Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 01:12:59 ös »
TRANS ÇOCUKLAR VARDIR CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI


İsa Aras Mersin'li dijital saldırı oyunu pubg değil eşcinsel ya da trans çocuk cinayeti ya da katliamıdır.
Türkiye'de Üniversiteler ve özellikle Tıp Fakülteleri trans ameliyatları çetesi tarafında kuşatılmıştır. Bu çetenin kurucusu İsrail'in istihbarat örgütü Mossad'tır. Tıp fakültelerinde trans ameliyatlarını yapan kişiler Mason ya ta Rotaryen örgüt mensubu akademisyenlerdir.

14 yaşındaki İsa Aras Mersinli bu cinayetleri ya da katliamı işlemeseydi 18 yaşına geldiğinde ailesinin bilgisi ya da onayına gerek duymadan Çapa ya da Hacettepe Tıp Fakültelerinde cinsiyet değiştirme ameliyatı olma girişimlerini başlatacağını öngörebiliriz.

Türkiye çocuklarını ve gençleri Trans ameliyatları çetesinin oyunlarından ve tuzaklarınında korumalı ve kurtarmalıdır.

Devlet adamlarımız bu saldırılardan derin üzüntü duymak yerine bir an önce bu örgüt ya da çetelere devletin demir yumruğunu vurmalıdır.


EBEVEYNLERİYLE İLGİLİ İFADELERİ DİKKAT ÇEKTİ

“İnsanlar benim bu durumum yüzünden bazı şeyleri varsayıyor ama bu yalnızlıktan değil. Zaten yalnızım. Çok yalnızım. Neredeyse hiç arkadaşım yok. Sadece 2 arkadaşım var ve çoğu zaman konuşmuyoruz. Ailem benden nefret ediyor, benden korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda.”


KENDİNİ ÜSTİNSAN (Übermensch) OLARAK TANIMLADI


“Ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. En üstün insanım. Kendime sadığım. Ben daha iyiyim. Ortalama zekanın çok üstündeyim. 130 IQ testim vardı. Okulda hiç çalışmadan hep yüksek notlar aldım.”

"OKUL BANA BİR ŞEY VERMİYOR"


“İngilizceyi okuldan öğrenmedim. Evde de konuşmuyordum. Sadece birkaç yıl içinde kendiliğinden akıcı hale geldim… Okul bana bir şey katmıyordu. Kendi kendime öğrenmek daha hızlıydı.”

Friedrich Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinde kavramsallaştırdığı Üst İnsan (Übermensch), geleneksel ahlakı ve nihilizmi aşarak kendi değerlerini yaratan, yeryüzüne bağlı, yaratıcı ve yaşamı onaylayan en üst insan mertebesidir. "Sürü" insanından kopuşu temsil eden bu figür, güç istenciyle kendini gerçekleştirir.


Üst İnsan Kavramının Özellikleri ve Örnekleri

Kendi Değerlerini Yaratır: Geleneksel dinî veya toplumsal ahlak kurallarını (sürü ahlakı) reddederek, iyi ve kötünün ne olduğuna kendisi karar verir.
Yeryüzüne Bağlıdır: Öte dünya umutlarını reddeder, yaşamı olduğu gibi, acılarıyla birlikte kabul eder ve sever.
Yaratıcı ve Özgürdür: Toplumsal kalıplara sığmaz, "aslan" aşamasında eski değerleri yıkarak "bebek" aşamasında yeni bir yaşam kurar.
Güç İstenci (Wille zur Macht): Kendini aşma ve yaratma potansiyelini en üst düzeyde kullanır.
Üç Dönüşüm: Nietzsche, insan ruhunun "deve" (yük taşıyan), "aslan" (özgürleşen) ve "bebek" (yaratıcı) aşamalarından geçerek üst insana dönüştüğünü belirtir.


Üst insan, ahlakın kökenini sorgulayan, insanı bir köprü olarak görüp onu aşmayı hedefleyen, yaratıcı enerjisiyle yeni bir insanlık ideali sunan felsefi bir hedeftir.



Ruh Sağlığımızın Toplumsal Yansıması Kadına Şiddetin Kökeni:

İçimizdeki şeytan annelerimizle duygusal bağımızın kopmaması demektir. Küresel Sistem, kapitalizm, modern toplum, postmodernizm, derken aile sistemimiz çöküş sürecindedir. Sosyolojik olarak tanımladığımızda toplumu oluşturan en küçük toplumsal birim yani toplumun en küçük yapı taşı AİLE‘dir. Ailenin çöküşünün toplumsal yansımasının bir çok sonuçlarından en önemlisi de kadına şiddetin artmasıdır. Kadına şiddetin artmasını durdurmak adına yasalarla “ öyle mi çözelim yoksa böyle mi çözelim? “ derken çözmek bir yana çözümsüzlüğün artması söz konusudur. Ailemizin çöküşüyle deist, ateist, biseksüel nesillerin artması psikolojik olarak bunalımlı bir süreçten geçtiğimizi gösterirken sosyolojik olaraksa toplumsal sancılı bir dönüşümün yaşanacağı umudumuzu arttırmalıdır. 

Yasalarla kadınlar sözde korunmak adına kutsandıkça içimizdeki şeytan annelerimizin artmasıyla toplumsal olarak müslüman aile yapısı bilinci oluşturamadığımız oranda  bizimde Friedrich Nietzsche’lerimiz, Arthur Schopenhauer’larımız, Franz Kafka’larımız yetişecektir. (Kadınları seven ama evlenmeye cesaret edemeyen erkekler)

Türkiye’de yakın gelecekte  dünyanın en yalnız insanları olarak yetişecek olan  deist, ateist ve biseksüel genç nesillerimizin içindeki Friedrich Nietzsche’lerimiz “Tanrı Öldü“ diye haykıracaklardır. Omnipotans, Tümgüçlü yani Kadiri Mutlak olan, dindarlıktan uzak olduğu oranda çocuk tanrı’lar neslimizi ailelerimizde anne babalar olarak ve okullarımızda ise öğretmenler olarak el birliği ile yetiştiriyoruz.

