91
Din & Felsefe / ONTOLOJİK GERİLİM TEORİSİ: TOPLU ÇERÇEVE
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 19 Nisan 2026, 11:17:14 ös »Ontolojik Gerilim Teorisi
Kötülük, Acı ve İnsanın Gerilimde Kalma Kapasitesi Üzerine Toplu Bir Çerçeve
Ertuğrul Tulpar
1. Giriş: Problem Nerede?
Felsefe tarihinde kötülük problemi, çoğunlukla şu soru etrafında kurulmuştur:
Eğer Tanrı mutlak iyi ve mutlak kudretliyse, kötülük neden vardır?
Bu soru özellikle masum acı karşısında keskinleşir.
Bir çocuğun acısı, bir bebeğin ölümü, bir suçsuzun ezilmesi, bir doğal afetin altında kalan hayatlar… Bunlar yalnız teorik değil, varoluşsal olarak da sarsıcıdır.
Klasik tartışmalar burada üç ana yola ayrılır:
Birinci yol, kötülüğü açıklamaya çalışır.
İkinci yol, kötülüğü Tanrı’ya karşı delil olarak kullanır.
Üçüncü yol ise kötülüğün anlamsızlığını kabul eder ama yine de yaşamayı sürdürür.
Fakat bu üç yaklaşımın ortak bir varsayımı vardır:
Kötülük bir problemdir.
Ontolojik Gerilim Teorisi tam da burada devreye girer ve bu varsayımı sorgular.
Belki de kötülük, çözülmesi gereken bir problem değildir.
Belki de kötülük, varoluşun yapısına içkin bir gerilimdir.
Teorinin temel tezi budur:
Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.
---
2. Klasik Yaklaşımlar: Üç Büyük Hat
A. Teodise: Açıklama Çabası
Teodise, kötülüğü ilahî düzen içinde açıklamaya çalışır.
Burada temel amaç, Tanrı’nın iyiliği ile dünyadaki kötülüğü bağdaştırmaktır.
Örneğin:
Augustine, kötülüğü iyiliğin eksikliği olarak düşünür.
Leibniz, bu dünyayı “mümkün dünyaların en iyisi” olarak savunur.
Bu yaklaşımın gücü şuradadır:
Kötülüğü tamamen anlamsız bırakmaz.
Ama sınırı da şuradadır:
Özellikle masum acı karşısında, açıklama çoğu zaman teselli üretmez.
Bir çocuğun gözyaşı, teorik gerekçelendirmeyi aşar.
B. Ateistik Red: Çelişki İddiası
Bu yaklaşım kötülüğü şöyle okur:
Eğer Tanrı iyi ise bunu istememeli,
Eğer kudretli ise bunu engelleyebilmeli,
O halde kötülük varsa ya Tanrı yoktur ya da klasik anlamda düşünüldüğü gibi değildir.
Burada kötülük, Tanrı hipotezine karşı bir delil haline gelir.
Bu yaklaşımın gücü, problemin sertliğini gizlememesidir.
Ama sınırı şuradadır:
Tanrı’yı reddetmek, acıyı ortadan kaldırmaz.
Soruyu yalnız yer değiştirir.
C. Varoluşçu Direniş: Anlamsızlık İçinde Kalmak
Burada kötülük açıklanmaz; ama yok da sayılmaz.
Camus çizgisinde insan, anlamsızlık karşısında yine de yaşamayı sürdürür.
Dostoyevski’de ise mesele daha sert hale gelir.
Özellikle Ivan Karamazov’un tutumu şudur:
“Tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kurulacak bir düzeni kabul etmiyorum.”
Bu, klasik ateizmden de serttir.
Çünkü burada yalnız Tanrı reddedilmez; ahlâkî olarak kabul edilemez olan şey yüzünden düzenin kendisi reddedilir.
---
3. Dostoyevski Kırılması: “Bir Çocuğun Gözyaşı”
Ontolojik Gerilim Teorisi açısından Dostoyevski belirleyici bir eşiktir.
Ivan Karamazov’un itirazı kabaca şöyledir:
Dünya anlamlı olabilir,
Sonunda her şey telafi edilebilir olabilir,
Cennet var olabilir,
Tanrı var olabilir,
ama eğer bütün bu düzen tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kuruluyorsa, bu düzen reddedilmelidir.
Bu tavır çok önemlidir.
