21
Din & Felsefe / Ynt: YUSUF'U KAYBETTİM KENAN İLİNDE
« Son İleti Gönderen: psikolog 05 Ocak 2026, 03:49:43 ös »I. Kıssa, Şiddet ve Yapısal Gerilim
Yusuf kıssası, yüzeyde sakin ve ahlaki bir anlatı gibi ilerlese de, yapısal düzeyde yoğun bir şiddet potansiyeli barındırır. Kardeşler arası kıskançlık, dışlama ve yok etme arzusu, anlatının erken safhalarında açıkça sahneye konur. Buna rağmen kıssa, beklenen biçimde bir cinayetle ya da doğrudan bedensel ihlalle sonuçlanmaz. Bu durum, anlatının ahlaki bir “iyi niyet” öğretisinden ziyade, şiddetin hangi koşullarda askıya alındığını gösteren bir yapısal düzenek sunduğunu düşündürmektedir.
Şiddet, burada ani bir patlama ya da kontrolsüz bir taşkın olarak değil; uzun süreli bir gerilim hattı olarak inşa edilir. Yusuf’un babası Yakub’un sevgisinin eşitsiz dağılımı, kardeşler arasındaki simgesel dengeyi bozar. Bu bozulma, yalnızca duygusal bir kırgınlık üretmez; aynı zamanda yasa işlevinin zayıfladığı bir alan açar. Sevginin tek bir figür üzerinde yoğunlaşması, diğer kardeşleri simgesel düzenin dışına iter ve şiddet arzusunu mümkün kılan bir boşluk yaratır.
Bu noktada anlatı, şiddeti ahlaki bir sapma olarak değil, yapısal bir sonuç olarak kurar. Kardeşlerin Yusuf’a yönelik öfkesi, bireysel kötülükten ziyade, sınırların belirsizleştiği bir düzlemde ortaya çıkar. Yasa bütünüyle ortadan kalkmamış, ancak yeterince işlememektedir. Bu ara durum, şiddetin niyet düzeyinde yoğunlaşmasına rağmen fiile dönüşmemesinin temel koşulunu oluşturur.
Yusuf’un kuyuya atılması, bu yapısal gerilimin doruk noktasıdır. Kuyu, burada şiddetin gerçekleştiği bir mekân değil; tam tersine, şiddetin bedensel ihlale dönüşmeden durdurulduğu simgesel bir eşik olarak işlev görür. Cinayet ihtimali, kuyu aracılığıyla askıya alınır; beden ortadan kaldırılmaz, ancak görünmez kılınır. Böylece anlatı, şiddeti yok etmek yerine sınırlandıran bir çözüm üretir.
Bu bağlamda kuyu, anlatının merkezinde yer alan kritik bir yapısal öğedir. O, hem düşüşü hem de hayatta kalmayı mümkün kılan çift anlamlı bir mekân olarak işlev görür. Yusuf kuyuya düşer; ancak bu düşüş, geri dönüşü olmayan bir yok oluşa değil, şiddetin ertelendiği bir geçiş alanına açılır. Anlatının bu tercihi, şiddetin kaçınılmaz olmadığına; belirli yapısal koşullar altında askıya alınabileceğine işaret eder.
Bu bölümde ortaya konan çerçeve, Yusuf kıssasının ahlaki bir örnek olmanın ötesinde, şiddetin sınırlandığı bir yapısal model sunduğunu göstermektedir. Bir sonraki bölümde bu model, psikanalitik–yapısal kavramlar aracılığıyla daha ayrıntılı biçimde ele alınacak; özellikle yasa, sınır ve beden arasındaki ilişkinin bu askıya alma sürecini nasıl mümkün kıldığı tartışılacaktır.
Bu noktada Yusuf kıssasında şiddetin neden fiile dönüşmediği sorusu, yalnızca anlatısal bir tercih ya da ahlaki bir mesaj olarak ele alınamaz. Şiddetin askıya alınmasını mümkün kılan bu yapı, bireysel niyetlerin ötesinde, simgesel bir düzenin hâlâ işliyor olmasına işaret eder. Dolayısıyla meselenin, kişiler arası ilişkilerden ziyade, yasa, sınır ve beden arasındaki yapısal ilişki üzerinden düşünülmesi gerekmektedir. Bu ilişkiyi kavramsal düzeyde görünür kılabilmek için, şimdi psikanalitik–yapısal çerçeveye, özellikle de Lacanyen kuramın sunduğu kavramsal araçlara başvurmak kaçınılmaz hâle gelmektedir.
Son İletiler