordu ve söylemeye üşendim, ona dedim ki boşver adımı, sırf tanışmış olmak için tanışmayalım, ileride arkadaş olursak, yani doğal süreç böyle gelişirse biribirimizin adını unutmamacasına öğreniriz. Ne tuhaflık ama. Bunu neden anlattım. Çünkü OKB liler, hayatta bir kurulu düzen, ideal bir sistem varmış gibi davranırlarmış. Yani benim doğal süreç inancım, OKB min bana oynadığı bir oyun. Dışarıdaki ideal düzene kendimi hiç layık bulmadım, ama üç kuruşluk insanlar bile başardı mutlu oldu. Ben hep aşağılıktım. Dünyada bir düzen yok bunu kafana sok. Galiba şunu anlamak gerek; hayat bir kaos ve kendim dışında birşeyle ilgilenmeden güçlü olmam lazım… Bencilce yani.
Kendimi eleştirdiğim bir konu zaman kavramımın olmamasıdır. Hiç plan yapamam, boyuna uyurum. Sanırım buda OKB ile ilgili. İdeal doğal saat yok. Ben hayatı ayarlamalıyım. Aslında bir başka obsesif döngüye girdim, şimdi de herşeyi kontrol altında tutmak istiyorum. Ne yapacağım ben böyle?
Obsesif yanlarımı tüm çıplaklığıyla ortaya koymak istiyorum ki onlara uygun çözümler bulabileyim yada karşılaştığımda uyanık olabileyim. Hüseyin Bey, herşeye direnme ve sorgulama hali diyor buna. Yani inatçı olduğumun farkındayım. Hiçbir şekilde nasıl ile ilgilenmeyip nedenlerin içinde kaybolduğumunda farkındayım. Neden böyle olduğumu şu anda düşünsem yine aynı kısır döngüye düşerim. Yapmam gereken bir konuda kendimi inat ederken bulursam kendimi durdurmak olmalı, bunu aklımda tutmam gerek. (Ölürüm daha iyi)
Bu terapi de bir saçma sapandı. Yani her yerden bir şey konuştuk. Başkasının terapisine de kaldım. Orada bir vicdan muhasebesi konuşmasına denk geldim. Pasiflikten gelen bir arkadaş, artık heteroseksüelliğe ulaşmaya başlamış. Yani sular duruluyor onun için, eşcinsel kalıntılarla ilgileniyor. Şöyle bir muhakeme yaptı, ben pasiflikten geldiğimden başka pasiflerin halini anlıyorum, onları ezdiğimde yada onlar üzerinden beslendiğimde kendimi kötü hissediyorum dedi. Hüseyin bey buna bir pasifi düşünürsen tekrardan, yani ne hallere düştüğünü, özdeşim kurmuş olursun, buda aktif hayatına zarar verir dedi.  Yani anlamadım gerçekten de. Böyle saf bencil mi olmamız lazım. Hep düşünmüştüm başka erkekler bana kötü davranıyorken acımıyor mu diye, demek acımıyorlarmış. Nasıl böyle olacağım ben, yani yöntem ne, bunu hiç bilmiyorum. Bu arada bu arkadaşın varlığı umut verici. Ama bana OKB olduğun belli suratına yansımış dedi, yani suratsızmışım. Sanki ben çok meraklıyım böyle katı olmaya. Bu çocuk sürekli sevilmek istemiş. Bu bana ilginç geldi. Yani bu kelimeleri çok tekrarladı. Bana yabancı.
Müzikten bahsettik. Türk sanat müziği dinlememizi önerdi bize Hüseyin Bey. Ufak tefek dinlerim ben. Ama dinlediğim müziklerin ezici bir çoğunluğu yabancı müziktir. Anlamını bilmeden sadece enstrümanlar ve yabancı sözler… Yani şekilciliğim beslenmiş, duygularım değil. Biraz daha fazla Türkçe ve sanat müziği dinlemeye gayret etmeye karar verdim.
Masturbasyon esnasında yakalanmak aslında erkekliği besleyen bir şey miş, ne kadar utanç verici olsa da. Yani bunu gizleyerek yapmak zorunda değilim. Tuvaletin yada odanın kapısını kitleyip, içeride ne olduğunu bilsinler problem değil, yapmam lazım. Yeterki sürtünerek yapmayım, gizlemek için. Artık başkaları evdeyken bunu yapsam iyi olacak. Erkeksen bunu yaparsın, sanki bilmiyorlar. Gizleyip de neden külfet üstleneyim ki.
Bu kadar 

15.12.2014

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3204
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3204
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta