Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
Din & Felsefe / ANLAM ARAYIŞININ ERKEN ÇOCUKLUK KÖKENİ V2.0
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 21 Nisan 2026, 12:00:58 öö »
ANLAM ARAYIŞININ ERKEN ÇOCUKLUK KÖKENİ
Baba Figürü, Şizoid Yapı ve Metafizik Sistem Kurma Arzusu

Giriş

“Tanrısal hakikat” arayışı çoğu zaman teolojik ya da felsefî bir eğilim gibi okunur. Sanki insan, yalnızca düşünsel merakı yüzünden metafiziğe yönelir; sanki hakikat arayışı sadece aklın ufkunda doğan soylu bir faaliyetmiş gibi. Oysa psikanalitik perspektif bize daha derin, daha rahatsız edici bir şey söyler: Anlam arayışı yalnızca entelektüel bir yükseliş değildir; erken çocuklukta kurulan, eksik kalan ya da çatallanan simgesel yapının geç bir yankısı, hatta kimi zaman telafisidir.

İnsan yalnızca düşünmek için hakikati aramaz. Bazen dağılmamak için arar. Bazen içindeki boşluğu bir sistemle çevrelemek için. Bazen de çocuklukta yeterince kurulamamış sınır, yasa, güven ve otorite duygusunu daha yüksek bir düzlemde yeniden tesis etmek için.

Bu metnin temel tezi şudur: Metafizik sistem kurma arzusu, baba işlevinin erken dönemdeki kuruluş biçimiyle yakından ilişkilidir; şizoid yapı ise bu arzunun soyut, içe dönük ve sistematik formunu besleyen özel bir psikodinamik zemin sunar. Böyle bakıldığında metafizik, yalnızca düşüncenin değil; aynı zamanda yaranın, eksikliğin, düzen arzusunun ve aşkın bir güven ihtiyacının da dilidir.



I. BABA FİGÜRÜ: YASA, SINIR VE SİMGESEL DÜZEN

1. Freud: Otorite, Yasak ve Kültüre Geçiş

Freud açısından baba figürü, Oidipal yapı içinde yalnızca aile içi bir otorite değildir; yasa ve yasakla özdeşleşen kurucu işlevdir.[^1] Baba, çocuğun ilk mutlak arzusuna, yani anneyle kesintisiz bütünlük fantezisine sınır koyan figürdür. Bu sınır sadece bir yasak değildir; aynı zamanda çocuğun doğadan kültüre, itkiden dile, kaynaşmadan ayrışmaya geçişidir.

Bu yüzden baba, yalnızca engelleyen değil, düzenleyen figürdür. Arzuyu bastırmaz sadece; ona biçim verir. Çocuğu mutlak doyum hayalinden çıkarır ve onu toplumsal dünyanın eksik, dolaylı, kurallı alanına sokar. Dolayısıyla baba işlevi, arzunun düzenleyicisi, yasanın temsilcisi ve toplumsal dünyanın kapısıdır.

Ancak bu işlev zayıf, tutarsız ya da yaralıysa çocuk önünde iki problematik yol bulabilir: Ya otoriteyle aşırı özdeşleşip katı ve acımasız bir üst-ben kurar ya da yasa boşluğunu içsel kurgular, zihinsel yapılar ve özel sistemler aracılığıyla doldurmaya girişir. İkinci yol, metafizik sistem kurma arzusunun psikodinamik çekirdeğini anlamak açısından özellikle önemlidir.

2. Lacan: Babanın Adı ve Büyük Öteki

Lacan, baba figürünü biyolojik bir kişi olarak değil, simgesel bir işlev olarak düşünür.[^2] “Babanın Adı” dediği şey, çocuğu imgesel bütünlük alanından çıkarıp simgesel düzene geçiren kurucu kesintidir. Bu geçişle birlikte çocuk, anlamın dışarıdan geldiği, dilin kendisini öncelediği ve arzunun artık dolaysız değil dolayımlı olduğu bir dünyaya girer.

Bu dünyanın adı, Lacan’da “Büyük Öteki”dir: dilin alanı, yasanın kaynağı, anlamın referans noktası. Fakat Lacan’ın asıl radikal katkısı burada başlar: Büyük Öteki tam değildir. Eksiktir. Simgesel düzen kendi kendini mutlak biçimde temellendiremez. Hiçbir yasa, hiçbir anlam sistemi, hiçbir otorite kendi garantisini bütünüyle içinde taşımaz.

İşte öznenin krizi tam burada doğar. Eğer bu eksiklik tolere edilemezse, birey ya Büyük Öteki’yi mutlaklaştırır ve dogmatik yapılara sığınır ya da anlamın tüm zeminini çözüp psikotik dağılmaya yaklaşır. Olgun yapı ise üçüncü yolu seçer: Yasanın gerekli olduğunu kabul eder ama onun eksiksiz olmadığını da bilir. Hakikate yönelir, fakat onu elinde tutabileceğini sanmaz.

3. Kohut: İdealize Edilmiş Ebeveyn İmgesi ve Kendilik Bütünlüğü

Kohut’un kendilik psikolojisinde baba figürü, çocuğun kendilik organizasyonunda idealize edilmiş ebeveyn imgesi olarak işlev görür.[^3] Çocuk güçlü, tutarlı ve güvenilir bir figüre yaslanarak kendi iç bütünlüğünü kurar. Bu yaslanma patolojik değil, gelişimsel bir zorunluluktur. Çünkü kendilik, başlangıçta kendi kendine taşıyıcı değildir; dışarıdaki güçlü bir figürün istikrarına ihtiyaç duyar.

Eğer bu figür yeterince güvenilir değilse, yetişkinlikte aşkın bir referans arayışı devreye girebilir. Burada Tanrısal Hakikat, yalnızca teolojik bir nesne değil; kendilik bütünlüğünü stabilize eden yüksek bir dayanak işlevi görebilir. İnsan bazen Tanrı’yı sadece inanmak için değil, dağılmamak için arar.



II. ŞİZOİD YAPI VE METAFİZİK EĞİLİM

Şizoid organizasyon, nesne ilişkileri kuramında içsel geri çekilme, yoğun iç dünya yatırımı ve mesafe üzerinden güven kurma eğilimiyle tanımlanır.[^4] Böyle bir yapı, dış dünyanın talepkâr ve istilacı gerçekliğine karşı kendi iç evrenini korunaklı bir alan hâline getirir. Burada düşünce, yalnızca kavrama aracı değil; sığınak, filtre ve iç düzen kurma biçimidir.

Şizoid yapının bazı temel özellikleri metafizik eğilimle doğrudan temas eder: iç alanın genişliği, duyguların zihinselleştirilmesi, soyutlama kapasitesinin yüksekliği, mesafe ile güvenlik arasındaki bağ ve içsel sistem kurmaya yatkınlık. Eğer baba figürü erken dönemde duygusal olarak erişilmez ya da aşırı kontrolcü ise, çocuk dışarıdaki yasaya güvenmek yerine kendi iç yasasını kurmaya yönelebilir.

İşte bu iç yasa, yetişkinlikte metafizik sistem kurma arzusu olarak geri dönebilir. Bu durum doğrudan patoloji değildir. Hatta çoğu durumda yüksek sembolik kapasitenin, derin soyutlama gücünün ve varoluşsal yoğunluğun ürünüdür. Ancak risk şurada başlar: Hakikate yönelmek başka şeydir; hakikatle özdeşleşmek başka şey. Birincisi düşüncenin asaletidir, ikincisi narsisistik ya da psikotik kaymanın başlangıcı olabilir.



III. TANRISAL HAKİKAT, GÜVEN VE ESARET FOBİSİ

Metafizik arayışın duygusal çekirdeğinde çoğu zaman “güven” vardır. Erken bağlanma literatürü, güvenin insan ruhsallığında temel düzenleyici işlev taşıdığını gösterir.[^5] İnsan yalnızca sevgi değil, ontolojik emniyet de arar. Dünya dayanılır olsun ister. Varlık zeminsiz görünmesin ister. Anlam, sadece doğru değil; aynı zamanda taşıyıcı da olsun ister.

Ne var ki şizoid yapı için güven hiçbir zaman saf bir rahatlama değildir. Güven çoğu zaman yakınlık demektir; yakınlık ise yutulma riskini çağırır. Teslimiyet, korunma duygusu üretirken aynı anda esaret korkusunu da tetikleyebilir. Bu nedenle Tanrısal Hakikat, hem güven kaynağı olabilir hem de mutlak yasa olarak hissedildiğinde boğucu bir totaliteye dönüşebilir.

Burada ortaya çıkan gerilim psikotik değil, çoğu zaman olgun bir gerilimdir. Çünkü olgun yapı ambivalansı taşıyabilir. Hem güvenmek ister hem özgürlüğünü korumak ister. Hem aşkın bir referans arar hem onun içinde erimekten korkar. Psikotik yapı bu gerilimi taşıyamaz; ya mutlak teslim olur ya mutlak kopuş yaşar. Olgun metafizik ise güven ile mesafe, bağlılık ile özerklik arasındaki ince hattı koruyabilir.



IV. ANLAM ARAYIŞI VE İNSAN İLİŞKİLERİNİN YETERSİZLİĞİ

Derin metafizik yoğunluk yaşayan bireylerde insan ilişkileri kimi zaman gerçek ama sınırlı, anlamlı ama sonlu görünür. Burada tehlikeli bir eşik vardır. Kişi bu sonluluğu ya ontolojik üstünlük fantezisine çevirir ya da sadece katman farkını kabul eden daha olgun bir pozisyona yerleşir.

İlk durumda insan ilişkileri küçümsenir, diğer insanlar “yetersiz”, “yüzeysel” ya da “hakikatten habersiz” görülür. Bu, metafizik arayışın narsisistik zehirlenmesidir. İkinci durumda ise kişi insan ilişkilerinin kıymetini inkâr etmeden onların sınırlılığını kabul eder. Dostluk, aşk, aile, konuşma, paylaşım; bunların hepsi gerçektir ama nihai değildir. İnsanın sonsuzluk talebini bütünüyle doyuramazlar.

Olgun yapı burada şunu söyleyebilir: İnsan ilişkileri sonludur; hakikat arayışı ise daha geniş, daha derin ve daha sonsuz bir yönelimdir. Ama biri diğerini geçersiz kılmaz. Hakikate yönelen bir özne, insanı hor görmek zorunda değildir. Tam tersine, sonluluğu kabul ettiği ölçüde insan ilişkilerini daha sahici kurabilir.



V. METAFİZİK SİSTEM KURMA: SAVUNMA MI, İNŞA MI?

Metafizik sistem kurma arzusu birçok düzlemde okunabilir. Bu arzu, kaosu yapılandırma çabası olabilir. Baba işlevinin eksikliğine karşı içsel bir telafi olabilir. Kendilik bütünlüğünü stabilize eden aşkın bir referans arayışı olabilir. Aynı zamanda hakiki bir düşünsel yaratım, yüksek sembolik kapasitenin ürünü ve varoluşsal dürüstlüğün bir formu da olabilir.

Dolayısıyla sorulması gereken soru, metafiziğin savunma olup olmadığı değil; hangi koşullarda savunmaya kapandığı, hangi koşullarda ise olgun bir inşaya dönüştüğüdür. Şu şartlar korunduğunda metafizik sistem kurma sağlıklı bir faaliyet olarak kalabilir: şüphe korunuyorsa, gerçeklik testi bozulmuyorsa, insan ilişkileri değersizleşmiyorsa, hakikat sahiplenilmiyor ama ona yönelinmeye devam ediliyorsa.

Olgun mistik ya da metafizik pozisyon, hakikati kapatmaz; ona açılır. Kesinlik üretmez; saygı üretir. Hakikate hükmetmez; onun önünde hizalanır.



VI. TANRISAL HAKİKAT İLE BÜYÜK ÖTEKİ’NİN EKSİKLİĞİ

Mutlak Güven Arayışı ile Yapısal Boşluk Arasındaki Gerilim

Metafizik arayış çoğu zaman mutlak bir referans noktası talep eder. Tanrısal Hakikat, nihai güven zemini, anlamın son garantörü ve kaosa karşı aşkın düzen olarak düşünülür. Ancak Lacan’ın meşhur formülü burada sert bir müdahale yapar: “Büyük Öteki’nin Ötekisi yoktur.”[^6] Başka bir deyişle, simgesel düzen kendini nihai biçimde temellendirebilecek ikinci bir merciye sahip değildir.

Bu, zorunlu olarak Tanrı’nın yokluğu anlamına gelmez; daha çok, insanın kurduğu hiçbir anlam sisteminin kendi başına mutlak garanti taşıyamayacağı anlamına gelir. Bu noktada metafizik arayış ile psikanalitik yapı arasında verimli ama keskin bir gerilim doğar.

Eğer birey Büyük Öteki’yi mutlaklaştırırsa, dogmatik sistemler ortaya çıkar. Hakikat kapalı bir kaleye dönüşür; şüphe düşman, belirsizlik tehdit hâline gelir. Eğer Büyük Öteki tamamen çökerse, anlam dağılır, gerçeklik testi zayıflar ve özne psikotik kırılmaya yaklaşabilir.[^7] Olgun pozisyon ise bu iki uç arasında kurulur: Büyük Öteki gereklidir, ama eksiktir.

Bu durumda Tanrısal Hakikat iki farklı şekilde kavranabilir. Birinci ihtimalde o, yapısal boşluğu kapatmak için kullanılan total bir güven nesnesine dönüşür. Böyle olduğunda metafizik, savunma işlevi görür. İkinci ihtimalde ise Tanrısal Hakikat ele geçirilemeyen, simgesel temsile sığmayan, aşkın kalan bir yönelim olarak anlaşılır. Bu durumda eksiklik korunur; hakikat kapatılmaz. Bu ikinci çizgi, negatif teolojiye ve mistik geleneğin daha olgun formlarına yakındır.

Burada güven de iki ayrı biçim alır. Kapatıcı güven, boşluğun kalmadığı, sistemin tamamlandığı, hakikatin net ve ele geçirilmiş olduğu yanılsamasıdır. Açık güven ise eksikliğin kabul edildiği, belirsizliğin tolere edildiği, hakikatin sahiplik değil yönelim olduğu bir formdur. Şizoid yapı için ikinci form daha yaşanabilir görünür. Çünkü bu yapı özerkliğe ihtiyaç duyar; total ve boğucu bir Tanrı tasavvuru onda esaret duygusunu tetikleyebilir. Buna karşılık gizemi ve aşkınlığı koruyan bir Tanrı tasavvuru, hem güven hem mesafe, hem bağlılık hem nefes alanı sunabilir.

Olgun mistik pozisyon tam da burada ortaya çıkar: Hakikat vardır; ama bütünüyle temsil edilemez. Temsil edilemez; ama yine de ona yönelmek mümkündür. Özne burada hakikatle özdeşleşmez, onu mülk edinmez, onun adına hüküm dağıtmaz. Sadece onun karşısında durmayı, ona doğru hizalanmayı, onun önünde susmayı öğrenir.



VII. EKSİK BÜYÜK ÖTEKİ İLE İLÂHÎ KEMÂL ARASINDA

Lacanyen Yapısal Boşluk ile Eş‘arî–Mâturîdî Ontolojisinin Çapraz Okuması

İlk bakışta Lacan’ın yapısal eksiklik tezi ile klasik Sünnî kelâmın ilâhî kemâl anlayışı birbirine zıt görünür. Lacan’da simgesel düzen eksiktir; kelâmda ise Tanrı mutlak kemâl sahibidir, zâtında ve sıfatlarında eksiklikten münezzehtir.[^8] Birinde anlamın garantisi sorunsallaştırılır, diğerinde hakikat Allah’ta sabitlenir.

Fakat burada temel ayrımı doğru koymak gerekir: Lacan’ın eksik dediği şey Tanrı değil, simgesel düzendir. Kelâmın kemâl atfettiği şey ise insanî temsil değil, aşkın varlıktır. Bu ayrım yapıldığında iki yaklaşım arasında mutlak bir çelişki değil, daha incelikli bir gerilim ortaya çıkar.

Eş‘arî çizgide Tanrı’nın iradesi mutlak belirleyicidir.[^9] Güven, ilâhî kudrete teslimiyet üzerinden kurulur. Fakat burada da insan aklının ve kavrayışının sınırlı olduğu kabul edilir. İnsan ilâhî hikmeti bütünüyle kuşatamaz. Bu yönüyle Eş‘arî çizgi, Lacan’ın eksiklik vurgusuyla beklenmedik bir paralellik taşır: kemâl Tanrı’ya aittir, eksiklik ise insana ve onun temsil düzenine.

Mâturîdî gelenek ise akla daha güçlü bir yer açar.[^10] İyilik ve kötülüğün aklen kavranabilir oluşu, insan fiillerinin sorumluluk alanı ve ilâhî adalet vurgusu, güveni sadece aşkın iradeye değil, aklî düzenliliğe de bağlar. Bu, psikodinamik açıdan daha dengeli bir zemin üretebilir. Hakikat vardır; insan onu bütünüyle değil ama kısmen kavrayabilir. Böylece belirsizlik nihilizme, sınırlılık da çökmeye dönüşmez.

Psikanalitik perspektifte eksiklik öznenin yapısındadır. Kelâmî perspektifte ise eksiklik mahlûkatın yapısına aittir. Her iki yaklaşım da insanın mutlak hakikati bütünüyle kuşatamayacağı fikrinde buluşur. Bu ortaklık, metafizik sistem kurma arzusunu frenleyen önemli bir ilkedir. Çünkü burada özneye şu hatırlatılır: Hakikat mümkündür, ama insanî sistem onunla özdeş değildir.

Şizoid yapı açısından Tanrı’nın mutlak yasa koyucu olarak tasviri bazen esaret korkusu üretebilir. Fakat klasik kelâmda Tanrı yalnızca kahredici kudret değil; aynı zamanda hikmet, adalet ve rahmetle düşünülen ilâhî kemâldir. Böylece güven, total kontrol duygusundan çıkarılıp ahlâkî bir zemine taşınabilir.

Bu çapraz okumanın ulaştığı sonuç şudur: Simgesel temsil eksiktir; ilâhî hakikat ise aşkındır ve kemâldir. İnsan bilgisi sınırlıdır. O hâlde hakikat vardır; fakat insanın onu bütünüyle temsil etmesi mümkün değildir. Yine de ona yönelmek mümkündür. Bu üçlü yapı hem psikanalitik eksikliği hem de kelâmî kemâli aynı çerçevede düşünmeye izin verir.

Metafizik sistem kurma arzusu ancak şu şartlarda dengede kalır: Tanrı mutlak kemâl olarak kavranır, fakat hiçbir insanî sistem Tanrı ile özdeşleştirilmez; simgesel düzenin eksikliği kabul edilir, fakat bundan nihilist bir sonuç çıkarılmaz; hakikat aşkın bırakılır, fakat ona yönelme iradesi korunur. Bu pozisyon dogmatizmi önler, psikotik mutlaklaşmayı engeller ve şizoid özerkliği bütünüyle parçalamadan metafizik güvene alan açar.



Sonuç

Anlam arayışı, sanıldığı kadar masum bir zihinsel merak değildir; çoğu zaman çocukluğun derin örgütlenmeleriyle, eksik kalmış simgesel bağlarla, güven ihtiyacıyla, yasa problemiyle ve iç dünyanın savunucu mimarisiyle örülüdür. Baba figürünün kuruluş biçimi, şizoid yapının içe çekilmiş yoğunluğu ve aşkın bir referans arayışı, metafizik sistem kurma dürtüsünde birbirine bağlanabilir.

Fakat burada belirleyici olan şey, hakikatin aranması değil; onun nasıl arandığıdır. Hakikati kapatmak için mi arıyoruz, yoksa ona açılmak için mi? Eksikliği inkâr etmek için mi, yoksa onunla yaşamayı öğrenmek için mi? Tanrı’yı içsel kaosu susturacak total bir garantiye mi dönüştürüyoruz, yoksa aşkınlığını koruyarak önünde hizalanmayı mı öğreniyoruz?

Olgun metafizik pozisyon, ne dogmatik kapanmadır ne psikotik çözülüştür ne de nihilist dağılma. O, eksik simgesel düzen ile aşkın hakikat arasındaki gerilimi taşıyabilen, güveni kesinlikle karıştırmayan, hakikati sahiplenmeden ona yönelmeyi sürdüren bir özne pozisyonudur.

Bu pozisyonda güven vardır; ama kesinlik yoktur. 
Saygı vardır; ama özdeşleşme yoktur. 
Hakikat vardır; ama mülk edinilemez. 
Ve belki de gerçek metafizik olgunluk tam burada başlar.

Ertuğrul Tulpar



Dipnotlar

[^1]: Freud, S. (1923). The Ego and the Id. 
[^2]: Lacan, J. (1957–1958). The Seminar, Book V: The Formations of the Unconscious. 
[^3]: Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. 
[^4]: Fairbairn, W. R. D. (1952). Psychoanalytic Studies of the Personality. 
[^5]: Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss. 
[^6]: Lacan, J. (1960). Subversion of the Subject and Dialectic of Desire. 
[^7]: Fink, B. (1995). The Lacanian Subject. 
[^8]: Eş‘arî, el-İbâne; Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd. 
[^9]: Watt, W. M. (1973). The Formative Period of Islamic Thought. 
[^10]: Rudolph, U. (2015). Al-Māturīdī and the Development of Sunni Theology.
93
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 01:12:59 ös »
TRANS ÇOCUKLAR VARDIR CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI


İsa Aras Mersin'li dijital saldırı oyunu pubg değil eşcinsel ya da trans çocuk cinayeti ya da katliamıdır.
Türkiye'de Üniversiteler ve özellikle Tıp Fakülteleri trans ameliyatları çetesi tarafında kuşatılmıştır. Bu çetenin kurucusu İsrail'in istihbarat örgütü Mossad'tır. Tıp fakültelerinde trans ameliyatlarını yapan kişiler Mason ya ta Rotaryen örgüt mensubu akademisyenlerdir.

14 yaşındaki İsa Aras Mersinli bu cinayetleri ya da katliamı işlemeseydi 18 yaşına geldiğinde ailesinin bilgisi ya da onayına gerek duymadan Çapa ya da Hacettepe Tıp Fakültelerinde cinsiyet değiştirme ameliyatı olma girişimlerini başlatacağını öngörebiliriz.

Türkiye çocuklarını ve gençleri Trans ameliyatları çetesinin oyunlarından ve tuzaklarınında korumalı ve kurtarmalıdır.

Devlet adamlarımız bu saldırılardan derin üzüntü duymak yerine bir an önce bu örgüt ya da çetelere devletin demir yumruğunu vurmalıdır.


EBEVEYNLERİYLE İLGİLİ İFADELERİ DİKKAT ÇEKTİ

“İnsanlar benim bu durumum yüzünden bazı şeyleri varsayıyor ama bu yalnızlıktan değil. Zaten yalnızım. Çok yalnızım. Neredeyse hiç arkadaşım yok. Sadece 2 arkadaşım var ve çoğu zaman konuşmuyoruz. Ailem benden nefret ediyor, benden korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda.”


KENDİNİ ÜSTİNSAN (Übermensch) OLARAK TANIMLADI


“Ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. En üstün insanım. Kendime sadığım. Ben daha iyiyim. Ortalama zekanın çok üstündeyim. 130 IQ testim vardı. Okulda hiç çalışmadan hep yüksek notlar aldım.”

"OKUL BANA BİR ŞEY VERMİYOR"


“İngilizceyi okuldan öğrenmedim. Evde de konuşmuyordum. Sadece birkaç yıl içinde kendiliğinden akıcı hale geldim… Okul bana bir şey katmıyordu. Kendi kendime öğrenmek daha hızlıydı.”

Friedrich Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinde kavramsallaştırdığı Üst İnsan (Übermensch), geleneksel ahlakı ve nihilizmi aşarak kendi değerlerini yaratan, yeryüzüne bağlı, yaratıcı ve yaşamı onaylayan en üst insan mertebesidir. "Sürü" insanından kopuşu temsil eden bu figür, güç istenciyle kendini gerçekleştirir.


Üst İnsan Kavramının Özellikleri ve Örnekleri

Kendi Değerlerini Yaratır: Geleneksel dinî veya toplumsal ahlak kurallarını (sürü ahlakı) reddederek, iyi ve kötünün ne olduğuna kendisi karar verir.
Yeryüzüne Bağlıdır: Öte dünya umutlarını reddeder, yaşamı olduğu gibi, acılarıyla birlikte kabul eder ve sever.
Yaratıcı ve Özgürdür: Toplumsal kalıplara sığmaz, "aslan" aşamasında eski değerleri yıkarak "bebek" aşamasında yeni bir yaşam kurar.
Güç İstenci (Wille zur Macht): Kendini aşma ve yaratma potansiyelini en üst düzeyde kullanır.
Üç Dönüşüm: Nietzsche, insan ruhunun "deve" (yük taşıyan), "aslan" (özgürleşen) ve "bebek" (yaratıcı) aşamalarından geçerek üst insana dönüştüğünü belirtir.


Üst insan, ahlakın kökenini sorgulayan, insanı bir köprü olarak görüp onu aşmayı hedefleyen, yaratıcı enerjisiyle yeni bir insanlık ideali sunan felsefi bir hedeftir.



Ruh Sağlığımızın Toplumsal Yansıması Kadına Şiddetin Kökeni:

İçimizdeki şeytan annelerimizle duygusal bağımızın kopmaması demektir. Küresel Sistem, kapitalizm, modern toplum, postmodernizm, derken aile sistemimiz çöküş sürecindedir. Sosyolojik olarak tanımladığımızda toplumu oluşturan en küçük toplumsal birim yani toplumun en küçük yapı taşı AİLE‘dir. Ailenin çöküşünün toplumsal yansımasının bir çok sonuçlarından en önemlisi de kadına şiddetin artmasıdır. Kadına şiddetin artmasını durdurmak adına yasalarla “ öyle mi çözelim yoksa böyle mi çözelim? “ derken çözmek bir yana çözümsüzlüğün artması söz konusudur. Ailemizin çöküşüyle deist, ateist, biseksüel nesillerin artması psikolojik olarak bunalımlı bir süreçten geçtiğimizi gösterirken sosyolojik olaraksa toplumsal sancılı bir dönüşümün yaşanacağı umudumuzu arttırmalıdır. 

Yasalarla kadınlar sözde korunmak adına kutsandıkça içimizdeki şeytan annelerimizin artmasıyla toplumsal olarak müslüman aile yapısı bilinci oluşturamadığımız oranda  bizimde Friedrich Nietzsche’lerimiz, Arthur Schopenhauer’larımız, Franz Kafka’larımız yetişecektir. (Kadınları seven ama evlenmeye cesaret edemeyen erkekler)

Türkiye’de yakın gelecekte  dünyanın en yalnız insanları olarak yetişecek olan  deist, ateist ve biseksüel genç nesillerimizin içindeki Friedrich Nietzsche’lerimiz “Tanrı Öldü“ diye haykıracaklardır. Omnipotans, Tümgüçlü yani Kadiri Mutlak olan, dindarlıktan uzak olduğu oranda çocuk tanrı’lar neslimizi ailelerimizde anne babalar olarak ve okullarımızda ise öğretmenler olarak el birliği ile yetiştiriyoruz.

Tanrı’yı öldüren Friedrich Nietzsche midir yoksa çocuğunun özgürlüğünü öldüren  annesi Franziska Oehler midir?

“Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.”

Allah, ölümsüz olandır. 

Okursanız:

Dindar nesil değil çocuk tanrılar nesli
Egemen Güçler Ekini ve nesli bozmaya başladılarsa, Köle kadınlar efendilerini doğurmaya başlamışsa ahir zaman yakın demektir. Dünyanın, insanlığın son günleri; kıyamete yakın yıllar ve günlerdeyiz. O mutlu günlerimiz mazide şimdi…


https://www.habervakti.com/ruh-sagligimizin-toplumsal-yansimasi-kadina-siddetin-kokeni-ve-icimizdeki-seytan
94
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:47:21 ös »
Charlie Kirk'ü öldüren Tyler Robinson, Kirk'ü "trans hakları hakkındaki yorumları nedeniyle öldürdü" iddiası
Charlie Kirk ve Tyler Robinson
Charlie Kirk ve Tyler Robinson

Dünyaca ünlü muhafazakar internet fenomeni ve siyasetçi Charlie Kirk’i öldüren Tyler Robinson’un, cinayeti neden işlediği gün yüzüne çıkıyor. Robinson'un kız arkadaşının trans bir kadın olması ve Kürk'ün açıklamalarının Robinson'u öldürmeye teşvik ettiği iddia edildi.

ABD'nin Utah eyaletinde Başkan Donald Trump'ın destekçisi aktivist ve sosyal medya fenomeni Charlie Kirk, silahlı saldırıya maruz kaldı. ABD Başkanı Trump, silahlı saldırıya uğrayan destekçisi aktivist ve sosyal medya fenomeni Charlie Kirk’ün öldüğünü duyurdu. Utah Valley Üniversitesi'nde düzenlenen bir etkinliğe katılan Kirk, açık alanda konuşma yaptığı esnada, nereden geldiği belli olmayan bir kurşunun hedefi oldu. Kirk'ü boynuna yakın bölgeden vurulmasının ardından ABD medyasında, saldırıyla ilgili bir şüphelinin gözaltına alındığı ve polisin soruşturma başlattığı bilgileri yer aldı.

ABD kaynaklı Axios’un aktardığına göre Robinson, Kirk’ün savunduğu muhafazakar siyaseti” nefret uyandırıcı” buldu. Cinsel kimlik siyasetini sürekli olarak eleştiren Kirk, trans bir ev arkadaşıyla yaşayan Tyler için son derece kışkırtıcıydı.

Tyler’ın trans ev arkadaşıyla da iddiaya göre romantik bir ilişkisi vardı. Tyler’ın ev arkadaşı Lance Twiggs de polisle işbirliği yaptı ve ikilinin mesajlarını teslim etti. Kaynaklardan biri ifadesinde, olay sebebiyle “şok içinde olduğunu” aktararak Tyler’ın böyle bir şeyi yaptığına inanamadığını söyledi.



Robinson’ın mesajlarında silahı bir havluya sarıp Utah Valley Üniversitesi yakınında bir çalılığa sakladığını yazdığı belirtildi.

Utah Valisi Spencer Cox Cuma günü yaptığı açıklamada mesajlarda, Tyler’ın arkadaşlarından tüfeği gelip almasını talep ettiğini de söyledi. Ancak tüfeğini alan olmadı. Federal ve eyalet yetkilileri ayrıca Utah’taki bazı sol grupları inceliyor, bu grupların Robinson’ın planlarını bilip bilmediği ya da sonrasında destek sağlayıp sağlamadığı araştırıyor.

Robinson’ın siyasi yönelimi ve onu cinayete sürükleyen motivasyonu ülke çapında tartışılıyor. Bazı muhafazakarlar Tyler’ı “dengesiz bir solcu” olarak nitelese de ABD solu, Utah’ta büyüyen Tyler’ın muhafazakar bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çekiyor. Tyler’ın ailesi ise Trump’ın MAGA hareketine desteğini açıkça dile getirdi. Annesi Debbie Robinson “Ailemde Cumhuriyetçi olmayan tek bir kişi yok” dedi.

Aile üyeleri Robinson’ın son yıllarda siyasete daha çok ilgi gösterdiğini ve Kirk’ün Utah Valley Üniversitesi’ndeki konuşmasına ilgi gösterdiğini anlattı. Utah Valisi Cox’un aktardığına göre aileden biri Kirk’ün “nefret söylemi yaydığına” polise bildirdi ancak bu ifadeyi kimin kullandığı netleşmedi.

Kirk cinayetini soruşturan bir yetkili “Ev arkadaşı çok şey biliyordu ama sustu. Şimdi iş birliği yapıyor. Biz de böyle kalmasını istiyoruz. Öğrenmek istediğimiz tek şey başkalarının da önceden ya da sonradan bilgisi olup olmadığı” diye konuştu.

https://t24.com.tr/gundem/charlie-kirk-u-olduren-tyler-robinson-kirk-u-trans-haklari-hakkindaki-yorumlari-nedeniyle-oldurdu-iddiasi,1261609?_t=1776678364451
95
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:45:48 ös »
ABD'de yeni gündem: Trans cinayetleri


ABD’de yaşanan son aile katliamının ardından bazı köşe yazarları, trans kimlikli failler ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı. Tartışma büyürken, uzmanlar genellemeler konusunda uyarıyor.

