Son İletiler

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
21
Eşcinselliğe çözüm önerisi;

Kendileri ile yoğun çatışmaları olan bireylerin bu sorunlarının psikolojik kökeni genellikle babalarına duydukları kızgınlık, öfke ve nefrete dayanmaktadır. Çocuklukta baba otoritesi ile çatışan kişiler ergenlik döneminde varlıklarının anlamlarını sorgularken; Tanrı'ya da bir kızgınlık, öfke ve nefret duymaya başlamaktadırlar. " Neden beni böyle yarattı ya da neden beni korumadı? " sorularının cevabını bulamamaktadırlar. Böylece
kendilerine yönelik bitip tükenmez kaygıları arttıkça artmaktadır.

Eşcinsel Terapi süreçlerinde babalarına yönelik bilinçaltı duygu ve düşünceleri ile yüzleşen bireyler; babalarını affetmeyi deneyimlemektedirler. Kendileri için çok zor olan bu süreci başaran danışanlar Tanrı'ya olan sitemlerini yeniden gözden geçirmektedirler. Geçmişte suçladıkları ve hesap sormak istedikleri Tanrı ile içsel olarak barışmaktadırlar. Bu süreç çözüm için nirengi noktası olmaktadır. Baba ve Tanrı ile barışan birey kendisini de affederek kişiliğini ve kimliğini yeniden yapılandırmaktadır.

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1733.0

yazının devamını okumak için linki tıklayınız

22
Cinsellik:

*Onarım Terapisi kitabını (dikkatli-not alarak) okuma

*Porno (hiçbir türlü) izlememe

*Masturbasyon (Sadece kadın fantezili ve gerektiğinde)

*Göz zinası (erkek bedenine şehvetle bakma) yapmama (telefon, bilgisayar, TV, gazete, dergi, canlı erkek)

*Kadınlarla ilişkide dostluk kurmama, onları duygusal ve cinsel obje olarak görme ve ona göre mesafe koyma/ilişki kurma

*Erkeklerle ilişkide benzerliklere odaklanma (farklılıklara odaklanırsan kıskançlık ve yetersizlik geliyor; akabinde cinselleştirilmiş bir fantezi figürü oluyor), cinsel ilişki kapısı kapalı, muhabbet, güven, paylaşım (sözlü ya da aktivite odaklı) ve arkadaşlık kapısı açık

*Rüyada erkeklerle ilişkiye girersen sorun etmeme, bilinçaltında bunların olması doğal (hayalini ve rüyanı besleyen izlediğin pornolar ve masturbasyon fantezilerinde erkekleri kullanman)

*Yakışıklı bir erkekle ilişki-diyalog-arkadaşlık kurmak gerektiğinde kaçmama, onu tanımaya çalışma (bütün gizemine, narsistliğine, belirsizliğine rağmen ki genelde içleri fos çıkıyor), yoksa cinselleştireceksin
23
Hüseyin KAÇIN / Ynt: KESKİN KILIÇ
« Son İleti Gönderen: psikolog 18 Eylül 2018, 22:42:05 »
'Hüseyin Bendendir, Ben de Hüseyin'denim'

“Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.”

“Hasan ve Hüseyin, benim oğullarımdır. Onları seven beni sevmiş olur, beni seven Allah’ı sever, Allah kimi severse onu cennete koyar. Kim onları sevmez ve onlara düş­manlık ederse bana düşmanlık etmiş olur, bana düşmanlık edeni Allah sevmez, Allah kimi sevmezse onu cehenneme koyar!”

“Hüse­yin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven Hüseyin’i sever. Hüseyin, torunlardan bir torundur.”


Peygamberimiz bir gün Hüseyin’in ağladığını işitti. Hz. Fâtıma’ya, “Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” buyurdu.
24
Hüseyin KAÇIN / Ynt: KERBELA
« Son İleti Gönderen: psikolog 18 Eylül 2018, 22:27:46 »
'Hüseyin Bendendir, Ben de Hüseyin'denim'

“Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.”

“Hasan ve Hüseyin, benim oğullarımdır. Onları seven beni sevmiş olur, beni seven Allah’ı sever, Allah kimi severse onu cennete koyar. Kim onları sevmez ve onlara düş­manlık ederse bana düşmanlık etmiş olur, bana düşmanlık edeni Allah sevmez, Allah kimi sevmezse onu cehenneme koyar!”