Çünkü burada mesele yalnız mantıksal çelişki değildir.
Burada mesele ahlâkî isyandır.
Ivan’ın radikal hamlesi “Tanrı yok” demek değildir.
Daha serttir:
“Biletimi iade ediyorum.”
Yani:
Anlam olsa da, düzen olsa da, telafi olsa da, kabul etmiyorum.
Bu, kötülük probleminin en yüksek ahlâkî biçimlerinden biridir.
Ontolojik Gerilim Teorisi, bu isyanı hafife almaz.
Tam tersine, onun ciddiyetini kabul eder.
Evet, bazı acılar gerçekten kabul edilemezdir.
Evet, masum acı gerekçelendirilemez.
Evet, hiçbir teori bir çocuğun gözyaşını temizleyemez.
Ama tam burada teori yeni bir soru sorar:
Kabul edilemeyen bir şey, yine de ontolojik olarak iptal edilemezse ne olur?
İşte Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorudan doğar.
---
4. Problemin Yeniden Formülasyonu
Klasik soru şuydu:
Kötülük neden var?
Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorunun altında gizli bir varsayım görür:
Kötülük, ortadan kaldırılabilir bir şeymiş gibi sorulmaktadır.
Oysa belki de sorun şudur:
Kötülük niçin var değil,
Bu gerilim altında varoluş nasıl sürer?
Yani sorun epistemolojik değil, ontolojiktir.
Bunu şöyle formüle edebiliriz:
Masum acı açıklanamaz.
Masum acı meşrulaştırılamaz.
Masum acı telafiyle temizlenemez.
Ama buna rağmen varoluş onun altında sürer.
Buradan şu sonuç çıkar:
Kötülük bir açıklama açığı değil; bir varlık gerilimidir.
---
5. Ontolojik Gerilim Nedir?
Ontolojik Gerilim Teorisi’ne göre varlık, tam ve kapanmış bir uyum değildir.
Eksiklik, kırılganlık, acı, ölüm, kayıp, çözülme ve şiddet ihtimali varoluşun dışındaki kazalar değil, onun yapısal eşikleridir.
Bu şu demektir:
Varlık tam değildir.
Düzen kendiliğinden verilmiş değildir.
İnsanın yaşadığı dünya, gerilimsiz bir bütün değildir.
İyi ile kötü, düzen ile çözülme, anlam ile yıkım aynı varoluş alanında birlikte bulunur.
Dolayısıyla gerilim, sistem dışı bir arıza değil; sistemin yapısal şartıdır.
Bu yüzden teorinin kısa formülü şudur:
Gerilim ontolojiktir.
Bu cümle, hayatın özünde bir eksik, kırılgan ve taşınması zor yapı bulunduğunu kabul eder.
---
6. Entropi ile Yapısal Paralellik
Bu noktada fiziksel entropi kavramı bize yardımcı olabilir.
Entropi, kapalı sistemlerin zamanla düzensizliğe yöneldiğini söyler.
Yani düzen kendiliğinden korunmaz; çözülme eğilimi yapısaldır.
Bu düşünceyi doğrudan metafizik kanıt gibi değil, yapısal benzetme gibi kullanırsak şunu görürüz:
Nasıl fiziksel sistemler çözülme eğilimi altındaysa,
Varoluş da gerilimsiz bir tamlığa akmaz.
Düzen, korunması gereken bir şeydir.
Anlam, sürdürülmesi gereken bir şeydir.
İnsan, çözülmenin olmadığı yerde değil, çözülme eğilimi altında yaşar.
Bu yüzden Ontolojik Gerilim Teorisi şunu söyler:
Gerilimsiz düzen düşüncesi, entropisiz sistem düşüncesi kadar yanıltıcıdır.
Gerçek olan şey, tam bir huzur değil;
düzen ile çözülme arasındaki sürekli gerilimdir.
---
7. İnsan Nedir? Yeni Tanım
Buradan insan anlayışı da değişir.
Modern düşünce çoğu zaman insanı:
mutluluk arayan,
acıyı azaltmak isteyen,
tatmine yönelen varlık
olarak tarif eder.
Ontolojik Gerilim Teorisi ise daha sert bir tanım önerir:
İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.
Bu çok önemli bir kaymadır.
İnsan artık:
çözüm varlığı değil,
taşıma varlığıdır.
