21
Din & Felsefe / Ynt: YUSUF'U KAYBETTİM KENAN İLİNDE
« Son İleti Gönderen: psikolog 05 Ocak 2026, 03:52:42 ös »III.5. Neden Dönüşmez?
Bu bölümün merkez sorusu artık açıkça yanıtlanabilir: Yusuf kıssasında ensestüel yapı neden fiilî şiddete dönüşmez?
Çünkü:
• Yasa zayıflamış, fakat tamamen çökmemiştir.
• Utanç bastırılmış, fakat bedene yazılmamıştır.
• Beden, nesneleşmenin son eşiğine kadar itilmiş; ancak mutlak ihlale teslim edilmemiştir.
• Kuyu, bu askıya almanın simgesel mekânı olarak işlev görmüştür.
Dolayısıyla kıssa, şiddetin “olmadığı” bir hikâye değil; şiddetin son anda durdurulduğu bir yapısal kırılma anlatısıdır.
III.1 Ensestüel İklim: Fiil Değil, Yapı
Bu çalışmada “ensestüel” kavramı, fiilî cinsel eylemleri tanımlamak üzere değil; aile içi ilişkilerde sınırların bulanıklaştığı, kuşaklar arası ve yatay bağların simgesel olarak karıştığı bir yapısal iklimi ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Bu kullanım, kavramı ahlaki ya da hukuki bir suç kategorisi olmaktan çıkararak, psikanalitik–yapısal bir analiz düzlemine taşır. Dolayısıyla burada söz konusu olan, gerçekleşmiş bir ihlal değil; ihlalin mümkün hâle geldiği, ancak fiile dönüşmediği bir eşik durumudur.
Yusuf kıssasında bu ensestüel iklim, sevginin ayrıştırıcı biçimde dağıtılmasıyla ortaya çıkar. Baba figürünün Yusuf’a yönelttiği ayrıcalıklı sevgi, kardeşler açısından yalnızca kıskançlık değil; daha derin bir düzeyde, öznel yer kaybı ve değersizleşme deneyimi üretir. Bu deneyim, kardeşler arası ilişkinin yatay bir rekabetten çıkıp, bedeni ve özneyi hedef alabilecek bir gerilim alanına dönüşmesine zemin hazırlar. Ancak bu gerilim, kıssada fiilî bir cinsel ya da bedensel ihlalle sonuçlanmaz.
Psikanalitik açıdan bu durum, ensestüel yapının her zaman fiil üretmediğini; fiilin ortaya çıkabilmesi için simgesel yasanın bütünüyle askıya alınması gerektiğini gösterir. Yusuf kıssasında yasa zayıflamış, ancak tamamen susmamıştır. Utanç bastırılmış, fakat yok olmamıştır. Bu nedenle arzu, doğrudan bedene yazılamaz; şiddet, simgesel bir dışlama biçiminde kalır.
Bu bağlamda ensestüel iklim, kıssada bir “olmuş bitmişlik” değil; askıda kalmış bir olasılık olarak belirir. Anlatının yapısal önemi de tam burada ortaya çıkar: Yusuf kıssası, ensestüel bir atmosferin nasıl oluştuğunu değil; bu atmosferin hangi koşullarda fiile dönüşmediğini gösteren nadir örneklerden biridir. Bu da kıssayı, ahlaki bir ibret anlatısından ziyade, sınırların, yasanın ve bedenin ilişkisini düşünmeye imkân veren teorik bir model hâline getirir.
III.2 Utanç ve Nesneleşmenin Askıya Alınması
Yusuf kıssasında utanç, bireysel bir ahlak duygusu ya da içsel bir suçluluk deneyimi olarak değil; nesneleşmeyi durduran yapısal bir eşik olarak işlev görür. Psikanalitik açıdan utanç, öznenin bütünüyle nesne konumuna düşmesini engelleyen son affektif savunma hattıdır. Bu savunma hattı çöktüğünde, beden artık yalnızca temsil edilen değil; doğrudan müdahale edilen bir yüzeye dönüşür. Bu bağlamda beden, biyolojik bir organizma olarak değil; Lacanyen topolojide anüs örneği üzerinden düşünülebilecek şekilde, öznenin nesneye indirgenmesini durduran bir sınır yüzeyi olarak ele alınmaktadır.
Kardeşlerin Yusuf’a yönelttiği şiddet niyeti, bu noktada kritik bir sınırda durur. Yusuf aşağılanır, dışlanır ve simgesel olarak aile anlatısından çıkarılır; ancak bedeni bütünüyle sahiplenilen ya da tüketilen bir nesne hâline gelmez. Utanç, bastırılmış olmasına rağmen, bütünüyle yok olmamıştır. Bu nedenle şiddet, öznenin bedeni üzerinde süreklilik kazanamaz.
Utancın burada oynadığı rol, suçlulukla karıştırılmamalıdır. Suçluluk, yasayla kurulan bir ilişkidir; ihlalin ardından ortaya çıkar. Utanç ise yasanın zayıfladığı, fakat henüz tamamen çökmemiş olduğu anlarda belirir. Yusuf kıssasında yasa işlev kaybetmeye yüz tutmuş; ancak utanç, fiilî ihlalin önünde bir eşik oluşturarak bedensel nesneleşmeyi askıya almıştır.
Bu askıya alma, mutlak bir koruma sağlamaz; Yusuf’un maruz kaldığı travmayı ortadan kaldırmaz. Ancak bedenin mülk hâline gelmesini, süreklilik kazanmış bir şiddet döngüsüne girmesini engeller. Kuyu, bu askıya almanın mekânsal karşılığıdır: bedenin erişilemez kılındığı, bakışın ve müdahalenin sınırlandığı bir ara mekân.
Bu yönüyle utanç, Yusuf kıssasında bastırılması gereken bir duygu değil; çökmesi durumunda şiddetin geri dönüşsüzleşeceği bir eşik olarak belirir. Nesneleşmenin askıya alınması, ahlaki bir tercih değil; yapısal bir zorunluluğun sonucudur. Kıssa, bu zorunluluğun kırılganlığını gösterirken, aynı zamanda şiddetin neden her zaman fiile dönüşmediğini de açıklığa kavuşturur.
Son İletiler