Gönderen Konu: CİNSEL TACİZ  (Okunma sayısı 3409 defa)

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3254
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
CİNSEL TACİZ
« : 27 Kasım 2012, 17:47:08 »
Basit cinsel taciz nedir?bu suçla yargılanan bir kişinin ceza alması durumunda cezanın alt sınırı ve üst sınırı nedir? ek olarak iftira eden kişiye nasıl bir dava açılabilir? cevaplarsanız sevinirim.iyi çalışmalar.


MADDE 105. - (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur İftira atıldığını kanıtlaranız: MADDE 267. - (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır. (3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

psikolog

  • Genel Moderatör
  • Kahraman Üye
  • *****
  • İleti: 3254
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: CİNSEL TACİZ
« Yanıtla #1 : 27 Kasım 2012, 17:47:57 »
NASI IZRAR ( Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi - Sanığın Atılı Suçu İşlediğine Dair Yeterli Kanıt Bulunmaması )

? ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ ( Sanığın Atılı Suçu İşlediğine Dair Yeterli Kanıt Bulunmaması - Nas'ı Izrar )

? SANIĞIN ATILI SUÇU İŞLEDİĞİNE DAİR YETERLİ KANIT BULUNMAMASI ( Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi - Nas'ı Izrar )

765/m.516
1412/m.238, 254

ÖZET : Sanık hakkında, mahkumiyet kararı verilebilmesi için sanık aleyhinde şüpheden tamamen uzak, kesin kanı uyandırabilecek yeterlilikte kanıtlar bulunmalıdır.

Cinsel saldırı suçlarında iddianın ispatı için mağdur/müşteki beyanları kronolojik olarak vb. kendi içinde tutarlı olsa da kesinlikle yalnız başına yeterli değildir. Çünkü mağdurun beyanları esas itibarıyla soyuttur. Oysa, suçun kanıtlanması için, Suçun sabit olduğunun kabul edilebilmesi ve sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi için, iddiaların sanığın aleyhine kesin, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak nitelikte ve yeterli delile dayanması gerekir. Aksi takdirde şüpheden sanık yararlanır ve mahkümiye karar verilemez.
Örneğin, bir cinsel ilişki gönüllü bir ilişki mi, istem dışı mı bunu anlamak için olaya dahil kişilerin yaş, fiziki durum, aralarındaki hukuki ilişki, iletişimlerinin boyutu, direnme, olayın geçtiği iddia edilen yer, zaman, olayın ortaya çıkış şekli, mağdur olduğu iddia edilenin bu olayın ortaya çıkışındaki rolü, bunun zamanı, başka olay yada olaylarla bağlantısı, iddia fiilin sayısı, aralıkları, telefon kayıtları, resimler, elbetteki raporlar, mağdurun anlatımı, mağdura yöneltilecek sorulara vereceği yanıtlar vb., vb... daha birçok hususu değerlendirerek çok yönlü değerlendirmede bulunmak, varsa tanıkları dinlemek ve özellikle Olay Mahallinde Keşif yaparak, HER OLAYIN KENDİ ÖZELLİĞİNE GÖRE somut durumu belirlemek gerek.
Bu suç, Ceza yargılamasında en fazla hassasiyetle incelenecek, irdelenecek ve asla şikayetçi/mağdur anlatımının etkisi altında kalınmadan, ispat zorluğu düşüncelerinin de etkisi altında kalınmadan karar verilecek, aksi halde haksız mahkumiyete karar verilebilecek en hassas suçlardan birisidir.
Yargıtay da temyiz incelemelerinde bu hususları dikkate almakta, mağdur beyanlarını yeterli kabul etmemektedir.
Ör: ?Irza geçmenin zorla yapıldığı hususunda, mağdurenin anlatımlarından başka, sanığın cezalandırılması için kesin, ve inandırıcı başka delil elde edilemediğinden eylemin rızaya dayalı işlendiğinin kabulü gerekeceği;
Mağdure, eylemin birden çok, değişik zamanlarda tekrarlanmasına rağmen hiç kimseye anlatmaması ve şikayetçi olmaması- Eylemin rızaya dayalı işlendiğinin kabulü gerekeceği;
açık ve kesin olarak iddia suçun kabulünün mümkün olmadığı (Y.5.C.D. 2007/1161 E, 2007/2009 K, 19.3.2007 T.)