Burada “taşıma” pasif katlanma değildir.
Bu, varoluşun kırılgan yapısını inkâr etmeden sürdürebilme kapasitesidir.
Bu yüzden insanı en özlü biçimde şöyle tanımlayabiliriz:
İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.
Bu cümle, teorinin insanî merkezidir.
---
8. Ontolojik Taşıma Nedir?
Burada “ontolojik taşıma” kavramı devreye girer.
Ontolojik taşıma:
acıyı iyi ilan etmek değildir,
acıyı meşrulaştırmak değildir,
acıya teslim olmak değildir,
acıyı kutsamak değildir.
Ontolojik taşıma şudur:
Açıklanamayan, gerekçelendirilemeyen ve iptal edilemeyen bir gerilim altında var olmayı sürdürebilme kapasitesi.
Başka bir deyişle:
kabul edilemeyeni inkâr etmeden,
onu hemen teorik çözüme çevirmeden,
ama onun yüzünden varoluşu da tümüyle terk etmeden kalabilmek.
Burada taşıma etik bir tercih olmaktan önce ontolojik bir zorunluluktur.
Çünkü bazı şeyler reddedilebilir, ama silinemez.
Bazı şeyler kabul edilemez, ama yok olmaz.
İnsan tam bu eşikte belirir.
---
9. Kırılma, Kapasite ve Eşik
Bu teori açısından kırılma da yeniden düşünülmelidir.
Kırılma her zaman ahlâkî zayıflık değildir.
Çoğu zaman kapasitenin sınırıdır.
Bir varlık ne kadar gerilim taşıyabiliyorsa, o kadar sürer.
Belirli bir eşik aşıldığında çözülme başlar.
Bu yüzden:
bazı özneler gerilim karşısında dağılır,
bazıları fanatizme kaçar,
bazıları nihilizme savrulur,
bazıları şiddete yönelir,
bazıları taşımayı başarır.
Burada belirleyici olan şey, gerilimin varlığı değil;
taşıma kapasitesidir.
Kısa formül:
Kırılma, başarısızlık değil; kapasitenin sınırıdır.
---
10. Teori Ne Söyler, Ne Söylemez?
Ontolojik Gerilim Teorisi’nin yanlış anlaşılmaması gerekir.
Teori şunu söylemez:
Acı iyidir.
Kötülük gereklidir, o yüzden sorun değildir.
İnsan acıyı azaltmaya çalışmamalıdır.
Masum acı karşısında sessiz kalmak gerekir.
Teori şunu söyler:
Acı tamamen ortadan kaldırılamaz.
Kötülük tümüyle sistem dışına atılamaz.
Masum acı gerekçelendirilerek temizlenemez.
İnsan, bu gerilim altında yine de var olmak zorundadır.
Yani bu teori, kötülüğü normalleştirmez;
ama onu ontolojik olarak ciddiye alır.
---
11. Dostoyevski ile Nihai Hesaplaşma
Burada yeniden Dostoyevski’ye dönelim.
Dostoyevski haklıdır:
Bir çocuğun gözyaşı kabul edilemez.
Teodise burada yetersiz kalır.
Hiçbir sistem bunu tam temizleyemez.
Ama Ontolojik Gerilim Teorisi de şunu ekler:
Bu kabul edilemez olan şey, ontolojik olarak iptal edilemez.
Dolayısıyla iki hakikat karşı karşıya gelir:
Ahlâkî hakikat: Bu acı reddedilmelidir.
Ontolojik hakikat: Bu acı tümüyle silinemez.
İnsan tam burada doğar.
Ne yalnız reddeden,
ne yalnız açıklayan,
ne yalnız inkâr eden,
ne de yalnız teslim olan varlık olarak.
İnsan, tam burada:
gerilimde kalabilen varlık olarak belirir.
---
12. Sonuç: Nihai Formül
Ontolojik Gerilim Teorisi’nin nihai sonucu şudur:
Kötülük problemi, klasik biçimiyle yanlış kurulmuştur.
Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.
Bu nedenle mesele:
kötülüğü açıklamak değil,
kötülüğü tamamen silmek değil,
kötülüğü teorik olarak temize çekmek değil,
şudur:
Bu gerilim altında varoluş nasıl sürdürülür?
Ve bu noktada insanın tanımı da değişir:
İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.