“Hüse­yin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven Hüseyin’i sever. Hüseyin, torunlardan bir torundur.”


Peygamberimiz bir gün Hüseyin’in ağladığını işitti. Hz. Fâtıma’ya, “Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” buyurdu.
25
Hüseyin KAÇIN / EĞİTİM
« Son İleti Gönderen: psikolog 18 Eylül 2018, 08:14:11 »
EĞİTİM
Özetle: Okula başlama yaşı yedi hatta sekiz olmalıdır. Çocuklarını beş ve altı yaşında ilkokula başlatan anne babalar çocuklarının ruhunu katletmektedirler. Kime ne anlatabilirsin ki...?

Oyun oynamak çocukların ibadetir. Çocukların yetenek ve kabileyetleri oyun sayesinde kişiliğine karakterine kök salar. Devlet, anne babalarla işbirliği içinde okul koridorlarında ve sınıflarında çocukların sözde zekalarını geliştirmek adına kişiliklerini yaralamaktadırlar.

Anne babalar çocuklarının, öğretmenler ise öğrencilerinin zekalarına değil ruhlarına dokunmalıdırlar. Okullar, zekalarını sömürmek adına çocukların ruhlarını öldüren modern mezarlıklardır. Ruhu öldürülmüş çocuklar geleceğin vampirleşmiş nesilleridir.
26
Medya / Ynt: GAZETECİ İKLİM AYFER BAYRAKTAR " EŞCİNSEL TERAPİ RÖPORTAJLARI "
« Son İleti Gönderen: psikolog 17 Eylül 2018, 11:44:14 »
..
28
Geçen hafta yazı yazmaya zaman yaratamadığım için bu yazımda 4 ve 5. terapileri birlikte yazacağım. İlk olarak yaşadığım çekinceler üzerine konuştuk. Genellikle biriyle konuşurken çekingen veya utangaç tavırlar içindeyimdir. Ağzımdan çıkanların doğuracağı sonuçları düşünürüm hep. Örneğin küfürlü konuşursam karşımdakine ayıp olur mu düşüncesi ve sahip olduğum örnek çocuk imajı küfür etmemeli algısı beni bu duruma iten sebeplerden bazıları. Dahası, fikrimi söyleyeceğim zaman fazla ileri gitmiş olur muyum, fazla mı büyük konuşmuş olurum, yanlış mı algılanırım, karşımdaki ne düşünür, kırılır mı, üzülür mü, bu karşımdakini sinirlendirir mi vb. düşünceler. Yıllar babamı ve babaannemi kızdıracak bir şey söylemekten kaçınarak geçtiği için karşımdakini sinirlendirecek bir söz söylemekten çekiniyorum hep. Kavga çıkmasından, gerginlik yaşanmasından korkarım. İnsanlar bana çekinmeden ve acımadan her şeyi söyleyebiliyor, bir şeyleri göze alabiliyor ama ben bunu yapmaktan korkuyorum. Tabi bu da ileri bir durum olarak insanlarla yüzleşmekten korkup ancak arkalarından konuşmayı doğuruyor. Evet bu hepimizin ortak özelliği. Yüzlerine bir şey diyemeyiz, korkarız ama arkalarından konuşuruz. Arkadaşımızı 3. bir arkadaşımıza şikâyet ederiz, babamızı, kardeşimizi anamıza şikâyet ederiz. İşte bu da benim sosyal hayatta ezilmeme sebep oluyor, istediğim tepkileri veremiyorum, görüşümü beyan edemiyorum, koyun gibi ortama uyuyorum. Fikrimi belli etsem bile gözüm insanların yüzünde tepkilerini kontrol ederek olumsuz karşılanırsam hemen kendi fikrimi satıyorum, arkasında durup onu uygulatmak için çabalamıyorum. Yıllardır baskı altında kalmanın ve ezilmenin bende bıraktığı izler bunlar. Babam