ABD’nin Rhode Island eyaletinde bir lise hokey maçı sırasında yaşanan aile içi silahlı saldırı, ülkede yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olayda eski eşini ve bir çocuğunu öldüren, üç kişiyi yaraladıktan sonra intihar eden Robert Dorgan’ın geçmişi ve sosyal medya paylaşımları gündem oldu.

Aile Katliamı Ülkeyi Sarstı

Kendisini “Roberta” olarak tanıttığı belirtilen Dorgan’ın daha önce cinsiyet geçiş ameliyatı geçirdiği ve boşanma sürecinde olduğu öğrenildi. Eski eşinin ilk boşanma dilekçesinde ruh sağlığına ilişkin ifadeler yer aldığı ancak daha sonra bu ifadelerin değiştirildiği aktarıldı.

Saldırıdan günler önce X platformunda yaptığı paylaşımlar ise dikkat çekti.


Tartışma Büyüyor

ABD’li köşe yazarı Karol Markowicz, olayın ardından kaleme aldığı yazıda, son yıllarda benzer kimlik tartışmalarıyla gündeme gelen bazı saldırıları hatırlattı. Kanada’nın British Columbia eyaletinde ve Minneapolis’te yaşanan saldırılar da bu çerçevede yeniden gündeme taşındı.

Markowicz, bazı medya kuruluşlarının saldırganın kimliğine vurgu yapmadığını, bunun yerine silah yasalarını öne çıkardığını savundu.

Uzmanlardan “Genelleme” Uyarısı

Öte yandan birçok uzman, bireysel suçların belirli bir kimlik grubuna mal edilmesinin toplumsal gerilimi artırabileceği uyarısında bulunuyor. Ruh sağlığı sorunlarının bireysel değerlendirilmesi gerektiği ve genellemeden kaçınılmasının önem taşıdığı belirtiliyor.

ABD’de yaşanan bu son olay, silah yasaları, ruh sağlığı hizmetleri ve toplumsal kimlik tartışmalarını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.


https://www.ajans11.net/abdde-yeni-gundem-rans-cinayetleri/67053/
96
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:44:07 ös »
Nefret ateşi canlar aldı


ABD’de “trans birey” olduğunu söyleyen 23 yaşındaki saldırgan, çocukken kendisinin de gittiği, annesinin çalıştığı Katolik okulunun kilisesine silahlı saldırı düzenleyip intihar etti. Saldırıda iki çocuk öldü, 17 kişi yaralandı.

Kendini trans birey olarak tanımlayan saldırgan Robin Westman vaktiyle bu Katolik okulunda okumuş. Annesi Mary Grace Westman da 2021’de emekli olana kadar bu okulda çalışmış. Robin Westman, 2020’de mahkemeye başvurmuş ve Robert olan adını Robin olarak değiştirmiş. Hâkim dava dosyasına, “Çocuk kendini kız olarak tanımlıyor ve adının kız kimliğini yansıtmasını istiyor” diye yazmış. ABD İçişleri Bakanı Kristi Noem de saldırganın “transseksüel olduğunu iddia eden bir erkek” olduğunu söyledi. “Saldırıyı bir erkek olarak dünyaya gelen Robin Westman gerçekleştirdi” diyen FBI Direktörü Kash Patel de kurumun olayı Katolikleri hedef alan bir iç terörizm ve nefret suçu eylemi olarak araştırdığını açıkladı. Katoliklerin ruhani lideri Papa da taziye mesajı yayınladı.


https://www.milliyet.com.tr/dunya/nefret-atesi-canlar-aldi-7435606


97
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:40:38 ös »
Okul katliamı faili yüzünden
Trans bireyler hedefte


Benzerleri defalarca yaşanmış olmasına rağmen bu kez katliamın kendisinden çok failin cinsiyeti üzerinde yürütüldü tartışmalar. ABD’de Nashville’de bir okulu basarak üçü çocuk altı kişiyi öldüren Audrey Hale'in trans kimliğini diline doladı malum çevreler.

Katliama ilişkin tepkileri anlamak zor değil. Olay elbette hafifletici hiç bir tarafı olmayan korkunç bir vahşet. Katilin içinde bulunduğu psikolojiyi anlayarak değerlendirme yapmak da bireyler için kolay değil, ayrıca işin o tarafına hukuk bakar. Dolayısıyla bu tür katliamın katillerine öfkenin büyüklüğü doğal. Ancak Hale’in transerkek olmasının katliama gerekçe yapılması zaten bir nefret objesi haline getirilmiş trans bireylere düşmanlığı arttıracak tehlikeli bir söylem.



Hale’in cinsel değişimini, yani yeni kimliğini ailesine kabul ettirememin yol açtığı intikam duygusuyla katliamı gerçekleştirdiği iddiasından yola çıkarak “trans olduğu için cinayet işledi” diyenlerin sayısı hayli fazla. Elbette Hale’in vahşetinin savunulacak tarafı yok, ancak benzeri katliamları yapanların heteroseksüel oluşları cinayetlerine gerekçe gösterilmemişken Hale’e bunun tersinin yapılması adil değil. Bu, hiç bir vahşete bulaşmamış milyonlarca trans bireyi potansiyel katil göstermek demek.

Dindar olmaması suç(!)
Son derece muhafazakâr ABD toplumu bu tür fırsatları “azınlıklara” karşı kullanmayı pek sever. Tanımlanmış grupların kolay hedef alınmasından hoşnut bir toplum ABD toplumu. Hale’i bahane ederek şimdi bu fırsatçılığı trans bireylere karşı da kullanıyor. Hale’in iyi bir dini eğitim alsaydı cinayet işlemeyeceğini söyleyenlerin olması gerçekten tuhaf. Çünkü Hale’in katliamı gerçekleştirdiği The Covenant School, kendisinin de bir zamanlar zorla gönderildiği Hıristiyanlık eğitimi veren bir okul. Demek ki zorla da olsa din eğitimi almış olmak kişiyi katil yapmaktan alıkoymuyor. Aksine belki de öfkesini tehlikeli hale getiren bir etkisi bile oluyor. Daha önce yaşanan okul katliamlarının faillerinin bir kısmı dindar sayılabilecek kişilerdi ayrıca.

Psikologlar tabii ki yaklaşılması gereken biçimde yaklaştılar olaya. Hale için de “Emotional Distress” yani “Duygusal Sıkıntı” teşhisi koydular. Trans birey olarak ona yaşatılanların bu cinayetlerde etkisi olduğunu kabul ediyorlar yani.