Tanrı’yı öldüren Friedrich Nietzsche midir yoksa çocuğunun özgürlüğünü öldüren  annesi Franziska Oehler midir?

“Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.”

Allah, ölümsüz olandır. 

Okursanız:

Dindar nesil değil çocuk tanrılar nesli
Egemen Güçler Ekini ve nesli bozmaya başladılarsa, Köle kadınlar efendilerini doğurmaya başlamışsa ahir zaman yakın demektir. Dünyanın, insanlığın son günleri; kıyamete yakın yıllar ve günlerdeyiz. O mutlu günlerimiz mazide şimdi…


https://www.habervakti.com/ruh-sagligimizin-toplumsal-yansimasi-kadina-siddetin-kokeni-ve-icimizdeki-seytan
92
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:47:21 ös »
Charlie Kirk'ü öldüren Tyler Robinson, Kirk'ü "trans hakları hakkındaki yorumları nedeniyle öldürdü" iddiası
Charlie Kirk ve Tyler Robinson
Charlie Kirk ve Tyler Robinson

Dünyaca ünlü muhafazakar internet fenomeni ve siyasetçi Charlie Kirk’i öldüren Tyler Robinson’un, cinayeti neden işlediği gün yüzüne çıkıyor. Robinson'un kız arkadaşının trans bir kadın olması ve Kürk'ün açıklamalarının Robinson'u öldürmeye teşvik ettiği iddia edildi.

ABD'nin Utah eyaletinde Başkan Donald Trump'ın destekçisi aktivist ve sosyal medya fenomeni Charlie Kirk, silahlı saldırıya maruz kaldı. ABD Başkanı Trump, silahlı saldırıya uğrayan destekçisi aktivist ve sosyal medya fenomeni Charlie Kirk’ün öldüğünü duyurdu. Utah Valley Üniversitesi'nde düzenlenen bir etkinliğe katılan Kirk, açık alanda konuşma yaptığı esnada, nereden geldiği belli olmayan bir kurşunun hedefi oldu. Kirk'ü boynuna yakın bölgeden vurulmasının ardından ABD medyasında, saldırıyla ilgili bir şüphelinin gözaltına alındığı ve polisin soruşturma başlattığı bilgileri yer aldı.

ABD kaynaklı Axios’un aktardığına göre Robinson, Kirk’ün savunduğu muhafazakar siyaseti” nefret uyandırıcı” buldu. Cinsel kimlik siyasetini sürekli olarak eleştiren Kirk, trans bir ev arkadaşıyla yaşayan Tyler için son derece kışkırtıcıydı.

Tyler’ın trans ev arkadaşıyla da iddiaya göre romantik bir ilişkisi vardı. Tyler’ın ev arkadaşı Lance Twiggs de polisle işbirliği yaptı ve ikilinin mesajlarını teslim etti. Kaynaklardan biri ifadesinde, olay sebebiyle “şok içinde olduğunu” aktararak Tyler’ın böyle bir şeyi yaptığına inanamadığını söyledi.



Robinson’ın mesajlarında silahı bir havluya sarıp Utah Valley Üniversitesi yakınında bir çalılığa sakladığını yazdığı belirtildi.

Utah Valisi Spencer Cox Cuma günü yaptığı açıklamada mesajlarda, Tyler’ın arkadaşlarından tüfeği gelip almasını talep ettiğini de söyledi. Ancak tüfeğini alan olmadı. Federal ve eyalet yetkilileri ayrıca Utah’taki bazı sol grupları inceliyor, bu grupların Robinson’ın planlarını bilip bilmediği ya da sonrasında destek sağlayıp sağlamadığı araştırıyor.

Robinson’ın siyasi yönelimi ve onu cinayete sürükleyen motivasyonu ülke çapında tartışılıyor. Bazı muhafazakarlar Tyler’ı “dengesiz bir solcu” olarak nitelese de ABD solu, Utah’ta büyüyen Tyler’ın muhafazakar bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çekiyor. Tyler’ın ailesi ise Trump’ın MAGA hareketine desteğini açıkça dile getirdi. Annesi Debbie Robinson “Ailemde Cumhuriyetçi olmayan tek bir kişi yok” dedi.

Aile üyeleri Robinson’ın son yıllarda siyasete daha çok ilgi gösterdiğini ve Kirk’ün Utah Valley Üniversitesi’ndeki konuşmasına ilgi gösterdiğini anlattı. Utah Valisi Cox’un aktardığına göre aileden biri Kirk’ün “nefret söylemi yaydığına” polise bildirdi ancak bu ifadeyi kimin kullandığı netleşmedi.

Kirk cinayetini soruşturan bir yetkili “Ev arkadaşı çok şey biliyordu ama sustu. Şimdi iş birliği yapıyor. Biz de böyle kalmasını istiyoruz. Öğrenmek istediğimiz tek şey başkalarının da önceden ya da sonradan bilgisi olup olmadığı” diye konuştu.

https://t24.com.tr/gundem/charlie-kirk-u-olduren-tyler-robinson-kirk-u-trans-haklari-hakkindaki-yorumlari-nedeniyle-oldurdu-iddiasi,1261609?_t=1776678364451
93
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:45:48 ös »
ABD'de yeni gündem: Trans cinayetleri


ABD’de yaşanan son aile katliamının ardından bazı köşe yazarları, trans kimlikli failler ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı. Tartışma büyürken, uzmanlar genellemeler konusunda uyarıyor.

ABD’nin Rhode Island eyaletinde bir lise hokey maçı sırasında yaşanan aile içi silahlı saldırı, ülkede yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olayda eski eşini ve bir çocuğunu öldüren, üç kişiyi yaraladıktan sonra intihar eden Robert Dorgan’ın geçmişi ve sosyal medya paylaşımları gündem oldu.

Aile Katliamı Ülkeyi Sarstı

Kendisini “Roberta” olarak tanıttığı belirtilen Dorgan’ın daha önce cinsiyet geçiş ameliyatı geçirdiği ve boşanma sürecinde olduğu öğrenildi. Eski eşinin ilk boşanma dilekçesinde ruh sağlığına ilişkin ifadeler yer aldığı ancak daha sonra bu ifadelerin değiştirildiği aktarıldı.

Saldırıdan günler önce X platformunda yaptığı paylaşımlar ise dikkat çekti.


Tartışma Büyüyor

ABD’li köşe yazarı Karol Markowicz, olayın ardından kaleme aldığı yazıda, son yıllarda benzer kimlik tartışmalarıyla gündeme gelen bazı saldırıları hatırlattı. Kanada’nın British Columbia eyaletinde ve Minneapolis’te yaşanan saldırılar da bu çerçevede yeniden gündeme taşındı.

Markowicz, bazı medya kuruluşlarının saldırganın kimliğine vurgu yapmadığını, bunun yerine silah yasalarını öne çıkardığını savundu.

Uzmanlardan “Genelleme” Uyarısı

Öte yandan birçok uzman, bireysel suçların belirli bir kimlik grubuna mal edilmesinin toplumsal gerilimi artırabileceği uyarısında bulunuyor. Ruh sağlığı sorunlarının bireysel değerlendirilmesi gerektiği ve genellemeden kaçınılmasının önem taşıdığı belirtiliyor.

ABD’de yaşanan bu son olay, silah yasaları, ruh sağlığı hizmetleri ve toplumsal kimlik tartışmalarını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.


https://www.ajans11.net/abdde-yeni-gundem-rans-cinayetleri/67053/
94
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:44:07 ös »
Nefret ateşi canlar aldı


ABD’de “trans birey” olduğunu söyleyen 23 yaşındaki saldırgan, çocukken kendisinin de gittiği, annesinin çalıştığı Katolik okulunun kilisesine silahlı saldırı düzenleyip intihar etti. Saldırıda iki çocuk öldü, 17 kişi yaralandı.

Kendini trans birey olarak tanımlayan saldırgan Robin Westman vaktiyle bu Katolik okulunda okumuş. Annesi Mary Grace Westman da 2021’de emekli olana kadar bu okulda çalışmış. Robin Westman, 2020’de mahkemeye başvurmuş ve Robert olan adını Robin olarak değiştirmiş. Hâkim dava dosyasına, “Çocuk kendini kız olarak tanımlıyor ve adının kız kimliğini yansıtmasını istiyor” diye yazmış. ABD İçişleri Bakanı Kristi Noem de saldırganın “transseksüel olduğunu iddia eden bir erkek” olduğunu söyledi. “Saldırıyı bir erkek olarak dünyaya gelen Robin Westman gerçekleştirdi” diyen FBI Direktörü Kash Patel de kurumun olayı Katolikleri hedef alan bir iç terörizm ve nefret suçu eylemi olarak araştırdığını açıkladı. Katoliklerin ruhani lideri Papa da taziye mesajı yayınladı.


https://www.milliyet.com.tr/dunya/nefret-atesi-canlar-aldi-7435606


95
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:40:38 ös »
Okul katliamı faili yüzünden
Trans bireyler hedefte


Benzerleri defalarca yaşanmış olmasına rağmen bu kez katliamın kendisinden çok failin cinsiyeti üzerinde yürütüldü tartışmalar. ABD’de Nashville’de bir okulu basarak üçü çocuk altı kişiyi öldüren Audrey Hale'in trans kimliğini diline doladı malum çevreler.

Katliama ilişkin tepkileri anlamak zor değil. Olay elbette hafifletici hiç bir tarafı olmayan korkunç bir vahşet. Katilin içinde bulunduğu psikolojiyi anlayarak değerlendirme yapmak da bireyler için kolay değil, ayrıca işin o tarafına hukuk bakar. Dolayısıyla bu tür katliamın katillerine öfkenin büyüklüğü doğal. Ancak Hale’in transerkek olmasının katliama gerekçe yapılması zaten bir nefret objesi haline getirilmiş trans bireylere düşmanlığı arttıracak tehlikeli bir söylem.



Hale’in cinsel değişimini, yani yeni kimliğini ailesine kabul ettirememin yol açtığı intikam duygusuyla katliamı gerçekleştirdiği iddiasından yola çıkarak “trans olduğu için cinayet işledi” diyenlerin sayısı hayli fazla. Elbette Hale’in vahşetinin savunulacak tarafı yok, ancak benzeri katliamları yapanların heteroseksüel oluşları cinayetlerine gerekçe gösterilmemişken Hale’e bunun tersinin yapılması adil değil. Bu, hiç bir vahşete bulaşmamış milyonlarca trans bireyi potansiyel katil göstermek demek.

Dindar olmaması suç(!)
Son derece muhafazakâr ABD toplumu bu tür fırsatları “azınlıklara” karşı kullanmayı pek sever. Tanımlanmış grupların kolay hedef alınmasından hoşnut bir toplum ABD toplumu. Hale’i bahane ederek şimdi bu fırsatçılığı trans bireylere karşı da kullanıyor. Hale’in iyi bir dini eğitim alsaydı cinayet işlemeyeceğini söyleyenlerin olması gerçekten tuhaf. Çünkü Hale’in katliamı gerçekleştirdiği The Covenant School, kendisinin de bir zamanlar zorla gönderildiği Hıristiyanlık eğitimi veren bir okul. Demek ki zorla da olsa din eğitimi almış olmak kişiyi katil yapmaktan alıkoymuyor. Aksine belki de öfkesini tehlikeli hale getiren bir etkisi bile oluyor. Daha önce yaşanan okul katliamlarının faillerinin bir kısmı dindar sayılabilecek kişilerdi ayrıca.

Psikologlar tabii ki yaklaşılması gereken biçimde yaklaştılar olaya. Hale için de “Emotional Distress” yani “Duygusal Sıkıntı” teşhisi koydular. Trans birey olarak ona yaşatılanların bu cinayetlerde etkisi olduğunu kabul ediyorlar yani.

Hale pek de insan öldürecek biri değilmiş hakkında yazılanlara göre. Eserlerini internette yayınlayan ticari bir illustrator/grafik tasarımcı olarak çalışan Hale, bir yardım köpeği hakkında çocuk kitabı üzerinde çalışacak kadar hassas olarak tanımlanıyor.

Fail: Aile baskısı
Hale elbette korkunç bir katliamın faili, tartışmasız. Yaptığını hafifletecek bir gerekçe de olamaz ama yine de cinsel yönelimi nedeniyle çok çok dindar olduğu belirtilen ailesinin baskıları altında yetişmesi ailesine, topluma nefret duyguları yeşertmiş ruhunda, çok belli. Bir din okulunu hedef almasının nedeni bu biraz da. Kızgınlığının insan öldürmekle giderilemeyeceğini düşünecek sağlıklı bir aklı olmadığı da ortada yaşadıkları yüzünden. Öldürdükleri o üç yetişkinin bir din okulunun hocaları olmaları, muhafazakârlığa olan birikmiş tepkisini gösteriyor. Üç küçük çocuğu öldürmesinin nedeni ise onların toplumun canını en çok acıtan hedef olmalarıyla ilgili. Bunu ben söylemiyorum, bu tür katliamların faillerinin ruhsal durumunu inceleyen FBI’daki bir birim, yaşanmış katliamların sağ ele geçirilen failleriyle yaptıkları konuşmalarda masum kişileri ya da çocukları hedef seçmelerinde topluma büyük acı yaşatma duygusunun baskın olduğunu ortaya koydu. Bu Hale için de geçerli muhtemelen.

Ama Audrey Hale ya da Hale gibilerin bu katliamları yapmalarında en büyük yardımcıları ülkede her yıl binlerce can alan katillerin kolayca silaha ulaşmalarını sağlayan silah yasaları elbette. Hale’in kullandığı üç otomatik tüfekten ikisinin yerel bir silah dükkanından satın alındığını açıkladı yetkililer.

Silah lobisine destek veren muhafazakârların silaha kolay ulaşılır olmayı eleştirmeyecekleri çok açık.

Hale üzerinden trans bireylere saldırmak daha kolay çünkü.


https://halktv.com.tr/makale/okul-katliami-faili-yuzunden-trans-bireyler-hedefte-727793
96
Psikoloji / Ynt: "TRANS ÇOCUKLAR VARDIR" CİNAYETLERİ YA DA KATLİAMI
« Son İleti Gönderen: trakya 20 Nisan 2026, 12:38:11 ös »
ABD'de kızına bir trans öğrencinin tecavüz ettiği baba konuştu; cinsiyet tartışmaları alevlendi
Tuvalet

Amerika Birleşik Devlet'nin Virginia eyaletinde 14 yaşındaki bir kız öğrenci, okulunun tuvaletinde tecavüze uğradı. Kızın babası Scott Smith, "Eğer kızıma tecavüz eden kişi etek giyip kadınlar tuvaletine girmeseydi bunlar yaşanmayacaktı diyerek" tepki gösterdi. Tartışmalar alevlendi
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Virginia eyaletinde geçen mayısta bir trans öğrenci tarafından tecavüze uğrayan 14 yaşındaki kızın babası, "Eğer kızıma tecavüz eden kişi etek giyip kadınlar tuvaletine girmeseydi bunlar yaşanmayacaktı" diyerek ülke genelinde cinsiyet tartışmalarının yeniden alevlenmesine neden oldu.

Mahkum olan 14 yaşındaki trans öğrenci, okulun kurallarına göre kadınlar tuvaletini kullanma hakkına sahipti. Mayıs ayındaki tecavüz olayı da ABD'de yıllardır tartışma konusu transseksüellerin "hangi tuvalete gitmesi gerektiği" sorununu tekrar başlattı.

"Bu ideolojik yüzleşme"
Amerikalıların yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendiren bu ideolojik kavgada iki taraf karşı karşıya geliyor: Bir yanda Cumhuriyetçi muhafazakarlar, trans bireylerin doğum cinsiyetlerine uygun tuvaletleri kullanmalarını istiyor.

Diğer yanda ise bu konularda daha ilerici bir bakış açısına sahip Demokratlar, trans bireylerin, kendilerini özdeşleştirdikleri cinsiyet kimliğine uygun soyunma odaları ve tuvaletlere gitmelerine izin vermek istiyor.

https://tr.euronews.com/2021/10/29/abd-de-trans-ogrencinin-bir-k-za-tecavuz-etmesi-cinsiyet-tart-smalar-n-alevlendirdi

97
Din & Felsefe / Çocuk Tanrıdan Gerçekçi Özneye: Bir Soru-Cevap Metni
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 20 Nisan 2026, 12:12:15 öö »
Çocuk Tanrıdan Gerçekçi Özneye
Eksiklik, Askı ve Tutrak Üzerine Bir Soru-Cevap Metni

Bazı insanlar büyür ama olgunlaşmaz.
Yaş alırlar ama dünya ile ilişkileri çocukça kalır.
İstekleri engellenince dağılır, gecikince öfkelenir, reddedilince küçülmüş hissederler.
Sanki dünya onların arzusu etrafında dönmek zorundaymış gibi yaşarlar.