bizi karşısında hiç tanımadı, görmedi, hiçe saydı ve aşağıladı. Cesaretimi kırdı hep, hiç destek olmadı. Hakkımı savunmaya, derdimi anlatmaya çalışırken beni ipleyen olmadı. Şikâyetim ısrarlı devam ediyorsa da psikolojik şiddetle bastırıldım. Keşke beni karşısında bir birey olarak görseydi de en azından dinleseydi. Özgüvenimin gelişmesine katkı sağlasaydı ya, yüceltseydi ya. Ne olurdu? Çok mu zordu? Benim fikirlerim zaten hep saçmaydı hatta benim bir konuda fikrim olmasına bile hakkım yoktu. “Sen sus!” ve “Sen karışma!” sözleri beynimin içinde bir o yana bir bu yana çarpıp duruyor, her seferinde yeniden öfke doğuruyor. Dediğimi yap ya da yapma ama en azından bir dinle amına koyayım ya çok mu zor? Çocuk bu her lafa atlar zaten. Milletin içinde rencide etmek, cesaretini ve özgüvenini kırmak, ağzına sıçıp bırakmak zorunda mısın? O yaşta çocukla mı yarışıyorsun ya? O her şeyin doğrusunu bilir ve onun yaptığı her şey doğrudur. Onun davranışları ve görüşleri olgudur, tartışılamaz ve eleştirilemez, yoruma kapalıdır. Ona fikir veremezsiniz çünkü onun sizin o boktan fikrinize ihtiyacı yoktur, doğrusu zaten düşünülmüştür. Görüşlerim yıllarca hafife alındığı ve aşağılandığım için özgüven ve cesaret tükendi bitti. Ağzımı açmaya korkar oldum ya var mı böyle bir şey. Yurtta oda arkadaşlarım canımı sıkan bir şey yaptığı zaman hakkımı savunamaz hale geldim. Lan şunu yapma veya bunu neden yaptın diyemez oldum, hesap soramadım. Benim mutlaka bu çekinceleri yenmem lazım, mutlaka. Konuşurken emin ve cesur olmalıyım, görüşlerimi ve fikirlerimi korkmadan ifade etmeliyim. Tartışma çıkacaksa da çıkar, karşıdakiyle küsersek de küseriz. Ben bu çekince ve korkaklıklarımı yendikçe güçleneceğim, özgürleşeceğim. “Umut karanlıkta başlar, şafakta ortaya çıkar.” (Cesur Yeni Dünya)
               Artık kendimi terapi öncesindeki halime nazaran daha güçlü hissediyorum ve inşallah daha da artacak ve ben o güce ulaştığım zaman bende hiçbir şekilde eşcinsel çekim duygusu kalmayacak. Yakışıklı erkek güçlü erkek demektir, güçlü erkek de koruyacak sahip çıkacak demektir kafası tamamen. Ben artık yolumu görüyorum; benim durumum yazının başlığında da yazdığı gibi erkeksi güç eksikliğinden kaynaklı ve ben bu gücü telafi edince artık kendimi savunmasız ve korunmaya muhtaç hissetmeyeceğim, bilinçaltımda sahip olduğum beni koruyabilecek birine olan ihtiyaç hissim son bulacak. Bu zamana kadar kızlar karşısında kendime duvarlar ördüm. Benden hoşlanan kızları görmezden geldim, yok saydım ve kendimi çektim. Doğal olarak onlar da zorlamadı ve bunu hiçbir kız da yapmaz zaten, bir erkeğin peşinden ısrarla koşmaz. Şimdi düşünüyorum da yaptığım o muameleler yüzünden beni bencil ve ukala görüyorlardır ki haklılar da. Kızların benimle bir sorunu yok aksine benim onlarla bir sorunum var, hep reddettim. Bu tavırlarımı bırakmalıyım. Erkekliğime bir katkısı yok ve gelişmesini engelliyor.
               
