Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
12
Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinselliği biyolojik bir kaderden ziyade aile içi ilişkiler ve erken çocukluk dönemi (özellikle ödipal dönem) dinamiklerine bağlar. Ona göre çocukluktaki ebeveyn tutumları ve aynı cins akranlar tarafından dışlanma gibi süreçler cinsel yönelimi etkiler.Geleneksel Psikolojide ve Uzman Yaklaşımında DurumBilimsel ve Tıbbi Kabul: Dünya genelindeki davranışsal ve sosyal bilimler ile ruh sağlığı örgütleri, eşcinselliği bir hastalık veya bozukluk olarak değil, insan cinselliğinin normal bir varyasyonu olarak kabul eder.Hüseyin Kaçın’ın Görüşleri: Kaçın ise eşcinselliğin aile temelli bir süreç olduğunu, anne-baba ilişkilerindeki çatışmaların ya da babanın eksikliğinin çocukta bu yönelimin gelişmesinde etkili olduğunu savunur.Çocuklarda Cinsel Kimlik GelişimiÇocuklar 2,5 - 3 yaşından itibaren kendi cinsiyetlerini fark etmeye başlar.Renklere, oyuncaklara veya oyunlara atfedilen geleneksel roller (örneğin erkek çocuğun pembe rengi sevmesi) tek başına bir cinsel yönelim belirtisi veya gelişimsel sorun değildir.Net cinsel yönelimler genellikle ergenlik döneminde ve sonrasında belirginleşir.Uzmanların ortak uyarısı, çocukların geçici meraklarını veya davranış kalıplarını etiketlemeden, onlara baskı uygulamadan güvenli bir gelişim alanı sunulması gerektiğidir.Eğer isterseniz:Ergenlik dönemi ve cinsel kimlik gelişimi hakkında bilimsel verileri,Veya ailelerin bu süreçte çocuğa yaklaşımında dikkat etmesi gerekenleri daha detaylı ele alabiliriz.Nasıl devam etmek istersiniz?
13
Herkese merhaba. Yazmayalı bir kaç ay oldu. Tekrardan biseyler yazmak istedim.
En son yazdığım yazıda Mekke ve Medine ile alakalı biseyler yazmıştım. Daha yeni gördüm bir şahıs yazdıklarım ile alakalı bazı şeyler yazmış. Kendime yeni obsesyon geliştirdiğimi ve bilgi kalitemin yetersiz olduğunu falan...
Öncelikle yazdıklarımı okuduğu icin teşekkür ederim. Yaptığınız yorumu yeni gördüm. Yorumdada aynen şöyle yazmış;
"Tebrikler Arabistan’da kendinize yeni bir obsesyon bulmuşsunuz. Yeterince bilgi kaliteniz olsaydı ve daha az obsesif biri olsaydınız yaratıcının Arabistan da yaşamadığını ve gerçekten nerede olduğunu bilirdiniz. O bizim de rabbimiz olduğu için türkiye iken de onu hissedebilirsiniz. Eğer gereklilikleri yaparsanız".
Öncelikle benim yazdıklarımın obsesif yönüm ile alakası yoktur. Mekke ve Medine şehirleri İslam'ın doğduğu şehir. Orası İslam'ın anne ve babası bir nevi. Orada Allah'ın beyti, Medine de efendimiz ve halifelerinin kabri var. Oranın ve buranın maneviyatı asla bir değil. Bir müslüman olarak eğer oraya giderseniz dediğim şeyi anlarsınız. Ya da gitmiş ve benim tattigim atmosferi tatmamista olabilirsiniz ama genellikle oraya giden insanlar aynı şeyi söyler. Oraya sadece ibadet amacı ile gidiyor, tavaf ediyor, kabeyi seyrediyor ve efendimiz ve sahabelerinin bastığı toprakları ziyaret ediyorsunuz. Bu anlamda sizde oldukça bir maneviyat ve farkındalık oluşuyor. Ama memleketinize döndüğünüzde tekrardan eski rutinlerinize çalışma hayatınıza ya da obsesif hayatınıza ister istemez geri dönüyorsunuz. Ve bir bunalıma girebiliyorsunuz. Yani anlattığım şey aslında oldukça tab'i ve beklenen birşey aslında. Çünkü bizi Allah ibadet için yaratmış. Sen sırf ibadet niyeti ile oraya gidince neden yaratıldığının şuuruna variyorsun. Orada çalışmıyor dünyalık için pek fazla ugrasmiyorsun.(Tabi bunu sadece Arabistan'a hac ve umre niyeti ile giden kişiler için söylüyorum). Allah'ım ben ne iyilik yaptimda beni evine ziyaret ettirdin diyorsun. Hal böyle iken allahla orada daha fazla ibadet ettiğin için kendini daha yakın hissederken ve oradaki yaratalis illetinin şuuruna varirken aynı zamanda İslam'a dair bir çok şeyi kesfederken bir Müslüman olarak nasıl oralara âsik olmayasın?. Eğer sizlere nasip olursa ne demek istediğimi tecrübe edince anlarsınız. Ayrıca Allah'ın orada yaşamadığıninda farkındayım. Allah'ın zaman ve mekandan münezzeh olduğunu dindar ve müderris biri olarak elbette farkındayım. Bizler burada da Allah'ın varlığını hissediyor ve buradada Allah'a aynı aşk ile muhabbet besliyoruz. Ama bunu fark etmeniz orada daha yüksek oluyor. Duygu daha fazla yaşanıyor. Çünkü orada Allah'ın evi ve peygamberi var.      Konu bitti