Biz buna neden çocuk tanrı diyoruz?
Ve daha önemlisi: Bir insan bu hâlden nasıl çıkar?

1. “Çocuk tanrı” ne demektir?

Çocuk tanrı, kendi arzusunu dünyanın merkezi sanan öznedir.
Her şeyin kendi isteğine göre akması gerektiğini düşünür. Gecikmeyi hakaret, engeli saldırı, reddi ise küçültülme gibi yaşar. Buradaki “tanrı” gerçek kudreti değil, kudret vehmini anlatır. Çünkü çocuk tanrı aslında güçlü değildir; çoğu zaman kırılgandır. Onu sertleştiren şey sağlamlık değil, sınırla sağlıklı ilişki kuramayışıdır.

2. Çocuk tanrının asıl problemi nedir?

Asıl problem, sınırla karşılaşamamasıdır.
Çocuk tanrı için dünya, kendisine cevap vermesi gereken bir alan gibidir. O yüzden gerçekliğin ilk dersi ona hep bir saldırı gibi gelir: herkes seni onaylamayacak, her istediğin hemen olmayacak, her kayıp telafi edilmeyecek. Çocuk tanrı bu bilgiyi büyümenin şartı gibi değil, benliğine yönelmiş bir darbe gibi yaşar.

3. O halde dönüşümün ilk adımı nedir?

İlk adım, “hayır”ı hakaret gibi değil, gerçeklik dersi gibi okumaktır.
Özne tam burada doğmaya başlar. Çünkü insan, arzusunun evrenin yasası olmadığını anladığında ilk kez kendisiyle dünya arasına gerçek bir ilişki kurar. Bu küçülmek değil, yerini bulmaktır. Dünya benim için kurulmuş değildir. Ben de dünyanın tek merkezi değilim. Çocuk tanrının ilk çözülüşü burada başlar.

4. İkinci adım nedir?

İkinci adım, eksiklik terbiyesidir.
Yani her istediğine sahip olamamakla dağılmamayı öğrenmek. Eksiklik çoğu insana felaket gibi görünür. Oysa gerçekçi özne, eksikliğin hayatın yapısına ait olduğunu kabul eder. Arzu her zaman tamamlanmaz. Bazen kayıp olur, bazen mahrumiyet, bazen bekleme. İnsan burada ya taşkınlığa gider ya da olgunlaşır.

5. “Eksiklik” derken Lacan’a mı yaklaşıyoruz?

Evet, burada Lacan’a bir göz kırpmak mümkündür.
Çünkü eksiklik, gerçekten de öznenin yapısal bir meselesidir; insan kapalı ve tamamlanmış bir bütün değildir. Arzu da çoğu zaman bu kapanmayan açıklıktan doğar. Ama burada durmuyoruz. Bizim için eksiklik yalnızca simgesel düzenin açığı ya da arzunun sonsuz ertelenişi değildir. Eksiklik aynı zamanda ontolojik bir eşiktir. İnsan, sadece “tam olamayan” değil; tam olamayacağını taşıyarak kurulan varlıktır. Yani Lacan’a selam veriyoruz; ama eksikliği yalnız psikanalitik değil, ontolojik ve etik bir düzleme de taşıyoruz.

6. Üçüncü aşama nedir?

Üçüncü aşama, askı kurmaktır.
Yani arzu ile edim arasına mesafe koymak. İstediğin şeyi hemen yapmamak. Öfkelendiğinde hemen saldırmamak. Kırıldığında anında yıkmamak. Dürtüyle fiil arasına bir eşik koymak. Askı burada pasiflik değildir; öznenin ilk iç disiplini budur.

7. Askı neden bu kadar önemli?

Çünkü etik tam burada başlar.
Çocuk tanrı, içinden geçeni hemen dünyaya boca etmek ister. Gerçekçi özne ise dürtünün her zaman yasa olmadığını bilir. İnsanı insan yapan, yalnız yoğun hissetmesi değil; hissettiğini taşıyabilmesidir. Askı, taşkınlığın önüne kurulan ilk barajdır.

8. Dördüncü aşama nedir?

Dördüncü aşama, kırılganlığı teşhis etmektir.
Çocuk tanrı çoğu zaman kendini güçlü sanır; ama öfkesinin altında kırılganlık vardır. Engellenmeye tahammülsüzlüğünün altında incinmişlik, hiddetinin altında küçülme korkusu vardır. Gerçekçi özeye geçiş, “beni engellediler” dilinden “ben burada yaralandım” diline geçmeyi gerektirir.

9. Bu neden zor?

Çünkü öfke, yaradan daha kolay taşınır.
Yara insanı çıplak bırakır; öfke ise ona sahte kudret verir. Bu yüzden birçok insan acısını hissetmek yerine saldırganlaşır. Vampirleşme tam burada başlar: kendi iç boşluğunu başkasını kullanarak doldurmaya çalışma. Oysa gerçekçi özne, önce yarasını görür. Yarayı görmek çöküş değil; sahte kudretten çıkıştır.

10. Beşinci aşama nedir?

Beşinci aşama, tutrak kurmaktır.
Tutrak, öznenin gerilim altında dağılmamasını sağlayan iç dayanak demektir. Askıyı mümkün kılan, tutuluşu sürdüren, taşkınlığı geciktiren iç mesnet budur. İnsan yalnız dış kurallarla değil, iç tutrakla ayakta kalır. Eksikliği, gecikmeyi, kaybı, reddedilmeyi, kırgınlığı ve arzuyu taşımayı mümkün kılan şey budur.