               5. terapinin ilk konusu kızlarla etkileşime gireceğim zaman saçma bir şekilde anneme karşı kendimi suçlu hissetmemdi ve bunun sebebi de annemle olan çok yakın ilişkimdi. Küçüklüğümden beri adeta en yakın arkadaş, sırdaş gibiydik. Uzun uzun sohbet ederdik, birbirimizden saklı bir şeyimiz yoktu. Abimle bu kadar yakın değiller hatta hiç yakın değiller ve her geçen gün birbirlerinden uzaklaşmaya da devam ediyorlar. Annem abimden ne kadar kopuyorsa bana o kadar bağlanıyor; bütün beklentilerini bana bağlıyor, duygusal yatırımlarını bana yapıyor. Annemle her sorunumuzu birbirimize anlatıp dertleşirdik. Annem, babamla veya evde yaşadığı sorunlarda kendisi bu sorunları çözmek yerine sürekli bana şikâyet de bulunurdu, dert yanardı. Ben de onu sakinleştiren, akıl veren, destek olan rolündeydim. Antidepresan etkisindeydim. Beni ağlama duvarı seçmişti ben de bana biçtiği rolü benimsemiştim ve ona psikolojik ve duygusal hizmet ediyordum. Bunların bedelini yine ben ödüyordum çünkü bu bana ve erkekliğime zarar veriyordu. Annemi o kadar seviyordum ki o ölse yaşayamayacağımı düşünüyordum. Okul için şehir dışına çıktığım zaman anormal derecede bir özlem duygusu yaşamıştım. Yakın bir okula geçiş planları yapıyordum çünkü ondan uzakta hayatta eksiklik vardı. Şimdi düşünüyorum da ne kadar anlamsızca etkilemiş bu durum beni. Nedir yani ne bu ana kuzuluğu? Evde babam ve abim kadına hiçbir açıdan saygı göstermedikleri için onların eksiğini telafi etme görevi de bendeydi. İsteklerini yerine getirmeye çalışırdım, ilgilenirdim bari ben üzmeyeyim diye ama artık umurumda değil. Kendi sorunlarını kendisi çözmek yerine beni kullanarak telafi edemez. Git istediğin muameleyi, ilgiyi kocanı yola getir al beni bu uğurda harcama. Onlar seninle ilgilenmiyorsa sen de onların alışverişine kadar peşlerinde gezme, aç mısın tok musun diye kırk defa sorma. Onlar sana değer vermiyorsa sen de onların peşinden koşma. Her türlü hizmetlerini yap ama kötü muamele görünce ağzını açama gel bana ağla, şikâyet et. Bu ne amına koyayım ya? Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir şey. Yıllarca duygusal olarak sömürmüş beni, kendini iyi ederken beni harcamış. Onun bendeki algısı masum ve cinsel tarafı sanki hiç yokmuşçasına o konulara uzak olduğu için kadınları algılayış biçimimi de tamamen etkiledi. Kızlarla gireceğim ilişkiler korkunç derecede yanlış bir şeymiş gibi bilinçaltımda vardı. Buraya kadar olan kısmın özeti; ben bu hayatı annemi mutlu etmek için yaşamışım. Hayatta birinci önceliğim hep annem olmuş, ben bir kıza gidersem annemin önceliğim olmaktan çıkacağını ve o kıza ilgi gösterirken sanki anneme ihanet etmiş olacaktım. Anne sevgisinden vazgeçemediğim için de bir kızı sevemiyordum, sevmeyi göze alamıyordum. Annemle aramızdaki sevgi gibi görünen şey aslında iki tarafa da zarar veren bir şey, zehirli bir sevgi. Bütün duygusal yatırımını kural koymadan, sınır tanımadan, varını yoğunu benim üzerime yapıyor ve kendi problemlerini çözmek yerine bu sömürüden güç alarak hayatını devam ettiriyor. Artık annemin dertlerini dinlemeyi bırakıyorum, her konuda. Öteki türlü dinlediğin zaman bir şekilde üzülüyorsun, etkileniyorsun. En fazla uyarırım, çözümünü söylerim geçerim uygularsa uygular uygulamazsa da sonuçlarına katlanır, sözümü dinlemeyene de düştüğü durumdan dolayı acımam. Kendi düşen ağlamaz. Gitsin onlara tavır alsın, bedel ödettirsin, cezalandırsın. Bunları yapmadığı sürece bu düzen böyle gider, ezilir durur. Bu gidişatı değiştirmek onun elinde olan bir şey, bana ağlayarak ve benim onu avutmamla olmaz. Bu durum sadece bana zarar veriyor, o