Daha da kısa söylersek:
Gerilim ontolojiktir.
Taşıma insana aittir.
Ve son cümle:
İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.
Kötülük, Acı ve İnsanın Gerilimde Kalma Kapasitesi Üzerine Toplu Bir Çerçeve
Ertuğrul Tulpar
1. Giriş: Problem Nerede?
Felsefe tarihinde kötülük problemi, çoğunlukla şu soru etrafında kurulmuştur:
Eğer Tanrı mutlak iyi ve mutlak kudretliyse, kötülük neden vardır?
Bu soru özellikle masum acı karşısında keskinleşir.
Bir çocuğun acısı, bir bebeğin ölümü, bir suçsuzun ezilmesi, bir doğal afetin altında kalan hayatlar… Bunlar yalnız teorik değil, varoluşsal olarak da sarsıcıdır.
Klasik tartışmalar burada üç ana yola ayrılır:
Birinci yol, kötülüğü açıklamaya çalışır.
İkinci yol, kötülüğü Tanrı’ya karşı delil olarak kullanır.
Üçüncü yol ise kötülüğün anlamsızlığını kabul eder ama yine de yaşamayı sürdürür.
Fakat bu üç yaklaşımın ortak bir varsayımı vardır:
Kötülük bir problemdir.
Ontolojik Gerilim Teorisi tam da burada devreye girer ve bu varsayımı sorgular.
Belki de kötülük, çözülmesi gereken bir problem değildir.
Belki de kötülük, varoluşun yapısına içkin bir gerilimdir.
Teorinin temel tezi budur:
Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.
---
2. Klasik Yaklaşımlar: Üç Büyük Hat
A. Teodise: Açıklama Çabası
Teodise, kötülüğü ilahî düzen içinde açıklamaya çalışır.
Burada temel amaç, Tanrı’nın iyiliği ile dünyadaki kötülüğü bağdaştırmaktır.
Örneğin:
Augustine, kötülüğü iyiliğin eksikliği olarak düşünür.
Leibniz, bu dünyayı “mümkün dünyaların en iyisi” olarak savunur.
Bu yaklaşımın gücü şuradadır:
Kötülüğü tamamen anlamsız bırakmaz.
Ama sınırı da şuradadır:
Özellikle masum acı karşısında, açıklama çoğu zaman teselli üretmez.
Bir çocuğun gözyaşı, teorik gerekçelendirmeyi aşar.
B. Ateistik Red: Çelişki İddiası
Bu yaklaşım kötülüğü şöyle okur:
Eğer Tanrı iyi ise bunu istememeli,
Eğer kudretli ise bunu engelleyebilmeli,
O halde kötülük varsa ya Tanrı yoktur ya da klasik anlamda düşünüldüğü gibi değildir.
Burada kötülük, Tanrı hipotezine karşı bir delil haline gelir.
Bu yaklaşımın gücü, problemin sertliğini gizlememesidir.
Ama sınırı şuradadır:
Tanrı’yı reddetmek, acıyı ortadan kaldırmaz.
Soruyu yalnız yer değiştirir.
C. Varoluşçu Direniş: Anlamsızlık İçinde Kalmak
Burada kötülük açıklanmaz; ama yok da sayılmaz.
Camus çizgisinde insan, anlamsızlık karşısında yine de yaşamayı sürdürür.
Dostoyevski’de ise mesele daha sert hale gelir.
Özellikle Ivan Karamazov’un tutumu şudur:
“Tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kurulacak bir düzeni kabul etmiyorum.”
Bu, klasik ateizmden de serttir.
Çünkü burada yalnız Tanrı reddedilmez; ahlâkî olarak kabul edilemez olan şey yüzünden düzenin kendisi reddedilir.
---
3. Dostoyevski Kırılması: “Bir Çocuğun Gözyaşı”
Ontolojik Gerilim Teorisi açısından Dostoyevski belirleyici bir eşiktir.
Ivan Karamazov’un itirazı kabaca şöyledir:
Dünya anlamlı olabilir,
Sonunda her şey telafi edilebilir olabilir,
Cennet var olabilir,
Tanrı var olabilir,
ama eğer bütün bu düzen tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kuruluyorsa, bu düzen reddedilmelidir.
Bu tavır çok önemlidir.
Çünkü burada mesele yalnız mantıksal çelişki değildir.
Burada mesele ahlâkî isyandır.