Hale pek de insan öldürecek biri değilmiş hakkında yazılanlara göre. Eserlerini internette yayınlayan ticari bir illustrator/grafik tasarımcı olarak çalışan Hale, bir yardım köpeği hakkında çocuk kitabı üzerinde çalışacak kadar hassas olarak tanımlanıyor.

Fail: Aile baskısı
Hale elbette korkunç bir katliamın faili, tartışmasız. Yaptığını hafifletecek bir gerekçe de olamaz ama yine de cinsel yönelimi nedeniyle çok çok dindar olduğu belirtilen ailesinin baskıları altında yetişmesi ailesine, topluma nefret duyguları yeşertmiş ruhunda, çok belli. Bir din okulunu hedef almasının nedeni bu biraz da. Kızgınlığının insan öldürmekle giderilemeyeceğini düşünecek sağlıklı bir aklı olmadığı da ortada yaşadıkları yüzünden. Öldürdükleri o üç yetişkinin bir din okulunun hocaları olmaları, muhafazakârlığa olan birikmiş tepkisini gösteriyor. Üç küçük çocuğu öldürmesinin nedeni ise onların toplumun canını en çok acıtan hedef olmalarıyla ilgili. Bunu ben söylemiyorum, bu tür katliamların faillerinin ruhsal durumunu inceleyen FBI’daki bir birim, yaşanmış katliamların sağ ele geçirilen failleriyle yaptıkları konuşmalarda masum kişileri ya da çocukları hedef seçmelerinde topluma büyük acı yaşatma duygusunun baskın olduğunu ortaya koydu. Bu Hale için de geçerli muhtemelen.

Ama Audrey Hale ya da Hale gibilerin bu katliamları yapmalarında en büyük yardımcıları ülkede her yıl binlerce can alan katillerin kolayca silaha ulaşmalarını sağlayan silah yasaları elbette. Hale’in kullandığı üç otomatik tüfekten ikisinin yerel bir silah dükkanından satın alındığını açıkladı yetkililer.

Silah lobisine destek veren muhafazakârların silaha kolay ulaşılır olmayı eleştirmeyecekleri çok açık.

Hale üzerinden trans bireylere saldırmak daha kolay çünkü.


https://halktv.com.tr/makale/okul-katliami-faili-yuzunden-trans-bireyler-hedefte-727793
98
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:38:11 ös »
ABD'de kızına bir trans öğrencinin tecavüz ettiği baba konuştu; cinsiyet tartışmaları alevlendi
Tuvalet

Amerika Birleşik Devlet'nin Virginia eyaletinde 14 yaşındaki bir kız öğrenci, okulunun tuvaletinde tecavüze uğradı. Kızın babası Scott Smith, "Eğer kızıma tecavüz eden kişi etek giyip kadınlar tuvaletine girmeseydi bunlar yaşanmayacaktı diyerek" tepki gösterdi. Tartışmalar alevlendi
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Virginia eyaletinde geçen mayısta bir trans öğrenci tarafından tecavüze uğrayan 14 yaşındaki kızın babası, "Eğer kızıma tecavüz eden kişi etek giyip kadınlar tuvaletine girmeseydi bunlar yaşanmayacaktı" diyerek ülke genelinde cinsiyet tartışmalarının yeniden alevlenmesine neden oldu.

Mahkum olan 14 yaşındaki trans öğrenci, okulun kurallarına göre kadınlar tuvaletini kullanma hakkına sahipti. Mayıs ayındaki tecavüz olayı da ABD'de yıllardır tartışma konusu transseksüellerin "hangi tuvalete gitmesi gerektiği" sorununu tekrar başlattı.

"Bu ideolojik yüzleşme"
Amerikalıların yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendiren bu ideolojik kavgada iki taraf karşı karşıya geliyor: Bir yanda Cumhuriyetçi muhafazakarlar, trans bireylerin doğum cinsiyetlerine uygun tuvaletleri kullanmalarını istiyor.

Diğer yanda ise bu konularda daha ilerici bir bakış açısına sahip Demokratlar, trans bireylerin, kendilerini özdeşleştirdikleri cinsiyet kimliğine uygun soyunma odaları ve tuvaletlere gitmelerine izin vermek istiyor.

https://tr.euronews.com/2021/10/29/abd-de-trans-ogrencinin-bir-k-za-tecavuz-etmesi-cinsiyet-tart-smalar-n-alevlendirdi

99
Din & Felsefe / Çocuk Tanrıdan Gerçekçi Özneye: Bir Soru-Cevap Metni
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 20 Nisan 2026, 12:12:15 öö »
Çocuk Tanrıdan Gerçekçi Özneye
Eksiklik, Askı ve Tutrak Üzerine Bir Soru-Cevap Metni

Bazı insanlar büyür ama olgunlaşmaz.
Yaş alırlar ama dünya ile ilişkileri çocukça kalır.
İstekleri engellenince dağılır, gecikince öfkelenir, reddedilince küçülmüş hissederler.
Sanki dünya onların arzusu etrafında dönmek zorundaymış gibi yaşarlar.

Biz buna neden çocuk tanrı diyoruz?
Ve daha önemlisi: Bir insan bu hâlden nasıl çıkar?

1. “Çocuk tanrı” ne demektir?

Çocuk tanrı, kendi arzusunu dünyanın merkezi sanan öznedir.
Her şeyin kendi isteğine göre akması gerektiğini düşünür. Gecikmeyi hakaret, engeli saldırı, reddi ise küçültülme gibi yaşar. Buradaki “tanrı” gerçek kudreti değil, kudret vehmini anlatır. Çünkü çocuk tanrı aslında güçlü değildir; çoğu zaman kırılgandır. Onu sertleştiren şey sağlamlık değil, sınırla sağlıklı ilişki kuramayışıdır.

2. Çocuk tanrının asıl problemi nedir?

Asıl problem, sınırla karşılaşamamasıdır.
Çocuk tanrı için dünya, kendisine cevap vermesi gereken bir alan gibidir. O yüzden gerçekliğin ilk dersi ona hep bir saldırı gibi gelir: herkes seni onaylamayacak, her istediğin hemen olmayacak, her kayıp telafi edilmeyecek. Çocuk tanrı bu bilgiyi büyümenin şartı gibi değil, benliğine yönelmiş bir darbe gibi yaşar.