istediğini alıyor gidiyor ve onlarla hiç sorun yokmuş gibi davranıyor, hizmetlerini yapmaya devam ediyor. Artık sömüreceği ben yokum. Bir de şöyle bir durum var ki annem kendi aramızda konuşurken bir duruma karşı ne kadar muhalif görünse de babamla yüz yüze gelince hemen geri vites yapıyor ve satıyor. Bu da bizim samimiyetimizin ne kadar güvenilemeyeceğinin göstergesi. Babam anneme fazlasıyla bağımlıdır ve kıskançtır; onu bir yere giderken tek göndermez, birlikte giderler. Pazar alışverişinden tutun kıyafet alışverişine kadar. Kadınların alışveriş anlayışı yavaş yavaş, sağa sola bakarak, kırk çeşit şey deneyip çıkararak olur ve hiçbir erkek de bu duruma ayak uyduramaz. Bırak kadın çıksın çarşıya pazara gitsin gezsin gelsin. İlla bir şey alınacaksa sen mi alacaksın? Babamdaki ekonomiden anlar düşüncesini ve her şeyi idare etme isteğini annem de kabullendi ve bu durum onu pasifleştirdi, tek başına bazı şeyleri yapamaz oldu. Dahası annemi her yere arabayla götürüp getirdiğinden annem tek başına bir yerlere gidemez oldu çünkü nasıl gideceğini bilmiyordu ve yalnız başına bunu beceremeyeceğini hissediyordu sanki. Bu davranışları bilinçaltı olarak kendilerini gösteriyordu. Bu durum da bir yerlere gideceği zaman yanında biri olması gerekliliği düşüncesini onda yarattı. O da bu zamanlarda o kişi olarak beni seçti ve alışverişe gideceği zaman bile benim gelmemi istiyordu. Zaten aşırı kararsız bir insan ve peşinden sağa sola bildiğiniz sürükleniyordum. Babamın bu himaye etme isteğini kırmak annemin elindeydi ama annem bunu kabullendi, bozmak istemedi. Belki rahatına, kolayına geldi ama sebebi ne olursa olsun o boyunduruğa girdi. Peki onun yanlış davranışlarının, hatalarının, çözmek istemediği problemlerinin kurbanı neden ben olayım? Ben niye senin peşinden mağaza mağaza geziyorum, olmuş ya da olmamış diye akıl veriyorum? Kaç kadın boyu kadar oğlundan bu beklentiler içinde? Her işi yaparken mutlaka benle yapacak. Temizlik yapıyorsa bir köşesinden tutturacak, yemek yapıyorsa yardım ettirecek illaki. Sebebini sorsam ve yapmak istemiyorum desem de acelem var o yüzden der ama bu hep bahane. Diyorum ki başka kadınlarda bu işleri yaparken hep oğullarıyla mı yapıyor yani neden illa ben yardım edeceğim tek başına yapamıyor musun?  Anne diyorum beni bir rahat bırak, nefes aldır lütfen ya beni bir sal artık. Cevap hep “hadi hadi”. Bana neden bu kadar bağımlı anlayamıyorum yani NEDEN? Beni bir türlü bırakmadı, benden vazgeçmedi ve bu da benim özgürleşmemi engelledi. Burada benim hiçbir suçum yok tüm suç onun; o bana yapışmıştı ve o bırakmadan ben nasıl kopabilirdim ki? Küçüklükten beri abimle beni hep ev işlerinde yardım etmeye alıştırmaya çalıştı. Abim hep çakallığından üstün körü yapardı sonrasında da annem o beceremiyor diyerek onu saldı ama bu sefer bana iyice yapıştı. O da yapsın dediğim zaman o anlamıyor, beceremiyor diyordu. Becerttir amk bana ne ya. Bu da o zamanlar iyi çocuk imajını besleyip duran başka bir faktördü; iyi çocuk annesine yardım eder. Ulan senin iyi çocuk tanımın senin köpeğin olmak be başka bir şey değil. Bu saatten sonra da gelmiyorum bir yere, bir boka da el atmıyorum yeter lan. Kim var karşında senin ya, komşu kadın mı, kız kardeşin mi? Kendi aptallıklarının cezasını neden bana ödettiriyorsun? Git sorunlarını çöz ya benim üzerimden duygularını besleme. Kocana ve oğluna ayar verememişsin, e verseymişsin bana ne. Bu saatten sonra bana babamı her şikâyete geldiğinde hatasını yüzüne vuracağım. O insanın huyu şöyleymiş böyleymiş bunlar bizi aşan şeyler bundan şikâyetlenmenin bir anlamı yok ve bunu değiştiremeyiz. Babam neden