Geçen terapiye gittim. Hüseyin hoca ile gorsutum. Bazı sebeplerden dolayı en yakın kuzenim Melikeden ayrılmak zorunda kaldım. O benim annem ablam arkadaşım kuzenimdi. O benden ben ondan uzaklaşınca bir bunalıma girmisim. Hayatta başıma gelen her kötülükte melikede soluk alırdım o da bende. Birbirimize abla kardeş olarak iyi gelirdik. Ne ben onu kadın olarak görürdüm ne o beni erkek. Ama o ayrılınca bitmisim. Hayatta hicbisey bana zevk vermemeye baslamis. Yaptığım rutinlerin tadı yoktu. Kafam kötü olduğumu ağlama duvarim yoktu. Ama Hk bana şunu söyledi
Herşey Melike değil.
Melike herşey değil ve Melike ile bu kadar bağlanmanın bir önemi gerekliliği yok. Annen ve ablan gibi gördüğün için o sana çok çekici geliyordu. Ve onun yerine daha cekici birşey koyamadigin için hayatta sana hicbisey zevk vermiyor dedi. Ama Melike herşey değil dedi.
Ve şunu anladım;
Aslında eşcinsel olma sebebim anne ve babam. Bunu sürdüren melikeymis.
Hk bana evet senin kuzenin olarak kalmaya devam edebilir arada bir gorusebilirsin ama bu ona sürekli bağlı kalacagin anlamına gelmiyor ve bunu farkedip yapman gerekenleri yapmaya, hayatına devam edeceksin dedi. Aslında melike benim için bir konfor alaniymis. Ama senin buna ihtiyacın yok senin bir uğrasa ihtiyacın var dedi ve beni yine aydınlattı. Annem ve ablam ile aram bozuk ildugu için onu onlar gibi görmüşüm . Aynı zamanda bir kadın erkekle takılarak erillesmez. Ama bir erkek kadınla takılarak erilligini kaybeder. Çünkü kadınlar erkeklere erilligini kaybettirir dedi. Bu hayatta da böyle dedi. Evlenince kadın erkeğe erilligini kaybettirir ve onu kontrol etmeyi sever dedi. Bu iş hayatında da arkadaşlık ve dostluktada böyleymiş. Melike her iyi ve kötü olduğunda beni çağırirdi. Ama Hk bana emin ol çok mutlu olsaydı seni bu kadar evine ya da gezmeye cagirmazdi dedi ve hayır diyemedim. Çünkü bana haklı gibi geldi. Aslında melike beni bir nevi kullanıyormuş. Bilinç altında benimle rahatliyormus ve sürekli ona iyi gele gele onunla takıla takıla ben benliğimi kaybediyormusum. Yani erkekligimi. Aslında bende bir nevi onu kullanmis oluyorum. Ama bu ona zarar vermiyor çünkü o disilligini hiç kaybetmedi. Ama ben sürekli onunla takıla takıla hareketlerim bile ona benzemeye başladı. Mimiklerim vs. Belki hetero olsam bu kadar takilmazdim ama eşc olduğum için çok takıldım birde içindeki o boşluğu doldurdum onla  ve bir nevi ona dönüşmeye başladım. Zaten normal bir erkek bir kadını aman annem gibi aman ablam gibi aman ikizim gibi diyerek bu kadar yuceltmezmis bunu anladım. Ama ben çok yuceltmis ve çok takılmış ve kendimi eksiltmisim. Artık kararım net. Melike her zaman benim için farklı olacak bunu değiştirmem gereksede yapamam. Ama en azından daha mesafeli daha uzak olabilirim.  Kendim için. 🙏🏼
Sağlıcakla...........
14
Es ist keineswegs ungewöhnlich, dass homosexuelle Menschen Gefühle von Schuld, Unruhe, Einsamkeit oder sogar Depression bis hin zu starken Spannungszuständen erleben. Wenn man sich dazu gezwungen sieht, homosexuelle Handlungen auszuleben, obwohl diese dem eigenen Wesen und der inneren Identität widersprechen - oder wenn man den Drang danach nicht kontrollieren kann -, entsteht oft ein erheblicher psychischer Leidensdruck für Betroffene.