Ivan’ın radikal hamlesi “Tanrı yok” demek değildir.
Daha serttir:
“Biletimi iade ediyorum.”
Yani:
Anlam olsa da, düzen olsa da, telafi olsa da, kabul etmiyorum.
Bu, kötülük probleminin en yüksek ahlâkî biçimlerinden biridir.
Ontolojik Gerilim Teorisi, bu isyanı hafife almaz.
Tam tersine, onun ciddiyetini kabul eder.
Evet, bazı acılar gerçekten kabul edilemezdir.
Evet, masum acı gerekçelendirilemez.
Evet, hiçbir teori bir çocuğun gözyaşını temizleyemez.
Ama tam burada teori yeni bir soru sorar:
Kabul edilemeyen bir şey, yine de ontolojik olarak iptal edilemezse ne olur?
İşte Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorudan doğar.
---
4. Problemin Yeniden Formülasyonu
Klasik soru şuydu:
Kötülük neden var?
Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorunun altında gizli bir varsayım görür:
Kötülük, ortadan kaldırılabilir bir şeymiş gibi sorulmaktadır.
Oysa belki de sorun şudur:
Kötülük niçin var değil,
Bu gerilim altında varoluş nasıl sürer?
Yani sorun epistemolojik değil, ontolojiktir.
Bunu şöyle formüle edebiliriz:
Masum acı açıklanamaz.
Masum acı meşrulaştırılamaz.
Masum acı telafiyle temizlenemez.
Ama buna rağmen varoluş onun altında sürer.
Buradan şu sonuç çıkar:
Kötülük bir açıklama açığı değil; bir varlık gerilimidir.
---
5. Ontolojik Gerilim Nedir?
Ontolojik Gerilim Teorisi’ne göre varlık, tam ve kapanmış bir uyum değildir.
Eksiklik, kırılganlık, acı, ölüm, kayıp, çözülme ve şiddet ihtimali varoluşun dışındaki kazalar değil, onun yapısal eşikleridir.
Bu şu demektir:
Varlık tam değildir.
Düzen kendiliğinden verilmiş değildir.
İnsanın yaşadığı dünya, gerilimsiz bir bütün değildir.
İyi ile kötü, düzen ile çözülme, anlam ile yıkım aynı varoluş alanında birlikte bulunur.
Dolayısıyla gerilim, sistem dışı bir arıza değil; sistemin yapısal şartıdır.
Bu yüzden teorinin kısa formülü şudur:
Gerilim ontolojiktir.
Bu cümle, hayatın özünde bir eksik, kırılgan ve taşınması zor yapı bulunduğunu kabul eder.
---
6. Entropi ile Yapısal Paralellik
Bu noktada fiziksel entropi kavramı bize yardımcı olabilir.
Entropi, kapalı sistemlerin zamanla düzensizliğe yöneldiğini söyler.
Yani düzen kendiliğinden korunmaz; çözülme eğilimi yapısaldır.
Bu düşünceyi doğrudan metafizik kanıt gibi değil, yapısal benzetme gibi kullanırsak şunu görürüz:
Nasıl fiziksel sistemler çözülme eğilimi altındaysa,
Varoluş da gerilimsiz bir tamlığa akmaz.
Düzen, korunması gereken bir şeydir.
Anlam, sürdürülmesi gereken bir şeydir.
İnsan, çözülmenin olmadığı yerde değil, çözülme eğilimi altında yaşar.
Bu yüzden Ontolojik Gerilim Teorisi şunu söyler:
Gerilimsiz düzen düşüncesi, entropisiz sistem düşüncesi kadar yanıltıcıdır.
Gerçek olan şey, tam bir huzur değil;
düzen ile çözülme arasındaki sürekli gerilimdir.
---
7. İnsan Nedir? Yeni Tanım
Buradan insan anlayışı da değişir.
Modern düşünce çoğu zaman insanı:
mutluluk arayan,
acıyı azaltmak isteyen,
tatmine yönelen varlık
olarak tarif eder.
Ontolojik Gerilim Teorisi ise daha sert bir tanım önerir:
İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.
Bu çok önemli bir kaymadır.
İnsan artık:
çözüm varlığı değil,
taşıma varlığıdır.
Burada “taşıma” pasif katlanma değildir.
Bu, varoluşun kırılgan yapısını inkâr etmeden sürdürebilme kapasitesidir.