böyle, annem neden böyle diyemeyiz yani en fazla bir yere kadar diyebiliriz. Herkesin kendi sorununu bir şekilde çözmesi lazım. Annem kendi sorununu kendi çözecek; benim onu mutlu etmek gibi bir görevim yok. Bu yüzden artık bunun peşinde koşmuyorum ve ona üzülmekten, acımaktan vazgeçiyorum. Ciddi bir sağlık problemi yok bir şeyi yok ve neden ben onun adına bu kadar dertleneyim, sözde acısına ortak olayım? Anne, baba olmak karşılıksız olmaktır. Nedir bizdeki bu parazit ilişki? Tükettin beni be vallahi yeter. Bu duygusal bağı, bu iç içe geçmişliği kopartmam lazım. Ha bu demek değildir ki onu artık daha az seveceğim. Bu aramızdaki sevgiyi zehirli olmaktan çıkarıp sağlıklı bir sevgiye çevirmek demek. Şu an ki sevgi acıdan besleniyor; beni acılarına ortak ettiği için bu kadar güçlü görünüyor. Bana anlatmasaydı, babamı şikâyet etmeseydi ve onu yola getirebilseydi ne olacaktı, biz birbirimizi sevmeyecek miydik? Abimi o kadar şikâyet ediyor hadi silse ya ama olmaz, o sevgi hiç tükenmez. O yüzden benim kaybetmeyi göze alamayacağım hiçbir şey yok ortada. Bundan sonra benim sözümü dinlerse eyvallah, dinlemezse silerim, restimi çekerim. Artık annemin beni duygusal anlamda kuşatmasına müsaade etmiyorum, izin vermiyorum. Bu zamana kadar görünür sorun hep babamdı ama ben annemin bana verdiği zararı hiç görmedim. Bu zararı annem bana sevgiyle verdi, görünür bir zarar değildi. Babamla olan kopukluğu başlatan da onun bu tutumuydu çünkü ben istemeden de olsa taraf tuttum, buna itildim. Annem böyle olmasaydı, babamın bütün olumsuzluklarına rağmen aramızda daha farklı bir ilişki olabilirdi. “Kötülerin yaptığı şeylerle baş etmeyi öğrenmek için, iyilerin psikoloğa gitmesi gerektiği tepetaklak bir dünyada yaşıyoruz.” (August Pullman-Wonder)
               İkincil olarak da babamın kıymet bilmezliği ve takdir edemeyen bir insan olduğunu konuştuk. Ben herhangi bir konuda ne kadar kendimi belli etmeye çalışsam da babam bakar ama görmez. Sürekli bir küçümseme ve aşağılama peşindedir. Onun bize sunduğu imkanları ilerde o öldüğü zaman göremeyeceğimizi ve bizim yetersiz olduğumuzu düşünür, her fırsatta laf sokarak bunu söyler durur. Ona göre biz ilerde bir varlık sahibi olamayız ve ölmeden önce bize ne kadar fazla ev-arsa bırakırsa o kadar iyi çünkü bırakmazsa zaten biz bir şey yapamayız. Sanki rızkı veren kendisiymiş gibi o kadar emin konuşuyor ki çıldırıyorum ama o görecek, ilerde görecek, yanıldığını anlayacak. Ben tepkimi gösteriyorum ve onunla tartışıyorum, törpülenebildiği kadar törpülenecek. Susmuyorum, içime atmıyorum ve içselleştirmiyorum, kabullenmiyorum. Konuyu uzatmıyorum ama en azından tepkimi gösteriyorum. Bir müddet bu mücadele devam edecek, bağıracağım çağıracağım ama içselleştirmeyeceğim en azından. Babam beni anlamıyor deyip üzülmeyeceğim. Yurtdışı planlarımı da artık somut hale getirmeye çalışıyorum ki yokluğumu ve gidebileceğimi anlasınlar. Böyle olursa durumumuz boyut atlar ve tavırları değişir hem de özgürleşmeme katkı sağlar. Bu planlarımı da onlarla konuşmuyorum, kendi içimde hesabını yapıyorum ve şartlarımı sağlıyorum çünkü hem gerek yok hem de engel olacaklar. Susuyorum, bildirmeye ve danışmaya gerek yok. Ben ayarlarım her şeyi giderken gidiyorum derim. Anne diye bir derdin olmayacak. Kafanda anneni düşünerek kaygılanmayacaksın, onu düşünerek karar almayacaksın. Anne babayı hayatından, zihninden çıkaracaksın.  Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. “Değiştiremediği şeylerle uğraşmaya devam etmek bir hastalıktır, değiştirebileceklerine odaklanmak ise en güzel ilaç.” (Bazı Yollar Yalnız Yürünür)
               