​Zudem ist Homosexualität hier nicht als Ausdruck einer freien Wahl aufzufassen, sondern als eine Entwicklung, die häufig auf Kindheitstraumata oder elterliche Vernachlässigung zurückzuführen ist. Unter diesem Blickwinkel betrachtet, stellt Homosexualität eine psychische Störung dar - eine Beeinträchtigung der sexuellen Neigung sowie der Identität.

​Daraus ergibt sich für die Psychologie als Wissenschaft die klare Verpflichtung, zu hinterfragen, ob ein homosexueller Lebensstil und die damit verbundene soziale Identität tatsächlich als „gesund“ gelten können. Die Forschung muss sich auch künftig der Verantwortung stellen, die Ursachen, die Struktur und mögliche Therapieansätze zu untersuchen. Vor diesem Hintergrund wäre es eine herabwürdigende und moralisch fragwürdige Haltung, denjenigen, die sich aus eigenem Antrieb von der Homosexualität lösen wollen, eine Behandlung zu verweigern oder pauschal zu behaupten, es handle sich nicht um eine heilbare Krankheit.

No es nada raro que los homosexuales experimenten sentimientos de culpa, inquietud, soledad o incluso depresión así como estados intensos de tensión. A menudo, las personas afectadas sufren una gran carga de sufrimiento psicológico cuando se sienten obligados a llevar a cabo actos homosexuales que contradicen su propia naturaleza y su identidad interior, o cuando no pueden controlar ese impulso. Asimismo, la homosexualidad no debe entenderse como la expresión de una elección libre, sino como un desarrollo que, con frecuencia, tiene su origen en traumas infantiles o en la negligencia parental. Según este punto de vista, la homosexualidad es un trastorno psicológico, caracterizado por una alteración de la inclinación sexual y de la identidad. Como consecuencia, para la psicología como ciencia surge la clara obligación de cuestionar si un estilo de vida homosexual y la identidad social asociada a él pueden considerarse realmente saludables. La investigación debería seguir asumiendo la responsabilidad de estudiar las causas, la estructura y los posibles enfoques terapéuticos. En este contexto sería una actitud degradante y moralmente cuestionable negar un tratamiento a quienes desean liberarse de la homosexualidad por iniciativa propia, o afirmar de manera general que no se trata de una enfermedad curable.