11. Tutrak olmadan ne olur?

Tutrak zayıfsa özne dış dayanaklara koşar.
Maddeye, ekrana, onaya, görünürlüğe, ideolojik sarhoşluğa, ilişki bağımlılığına ya da şiddete. Çünkü içeride taşınamayan gerilim, dışarıda sahte tutrak arar. Bu yüzden bağımlılık çoğu zaman haz meselesi değil, taşıma kapasitesi meselesidir.

12. O halde gerçekçi özne kimdir?

Gerçekçi özne, arzusu engellendiğinde dağılmayan öznedir.
Eksikliği hakaret gibi yaşamayan, gecikmeyi ontolojik küçülme saymayan, dürtü ile edim arasına mesafe koyabilen, yarasını öfkeye çevirmeden görebilen ve içeride tutrak kurabilen öznedir. Kusursuz değildir; ama taşkınlığı karakter sanmaz. Kırılganlığını inkâr etmez. Dünyanın kendi dışında da bir ritmi olduğunu kabul eder.

13. Bu dönüşüm yalnız bireyin meselesi midir?

Hayır.
Hiçbir özne boşlukta kurulmaz. Aile ilk ritmi verir. Okul ilk kamusal askıyı kurar. Şehir, taşkınlığı ölçüye çağıran görünmez eşikler üretir. Eğer aile sınır koyamıyorsa, okul yalnız performans makinesine dönüşmüşse, şehir de insana sürekli hoyratlık öğretiyorsa; çocuk tanrının gerçekçi özneye dönüşmesi çok daha zor olur.

14. Bugünün büyük problemi nedir?

Bugünün dünyası çocuğa ve gence çok sayıda uyarı veriyor ama çok az tutrak veriyor.
Hız veriyor ama ritim vermiyor. Görünürlük veriyor ama iç merkez vermiyor. Arzu veriyor ama eşik vermiyor. O yüzden modern gençlik krizlerini yalnız bireysel zaaf diye okumak eksik olur. Sorun sadece gençte değil; onu taşıyacak eşiklerin zayıflamış olmasındadır.

15. Çocuk tanrı ne zaman ölür?

Çocuk tanrı, arzusu ilk kez engellendiğinde ölmez.
Hatta çoğu zaman tam orada öfkelenerek daha da büyür.
Asıl dönüşüm, o engellenmeyi dağıtmadan taşıyabildiği anda başlar.

Çünkü özne, arzusu ilk kez durdurulduğunda değil;
o durdurulmayı taşıyabildiğinde kurulur.

Ertuğrul Tulpar
20 Nisan 2026

EKSEN
Teşhis Et · Yık · Kur

99
Birinin bir yazısında otizm konusu geçince yazasim geldi.Hayatta hep birşeyler var diyordum kendimde ve bunu 30 ki yaşlarımda DEHB teşhisi alarak öğrendim. Ve yolumu buna göre çizmeye çalışıyorum. Lakin şunu dike getirmek istiyorum. O psikog görevini bırakın çünkü sizin işiniz su problemin var demek değil Bu sizin yetki alanınız değil.

Ve DEHBLİ biri iken bunun hakkında benİ araştırmaya ve gelişim için uğraş vermem gerekirken adam kalkmış bana Oblomov Tembellik oku diyor. Vay AQ
Bir gün bana düzelttim dediğiniz çocuk ile konuşurken çocuk şizofren hayır bu ne perhiz bu ne lahana Turşusu

Umarım merdiven altı yaptığınız işte tekrar bu şekilde yapmıyorsunuzdur. Biraz daha gayret 😉
100
Din & Felsefe / ONTOLOJİK GERİLİM TEORİSİ: TOPLU ÇERÇEVE
« Son İleti Gönderen: Ertugrul Tulpar 19 Nisan 2026, 11:17:14 ös »
Ontolojik Gerilim Teorisi
Kötülük, Acı ve İnsanın Gerilimde Kalma Kapasitesi Üzerine Toplu Bir Çerçeve
Ertuğrul  Tulpar

1. Giriş: Problem Nerede?

Felsefe tarihinde kötülük problemi, çoğunlukla şu soru etrafında kurulmuştur:

Eğer Tanrı mutlak iyi ve mutlak kudretliyse, kötülük neden vardır?

Bu soru özellikle masum acı karşısında keskinleşir.
Bir çocuğun acısı, bir bebeğin ölümü, bir suçsuzun ezilmesi, bir doğal afetin altında kalan hayatlar… Bunlar yalnız teorik değil, varoluşsal olarak da sarsıcıdır.

Klasik tartışmalar burada üç ana yola ayrılır:

Birinci yol, kötülüğü açıklamaya çalışır.
İkinci yol, kötülüğü Tanrı’ya karşı delil olarak kullanır.
Üçüncü yol ise kötülüğün anlamsızlığını kabul eder ama yine de yaşamayı sürdürür.

Fakat bu üç yaklaşımın ortak bir varsayımı vardır:

Kötülük bir problemdir.

Ontolojik Gerilim Teorisi tam da burada devreye girer ve bu varsayımı sorgular.
Belki de kötülük, çözülmesi gereken bir problem değildir.
Belki de kötülük, varoluşun yapısına içkin bir gerilimdir.

Teorinin temel tezi budur:

Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.


---

2. Klasik Yaklaşımlar: Üç Büyük Hat

A. Teodise: Açıklama Çabası

Teodise, kötülüğü ilahî düzen içinde açıklamaya çalışır.
Burada temel amaç, Tanrı’nın iyiliği ile dünyadaki kötülüğü bağdaştırmaktır.