Bu arada, bu suç iddiası nedeniyle yerel mahkemelerde verilen kararlarda tutuklama yada serbest bırakma kararlarının da çok özenilmeden verildiği ve de pek isabetli olmadığı kanaatini taşıyorum. Örneğin, Hüseyin Üzmez in tekrar tutuklanması ne kadar doğru, tutuklama müessesinin amacına uygun mu, hukuk etki altında mı, ben şüphedeyim.
Sevgi ve saygı ile,
n.Dr.Fuat Şenoğlu;
Yargıtay Kararından yaptığım alıntıda, cümlenin baş tarafında "ırza geçme" şeklinde bir ifade kullanılmış ise de, bu durum, cümlenin noktalı virgülden önceki kısmında "eylem" olarak belirtilmiştir. Cümlenin başındaki ifade bir suç tanımı olsa bile, devamında bu hata giderilmekte, bir suç değil, bir eylem olarak tanımı yapılmakta; ve çok açık, kesin bir şekilde eylem var olsa bile, oluşa göre suçun işlen-mediği, yani eylemin suç oluşturmadığı, sanığın cezalandırılamayacağı açıkça belirtilmektedir. Bu durum, yazımın 2. paragrafı ile tam anlamıyla örtüşmektedir.
Yaptığım alıntıda, Sizin cevabi yazınızda belirtildiği gibi suçun işlendiğinin kabulü yönünde bir ifade söz konusu olmadığı kanısındayım. Ayrıca, Artırma eksiltme hususu ise, buradaki suçun tespitine ilişkin bir husus değildir, ve alıntıda da bu hususa değinilmemektedir. Karara konu olan, irdelenen olay da konumuz için bağlayıcı değildir; esas olan, bağlayıcı olan burada aktardığım alıntıdaki kapsamdır.
Her olayın kendi içinde, kendi özelliğine göre değerlendirilmesinin esas olduğu hususunu vurguladığım yazıma Sn. meslektaşım Av.Hamza Nuh Özer'in katkısı da, her olaya ilişkin verilen kararın kendi dosya içeriğine dayalı olduğu hususunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca; "Eğer mağdurun beyanı tüm dosya içeriğine göre inandırıcı ve hayatın olağan akışına aykırı değilse, mağdurun sanığa iftira atmasını gerektirir ciddi bir neden yoksa, mağdurun bu beyanlarına itibar edilir." diye belirtiyorsunuz.
Doktrin, Uygulama ve Yargıtay Kararlarının bu doğrultuda yerleşik olmadığı kanısındayım. Bu doğrultuda olsa dahi bu düşünceye katılmamaktayım, ve bağlayıcı bulmuyorum. Çünkü, Mağduriyet iddiasında bulunanın(ben mağdur terimini kullanmıyorum, çünkü ispatlanmadıkça mağduriyet söz konusu değildir)beyanları kendi içinde tutarlı, hayatın olağan akışına uygun ve tüm aşamalarda bu şekilde olabilir; ve de sanığa iftira atmasını gerektirecek -yargıç'a/heyet'e göre ciddi bir neden- de tespit edilemeyebilir.
1) Böyle bir nedenin tespit edilememesi, olmadığı anlamına gelmez,
2) Yargıç'a göre ciddi olmayan bir neden, mağdurluk/mağdurelik iddiasında bulunana göre ciddi olmadığı anlamına gelmez,

Suçun, hukuki kıstaslara uygun delille kanıtlanması gerek. Vicdani kanı, delil değildir; sanığın suçlu olduğuna vicdani kanı hasıl olsa bile, delillerle kanıtlanmadıkça suç sabit görülemez, aksi delile dayalı sisteme aykırıdır. Delile dayalılığı zayıflatırsanız, kişiden kişiye değişecek vicdani değerlere göre hüküm tesis edilir ki, o zaman da çağdaş hukukta yeri yoktur, kör topal yürüyen adaleti rafa kaldırmış oluruz kanısındayım.
Aynı görüşleri paylaştığımız yerel mahkeme kararları da var.
Bilmukabele saygılarla, iyi çalışmalar.
Yukarıda örnekleri verilen ve mağdurun sebepsiz yere sanığı suçlamasının anlamsız olduğu, bu sebeple de sanığa mahkumiyet hükmünün verildiği birçok yanlış yargıtay kararı mevcuttur.
Kanımızca, memleketimizdeki hukukçuların, toplumdan, bilimden, felsefeden, düşünceden uzak bir iklimde, zor koşullarda ve tek boyutlu bir yaşam ile yoğrulmasının getirdiği sonuçtur.
1- Psikoloji denilen kurmaca bilim safsatadır.
2- İnsanın yapıp ettiklerinin bir neden ve sonuca bağlanması zorunluluğu yoktur.
3- Tabiat kanunları bile zorunluluk ilişkisi içermeyebilir.
4- Hal böyleyken insanın herhangi bir şeyi, eylemi, düşünceyi sebepsiz yere yapabileceği düşünülmeden, bırakın hukukçuluğu, bir insanın toplum içerisinde gerçeği görerek varolması imkansızdır.


CMK 217
(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdan kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.