3. O halde dönüşümün ilk adımı nedir?

İlk adım, “hayır”ı hakaret gibi değil, gerçeklik dersi gibi okumaktır.
Özne tam burada doğmaya başlar. Çünkü insan, arzusunun evrenin yasası olmadığını anladığında ilk kez kendisiyle dünya arasına gerçek bir ilişki kurar. Bu küçülmek değil, yerini bulmaktır. Dünya benim için kurulmuş değildir. Ben de dünyanın tek merkezi değilim. Çocuk tanrının ilk çözülüşü burada başlar.

4. İkinci adım nedir?

İkinci adım, eksiklik terbiyesidir.
Yani her istediğine sahip olamamakla dağılmamayı öğrenmek. Eksiklik çoğu insana felaket gibi görünür. Oysa gerçekçi özne, eksikliğin hayatın yapısına ait olduğunu kabul eder. Arzu her zaman tamamlanmaz. Bazen kayıp olur, bazen mahrumiyet, bazen bekleme. İnsan burada ya taşkınlığa gider ya da olgunlaşır.

5. “Eksiklik” derken Lacan’a mı yaklaşıyoruz?

Evet, burada Lacan’a bir göz kırpmak mümkündür.
Çünkü eksiklik, gerçekten de öznenin yapısal bir meselesidir; insan kapalı ve tamamlanmış bir bütün değildir. Arzu da çoğu zaman bu kapanmayan açıklıktan doğar. Ama burada durmuyoruz. Bizim için eksiklik yalnızca simgesel düzenin açığı ya da arzunun sonsuz ertelenişi değildir. Eksiklik aynı zamanda ontolojik bir eşiktir. İnsan, sadece “tam olamayan” değil; tam olamayacağını taşıyarak kurulan varlıktır. Yani Lacan’a selam veriyoruz; ama eksikliği yalnız psikanalitik değil, ontolojik ve etik bir düzleme de taşıyoruz.

6. Üçüncü aşama nedir?

Üçüncü aşama, askı kurmaktır.
Yani arzu ile edim arasına mesafe koymak. İstediğin şeyi hemen yapmamak. Öfkelendiğinde hemen saldırmamak. Kırıldığında anında yıkmamak. Dürtüyle fiil arasına bir eşik koymak. Askı burada pasiflik değildir; öznenin ilk iç disiplini budur.

7. Askı neden bu kadar önemli?

Çünkü etik tam burada başlar.
Çocuk tanrı, içinden geçeni hemen dünyaya boca etmek ister. Gerçekçi özne ise dürtünün her zaman yasa olmadığını bilir. İnsanı insan yapan, yalnız yoğun hissetmesi değil; hissettiğini taşıyabilmesidir. Askı, taşkınlığın önüne kurulan ilk barajdır.

8. Dördüncü aşama nedir?

Dördüncü aşama, kırılganlığı teşhis etmektir.
Çocuk tanrı çoğu zaman kendini güçlü sanır; ama öfkesinin altında kırılganlık vardır. Engellenmeye tahammülsüzlüğünün altında incinmişlik, hiddetinin altında küçülme korkusu vardır. Gerçekçi özeye geçiş, “beni engellediler” dilinden “ben burada yaralandım” diline geçmeyi gerektirir.

9. Bu neden zor?

Çünkü öfke, yaradan daha kolay taşınır.
Yara insanı çıplak bırakır; öfke ise ona sahte kudret verir. Bu yüzden birçok insan acısını hissetmek yerine saldırganlaşır. Vampirleşme tam burada başlar: kendi iç boşluğunu başkasını kullanarak doldurmaya çalışma. Oysa gerçekçi özne, önce yarasını görür. Yarayı görmek çöküş değil; sahte kudretten çıkıştır.

10. Beşinci aşama nedir?

Beşinci aşama, tutrak kurmaktır.
Tutrak, öznenin gerilim altında dağılmamasını sağlayan iç dayanak demektir. Askıyı mümkün kılan, tutuluşu sürdüren, taşkınlığı geciktiren iç mesnet budur. İnsan yalnız dış kurallarla değil, iç tutrakla ayakta kalır. Eksikliği, gecikmeyi, kaybı, reddedilmeyi, kırgınlığı ve arzuyu taşımayı mümkün kılan şey budur.

11. Tutrak olmadan ne olur?

Tutrak zayıfsa özne dış dayanaklara koşar.
Maddeye, ekrana, onaya, görünürlüğe, ideolojik sarhoşluğa, ilişki bağımlılığına ya da şiddete. Çünkü içeride taşınamayan gerilim, dışarıda sahte tutrak arar. Bu yüzden bağımlılık çoğu zaman haz meselesi değil, taşıma kapasitesi meselesidir.

12. O halde gerçekçi özne kimdir?

Gerçekçi özne, arzusu engellendiğinde dağılmayan öznedir.
Eksikliği hakaret gibi yaşamayan, gecikmeyi ontolojik küçülme saymayan, dürtü ile edim arasına mesafe koyabilen, yarasını öfkeye çevirmeden görebilen ve içeride tutrak kurabilen öznedir. Kusursuz değildir; ama taşkınlığı karakter sanmaz. Kırılganlığını inkâr etmez. Dünyanın kendi dışında da bir ritmi olduğunu kabul eder.

13. Bu dönüşüm yalnız bireyin meselesi midir?

Hayır.
Hiçbir özne boşlukta kurulmaz. Aile ilk ritmi verir. Okul ilk kamusal askıyı kurar. Şehir, taşkınlığı ölçüye çağıran görünmez eşikler üretir. Eğer aile sınır koyamıyorsa, okul yalnız performans makinesine dönüşmüşse, şehir de insana sürekli hoyratlık öğretiyorsa; çocuk tanrının gerçekçi özneye dönüşmesi çok daha zor olur.

14. Bugünün büyük problemi nedir?

Bugünün dünyası çocuğa ve gence çok sayıda uyarı veriyor ama çok az tutrak veriyor.
Hız veriyor ama ritim vermiyor. Görünürlük veriyor ama iç merkez vermiyor. Arzu veriyor ama eşik vermiyor. O yüzden modern gençlik krizlerini yalnız bireysel zaaf diye okumak eksik olur. Sorun sadece gençte değil; onu taşıyacak eşiklerin zayıflamış olmasındadır.

15. Çocuk tanrı ne zaman ölür?

Çocuk tanrı, arzusu ilk kez engellendiğinde ölmez.
Hatta çoğu zaman tam orada öfkelenerek daha da büyür.
Asıl dönüşüm, o engellenmeyi dağıtmadan taşıyabildiği anda başlar.

Çünkü özne, arzusu ilk kez durdurulduğunda değil;
o durdurulmayı taşıyabildiğinde kurulur.

Ertuğrul Tulpar
20 Nisan 2026

EKSEN
Teşhis Et · Yık · Kur

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]