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir. Ayrıca eşcinsellik; özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve (anne-baba) ihmallerin bir sonucu gelişen bir durumdur. Bu açıdan baktığımızda da eşcinsellik ruhsal bir bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur. Bu neden psikoloji biliminin eşcinsel yaşam tarzının ve toplumsal kimliğin sağlıklı olup olmadığını ayrıştırma, eşcinselliğin nedenini, yapısını ve tedavisini araştırmaya devam etme sorumluluğu vardır, olmalıdır, olacaktır. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkanı sağlamamak, "bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir" demek gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur.
 https://escinselterapi.net/forum/index.php?board=24.0
15
Es ist keineswegs ungewöhnlich, dass homosexuelle Menschen Gefühle von Schuld, Unruhe, Einsamkeit oder sogar Depression bis hin zu starken Spannungszuständen erleben. Wenn man sich dazu gezwungen sieht, homosexuelle Handlungen auszuleben, obwohl diese dem eigenen Wesen und der inneren Identität widersprechen - oder wenn man den Drang danach nicht kontrollieren kann -, entsteht oft ein erheblicher psychischer Leidensdruck für Betroffene.

​Zudem ist Homosexualität hier nicht als Ausdruck einer freien Wahl aufzufassen, sondern als eine Entwicklung, die häufig auf Kindheitstraumata oder elterliche Vernachlässigung zurückzuführen ist. Unter diesem Blickwinkel betrachtet, stellt Homosexualität eine psychische Störung dar - eine Beeinträchtigung der sexuellen Neigung sowie der Identität.

​Daraus ergibt sich für die Psychologie als Wissenschaft die klare Verpflichtung, zu hinterfragen, ob ein homosexueller Lebensstil und die damit verbundene soziale Identität tatsächlich als „gesund“ gelten können. Die Forschung muss sich auch künftig der Verantwortung stellen, die Ursachen, die Struktur und mögliche Therapieansätze zu untersuchen. Vor diesem Hintergrund wäre es eine herabwürdigende und moralisch fragwürdige Haltung, denjenigen, die sich aus eigenem Antrieb von der Homosexualität lösen wollen, eine Behandlung zu verweigern oder pauschal zu behaupten, es handle sich nicht um eine heilbare Krankheit.

No es nada raro que los homosexuales experimenten sentimientos de culpa, inquietud, soledad o incluso depresión así como estados intensos de tensión. A menudo, las personas afectadas sufren una gran carga de sufrimiento psicológico cuando se sienten obligados a llevar a cabo actos homosexuales que contradicen su propia naturaleza y su identidad interior, o cuando no pueden controlar ese impulso. Asimismo, la homosexualidad no debe entenderse como la expresión de una elección libre, sino como un desarrollo que, con frecuencia, tiene su origen en traumas infantiles o en la negligencia parental. Según este punto de vista, la homosexualidad es un trastorno psicológico, caracterizado por una alteración de la inclinación sexual y de la identidad. Como consecuencia, para la psicología como ciencia surge la clara obligación de cuestionar si un estilo de vida homosexual y la identidad social asociada a él pueden considerarse realmente saludables. La investigación debería seguir asumiendo la responsabilidad de estudiar las causas, la estructura y los posibles enfoques terapéuticos. En este contexto sería una actitud degradante y moralmente cuestionable negar un tratamiento a quienes desean liberarse de la homosexualidad por iniciativa propia, o afirmar de manera general que no se trata de una enfermedad curable.

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir. Ayrıca eşcinsellik; özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve (anne-baba) ihmallerin bir sonucu gelişen bir durumdur. Bu açıdan baktığımızda da eşcinsellik ruhsal bir bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur. Bu neden psikoloji biliminin eşcinsel yaşam tarzının ve toplumsal kimliğin sağlıklı olup olmadığını ayrıştırma, eşcinselliğin nedenini, yapısını ve tedavisini araştırmaya devam etme sorumluluğu vardır, olmalıdır, olacaktır. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkanı sağlamamak, "bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir" demek gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur.
 https://escinselterapi.net/forum/index.php?board=24.0
16
No es nada raro que los homosexuales experimenten sentimientos de culpa, inquietud, soledad o incluso depresión así como estados intensos de tensión. A menudo, las personas afectadas sufren una gran carga de sufrimiento psicológico cuando se sienten obligados a llevar a cabo actos homosexuales que contradicen su propia naturaleza y su identidad interior, o cuando no pueden controlar ese impulso. Asimismo, la homosexualidad no debe entenderse como la expresión de una elección libre, sino como un desarrollo que, con frecuencia, tiene su origen en traumas infantiles o en la negligencia parental. Según este punto de vista, la homosexualidad es un trastorno psicológico, caracterizado por una alteración de la inclinación sexual y de la identidad. Como consecuencia, para la psicología como ciencia surge la clara obligación de cuestionar si un estilo de vida homosexual y la identidad social asociada a él pueden considerarse realmente saludables. La investigación debería seguir asumiendo la responsabilidad de estudiar las causas, la estructura y los posibles enfoques terapéuticos. En este contexto sería una actitud degradante y moralmente cuestionable negar un tratamiento a quienes desean liberarse de la homosexualidad por iniciativa propia, o afirmar de manera general que no se trata de una enfermedad curable.
17


