91
Din & Felsefe / Ynt: YUSUF'U KAYBETTİM KENAN İLİNDE
« Son İleti Gönderen: psikolog 05 Ocak 2026, 03:55:25 ös »III.5 Kuyu ile Ateş Arasında: Şiddetin İki Eşiği (Yusuf ve İbrahim)
Yusuf kıssasında kuyu, şiddetin bedene yönelmeden durdurulduğu bir eşik olarak işlev görürken; Hz. İbrahim anlatısında ateş, şiddetin en uç noktaya kadar zorlandığı fakat ilahî müdahale ile etkisizleştirildiği bir sınır sahnesi olarak belirir. Bu iki anlatı birlikte okunduğunda, kutsal metnin şiddeti doğrudan yüceltmediği ya da meşrulaştırmadığı; aksine şiddetin nerede durdurulabildiğini gösteren farklı yapısal eşikler sunduğu görülür.
Yusuf kıssasında şiddet, henüz fiile dönüşmeden askıya alınır. Kuyu, bu askıya almanın mekânsal temsili olarak, bedensel ihlalin gerçekleşmesini engeller. Yusuf kuyuya düşer; fakat yanmaz, parçalanmaz, yok edilmez. Şiddet burada simgesel düzeyde tutulur. Özne bedenden ayrıştırılır, ancak beden zarar görmez. Bu yönüyle kuyu, şiddetin geri döndürülebilir olduğu bir sınırı temsil eder.
Hz. İbrahim anlatısında ise şiddet fiil düzeyine kadar ilerler. İktidar, bedeni doğrudan hedef alır; ateş hazırlanır ve özne bu ateşin içine atılır. Ancak burada da şiddet nihai sonucuna ulaşmaz. Ateş yakmaz. Bedensel ihlal, ilahî bir müdahale ile etkisizleştirilir. Bu durumda yasa artık insanî düzeyde işlememektedir; sınır, doğrudan ilahî irade tarafından yeniden tesis edilir.
Bu iki anlatı arasındaki fark, şiddetin kaynağından çok, durdurulma biçimiyle ilgilidir. Yusuf kıssasında sınır, hâlâ simgesel düzlemde üretilebildiği için fiil gerçekleşmez. İbrahim anlatısında ise simgesel düzen bütünüyle çökmüş, sınır ancak aşkın bir müdahale ile yeniden kurulabilmiştir. Kuyu, içkin bir sınırdır; ateş ise aşılmış bir sınırın ardından gelen mutlak tehdittir.
Bu bağlamda kuyu ile ateş, şiddetin iki farklı eşiğini temsil eder. Kuyu, yasanın zayıfladığı ama henüz tamamen susturulmadığı bir ara alanı; ateş ise yasanın insanî düzeyde işlevsizleştiği ve yalnızca aşkın bir müdahalenin bedeni koruyabildiği uç noktayı gösterir. Yusuf anlatısı, şiddetin durdurulabildiği yapısal bir ihtimali; İbrahim anlatısı ise şiddetin ancak ilahî düzeyde askıya alınabildiği bir kırılmayı sahneler.
Bu nedenle Hz. İbrahim anlatısı, Yusuf kıssasının alternatifi değil; sınır durumudur. Yusuf kıssasında “düşüş ama yanmama”, İbrahim anlatısında ise “atılma ama yanmama” söz konusudur. Her iki durumda da beden korunur; ancak korunma gerekçeleri farklıdır. Yusuf’ta koruma, simgesel düzenin son kırıntılarından; İbrahim’de ise doğrudan ilahî iradeden kaynaklanır.
Bu karşılaştırma, çalışmanın temel tezini destekler: Şiddetin önlenmesi, her zaman yasanın güçlü olmasıyla değil; bazen yasanın tamamen yok olmamış olmasıyla mümkündür. Yusuf kıssası, bu kırılgan ama işlevsel sınırın örneğini sunar. Kuyu, ateşe dönüşmeyen şiddetin mekânıdır.
Yusuf kıssasında kuyu, şiddetin bedene yönelmeden durdurulduğu bir eşik olarak işlev görürken; Hz. İbrahim anlatısında ateş, şiddetin en uç noktaya kadar zorlandığı fakat ilahî müdahale ile etkisizleştirildiği bir sınır sahnesi olarak belirir. Bu iki anlatı birlikte okunduğunda, kutsal metnin şiddeti doğrudan yüceltmediği ya da meşrulaştırmadığı; aksine şiddetin nerede durdurulabildiğini gösteren farklı yapısal eşikler sunduğu görülür.
Yusuf kıssasında şiddet, henüz fiile dönüşmeden askıya alınır. Kuyu, bu askıya almanın mekânsal temsili olarak, bedensel ihlalin gerçekleşmesini engeller. Yusuf kuyuya düşer; fakat yanmaz, parçalanmaz, yok edilmez. Şiddet burada simgesel düzeyde tutulur. Özne bedenden ayrıştırılır, ancak beden zarar görmez. Bu yönüyle kuyu, şiddetin geri döndürülebilir olduğu bir sınırı temsil eder.
Hz. İbrahim anlatısında ise şiddet fiil düzeyine kadar ilerler. İktidar, bedeni doğrudan hedef alır; ateş hazırlanır ve özne bu ateşin içine atılır. Ancak burada da şiddet nihai sonucuna ulaşmaz. Ateş yakmaz. Bedensel ihlal, ilahî bir müdahale ile etkisizleştirilir. Bu durumda yasa artık insanî düzeyde işlememektedir; sınır, doğrudan ilahî irade tarafından yeniden tesis edilir.
Bu iki anlatı arasındaki fark, şiddetin kaynağından çok, durdurulma biçimiyle ilgilidir. Yusuf kıssasında sınır, hâlâ simgesel düzlemde üretilebildiği için fiil gerçekleşmez. İbrahim anlatısında ise simgesel düzen bütünüyle çökmüş, sınır ancak aşkın bir müdahale ile yeniden kurulabilmiştir. Kuyu, içkin bir sınırdır; ateş ise aşılmış bir sınırın ardından gelen mutlak tehdittir.
Bu bağlamda kuyu ile ateş, şiddetin iki farklı eşiğini temsil eder. Kuyu, yasanın zayıfladığı ama henüz tamamen susturulmadığı bir ara alanı; ateş ise yasanın insanî düzeyde işlevsizleştiği ve yalnızca aşkın bir müdahalenin bedeni koruyabildiği uç noktayı gösterir. Yusuf anlatısı, şiddetin durdurulabildiği yapısal bir ihtimali; İbrahim anlatısı ise şiddetin ancak ilahî düzeyde askıya alınabildiği bir kırılmayı sahneler.
Bu nedenle Hz. İbrahim anlatısı, Yusuf kıssasının alternatifi değil; sınır durumudur. Yusuf kıssasında “düşüş ama yanmama”, İbrahim anlatısında ise “atılma ama yanmama” söz konusudur. Her iki durumda da beden korunur; ancak korunma gerekçeleri farklıdır. Yusuf’ta koruma, simgesel düzenin son kırıntılarından; İbrahim’de ise doğrudan ilahî iradeden kaynaklanır.
Bu karşılaştırma, çalışmanın temel tezini destekler: Şiddetin önlenmesi, her zaman yasanın güçlü olmasıyla değil; bazen yasanın tamamen yok olmamış olmasıyla mümkündür. Yusuf kıssası, bu kırılgan ama işlevsel sınırın örneğini sunar. Kuyu, ateşe dönüşmeyen şiddetin mekânıdır.
Son İletiler