Bu yüzden insanı en özlü biçimde şöyle tanımlayabiliriz:
İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.
Bu cümle, teorinin insanî merkezidir.
---
8. Ontolojik Taşıma Nedir?
Burada “ontolojik taşıma” kavramı devreye girer.
Ontolojik taşıma:
acıyı iyi ilan etmek değildir,
acıyı meşrulaştırmak değildir,
acıya teslim olmak değildir,
acıyı kutsamak değildir.
Ontolojik taşıma şudur:
Açıklanamayan, gerekçelendirilemeyen ve iptal edilemeyen bir gerilim altında var olmayı sürdürebilme kapasitesi.
Başka bir deyişle:
kabul edilemeyeni inkâr etmeden,
onu hemen teorik çözüme çevirmeden,
ama onun yüzünden varoluşu da tümüyle terk etmeden kalabilmek.
Burada taşıma etik bir tercih olmaktan önce ontolojik bir zorunluluktur.
Çünkü bazı şeyler reddedilebilir, ama silinemez.
Bazı şeyler kabul edilemez, ama yok olmaz.
İnsan tam bu eşikte belirir.
---
9. Kırılma, Kapasite ve Eşik
Bu teori açısından kırılma da yeniden düşünülmelidir.
Kırılma her zaman ahlâkî zayıflık değildir.
Çoğu zaman kapasitenin sınırıdır.
Bir varlık ne kadar gerilim taşıyabiliyorsa, o kadar sürer.
Belirli bir eşik aşıldığında çözülme başlar.
Bu yüzden:
bazı özneler gerilim karşısında dağılır,
bazıları fanatizme kaçar,
bazıları nihilizme savrulur,
bazıları şiddete yönelir,
bazıları taşımayı başarır.
Burada belirleyici olan şey, gerilimin varlığı değil;
taşıma kapasitesidir.
Kısa formül:
Kırılma, başarısızlık değil; kapasitenin sınırıdır.
---
10. Teori Ne Söyler, Ne Söylemez?
Ontolojik Gerilim Teorisi’nin yanlış anlaşılmaması gerekir.
Teori şunu söylemez:
Acı iyidir.
Kötülük gereklidir, o yüzden sorun değildir.
İnsan acıyı azaltmaya çalışmamalıdır.
Masum acı karşısında sessiz kalmak gerekir.
Teori şunu söyler:
Acı tamamen ortadan kaldırılamaz.
Kötülük tümüyle sistem dışına atılamaz.
Masum acı gerekçelendirilerek temizlenemez.
İnsan, bu gerilim altında yine de var olmak zorundadır.
Yani bu teori, kötülüğü normalleştirmez;
ama onu ontolojik olarak ciddiye alır.
---
11. Dostoyevski ile Nihai Hesaplaşma
Burada yeniden Dostoyevski’ye dönelim.
Dostoyevski haklıdır:
Bir çocuğun gözyaşı kabul edilemez.
Teodise burada yetersiz kalır.
Hiçbir sistem bunu tam temizleyemez.
Ama Ontolojik Gerilim Teorisi de şunu ekler:
Bu kabul edilemez olan şey, ontolojik olarak iptal edilemez.
Dolayısıyla iki hakikat karşı karşıya gelir:
Ahlâkî hakikat: Bu acı reddedilmelidir.
Ontolojik hakikat: Bu acı tümüyle silinemez.
İnsan tam burada doğar.
Ne yalnız reddeden,
ne yalnız açıklayan,
ne yalnız inkâr eden,
ne de yalnız teslim olan varlık olarak.
İnsan, tam burada:
gerilimde kalabilen varlık olarak belirir.
---
12. Sonuç: Nihai Formül
Ontolojik Gerilim Teorisi’nin nihai sonucu şudur:
Kötülük problemi, klasik biçimiyle yanlış kurulmuştur.
Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.
Bu nedenle mesele:
kötülüğü açıklamak değil,
kötülüğü tamamen silmek değil,
kötülüğü teorik olarak temize çekmek değil,
şudur:
Bu gerilim altında varoluş nasıl sürdürülür?
Ve bu noktada insanın tanımı da değişir:
İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.
Daha da kısa söylersek:
Gerilim ontolojiktir.
Taşıma insana aittir.
Ve son cümle:
İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.
Son İletiler