Örneğin:

Augustine, kötülüğü iyiliğin eksikliği olarak düşünür.

Leibniz, bu dünyayı “mümkün dünyaların en iyisi” olarak savunur.


Bu yaklaşımın gücü şuradadır:
Kötülüğü tamamen anlamsız bırakmaz.

Ama sınırı da şuradadır:
Özellikle masum acı karşısında, açıklama çoğu zaman teselli üretmez.
Bir çocuğun gözyaşı, teorik gerekçelendirmeyi aşar.

B. Ateistik Red: Çelişki İddiası

Bu yaklaşım kötülüğü şöyle okur:

Eğer Tanrı iyi ise bunu istememeli,

Eğer kudretli ise bunu engelleyebilmeli,

O halde kötülük varsa ya Tanrı yoktur ya da klasik anlamda düşünüldüğü gibi değildir.


Burada kötülük, Tanrı hipotezine karşı bir delil haline gelir.

Bu yaklaşımın gücü, problemin sertliğini gizlememesidir.
Ama sınırı şuradadır:
Tanrı’yı reddetmek, acıyı ortadan kaldırmaz.
Soruyu yalnız yer değiştirir.

C. Varoluşçu Direniş: Anlamsızlık İçinde Kalmak

Burada kötülük açıklanmaz; ama yok da sayılmaz.

Camus çizgisinde insan, anlamsızlık karşısında yine de yaşamayı sürdürür.
Dostoyevski’de ise mesele daha sert hale gelir.

Özellikle Ivan Karamazov’un tutumu şudur:

“Tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kurulacak bir düzeni kabul etmiyorum.”

Bu, klasik ateizmden de serttir.
Çünkü burada yalnız Tanrı reddedilmez; ahlâkî olarak kabul edilemez olan şey yüzünden düzenin kendisi reddedilir.


---

3. Dostoyevski Kırılması: “Bir Çocuğun Gözyaşı”

Ontolojik Gerilim Teorisi açısından Dostoyevski belirleyici bir eşiktir.

Ivan Karamazov’un itirazı kabaca şöyledir:

Dünya anlamlı olabilir,

Sonunda her şey telafi edilebilir olabilir,

Cennet var olabilir,

Tanrı var olabilir,


ama eğer bütün bu düzen tek bir çocuğun gözyaşı üzerine kuruluyorsa, bu düzen reddedilmelidir.

Bu tavır çok önemlidir.
Çünkü burada mesele yalnız mantıksal çelişki değildir.
Burada mesele ahlâkî isyandır.

Ivan’ın radikal hamlesi “Tanrı yok” demek değildir.
Daha serttir:

“Biletimi iade ediyorum.”

Yani:
Anlam olsa da, düzen olsa da, telafi olsa da, kabul etmiyorum.

Bu, kötülük probleminin en yüksek ahlâkî biçimlerinden biridir.

Ontolojik Gerilim Teorisi, bu isyanı hafife almaz.
Tam tersine, onun ciddiyetini kabul eder.
Evet, bazı acılar gerçekten kabul edilemezdir.
Evet, masum acı gerekçelendirilemez.
Evet, hiçbir teori bir çocuğun gözyaşını temizleyemez.

Ama tam burada teori yeni bir soru sorar:

Kabul edilemeyen bir şey, yine de ontolojik olarak iptal edilemezse ne olur?

İşte Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorudan doğar.


---

4. Problemin Yeniden Formülasyonu

Klasik soru şuydu:

Kötülük neden var?

Ontolojik Gerilim Teorisi bu sorunun altında gizli bir varsayım görür:

Kötülük, ortadan kaldırılabilir bir şeymiş gibi sorulmaktadır.

Oysa belki de sorun şudur:

Kötülük niçin var değil,

Bu gerilim altında varoluş nasıl sürer?


Yani sorun epistemolojik değil, ontolojiktir.

Bunu şöyle formüle edebiliriz:

Masum acı açıklanamaz.
Masum acı meşrulaştırılamaz.
Masum acı telafiyle temizlenemez.
Ama buna rağmen varoluş onun altında sürer.

Buradan şu sonuç çıkar:

Kötülük bir açıklama açığı değil; bir varlık gerilimidir.


---

5. Ontolojik Gerilim Nedir?

Ontolojik Gerilim Teorisi’ne göre varlık, tam ve kapanmış bir uyum değildir.
Eksiklik, kırılganlık, acı, ölüm, kayıp, çözülme ve şiddet ihtimali varoluşun dışındaki kazalar değil, onun yapısal eşikleridir.

Bu şu demektir:

Varlık tam değildir.

Düzen kendiliğinden verilmiş değildir.

İnsanın yaşadığı dünya, gerilimsiz bir bütün değildir.

İyi ile kötü, düzen ile çözülme, anlam ile yıkım aynı varoluş alanında birlikte bulunur.


Dolayısıyla gerilim, sistem dışı bir arıza değil; sistemin yapısal şartıdır.

Bu yüzden teorinin kısa formülü şudur:

Gerilim ontolojiktir.

Bu cümle, hayatın özünde bir eksik, kırılgan ve taşınması zor yapı bulunduğunu kabul eder.


---

6. Entropi ile Yapısal Paralellik

Bu noktada fiziksel entropi kavramı bize yardımcı olabilir.

Entropi, kapalı sistemlerin zamanla düzensizliğe yöneldiğini söyler.
Yani düzen kendiliğinden korunmaz; çözülme eğilimi yapısaldır.

Bu düşünceyi doğrudan metafizik kanıt gibi değil, yapısal benzetme gibi kullanırsak şunu görürüz:

Nasıl fiziksel sistemler çözülme eğilimi altındaysa,

Varoluş da gerilimsiz bir tamlığa akmaz.