               
               
30
Bu forumu ilk okumaya basladigimda yazilar ve anlatilanlar cok ilgimi cekmisti. O donem (bundan 8-9 ay once) hayatimda ilk defa acaba escinsel miyim diye kendimi sorguladigim bir donemdi. Huseyin hocaya gelmeye basladim, terapilerden sonra yazilar yazmaya basladim ve sikca forumu da okuyordum. Ama su binlerce yazinin oldugu forumda bir tane mutlu sonla biten yazi gormedim. Cogunda belki hikaye mutlu bitmisti ve danisan yazmamisti.

Ilk baslarda ben de cok yaziyordum, ne zaman ki artik yazmak icin kendimi zorlamaya basladim, iste o zaman biraktim yazmayi. Fakat farkettim ki benim yazilarim da forumdaki diger yazilar gibi umut verici ama sonu belli olmayan bir yazi dizisi olmus. Iste bu yuzden bu son yaziyi yaziyorum.

Cinsel olarak aktif oldugumdan beri 4-5 yildir kizlarla cinsel iliskiye girerken sorunlar yasiyordum. Kadinlara karsi cinsel ve romantik hisler duymama ragmen bazen escinsel pornosu izleyerek desarj oluyordum. Bu huyumdan utanc duyuyor ve erkekligimi surekli sorguluyordum.

Zamanla bu huyumun nedenlerini anladim ve bu durum benim icin bir sey ifade etmemeye basladi. Eskiden benim icin buyuk bir kacamak olan escinsel pornosu artik benim ilgimi cekmiyor. Ustelik artik cinsel hayatimdaki sikintilar da ortadan kalkti. Kisaca hayatimda artik boyle bir sorun kalmadi.

Ozetle sunu diyebilirim herkese; escinsellik bir sey degil aslinda. Anlamsiz ve sacma bir sey, escinsellerin hicbiri heteroseksuellerden daha az erkek degil. Kendi bedenine yabancilasma durumu bittiginde, kendinin gercek ve normal bir erkek oldugunu anladiginda zaten erkek icin escinsellik diye bir sey kalmiyor. Yani once escinselligi anlamak sonra da anlamsizlastirmak lazim.

Bu sikintiyi herhangi bir derecede yasayan ve kurtulmak isteyen herkese onerilerim sunlar

Oncelikle sunu bilin; escinselligi acik, gizli veya durumsal olarak yasayan erkeklerin sayisi o kadar fazla ki, cogunun yardim almamasinin tek sebebi, kadinlara karsi da ilgi duyuyor olmalari; halbuki biseksuellik yoktur, cozulmemis escinsellik vardi. Yani arastirmalara gore toplumum yuzde 12 sinin escinsel oldugunu kabul ettigi , her 4 heteroseksuel erkekten birinin escinsel pornosu izlediginin analizlerle aciklandigi, padisahlarin cogunun kadin haremi yaninda erkek hareminin de bulundugu vir dünyada bu sorun erkeklerin cok buyuk bir bolumunu etkiliyor. Kimse dogustan gay ya da heteroseksuel dogmuyor. Biseksuel bir tabiatla doguyor ve dogru adimlari yasayinca da heteroseksuel oluyoruz. Kisaca bu sorunda kimse yalniz degil.

 Ikinci tavsiyem; hayati ucuncu gozden degil, birinci gozden yasamaya baslayin. Bunu yapmak demekten zor olsa da surekli olarak zihninizi bosaltmaya ve bedeninizin icinde olmaya calisin, bedeninize yabancilasmayin. Ruh ve beden birbirinden ayri degildir aslinda. Bir insan olarak bedeninizden fazlasi olmadiginizi unutmayin. Ben kafayi berrak tutmak ve vucudun icinde kalabilmek icin meditasyon ve namazin faydasini gordum.

Ucuncu tavsiyem de hayati basit ve net kadin ve erkek ayrimi yaparak gorun. Ki zaten ikinci oneriyi dinlerseniz bir yerden sonra kadinlarin ne kadar farkli, ozel ve heyecan verici olduklarini fark edeceksiniz. Yani bos ve berrak bir zihin her seyi cok net gosterecektir. Erkekleri ayniliktan, kadinlari da farkliliklarindan dolayi sevin.

Korkmayin, yeter ki pes etmeyin, hayati fazla da gozunuzde buyutmeyin. O zaman zaten escinsellik diye bir sey de kalmiyor.
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10