Das ist keine Wissenschaft, sondern Pseudowissenschaft, verpackt in komplizierte Worte und veröffentlicht in einem Internetforum.

Homosexualität ist keine psychische Störung, und es gibt keine belastbaren wissenschaftlichen Belege dafür, dass sie in der Regel durch Kindheitstraumata, Vernachlässigung oder eine „gestörte Identität“ verursacht wird. Diese Behauptungen werden seit Jahrzehnten benutzt, um Vorurteile mit einem wissenschaftlichen Anstrich zu versehen.

Dass manche homosexuelle Menschen unter Schuldgefühlen, Angst oder Depressionen leiden, beweist keineswegs, dass Homosexualität krankhaft ist. Wenn Menschen ständig hören, ihre Liebe sei falsch, unnatürlich oder müsse „geheilt“ werden, ist es nicht überraschend, dass dies psychische Belastungen verursacht. Die Ursache ist dann nicht ihre sexuelle Orientierung, sondern die Ablehnung, Ausgrenzung und Homophobie, denen sie ausgesetzt sind.

Natürlich sollte jeder Unterstützung erhalten können – sei es für persönliche Entscheidungen, Beziehungen oder ein zölibatäres Leben. Aber Therapien, die behaupten, die sexuelle Orientierung eines Menschen „heilen“ zu können, beruhen auf einer unbegründeten und entwürdigenden Annahme: dass mit homosexuellen Menschen grundsätzlich etwas nicht stimmt.

Ein Link zu einem Internetforum macht Propaganda noch lange nicht zu Psychologie. ;D


https://www.facebook.com/share/p/1By4DbvkC6/



18
Cesaretimi topladığımda sizi arayacağım. Yine de o zamana kadar fikri olanların görüşlerini paylaşmasını rica ederim.
20
Sitede paylaşılan yazıları ve hayat hikayelerini okuyorum. Maalesef bazı kardeşlerimizin geçmişinde taciz gibi acı deneyimler var. Diğer anlatılanlar ise genellikle benim kendi hayatımla da örtüşen, cahil bir aile yapısı ve benzeri zorluklardan oluşuyor. Ancak benim bir sorunum daha var Penis büyüklüğü konusunda kendimi yeterince erkek hissetmiyorum. İnternette okuduğum ve uzman doktorlardan dinlediğim kadarıyla 9 cm ve üzerinin yeterli olduğu söyleniyor. Benimki ise 12 cm. Buna rağmen bir türlü bunun yeterli olacağına kendimi ikna edemiyorum. Acaba kadınlara karşı erekte olamamamın veya cinsel istek duyamamamın sebebi zihnimdeki bu endişe ve kuşkular olabilir mi? Çünkü duygusal olarak kadınlara karşı yoğun hisler beslememe rağmen, cinsel olarak maalesef bir istek hissedemiyorum. Kafamda, Ne kadar büyük penis o kadar çok erkeklik gibi bir ön kabul var. Sanki gerçek erkeklik kocaman bir penise sahip olmayı gerektiriyormuş gibi hissediyorum. Belki bu düşündüklerime güleceksiniz, belki beni ayıplayacaksınız ama zihnimden bu fikri atamıyorum. İleride bir partnerim veya eşim olduğunda onu asla mutlu ve tatmin edemeyeceğimi, bana saygı duymayacağını, beni yetersiz bulup aldatacağını veya terk edeceğini düşündüren vesveseler adeta beynimi tırmalıyor. Belki bugüne kadar binlerce danışan görmüş biri olarak, sevgili Hüseyin Bey, lütfen bu konuda beni aydınlatır mısınız?
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10