Düzen, korunması gereken bir şeydir.
Anlam, sürdürülmesi gereken bir şeydir.
İnsan, çözülmenin olmadığı yerde değil, çözülme eğilimi altında yaşar.

Bu yüzden Ontolojik Gerilim Teorisi şunu söyler:

Gerilimsiz düzen düşüncesi, entropisiz sistem düşüncesi kadar yanıltıcıdır.

Gerçek olan şey, tam bir huzur değil;
düzen ile çözülme arasındaki sürekli gerilimdir.


---

7. İnsan Nedir? Yeni Tanım

Buradan insan anlayışı da değişir.

Modern düşünce çoğu zaman insanı:

mutluluk arayan,

acıyı azaltmak isteyen,

tatmine yönelen varlık


olarak tarif eder.

Ontolojik Gerilim Teorisi ise daha sert bir tanım önerir:

İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.

Bu çok önemli bir kaymadır.

İnsan artık:

çözüm varlığı değil,

taşıma varlığıdır.


Burada “taşıma” pasif katlanma değildir.
Bu, varoluşun kırılgan yapısını inkâr etmeden sürdürebilme kapasitesidir.

Bu yüzden insanı en özlü biçimde şöyle tanımlayabiliriz:

İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.

Bu cümle, teorinin insanî merkezidir.


---

8. Ontolojik Taşıma Nedir?

Burada “ontolojik taşıma” kavramı devreye girer.

Ontolojik taşıma:

acıyı iyi ilan etmek değildir,

acıyı meşrulaştırmak değildir,

acıya teslim olmak değildir,

acıyı kutsamak değildir.


Ontolojik taşıma şudur:

Açıklanamayan, gerekçelendirilemeyen ve iptal edilemeyen bir gerilim altında var olmayı sürdürebilme kapasitesi.

Başka bir deyişle:

kabul edilemeyeni inkâr etmeden,

onu hemen teorik çözüme çevirmeden,

ama onun yüzünden varoluşu da tümüyle terk etmeden kalabilmek.


Burada taşıma etik bir tercih olmaktan önce ontolojik bir zorunluluktur.
Çünkü bazı şeyler reddedilebilir, ama silinemez.
Bazı şeyler kabul edilemez, ama yok olmaz.

İnsan tam bu eşikte belirir.


---

9. Kırılma, Kapasite ve Eşik

Bu teori açısından kırılma da yeniden düşünülmelidir.

Kırılma her zaman ahlâkî zayıflık değildir.
Çoğu zaman kapasitenin sınırıdır.

Bir varlık ne kadar gerilim taşıyabiliyorsa, o kadar sürer.
Belirli bir eşik aşıldığında çözülme başlar.

Bu yüzden:

bazı özneler gerilim karşısında dağılır,

bazıları fanatizme kaçar,

bazıları nihilizme savrulur,

bazıları şiddete yönelir,

bazıları taşımayı başarır.


Burada belirleyici olan şey, gerilimin varlığı değil;
taşıma kapasitesidir.

Kısa formül:

Kırılma, başarısızlık değil; kapasitenin sınırıdır.


---

10. Teori Ne Söyler, Ne Söylemez?

Ontolojik Gerilim Teorisi’nin yanlış anlaşılmaması gerekir.

Teori şunu söylemez:

Acı iyidir.

Kötülük gereklidir, o yüzden sorun değildir.

İnsan acıyı azaltmaya çalışmamalıdır.

Masum acı karşısında sessiz kalmak gerekir.


Teori şunu söyler:

Acı tamamen ortadan kaldırılamaz.

Kötülük tümüyle sistem dışına atılamaz.

Masum acı gerekçelendirilerek temizlenemez.

İnsan, bu gerilim altında yine de var olmak zorundadır.


Yani bu teori, kötülüğü normalleştirmez;
ama onu ontolojik olarak ciddiye alır.


---

11. Dostoyevski ile Nihai Hesaplaşma

Burada yeniden Dostoyevski’ye dönelim.

Dostoyevski haklıdır:
Bir çocuğun gözyaşı kabul edilemez.

Teodise burada yetersiz kalır.
Hiçbir sistem bunu tam temizleyemez.

Ama Ontolojik Gerilim Teorisi de şunu ekler:

Bu kabul edilemez olan şey, ontolojik olarak iptal edilemez.

Dolayısıyla iki hakikat karşı karşıya gelir:

Ahlâkî hakikat: Bu acı reddedilmelidir.

Ontolojik hakikat: Bu acı tümüyle silinemez.


İnsan tam burada doğar.

Ne yalnız reddeden,
ne yalnız açıklayan,
ne yalnız inkâr eden,
ne de yalnız teslim olan varlık olarak.

İnsan, tam burada:

gerilimde kalabilen varlık olarak belirir.


---

12. Sonuç: Nihai Formül

Ontolojik Gerilim Teorisi’nin nihai sonucu şudur:

Kötülük problemi, klasik biçimiyle yanlış kurulmuştur.
Kötülük, çözülmesi gereken bir problem değil; varoluşun ontolojik yapısına içkin bir gerilimdir.

Bu nedenle mesele:

kötülüğü açıklamak değil,

kötülüğü tamamen silmek değil,

kötülüğü teorik olarak temize çekmek değil,


şudur:

Bu gerilim altında varoluş nasıl sürdürülür?

Ve bu noktada insanın tanımı da değişir:

İnsan, gerilimi ortadan kaldıran değil; belirli bir eşik içinde gerilimde kalabilen varlıktır.

Daha da kısa söylersek:

Gerilim ontolojiktir.
Taşıma insana aittir.

Ve son cümle:

İnsan, kabul edemediğini taşımak zorunda olan varlıktır.
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]